25 08 2011

Yaşar KEMAL-İnce Memed 1 (S. 251-275)

"inanma bu namussuzlara, güvenme bunlara. Durmuş Ali Emmine de güvenme. Bunlar hep o gavur Abdinin adamları. Belki şimdi, seni ahıra sokarlar, arkasından da gider candarma-ya haber verirler. İnanma onlara. Durmuş Ali Emmine de güvenme. Onun için ben, gider, iki gün değirmenin orda beklerim. Candarmalar gelirken size haber ulaştırırım. Dışarı çıkar kaçarsınız. Yaa Memedim sana kötülük gelmesini bir ben istemem bu köyde. Sen Dönemin bana teberiğisin. Senin baban ne iyi adamdı! Sen onun bana teberiğisin. Yatağınızı yaptırayım ahıra! Hemen yatar mısınız?"
"Uykusuzluktan öldüm Hürü Ana," dedi Memed, "öldüm. Üç günden beri..."
Hürü:
"Vay," dedi. "Benim gözüm önüme aksın. Vay!" dedi.
Kadınlara bağırdı:
"Gavurun kızları, gavurun kızları! Çocuklar uykusuzluktan oluyorlarmış da bizim haberimiz yokmuş. İneklerin eski ahırına yatak götürün. Samanların üstüne serin."
Recep Çavuş:
"Oyyy," dedi. "Oy anam!"
Memed:
"Ne oldu Çavuş?" diye sordu.
Çavuş:
"Baksana boynuma. Nasıl da şişti! Baksana! Omuzlarımın arası almıyor."
Memed:
"İlaç yaparız şimdi."
Hürü:
"Sana şimdi Hürü Anan bir ilaç yapar ki, hiçbir şeyciğin kalmaz."
Yataklar çabucak ahıra götürüldü. Misafirler de arkasından ahıra gittiler. Ahırın orta direğinde küçücük bir çıralık asılıydı, ipil ipil yanıyordu. Ahır yarısına kadar samanlarla doluydu. Saman kokusu insanın genzini yakıyordu. Saman kokusu bir hoş, tozlu bir kokudur. Bir tarafta da tezek yığılıydı. Tezekler de acı kokar. Ahırın tavanı örümcek ağlarıyla doluydu. Örümcek ağlarına saman çöpleri yapışmıştı, sarkıyorlardı. Binlerce
i 25i . ORHAtt KEMAL
I İL HALK KÜTÜPHANESİ
saman çöpü... Kadınlar kapıyı kapayıp çıktılar. Küçücük pencereden alacakaranlığın ilk ışıkları sızıyordu. Şafak attı atacak.
Yataklar samanların üzerine yapılmıştı. Cabbar yatağın başında durmuş, gözleri kapalı esne babam esne ediyordu. Recep Çavuş, kaldırdı kendisini yatağın üstüne attı: "Ben yanıyorum çocuklar," dedi. "Hepimiz uyumayalım. Birimiz nöbet tutsun." Memed:
"Siz uyuyun," dedi. "Ben nöbeti tutarım." Memed kederinden ölüyordu.
Cabbar, yatağa girer girmez uyudu. Recep Çavuş inliyordu.
Memed, tüfeğini almış samanlığın üst başına çıkmış, başını dizleri üstüne koymuştu.
Öğleye doğru Hürü, misafirlere yemek getirdi. Çavuş daha inliyordu. Bunu gören Hürü: "Tüh," dedi, "unuttum." Memed:
"Neyi unuttun Hürü Ana?" diye sordu. Hürü Recebi göstererek: "Bu kardasın yarasının ilacını..." Hemen geri gitti.
Onlar, yemeği bitirmişlerdi ki, Hürü, elinde tüten bir kapla geldi.
"Bu ilacı babam yapardı. Vurulanları hemencecik iyi ederdi bu ilaç. Ben de kardaş için yaptım."
Recep Çavuşun yarasını çabuk çabuk çözmeye başladı. Elleri alışkın ellerdi. Sargılar yaraya yapışmıştı. Açmak kolay olmadı.
Hürü:
"Vay benim kardaşım," dedi, "yaran da azmış. Vay benim kardaşım!"
Recep Çavuş dişlerini sıkarak inliyordu. Hürü yarayı ilaçladı. Tertemiz sardı. Recep Çavuş:
"Ellerine sağlık bacı. Güzel ellerine sağlık," dedL "Rahatladım."
252
Cabbar Memede:
"Sen de yat kardaş," dedi. "Ben beklerim."
Hürü:
"Ben de değirmenin oraya gidiyorum. Bir gavurluk yapmasın bunlar. Candarmaları öteden görür görmez size haber ulaştırırım. Bu evde Memedime kimse kötülük edemez. Güzel Dönemin oğluna... Varır değirmenin oraya giderim. Bakarım candarmaların yoluna."
Memed yatağa girdi ama, bir türlü uyku tutmuyordu. Günlerdir uykusuz, günlerdir yorgundu ama, gene de uyku tutmuyordu. Anasının ölümü, Hatçenin mahpusluğu çok koymuştu ona. Memed, bunca felaketlerin altında bunalmış gibiydi. Boğulacak gibi oluyordu bazı bazı. Yüreği ateş aleve kesmişti. Kendisini bir düşünceye kaptırıyor, bir daha kurtaramıyor-du. Neden olursa olsun, bazan kendisinden, insanlardan, arkadaşlarından, her şeyden ürküyordu. Ama içinden geçen hiçbir şeyi, hiç kimseye belli etmiyordu.
Gece yarısı olmuştu ki, Cabbar onu uyandırdı:
"Uykum geldi/' dedi. "Nöbeti al."
Memed zaten uyumamıştı. Kalktı. Tüfeğini kucağına aldı. Yataktan çıktı. Samanın tepesine gitti oturdu. Dizlerini göğsüne doğru çekip, başını üstüne koydu. Düşüncelere daldı gitti.
Sabaha karşı biraz dalmıştı. Samanlığın kapısı açılır açılmaz tüfeğine davrandı.
Durmuş Ali:
"Ne o İnce Memed, beni mi vuracaksın?" diye gülümsedi.
Memed karşılık vermedi.
Durmuş Ali:
"Kör Ali, Topalı aldı getirdi. Evdeler. Uyandır arkadaşlarını da eve gel. Topal Aliye işi anlattım. Çok korkuyor. Korkusundan ölecek. Bizim avrat da Topala etmediğini koymadı. Herifin üstüne atılıp yüzüne tükürdü. Seni İnce Memed öldürmezse, ben öldürürüm, dedi. Topalda öd kalmadı bunun üstüne. Beni öldürtmek için mi getirdin, diyor, tir tir titriyordu. Korkusundan ölecek."
