07 12 2012

Yılmaz Güney hakkında gerçekler ve yanılsamalar

  Yılmaz Güney hakkında gerçekler ve yanılsamalar 27EYLÜL2010 Ağustos ayında, Zeki Demirkubuz ile Firuzağa’da Yılmaz Güney’i konuşuyoruz. Söz dönüp dolaşıp Nihat Behram’ın kitabına geliyor. Benim tezim Behram ile Güney arasında gerçek anlamda bir efendi/köle diyalektiğinin işlediği üzerinde. Demirkubuz da buna katılıyor, kölenin eseri ve tanıklıklarının Güney’i anlamak için işlevli olduğunu savunuyor. Portrenin çıplak olduğunu belirtiyor. Şurası önemli, buradaki köle/efendi diyalektiği bir zenginlik, bir soyluluk ya da bir eğitimden kaynaklanmıyor. Buradaki ilişkinin zembereğinde, sanatsal yaratıcılık, bütün zor koşullara rağmen, bir insanın direnişi en uygun mevzilere ve eserlere dönüştürme inadı, en önemlisi de bir iç dünya zenginliği açısından ortaya çıkıyor. Yoksa aslında diploma açısından bakarsanız ya da ailenin kökeni açısından bakarsanız, efendi gibi duranı Behram’dır. Ve tipik bir durum olarak Behram, yurtdışına çıktıklarında, büyük işler başarmış adam edasına büründüğünde herhalde yediği tokadın etkisiyle, efendisinin “kirli çamaşırlarını ortaya dökmeyi” büyük bir marifet saydı. Ama tarihin diyalektiği burada da işlemektedir: Ortaya dökülenler, yalnızca Behram gibi bakıldığında kirliydi. Anlatılmayanlar, ya da ortadaki gerçek çatışmayı derinliğine kavrayanlar için bir insanın nasıl korkunç koşullarda böylesi eserleri üretebilmesi arasındaki mesafeyi gösterdiğinden Yılmaz Güney’in gerçek bir ‘masal kahramanı olacak denli’ işler yaptığını, nihai olarak ise inadının, isyanının, öfkesinin, meşruiyetinin, erdeminin göstermektedir. Elimizde iki seçenek var, korkunç koşullar... Devamı