19 07 2011

Özrünü Kabul Edemeyeceğiz Cengiz Çandar…

Özrünü Kabul Edemeyeceğiz Cengiz Çandar…

Dünkü Radikal’de Yıldırım Türker, Bianet’e atfen, 18 yıl önce Sivas katliamından sonra kimlerin neler yazdığını ortaya koymuştu. Nazlı Ilıcak ve Mehmet Barlas gibi yazarların arasında Cengiz Çandar’ın da adı geçiyor ve o günkü yazısından alıntı yapılıyordu.

Bugün Cengiz Çandar, Radikal’deki köşesinde “Madımak”ı Unutmamak” başlıklı bir “özür” yazısı yazmış ve şöyle demiş:

“Katliamın kitlesel çatışma potansiyeli taşıdığının farkında olarak, ‘İslamcılar”ı özellikle eleştiri oklarına bilinçli olarak hedef kılmadım. Yazı yayımlandıktan sonra ‘İslamcı’ diye tanımlanan çevrelerden ‘dikkatli’ ve ‘sorumlu’ davrandığım için övgüler aldım.

Övgülerden etkilenmedim. Tam tersine, o yazı içimde hep bir sıkıntı yumrusu olarak kaldı. Ve, uzun meslek hayatım boyunca, isabetini savunmakta kendime karşı zorlandığım pek az sayıda yazının başında geldi.

İki nedenle: 1) Birçok gözlem doğru olmakla birlikte, Aziz Nesin’e haksızlık ettiğimi ve yakışıksız sıfatlar kullandığımı düşündüm.[1] Öyle yapmam yanlıştı; 2) Kimin provakasyonda payı ne olursa olsun, 37 kişinin canını alan öylesine bir kundakçılık olayında “siyasi denklem” kurmayı değil, “vicdanın sesi”ni dinlemeliydim. Ölenler –üstelik ölüm biçimleriyle – bağrımı yakmıştı ama bu duygum, ne yazık ki, yazıya yansımamıştı.

Yanlışlar insanın peşini bırakmaz. O yazının belki gözlemleri değil ama ruhu yanlıştı… O yazının yanlış ruhundan ötürü incittiklerim olmuşsa, hepsinden özür dilemeyi borç bilirim.”

Gerçekten özür dilemek büyüklüktür. Ama gerçekten özür dilemek aynı zamanda büyük bir ruhu ve cesareti gerektirir. Eğer bu yoksa, eğer bu büyük dönüşüm yaşanmamışsa dilenen özür, karanlıkta iş görürken aniden yanan ışıkların ortasında kalıveren hırsızın özür dilemesine benzer: “Yakalandım, özür dilerim.”

Birinci nokta şudur: Acaba Bianet ve Yıldırım Türker Madımak katliamının 18 yıl önceki belgelerini ortaya dökmeselerdi Cengiz Çandar yine özür dileyecek miydi? Eğer böyle bir yakalanma durumu olmasaydı, kendiliğinden bunu yapsaydı samimiyetine bir nebze inanmamız mümkün olabilirdi. 18 yıl boyunca içindeki o “sıkıntı yumrusu”yla nasıl yaşayabilmiştir? Neden bu sıkıntısını ve özrünü 17 yıl boyunca ertelemiştir? “Peşini bırakmayan” yanlıştan neden daha önce kurtulma yoluna gitmemiştir?

İkincisi, Cengiz Çandar, “özür dilerken” bile kendini savunmayı ihmal etmiyor: “Katliamın kitlesel çatışma potansiyeli taşıdığının farkında olarak, ‘İslamcılar”ı özellikle eleştiri oklarına bilinçli olarak hedef kılmadım.” Bravo vallahi yanlış yaparken bile “doğru”lardan hareket eden bir politik şahsiyetle karşı karşıyayız. Artık Komünist Partiler bile günümüzde bundan daha samimisini yapıyorlar. Cengiz Çandar öyle bir politik kişiliktir ki, yanlışının bile bir değeri vardır. Bak sen! Böyle yanlış şeyler yazmasının nedeni meğer “kitlesel çatışma potansiyelini” dikkate almasıymış. Eğer İslamcıları eleştirirse bunun kitlesel çatışmalara katkısı olacağını anlayıp bunu yapmaktan imtina etmiş, Aziz Nesin’e yüklenmek daha kolayına gelmiş. Gerçi daha sonra sıkıntısını kendi içinde 17 yıl boyunca bir kanser hücresi gibi taşımış ama politik yanlış yapmaktan ve “memleketi bir kitlesel çatışmaya” sürüklenmekten korumuş.