Memed, Topal Alinin geldiğini öğrenince, yüzünde inceden bir sevinç dolaştı. Cabbar da uyanmıştı. Çavuşu uyandır-
253
mayalım diye düşündüler. Kızacağını düşünerek uyandırdılar sonra.
Cabbar:
"Kalk," dedi, "Recep Çavuş. Kalk! Ünlü izci Topal Ali gelmiş. Onunla konuşmamız gerek."
Recep Çavuş boynunu tutamayarak: "Topal Ali mi?" diye hayretle sordu. "Topal Ali mi?" Cabbar:
"İzci Topal Aliiiii..." diye uzattı. "Topal Aliiii..." Recep Çavuş:
"Vay anasını," dedi. "Vay anasını! Demek geldi ha? Oy... oy... oyyy. Boynum kırıldı." Cabbar:
"Noluyor Recep Çavuş? Etme canım!" Memed:
"Kalkın," dedi. "Varalım şunun yanma." Recep Çavuş:
"Bekleyin," dedi. Giyitlerini çırpmaya başladı. Gümüş savatlı takımlarını yerli yerince düzeltti. Bıyıklarını uzun uzun burdu. Gümüş tarağını çıkarıp, saçlarını düzgünce taradı. Gönlü götürüp de ayaklarına bir türlü bakamıyordu. Ayak-kaplarının tabanı tamamen gitmişti. Fesinin tozunu koluyla aldı.
Cabbar dayanamayarak:
"Haydi Çavuş," dedi, "ayakkaplarımız azıcık kötü ya, ne yapalım?" Çavuş:
"Ne yapalım?" dedi.
Evden içeri girdiklerinde ocağın başında oturan Topal Ali ayağa kalkmaya uğraştı. Azıcık da kalkabildi. Sonra geri oturdu. Yüzü kül kesilmişti. Kör Ali:
"Getirdim Ali kardaşı," dedi. Memed: " *"
"Sağ ol," dedi.
Recep Çavuş dişlerini sıkarak Topal Alinin göçlerinin içine baktı:
254
I
"O izci deyyusu sen misin? Ulan hiç Allahtan korkmadın mı? Kuldan haya etmedin mi?" diye bağırdı.
Topal Ali, önüne, ocağın küllerine gözünü dikmiş kıpırdamıyordu.
Memed:
"Çavuşum sus," dedi. "Ben konuşayım Ali Ağa ile."
Çavuş hiddetle:
"Konuş bakalım! Sen konuş bu deyyus, namussuz, vicdansızla."
Memed, Topal Alinin yanma geldi, diz dize oturdu.
"Ali Ağa!" dedi, "sana işim düştü. Benimle azıcık dışarı çıkar mısın?"
Topal Ali olduğu yerde öylecene donmuş kalmış:
"Memedim, hiç böyle olacağı aklıma gelmediydi. Kıyma bana! Çoluk çocuğum var. Kıyma!" diye yalvardı.
Memed:
"Korkma! Dışarda sana gizli bir şey söyleyeceğim."
Topal Ali:
"Kıyma bana!" diye inledi. "Nolursun kıyma! Ben ettim, sen etme kardaş!"
Memed:
"Kalk ayağa da sana bir şey söyleyeceğim şu köşede."
Topal Alinin yüzünde bir damla kan kalmamıştı. Titriyordu:
"Nolursun," dedi, "kıyma bana! Öksüz koyma çocuklarımı. Tabanıym altını öpeyim Memed kardaş. Ben ettim, sen etme!"
Recep Çavuş kızdı:
"Eeee," dedi, "Topal deyyus, kırdığın ceviz kırkı geçti. Kalkma bakalım."
Yan tarafında asılı hançeri çekti.
Memed:
"Çavuşum," dedi, "dokunma şu adama."
Çavuş:
"Dokunmayalım" diye başını salladı. "Dokunmayalım kardaş. Bize ne? Al da başına çiçek diye sok Topal Aliyi."
Hançeri isteksiz isteksiz geri yerine soktu.
Memed:
255

"Korkma Ali Ağa," dedi, "sana hiçbir şey yapacak değilim. Seni vuracak olsam, oturduğum yerde de vururdum. Kulağına gizli bir şey söyleyeceğim."
Topal Ali:
"Çoluk çocuğumun vebaline kalma," diye ayağa kalktı. Topal ayağını arkadan sürüye sürüye damın karanlık köşesine gitti durdu. Onun arkasından Memed de kalktı, yürüdü, yanına vardı:
"Bana bak," dedi, "Topal Ali, bunca felaketi sen açtın başıma. Neyse. Yiğitlik de yaptın. Onlar geçti gitti. Biz şimdiye bakalım. Sen bir iz süreceksin."
Topal Ali:
"Vallahi," dedi, "senin meseleden sonra ben iz sürmemeye yemin ettim. Öldür beni. Yemin ettim süremem. Elimi bir daha kana bulaştıramam."
Memed:
"Sürmezsen, seni o zaman öldürürüm işte."
Topal Ali, boynunu büktü:
"Bunu bana etme!" dedi. "Allah aşkına etme!"
Memed:
"Süreceksin," dedi, "hiç yalvarıp yakarma."
Topal Ali:
"Bu da ne izi?" diye usulca sordu.
Memed:
"Abdi Ağanın izi," dedi. "Onu bulacaksın. Yılanın deliğinde, kuşun kanadının altındaysa da bulacaksın. Onu bulmazsan... O zaman işte..."
Topal Ali:
"Oooooh bre kardaş!" dedi, "bu muydu benden istediğin? İstediğin Abdi olsun. Cehennemde ise de bulur çıkarırım. Ya kasabada, ya Avşar köyünde, ya da Sarıbahçededir şimdi. Üç yerin birisinde... Gelin benimle Çukurovaya, elimle koymuş gibi bulayım onu. Bulayım da teslim edeyim o gavuru. O gavur benim evimi başıma yıktı. Yalana şahitlik etmedim diye. Çoluk çocuk aç kaldık, Çağşak köyünde. Elin içinde garip garip kaldım kardaş. O gavuru parça parça et. Onu bulmak için elimden ne gelirse yaparım. Eşkıya da olurum. Eşkıya olur seninle dağlarda gezerim."
256
Memed:
"Tamam," dedi. "Hadi gidip ocağın başına oturalım. Gerisini sonra konuşuruz. Söyleme kimseye. Durmuş Ali de çaktı jşi. Ama kimseye söylemez o."
Topal Ali:
"İsterse dünya duysun. Bana vız gelir. Şu adamın, köylüye, sana, Hatçeye, sonra da bana ettiği var ya yüreğime dağ gibi oturdu. Dünya duysun. Çok çok olmazsa alırım bir tüfek katılırım yanma. Vız gelir alimallah..."
Memed, ocağın başına geldi oturdu. Topal Alinin yüzü gülüyordu.
Durmuş Ali:
"Yüzün gülüyor Topal," dedi. "Yoksa yeni bir iz mi çıktı gene?" Topal:
"Yok," dedi, "Memed kardasın gönlünü aldım da ona seviniyorum."
Recep Çavuş, Cabbar, Topal Ali, Memed artık dört kişi olarak ahıra döndüler.
Samanlıktan çıkıp yola düştüklerinde daha gün doğmamıştı.
Memed:
"Sağlıcağlan kal Hürü Ana! Durmuş Ali Emmi, sağlıcağlan kalın cümleniz," dedi, yürüdü.
Köy yavaş yavaş uyanıyordu. Bir iki bacadan duman tüt-meye başlamıştı.
Hürü hışımla:
"Memed! Memed!" dedi. "O gavur Topalı kıyma gibi kıymazsan, o yezidi kıymazsan sana hakkımı helal etmem. Dönenin kemikleri de mezarında sızlar. Duydun mu dediklerimi?"
Durmuş Ali:
"Yolun açık olsun yavrum" dedi. "Bakma bu delinin sözlerine.
Topal Aliye döndü:
"Ali sen de kusura kalma. Avratların yaşlılığı da cip beter °luyor."
Köyün dışına çıktıklarında Topal Ali:
257
1
"O gavurun ölümünü gözümle göreceğim ha!" dedi, dudaklarını yaladı. Hoşuna gidecek bir iş olursa, hep dudaklarım yalardı.
"Beni iyi dinle Memed kardaş," dedi. "Sana çok kötülük ettim. Sana çok iyilik etmek isterim bundan sonra da. Bu gavuru temizledikten sonra da, sana yardım yapmak isterim. Sen merhametli, sen iyi bir çocuksun. Senin yerinde başkası olsaydı, beni çoktan öldürürdü. Sen anladın ki bunda benim suçum yok. Bak, bile bile yalan söyleyerek Hatçenin üstüne şahitlik etseydim, o zaman suçum büyük olurdu."
Recep Çavuş çoktandır söze karışmıyordu. Topala:
"Demek sen iyi iz sürersin?" diye sordu.
Topal:
"Sürerdim," dedi. "Sonra yemin ettim. İnsan izi sürmemeye yemin ettim."
Recep Çavuş:
"Hayvanlardan ne istersin öyleyse?"
Topal:
"Ağam," dedi, "geyik meyik izi sürerim gayri. Ava gidenlerle. Onu da yapmazsam ölürüm. Ben iz sürmesem ölürüm."
Cabbar:
"Yaa!" dedi.
Recep Çavuş gene bir:
"Vay anam vay!" çekti.
Asılı kayanın düzlüğüne gelinceye kadar bir daha ağızlarını açmadılar.
Yollara çiy düşmüştü. Buradaki toprak kırmızıydı. Bir de koku geliyordu topraktan. Çukurova kokusu gibi bir şey.
Recep Çavuş:
"Vay vay!" dedi. "Vay vay vay anam! Dizlerim kırılıyor.
Başımı tutamıyorum!" Cabbar: "Etme bre Recep Çavuş," dedi. "Ne oldu sana böyle?"
Recep Çavuş:
"Vay vay vay anam!" diye inliyordu boyuna.
Topal Ali:
"Yara çok şişmiş. Böyle olmaz. Gittikçe daha azar. Bir köye
258
inelim. Bu yakında Sarı Ümmetin evi var. İsterseniz oraya gidelim- İyi adamdır."
Recep Çavuş:
"Olmaz," dedi. "Bir yara için evlerde kalamam. O gavurun arkasını bırakamam." Sonra da kızdı. "Memed, Cabbar gelin buraya. Bu iz sürmede çetebaşılığı bana vereceksiniz. Ne dersem emrimden çıkmayacaksınız. Kabul mü?"
Memed:
"Kabul Çavuş," dedi.
Cabbar:
"Nolacaksa kabul," dedi. "Ne yapacaksın bakalım?"
Recep Çavuş:
"Emrime kim karşı koyarsa vururum," dedi. "Babam olsa vururum."
Cabbar:
"Peki," dedi, "ne yapacaksın? Kimse emrinden çıkmayacak. Yapacağını söyle."
Recep Çavuş:
"Karışma gerisine," dedi, Topal Aliye döndü:
"Topal Ali," dedi, "sen iyi iz sürersin. Bu Abdi gavurunun yerini bulmaya söz verdin."
Topal Ali:
"Söz verdim," dedi. "Söz vermesem bile onu ben öldürmek isterim. Çiğ çiğ yemek isterim ben onu."
Recep Çavuş:
"Şimdi gel karşıma. Söyle bakalım, sence nerededir Abdi şimdi?"
Topal:
"Şimdi yerini bilemem. Ya kasabada, ya Avşar köyündedir. Belki de ta Yüreğire inmiştir. Arayacağınızı biliyorsa, mutlak Yüreğir düzlüğüne inmiştir. Yüreğire eşkıya inemez. Düzlükte barınamaz."
Recep Çavuş:
"Peki, Yüreğire inmişse ne yapacağız?"
Topal Ali:
"Ben onu gözetlerim. Ne zaman Yüreğirden ayrılırsa, size haber veririm. Ben onun peşini bırakmam."
259
Recep Çavuş:
"Şimdi?" diye sordu.
Topal:
"Siz şimdi Sarı Ümmetin evinde kalırsınız. Ben Çukurova-ya iner, yerini bulurum onun. Gelir size haber veririm. Haydi Sarı Ümmete gidelim. Bize uzaktan akraba gelir. O gavur dinliyi de hiç sevmez."
İkindine doğru Sarı Ümmetin ormanlık bir tepedeki tek başına, yapayalnız kalakalmış evine geldiler.
Topal Ali Ümmete:
"İşte bizim İnce Memed bu," dedi, tanıttı.
Ümmet:
"Kardaş," dedi, "dağa çıktığını duydum da çok sevindim. Seni görmeyi çok arzuluyordum."
Topal Ali, onları öyle, evin avlusunda bırakıp gerisin geri
döndü, yürüdü.
San Ümmet arkasından:
"Bir kahve içip de öyle gideydin Ali kardaş," diye seslendi.
Topal Ali, dönmeden, kendi kendine söylenircesine:
"İşim var Ümmet kardaş," dedi. "Acele işim var."
Topal, ayağını ta arkadan sürüyerek hızlı hızlı, koşarcasına devrilip kalka kalka yürüyordu.
Gece, usuldan bir rüzgar esiyordu. Donuk bir ay vardı. Ağaçların arasından pare pare dökülüyordu.
"Kuşun kanadının altına saklanmışsa da bulurum onu," dedi kendi kendine.