Üstelik yazının “birçok gözlemi” doğruymuş. Yani yazının politik yöneliminde bir hata yok, yalnızca “ruhu kötü”. Kaldı ki, “ruhu kötü” olan Cengiz’in kendisi değil, yazı. Çok ilginç bir şekilde Cengiz burada da usta bir politikacı olarak “kötü ruhu” kendi içinden çıkartıp yazıya yüklüyor. Oysa dürüst olsaydı, “yaptığım gerçekten kötü ruhluluktu ve ruhumun bu kötülüğü aynen yazıma yansımış” derdi.

Aslında yazısını öz olarak savunmaya devam ediyor. İşte şu cümlecik: “Kimin provakasyonda payı ne olursa olsun…” Dipnotta verdiğim cümlesine bakınız. Orada da Aziz Nesin’in “provakasyonun”dan söz ediliyor. 18 yıl sonra aynı bakış bu sefer “ne olursa olsun” ekiyle araya sokuşturuluyor. Yani yazısının temel tespitinde ısrarlı. Aziz Nesin’in “provakatörlüğü” hakkındaki hüküm varlığını devam ettiriyor. O zaman kimden, ne diye özür diliyorsun ki? Aziz Nesin”e “bunak”, “aptal” dediğin için mi? Boş ver, üstü kalsın. Aziz Nesin’e değmez bile o laflar, zaten değmemiştir de. Ama dönüp dolaşıp sana iade edilmiştir kamu vicdanı tarafından.

Aslında Cengiz Çandar’ın içi yanmış ama bu iç yanması yazısına yansımamış. Yani aslında içsel olarak iyi bir insanım da bunu yazıya yansıtamamışım demeye getiriyor. Şecaat arzederken merdi Kıpti sirkatin söyler diye bir söz vardır. Eğer dediği gibi içinden böyle bir acı duyup da bu yazıyı yazmışsa aslında Cengiz’in suçu daha da büyüktür. Buna bile bile lades demek denir. İçinden ne olup bittiğini biliyor ama politik hesapları dolayısıyla tersini yapıyor. Bundan daha kötü bir ruh olabilir mi?

Cengiz Çandar, “yanlışını” ortaya koyarken bile “doğrusunu” göstermekte de pek mahir. Şu cümleye bakın: “…isabetini savunmakta kendime karşı zorlandığım pek az sayıda yazının başında geldi.” Yani aslında hep doğru yazılar yazardı, çok az yanlış yazı yazmıştı hayatında. Hatta “yanlış” da denemez. “İsabetini savunmakta zorlandığı” yazılar bunlar. Yani yanlışlığı, doğruluğu bir hayli tartışmalı yazılar. Hem de o kadar az sayıdaki. Bravo Cengiz Çandar!

Bütün bunlara rağmen Cengiz Çandar’ın özrü kabul edilebilirdi belki. Ama yok yok. “’…siyasi denklem’ kurmayı değil, ‘vicdanın sesi’ni dinlemeliydim” diye yazdığı bir yazıda bile siyasi denklem kurmaya devam eden ve Alevi sorusunu üzerine ahkâm kesen, varlığı safi politik ihtirastan oluşan bir yaratığın samimi bir şekilde özür dilemesini beklemek gerçekten saflık olur.

Cengiz Çandar’ın samimiyetine bir tek koşulda inanabilirdim. Kalemini kırdığı zaman. İşte o zaman saygıyla eğilirdim onun önünde.

Ucundan kan damlayan kalemleri ancak kırılmak paklar.

Gün Zileli

5 Temmuz 2011

www.gunzileli.com

gun

Arşiv

19/7/2011: Özrünü Kabul Edemeyeceğiz Cengiz Çandar…
19/7/2011: Çankırı-Dersim…
19/7/2011: Kendi Eliyle Kendi Defterini Dürmek!
19/7/2011: Belgeler ve Murat Belge’ler!!!
19/7/2011: Analar… ve Oğullar… (Münir Aktolga, İrfan Uçar)
18/7/2011: Sezgin Tanrıkulu CHP'den veto yedi
18/7/2011: Enver Gökçe - Şiirler
18/7/2011: Enver Gökçe - Şiirler
17/7/2011: Türkiye'nin en güzel küfür eden adamı...
22/4/2011: İzmir kitap Fuarı'nın onur konuğu Refik Durbaş
20/4/2011: GENÇ OSMAN OYUNU NE ANLATIYOR
17/4/2011: Bugün böyle görünüyor ama...
8/4/2011: Hukuka bir 'Haller' olunca
8/4/2011: Böcekler dahil tüm canlılar öldü
8/4/2011: Örgütsel bozulmanın anatomisi

2011

Temmuz 2011
Nisan 2011
Mart 2011

2010

Aralık 2010
Ekim 2010
Nisan 2010
Mart 2010
Ocak 2010

2009

Mayıs 2009
Nisan 2009
Mart 2009
Şubat 2009

2008

Aralık 2008
Ekim 2008
Eylül 2008
AlsahBlog  zileli@hotmail.com


 

9
0
0
Yorum Yaz