Gözünün önüne, evinin yıkılışı geldi. Yıllar yılı çalışıp tertemiz yaptığı, donattığı evi bir saatin içinde Abdi Ağanın adamlarınca yıkılmış, viraneye çevrilmişti. Bunun üstüne dişlerini sıktı. Biraz daha hızlı yürüdü.
Kasabaya girdiğinde yeni yeni sabah oluyordu. Pazaryeri-ne geldi. Süpürgeci Muhacir Murat pazaryerini toz kaldırarak süpürüyordu. Muratın üşümüş bir hali vardı. Murata bir selam vererek kahveci Tevfiğin kahvesine aynı hızla yürüdü. Kahve daha yenice açılmıştı. Bir çay istedi. Tüten bir çay getirdiler. Heyecandan içi içine sığmayarak dükkanlar açılıncaya kadar kahvede bekledi.
260
Günün ilk ışıkları kasabanın ak taşlı kaldırımlarına dökülürken, Mustafa Emminin dükkanına gitti. Mustafa Emmi Ma-raşh, hoş, ak sakallı bir adamdı. Dükkanı daha açmamıştı. Ali dükkanın kapısına sırtını verdi oturdu. Bekledi. Önünden burnunu yere sürerek bir uyuz köpek geçti. Kör Hacının nal dövdüğü yer karşıdaydı. Az sonra Kör Hacı geldi, tezgahın başına geçti, türkü söyleyerek nal dövmeye başladı. Karşı duvarın dibindeki gübrelik buğulanıyordu. Gün iyice değince, buğu çekildi. Sonra da yukardan aşağı Mustafa Efendinin geldiği görüldü. Mustafa Efendi dükkanının kapısında Topal Aliyi görünce sabah sabah, güldü:
"Ne o Ali," dedi, "ne o? Hırsızın izini bizim dükkanın içine mi getirdin?"
Topal Ali gerinerek doğruldu:
"Öyle oldu," diye karşılık verdi.
Mustafa Efendi dükkanını açıp içeri girdikten sonra:
"Gel bakalım Ali, nerelerdeydin bre kardaşım? Hiç görün-medin."
Ali:
"Sorma," dedi. "Felaket üstüne felaket."
Mustafa Efendi:
"Duydum."
Topal Ali:
"Duyduğun gibi."
Mustafa Efendi:
"Abdi bunu iyi etmemiş," dedi. "Beş vakit namazında niyazında ama, iyi etmemiş. Sana yaptığı insanlığa yakışmaz."
Topal Ali:
"Abdi Ağa burada imiş duyduğuma göre," diye Mustafa Efendiyi yokladı. "Ne geziyor ola? O buralardaysa ben gezmeyim kasabada. Sonra başıma iş getirir."
Mustafa Efendi:
"Korkma Ali," dedi, "o canının derdine düşmüş. O çocuk var ya, eşkıya çıkmış. Gözü pek bir çocukmuş. Kasabada bile duramıyor. Dün geldi benden sigara, kibrit aldı heybesine yerleştirdi. Atı dörtnala kaldırdı. Aktozlu köyüne gitti. O köyden yer yurt alacakmış. Dinsizin hakkından imansız gelir. Sen te-
261
vekkel ol yeter ki... O sana etti. Bak, el kadar çocuğun önünden bucak bucak kaçıyor."
"Aktozlu köyünde kimin evinde durur ola?" Çaktırmadan bir daha yokladı. Mustafa Efendi:
"Kimin evinde olacak," dedi. "Muhtar Hüseyinin evinde. O akraba gelir ona."
Topal Ali, Aktozluda olup olmadığını iyice sağlamlamak için:
"O," dedi. "Aktozlu köyünü hiç sevmez. Çukurovaya inince dayısının oğlunun evinde kalır Sarıbahçe köyünde." Mustafa Efendi:
"Ne diyorsun bre Ali?" diye çıkıştı. "Adamcağız sapsarı kesilip kehribara dönmüş, tüm kanı çekilmiş. Dayısı oğlu gibi mazlum bir adama canını güvenir mi hiç? Ne hin oğlu hindir o Abdi! Duyduk ki, birkaç gün önce, o eşkıya çocuk Abdinin evini basmış. Çocuklarını öldürecekmiş, sonradan merhamete gelmiş, vazgeçmiş. Bir candarma müfrezesi gitti eşkıya çocuğun takibine. Adı İnce Memed miymiş ne. Bunu duyan Abdi çıkar mı Aktozlu köyünden? Muhtar Hüseyin yiğit adam. Ölmeden evinden misafir vermez. O, ne hin oğlu hin o! Hiç gider mi Sarıbahçe köyüne? Şimdi git, Hüseyinin ocağının başında bulursun onu. Elinle koymuş gibi." Topal Ali:
"Eden bulur," dedi. "O, bana etti, Allah da ona... Daha çok sürüm sürüm sürünür inşallah el kapılarında. Daha çok ecel teri döker."
Mustafa Efendi:
"Sen tevekkel ol," diye söylendi. "Sen tevekkel ol. Eden bulur."
Abdi Ağanın yerini tam tamına öğrenmesine karşın gene içi götürmedi. İnceyi boş yere getiririm de, şu Çukurovanm düzünde başını belaya sokarım diye düşündü.
Mustafa Efendiden biraz helva, karşıki fırından da bir ekmek aldı. Aktozlu köyüne doğru yola düştü.
Kasabayı çıkınca bir saat sonra Akçasazın bataklığı başlar. Bükler, orman misalidir. Pırıl pırıl Savrun çayı büklerin arasın-
262
dan kirlenerek geçer, Akçasazın çamuruna karışır. Aktozlu köyü Akçasazın kıyısmdadır. Sıtmaya yakalanmamış insanı yok gibidir.
Yalnızdutun kamışlığında yolunu şaşırır gibi oldu. Orada burada iz aradı. Bir çakal izini sürmeye başladı. İz, bataklığa bataklığa gidiyordu. İzi bulduğuna hem seviniyor, hem kızıyordu. İçinden, "çakal delirmiş," diyordu. Ama izi de bırakmıyordu. Çakala küfrede ede izisıra gitti. En sonunda iz onu kuraklığa çıkardı. "Bu köpoğlu çakalda iş var," dedi. "Bütün çakallar akıllı olur zaten..."
Uzun sözün kısası, ikinci gün kuşluk vakti, Aktozlu köyüne girdi. Köy, yirmi beş otuz evlik bir köydü. Köyün evleri tüm huğdu. Huğların üstünün otu yepyeniydi. Bütün bataklık köylerinin huğlarının üstü yeni olur. Bataklık yanlarındadır. Biçive-rir sazları, bağlayıverirler evlerin üstüne. Bataklığa uzak köylerin huğlarının üstünün otları güneş yiye yiye seyrelmiş, gü-müşlenmiştir.
Topal Ali Aktozlu köyünün ıssızlığına karıştı. Ortalıkta siniler sinek yoktu. Yalnız, çitleri bel vermiş küçücük bir huğun kapısından bir kadın başını uzatıp geri çekti.
Topal Ali:
"Bacı!" diye seslendi arkasından. "Hatun bacı, Hüseyin Ağanın evi nerede?"
Kadın, kapıya geri döndü. Köyün orta yerindeki yansı ot yarısı çinkoyla örtülü uzun bir huğu gösterdi. Ali, topal bacağını sürükleyerek, nefesi tutulacak kadar heyecanla eve doğru yürümeye başladı. Evin büyük kapısı açıktı. Bir an kapının önünde durdu. İçerdeki uzun boylu adam kapının önüne gelerek:
"Ne istiyorsun kardaşım?" dedi.
Topal:
"Ben Abdi Ağanın köylüsü olurum. Ona bir haber getirdim," dedi.
"Gir içeri."
Uzun evi bir uçtan bir uca geçerek kilim döşeli, ocaklığı gürül gürül yanan bir odaya geldi. Ocaklığın başında, ateşe doğru eğilmiş, usul usul tespih çeken, uyuklarcasına sallanan
263
Abdi Ağayı gördü. Odanın kapısında bir zaman bekledi. Abdi Ağa, gene öyle uykulu uykulu sallanıp duruyordu. Arkadan yetişen uzun boylu adam:
"Ağa," dedi, "sizin köyden biri gelmiş," Ağa, ağır ağır, oralı olmayarak başını kaldırdı. Gözlerini Alinin üstüne dikti. Ali, topal yanma devrilecekmiş gibi duruyordu. İlkin Ağa Aliyi tanıyamadı. Gözlerini kirpiştirerek baktı. Tanıyınca rengi attı. Bir şeyler söyleyecek oldu. Yarım kaldı. Ne dediği anlaşılmadı. Ali, onun yanına doğru yürüdü. Abdi Ağanın gözleri büyüdü. Elindeki tespih düştü:
"Gel bakalım yanıma oğlum Ali," diyebildi. "Köyden bir haber mi getirdin?"
Ali, yanma, ocağın yakınına oturdu. Abdi Ağa:
"De bakalım, bir haber mi?" dedi.
Ali ayakta duran adama doğru bir iki göz attı. Abdi Ağa anladı. Adama:
"Gizli konuşacaklarımız var, Osman. Sen azıcık çık hele." Uzun boylu adam çıktı, kapıyı kapadı. Abdi Ağa, ona iyice sokularak:
"Ne haber Alim?" dedi, sonra yüzü değişti, korkunç bir hal aldı.
"Yoksa," dedi, "yoksa şimdi de benim izimi mi sürüyorsun?"
Topal Alinin yüzünde öyle acılı bir hal vardı ki, ha ağladı, ha ağlayacaktı. Kocaman adam şimdi boşanıverecek.
"Ağam," dedi, "şu benim başıma gelmeyen kalmadı, şu iz sürme yüzünden. Yurdumdan oldum. Evimden barkımdan oldum. Canımdan olacağım şimdi de. Geldi beni Çağşak köyünde yakaladı İnce Memed, aldı sizin Değirmenoluğa getirdi. Diyordu ki, "Abdi Ağayı da yakalayacak, ikinizi bir arada öldüreceğim." Bir gece sizin eve girdi. Kapıyı kırdı. Evden bağırtı, şamata geliyordu. Bu arada ben kaçtım. Hösüğün evine gittim-Hösük arkama bağlı ellerimi çözdü. Hösüğe dedim ki, "Git git bakalım Ağamın evinde ne olup bitiyor?" Hösük gitti, geri geldi. "Ağa evde yok. Memed içerden kapıyı kilitlemiş, içeri kimse giremiyor, içerde kadınlar, çocuklar çığırışıyor," dedi. İki eşkıya
264
da düşmüşler köyün içine beni arıyorlarmış. Yaa Ağam. Ben oradan kaçtım. Köy bir kıyamet yerine dönmüştü, ben dışarı çıktıktan sonra. Çığırtılar ta aşağı dereden duyuluyordu. Bir çare bul buna diye, ben de sana geldim."
Abdi Ağanın yüzü soldu. Türlü türlü hal aldı.
Topal Ali bu arada ağlamaya başladı. Hıçkırarak ağlıyordu.
"Çoluk çocuğum Çağşak köyünde kaldı, Ağam. Benim bir taksiratım var mı? Ben nasıl giderim bir daha yukarılara? Bana bir akıl ver Ağam. Seni de düşünüyorum. Bu Çukurova köylüklerinde nolacak senin halin, Ağam! Biz neysek ne, senin halin öldürüyor beni. Koskocaman bir ağasın. Beş köyün ağasısm. Her yerde, bütün dağ köylüklerinde senin parmak kadar çocuktan kaçıp Çukurovaya saklandığın söyleniyor. Benim halim neyse ne Ağam. Senin haline ağlıyorum."
Abdi Ağanın yanakları, boynu kıpkırmızı kesildi, gözleri yaşardı:
"Ali yavrum," dedi, "sana kötülük ettim. Evini Çağşaktan getir köyüne. Sana bir kağıt vereyim, evden sana öküz, tohum versinler. Kusura kalma yavrum Ali. Var git evini getir köyüne."
Ali:
"Nasıl giderim yukarılara da, evimi köye getiririm? Öldürür o namussuz oğlu namussuz beni."
Abdi Ağa:
"Korkma ondan," dedi. "Çok yaşatmam onu dağda. Deli Durduyla arası açılmış. Deli Durduya haber gönderdim. Yakında Çiçeklinin çetesini de peşine takacağım. Korkma ondan. Onu keklik gibi avlatırım, canım sağiken. Hiç korkma."
Elini cebine soktu. Bir tomar kağıt para çıkardı. İçinden on kadar yeşil banknot çekti:
"Al oğlum Ali," dedi, "bunları da kendine harçlık et. Şimdi sana diyeceğim var. Sen doğru köye gideceksin. Eve söyleyeceksin. Koyun sürülerinden üçünü Çukurovaya çeksinler. Görünme o meluna. İstersen gece git. Kimse seni görmesin. Oradan yanaşmalardan birini kendi evine gönder. Çağşaktaki evini alsın getirsin köye. Sen de bana bizim çocuklardan bir haber getir. O melun ne yapmış bakalım çocuklara? Merak ediyorum! Bir yemek ye de düş yollara."
265
Topal Ali gene ağlamaya başladı:
"Etme Ağam/' dedi. "Beni yukarı geri gönderme. Elinden bir kurtuldum o melunun. Beni öldürür."
Abdi Ağa kızdı:
"Hemen düş yola! Dediklerimi yap! Korkma. Belki candar-malar şimdi onu yakalamışlardır. O eşkıyalığı ne bilir!"
Ali:
"Varayım gideyim Ağam," dedi. "Doğrusun. O eşkıyahğj ne bilir!"
İçerden yemek getirdiler Aliye. Ali, yemeği çabuk çabuk yedi, yola düştü.
"Varır giderim köye. Ağama bir haber getiririm."
Uçarcasına yol yürüyordu. Ayağının topallığını bile duymuyordu. Durup dinlenmeksizin bir buçuk günde Sarı Ümmetin evine vardı. Vakit gece yarısıydı. Usuldan bir ıslık çaldı kapıda. Ümmet ıslığı tanıdı. Dışarı çıktı.
"Hoş geldin kardaş," dedi. "Usul konuş. İçeri candar-maylan dopdolu. Seninkinin takibine gelmişler. Oradan dönüyorlar. Uyuyorlar şimdi. Asım Çavuş deli oluyor. Seninki-ler de samanlıkta keyfediyorlar. Onlara bir kuzu kestim. Senin şu İnce Memed de yaman, çelik gibi bir oğlana benziyor. Konuşmuyor. Hiçbir şeye karışmaz bir hali var ya, içi dolu olduğu belli. Gözlerinden belli. Yanıp yanıp sönüyor. Göreceksin, o bu dağların en namlı eşkıyası olacak. Gel seni oraya götür üyüm."
Samanlığa yürüdüler. Sarı Ümmet yerden iki taş aldı, üç kere çıt çıt ettirdi. Kapı hafifçe açıldı.
Topal Ali:
"Ben geldim," dedi.
Memed:
"Hoş geldin," dedi, içeri çekildi, girince kapıyı örttü. "Şu senin arkadaşın Ümmet yok mu Ali Ağa, çok yiğit bir adam. Çok iyi bir adam. Başkası olsa, çoktan bizleri ele verirdi. Can-darmalarla çoktan aramızda bir hır çıkardı. İyi ki geldin."
Topal Ali:
"Kardaş," dedi, "buldum. Aktozlu köyünde Hüseyin Ağanın ocağının başında oturup durur."
266
Memed sevincinden ne yapacağını bilemedi. Cebinden bir kibrit çıkarıp çaktı. Bu büyük bir yanlıştı. Çıralık eşiğin yanına konmuştu, buldu, yaktı.
Cabbarla Recep Çavuş köşede, ikisi bir yatakta uyuyorlardı. Usuldan vardı, Cabbarı dürttü. Cabbar hemencecik sıçrarca-sına gözlerini korkuyla açtı, yanındaki tüfeğini kaptı. Memed, tüfeği eliyle tutarak:
"Bir şey yok Cabbar," dedi, "benim."
Cabbar:
"Ne var?" diye sordu. "Bir şey mi oldu?"
Memed:
"Ali geldi," diye karşılık verdi.
Cabbar:
"Ali mi?" dedi.
Memed:
"Ali."
Cabbar:
"Bulmuş mu?"
Memed:
"Bulmuş."
Cabbar:
"İşimiz iş desene."
Memed:
"İşimiz iş."
Cabbar:
"Hemen yola. Öyle mi?"
Memed:
"Hemen yola."
Cabbar:
"Hemen yola ya, Recep Çavuşun hali kötü. Boynunu dön-düremiyor. Öleceğim diye korkuyor.
Memed:
"Ne yapalım öyleyse?"
Cabbar:
"Burada bıraksak onu."
Memed:
"Kalmaz. Başımıza iş açar."
267
Cabbar:
"Çare yok, uyandıralım." Memed: "Uyandıralım."
Cabbar, Çavuşu dürttü. Çavuş uykulu uykulu solundan sağma döndü. Cabbar: "Çavuş kalk," dedi. Çavuş:
"Yahu ben ölüyorum," dedi. "Ölüyorum işte." "Kalk Çavuş, kalk canım. Yola düşmeliyiz hemen." Ellerinden tutup yataktan doğrulttu. Çavuş mızırdanıyordu:
"Etme bunu bana. Ben ölüyorum diyorum size, ölüyorum."
Cabbar:
"Kalk gözünü sevdiğim aslan Çavuşum. Hani sen çeteba-şıydm! Çetebaşılık böyle mi yapılır?"
Elini bırakınca Çavuş yeniden yatağa düştü. Uyumaya başladı.
Memed:
"Fıkara," dedi, "günlerdir ilk defa uyuyor. Çırpınıp duruyordu."
Cabbar:
"Ne yapalım öyleyse? diye sordu. "Burada bırakalım mı?" Memed:
"Olmaz," dedi. Çavuşu bileklerinden tuttu kaldırdı. Kulağına eğilip birkaç kez bağırdı:
"Çavuş! Çavuş! Abdi Ağa Aktozlu köyünde imiş. Aktozlu-da, Aktozluda, Aktozluda... Ali şimdi geldi. Topal Ali geldi. Topal Ali."
Recep Çavuş gözlerini açtı.
"Nee?" diye sordu.
Memed:
"Abdinin yerini bulduk, Aktozluda."
Recep Çavuş:
"Topal Ali mi bulmuş?" dedi.
Memed:
268
"Topal Ali."
Recep Çavuş:
"Bulmasa onu vurmaya karar verdiydim. Yakayı kurtardı," dedi, ayağa kalktı. Yüzünü ağı yemiş gibi buruşturdu. Boynunun ağrısını belli etmek istemiyordu.
"Çocuklar," dedi, "yola düşmeden şu yaramı bir daha ilaçlayın. Recep Çavuş ömründeki en iyi şeyi yapacak. Abdi gavurunu öldürecek. Şimdiye kadar ne günah işledimse Allah indinde affedilir."
Topal Ali:
|| "Durun," dedi, "yarayı ben ilaçlayım." p Recep Çavuşun dizinin dibine oturdu. " Recep Çavuş:
"Ulan Ali," dedi, "eğer bulmasaydm onu, işin dumandı. Vururdum seni."
Ali:
"Bulduk işte," dedi, "fakir fıkaranın düşmanını. Verin cezasını."
Recep Çavuş:
"Öyle bir veririm ki," dedi. "Görürsün!"
Bir kundura boyası kutusundan merhem çıkaran Ali, yarayı onunla iyice sıvadı. Sonra da sardı.
Recep Çavuş:
"Haydi kalkın," dedi. "Çabuk olun. Dinsizin bir dakika yaşaması bile ziyandan."
O hızla kapıya çıktılar. Ümmete "Allahaısmarladık" demeyi bile unuttular, yola düştüler.
Cabbar:
"Bugünü de..." dedi.
Memed:
"Çok şükür bugünü de," dedi.
Ne yapacağını bilmiyor, içi içine sığmıyor. Tabana kuvvet önde uçar gibi yürüyordu. Topal Ali de arkasında.
Topal:
"Bana on lira verdi," diye olanı biteni, kıvırdığı yalanı anla-hyor, onları güldürüyordu.
Yalnızdutun oraya geldiklerinde açlıktan bitmişlerdi. Se-
269
vinçlerinden hiçbir yerde durmamış, gündüzleri saklanıp geceleri bayırlardan, büklerden yürümüşlerdi. Topal Ali:
"Korkmayın, size şimdi ekmek getiririm," dedi. "Bekleyin şu oyukta."
Yalnızdut köyüne girdi. Bir saat ötede, Anavarza kalesinin orada, Aktozlu köyü görünüyordu. Yarım saat sonra bir torba dolusu ekmek, bir torba da yoğurtla geldi.
"Yoğurdu çaldım," dedi. "Evin direğine asmışlar, bizim evden alıyormuşum gibi aldım."
Yemeklerini yediler, birer de sigara sardılar üstüne. Recep Çavuşun yarasının durulmaz bir halde olduğu yüzünden belli oluyordu. Ha bire dişlerini sıkıp yüzünü buruşturuyordu. Durmadan da söyleniyordu:
"Çetebaşı benim. Eğer işime karışırsanız bunda, gerisini siz düşünün. Bunca kötülük işledim. Bir de iyilik edeyim. Her dediğimi yapacaksınız anladınız mı?" Cabbara dönüyor: "Anladın mı Cabbar?" Memede:
"Anladın mı Memed?" Cabbar: "Anladım." Memed: "Anladım." Recep Çavuş:
"Şimdi gece oluncaya kadar burada bekleyeceğiz. Gece olunca da köyün kıyısındaki bükün içine girip saklanacağız. Siz hiç karışmayın. Ben buraları karış karış, taş taş bilirim. Anladınız mı? Taş taş. Şu görünen yer Ceyhanın adası, Anavarza-nm ardında Hacılar var. Hacılardan yukarı dağları tutarız, adamı öldürünce. En az bir bölük candarma gönderirler, vukuattan sonra. Kurtuluş zor olur. Ama benim gibi buraları bilen kimse yoktur. Delik delik bilirim. Zinhar dediğimden dışarı çıkmaya-sınız. Çolak birader dediğimi tutmadı da koca çeteyi mahvetti-Kendi de vuruldu. Çukurova demek, Recep Çavuş> demektir-- Bunu da aklınızdan çıkarmayasınız."
270
Bulundukları yer bir sel yatağıydı. Seller sütbeyaz çakıltaşla-fjru, çam kabuklarını, kamış, ağınağacı köklerini sürüklemiş buraya, hayıt çalılıklarının dibine yığmıştı. Bundan sonra gelen seller boyuna hayıt çalısına gelip durmuşlar, onu sökemeyip, ne ge-tirdilerse dibine bırakarak, üstünden atlayıp geçmişler, sığmayınca da yandaki tarlanın dibini oymuşlardı. İşte bu oyuktaydılar.
Akşam oldu. Gün indi. Bir sini gibi düz ovanın yüzünü yaldızladı. Bulutların kenarları da ışıklandı. Ovanın öbür ucuna yapıştı kaldı.
Recep Çavuş:
"Çoktandır," dedi, "güneşin Çukurovada batışını görmedim. Toprağın üstünde bir zaman durur, kızarır orada, kıpkırmızı kan kesilir. Birden batıverir sonra da. Durun da seyredeyim. Ben öleceğim zaten. Durun, durun seyredeyim."
Cabbar güldü.
Çavuş: „
"Neye gülüyorsun bre it südüğü?" diye kızdı.
Cabbar:
"Topal Aliye," dedi.
Çavuş sustu.
Derken gün battı. Karanlık kavuştu. Çavuş ellerini beline dayamış, güne karşı dikilmiş heykel gibi duruyordu.
"Öleceğim ölmeye. Çukurovada günün batışını bir daha gördüm ya..." dedi.
Yalnızdut düzünü geçtiler. Sonra bir bataklığa saplandılar. Bataklıktan kurtulunca, Aktozlu köyünün huğlarının ışıkları gözüktü. Ancak, o da birkaç evden ölgün ışıklar sızıyordu. Geri yanı tüm karanlığa gömülmüştü. Çok yorulmuşlardı. Sırtlarını bir çalıya dayayıp oturdular. Topal Ali bir cıgara yakacak oldu. hafif hafif inlemekte olan Çavuş gürledi:
"Topal deyyus," dedi, "şimdi yere sererim seni. Koy elindeki kibriti cebine!"
Topal hiçbir şey söylemeden kibriti cebine koydu. Recep Çavuş:
"Bir daha söylüyorum," diye keskin, sert söylendi. "Benim dediğimden dışarı her kim çıkarsa, babam olsa da vururum. Söylen çetebaşı ben miyim?"
271
"Sensin Çavuş," dediler.
Bunun üstüne Çavuş başını önüne eğdi bir yarım saat düşündü. Sonra başını kaldırdı. Memede döndü, sordu:
"Bu Topal Ali sonra da senin işine yarayacak mı?"
Memed:
"Yarayacak," diye karşılık verdi.
Recep Çavuş:
"Bir eşkıyaya Topal Ali gibi adam her zaman gerek," dedi, gene sustu. Uzun zaman sustu. Vakit geçiyordu. Cabbar dayanamadı:
"Ne o Çavuş," dedi, "uyudun mu?"
Çavuş buna çok içerledi:
"İtin eniği," diye dişlerini sıktı. "Bu ovanın yüzünde bir koca köyden adam alıp götürmek kolay mı? Uyumuyor, plan kuruyorum."
Gene daldı. Neden sonradır ki, uyanırcasına başını kaldırdı. Gözlerini teker teker herkesin karartısı üzerinde durdurdu. Yıldız ışığında hiçbirisinin yüzünü fark edemiyordu.
"Çocuklar," diye başladı. Sesi sıcak, bir ana şefkatindey-di. "Benim iş bitti bundan sonra. Bu yara beni iflah etmez, götürür. Bunu iyi biliyorum. Sizi düşünüyorum. Şu İnce Me-medi düşünüyorum. Onun yüreğinde iyilik var. Yıllar yılı, beş köyün erkeğinin içinden zalime kafa tutan, bir tek bu çıktı. Bunda iş var. Sağ kalırsam, onu gözüm gibi korurum. Ama öleceğim." Topala döndü. "Sen," dedi, "Topal akıllı adamsın. Üstelik eşkıya da değilsin. Memede çok yardım yapabilirsin."
Topal:
"Memede elimden geleni yapacağım. Evimin yıkılışı, köyümden kovuluşum yüreğime değirmen taşı gibi oturdu." Çavuş:
"Şimdi işe gelince, gece yarıya doğru Hüseyin Ağanın evine varırız. Kapıyı açtırırız. Abdiyi içerde vurur çıkarız. Yalnız Topal Ali bizimle gelmesin." Memed:
"Zaten gece yarıyı buldu, Çavuş," dedi. "Hemen ^gidelim-Olur mu? Hemen."
272
Çavuş ayağa kalktı. Fişeklerini düzeltti. Tabancalarının ağzına kurşun verdi. Bombalarını yokladı. Ceplerini araştırdı.
"Topal kibritini bana ver," dedi. "Ver de buralarda durma. Düş yola, nereye gidersen git."
Topal, kibriti çıkardı, verdi:
"Gazanız mübarek olun," dedi, arkasını döndü, yürüdü.
Memed:
"Gene görüşürüz. Sağ ol Ali," dedi.
Ali:
"Görüşürüz."
O, gözden yitip karanlığa karışıp gittikten sonra, onlar da köyün içine doğru yürüdüler. Serin bir poyraz esiyordu. Poyraz, köyün ot evlerinin saçaklarında ıslıklar çalıyordu.
Yarısı çinkolu evin önüne gelince durdular.
Çavuş:
"Kapıyı tıkırdat Memed," dedi. "Sen de Cabbar hazır ol. Yat sipere. Tümseğin ardına yat. Bu eve doğru kim gelecek olursa vur. Bakma gözünün yaşına. Gördüğün karartıyı düşür."
Memed yerden bir taş alıp kapıyı dövmeye başladı. Evin çinkoları yıldız ışığında donuk donuktu. Kapının tıkırtıları köyün ıssızlığını bozuyordu. Çok sonra, evin içinden bir erkek sesi geldi:
"Kim o? Bu gece yarısı kim o?"
Recep Çavuş:
"Benim," dedi, "kardaş Abdi Ağanın köylüsüyüm. Aç kapıyı, haber getirdim."
İçerdeki ses:
"Git de sabahleyin gel."
Tam bu sırada köyün öteki ucunda bir köpek havladı.
Recep Çavuş:
"Çok acele işim var. Ağayı mutlak görmeliyim şimdi. Açı-ver kapıyı kardaş!"
Adamın kapıyı açmasıyla kapaması bir oldu. Kapadı, arkasından da sürgüledi.
Recep Çavuş:
"Ah şu yaram," dedi, "yoksa içeri girerdim. Ah yaram. Amma zarar yok. Şimdi ben onlara kapıyı açtırırım."
273
Bütün gücüyle içeri bağırdı:
"Ben eşkıyaların başı Recep Çavuşum," dedi. "Duymadıniz-sa duyun. O gavur Abdiyi bana teslim edin. Etmezseniz siz bilirsiniz. Hüseyin Ağa filan tanımam. O gavur dinliyi teslim edin."
Memed de konuştu:
"Ben de İnce Memedim," dedi. "Anamın, nişanlımın intikamını almak için geldim," dedi. "Köylülerimin intikamını almak için. Fakir fıkaranın intikamını almak için. Onu çıkarın dışarı. O içerden çıkmadan biz buradan gitmeyeceğiz."
İçerdeki ses:
"Abdi Ağa yok bu evde," dedi. "Varın işinize gidin. Yok
burada."
Çavuş:
"Bana Recep Çavuş derler. Eşkıyaların piri. Almadan gitmem Abdi dinsizini. Memed!" dedi sonra da, "çıkar bombayı, koy kapının eşiğine. Kapıyı atalım."
Adam içerden bağırdı:
"Çoluk çocuk var içerde. Abdi yok evde."
Recep Çavuş:
"Öyleyse aç kapıyı."
Adam:
"Açamam."
Recep Çavuş:
"Memed," diye bağırdı. "Ateşle bombayı, koy kapıya."
Memed:
"Hazır Çavuşum," dedi. "Koyayım mı?"
Çavuş:
"Ne duruyorsun ya?" diye bağırdı.
Bu sırada içerden bir silah sesi geldi.
Çavuş:
"Yat Memed yere," dedi. "Yat! O dinsiz sıkıyor."
İçerden dışarı kurşun yağıyordu.
Çavuş:
"Memed, bombayı at," dedi. ^ *"
"Çoluk çocuğa kıymayın," diye bir ses geldi içerden. "Çıkıyoruz biz. Siz ne yaparsanız yapın. Abdi Ağa, sen de sıkma. Biz çıkalım da siz ne yaparsanız yapın."
274
İçerdeki kurşun durdu. Kapı açıldı. Uykulu çocuklar, don gömlek titreyen kadınlar dışarı döküldüler. Çabucak evden uzaklaştılar. En sonunda evden çok yaşlı bir adamla, iki delikanlı çıktı.
Yaşlı adam:
"İşte içerde Abdi. Varın hesabınızı görün."
Bunu der demez içerden gene bir yaylım ateşi başladı. Abdi çok çabuk kurşun sıkıyordu.
Silah sesini duyan köylüler Hüseyin Ağanın evine doğru geliyorlardı. İçlerinden biri: "Eşkıyalar basmış," dedi. Bunu duyan köylüler evlerine doğru koşmaya başladılar. Bir dakika içinde ortalıkta kimse kalmadı.
Çavuş:
"Memed," dedi, "al kapıyı. Ver et kurşunu."
Memed:
"Ne faydası var?" dedi. "Herif içerde. Üçümüzü de vurur."
Çavuş:
"Demek vurur!" diye alay etti. "Ben ona şimdi gösteririm. Sen kurşunla kapıyı. Söze karışma. Ne diyorsam onu yap. Eksik etme kapıdan kurşunu."
Bütün sesini bir araya toplayarak, bağırdı:
"Demek Abdi, elime ayağıma düşmek dururken, kurşun atarsın bana? Saklanıp evin içine, kurşun atarsın. Ben sana gösteririm."
Evin poyrazdan yanma gitti.
Memed kapıdan kurşunu eksik etmiyordu. Çavuşun ne yapacağını da merak ediyordu.
Abdi Ağa da içerden onlara doğru kurşun sallıyordu. Cab-barsa yönünü köye dönmüş, kımıldamadan yatıyordu. Memed, kapının yanma saklanmasaydı, çoktan kurşunu yemişti.
Ortalıkta ne kadın, ne çocuk hiç kimse kalmamıştı. Köy girdikleri zamanki gibi gene ıssız.
Aradan epey zaman geçti. Memed, ha bire kapıya kurşun sıkıyor. Bunun sonu neye varacak? Çavuş gitti evin ardına, gelmedi. Bir ara Memed boş yere kurşun sıkmaktan bıktı, kesti. Evin arkasından Çavuş bağırdı:
"Kesme kurşunu ulan. ****** çocuğu kesme kurşunu."

Yaşar KEMAL-İnce Memed 1 (S. 251-275) 
 

175
0
0
Yorum Yaz