İkinciyeni Döneminde Dağlarca’nın Dili/ Ömer Demircan
3/4/2009 · Kategori: Edebiyat Arastirmalari
A. Şiir üzerine yorum ve incelemelerde ‘dil’ sözcüğünün en az iki anlamı var: ‘dil’, ‘anlatım’. ‘Dil’ yalnızca: “ses, bürün, ek, kök/sözcük” gibi sözel birimler ile onlar arasından biçimlenme, dizim özellikleri ile anlama uyan seçimi içerir. ‘Anlatım’ ise, düşünsel iletimde metin türüne, konuya, beklenen yoruma göre dilin nasıl kullanıldı-ğını gösterir. Bu yazıda ‘dil’ birinci anlamla kullanıldı.
Türk şiirinde ikinciyeni adı verilen bir dönem var. İncelemelere göre oluşumu (1954-1960) arasına denk geliyor. O yıllarda yönetimin uyguladığı baskı aydınlanma-yı toplumsal yaşamı çok olumsuz etkiledi. Acaba o dönemde Dağlarca’nın şiiri de yö-netimin baskısından etkilendi de, gerek dili gerekse anlatımı tutuldu mu? O etki aca-ba Ăsŭ (1955, 302 s.), Delice Böcek (DB,1957, 56 s.), Mevlana’da Olmak: Gezi (1958, 39 s.), Batı Acısı (BA, 1958, 178 s.), Hoo’lar (1960, 70 s.) adlı kitapları için-deki şiirlere de işledi mi? [2]
Bilen bilir. 1950-1960 yılları arası Halkevi kitaplıkları yokedildi. Yabancıdilde öğretime geçişle aydınlanma durakladı. Türkçe engellendi ama özleştirme durdu mu? Hayır, yürüyor. Özleştirme ne demek? “ (i) bir yandan yabancı sözcüklerin anlam-larını, öte yandan (ii) üretilen yeni kavramları Türkçe alımlı yeni biçimlere yükle-mek”, böylece sözlüğü zenginleştirmek demek. Ancak, Dağlarca’nın 1960 sonrasında okurları artınca, 1954-1960 şiirlerinin özleştirmeye ardıl katkı sağladığından, elbette düzyazıya, günlük konuşmaya yansımaların olduğundan da söz edilebilir.
Dağlarca: BA 69: ‘tan agaranaca’ (kadar), 132 ‘bir eğri otça’ (gibi) derken, “ağaranaca”, otça” gibi iki yeni kavram mı üretmiştir? Hayır, orada “-cA” ekinin kullanım alanını genişletmiş, uyuyan Türkçe biçimleri uyandırmıştır. Sözcük üretmiş olmak için yalnızca biçimin değil, kavramın da öncesiz olması gerekir. Bir şair yeni olan ne üretir? Yalnızca ‘düşünce’, ‘deyiş’ , ‘imge’ mi? Şair sözlüksel yeni kavram da üretir mi? Zor da olsa denemelidir.
Özgün Deyişler ile bağlaşımları şiirlerden kopararak vermek pek anlamlı ol-muyor. O amaçla, “ARTI GÜÇ” (Hoo’lar :s. 29) adlı şiiri bütünüyle alıyorum. /hoo/’nun anlamı üzerine kararı kendiniz verin.
1.a. Çekmek değil ağaçların maviliğe ettiği, 1.b. Kuşlar gökyüzünü iteler. 2.a. Anlamlar daha da büyürken sessizliği duyarım: 2.b. Bir köyü bir karanlığa bir kötü yön iteler. 3.a Dağlar nidecek abansa da denizlere, | 3.b. Kıyıları azgın dalga iteler. 4.a. Öyle doludur ki buğdayla yasla ovalardan; 4.b. Kağnılarım kırk bin yıldır öküzleri iteler. 5.a. İterken varlığım gövdemi ölüme, 5.b. Ölü beni yeryüzüne iteler.” (s. 29) |
Şiirdeki “artıgüç” gerileten güç demek. O nedenle bu işlemde varlıklar tersine konumlanmış gibi. Söylenmek istenen düşünce, koyu yazılı 2b ve 4b satırlarında. “Karanlık” ile cehalete, “kötü yön” ile inanca ya da yönetime gönderme yapılıyor. ‘Bir köy’ denilerek yargı ‘ulusal bütünlük’ten yalıtılmış, çünkü baskı var. “Kağnı” ile “öküz” 1950’ler Anadolu’sunda süregiden uygarlıkta geri kalmışlığı simgeliyor.
‘Hoo’ ne demek? Dağlarca ‘bağarı, ayrılmış, yaslar uzunluğu’ diyor. “Çocuklu-ğum köyde geçti. O zamanlar, çifte koşulmayan hayvanlar ikiye bölünürdü: sığırlar, mandalar: Sığırları güdene ‘sığırtmaç’, mandaları güdene ‘mandacı’ koyunları gü-dene de ‘çoban’ denirdi. Sabahları herkes danasını, ineğini ‘sığıra salar’, hepsi köy meydanında toplanınca da, sığırtmaç onları alır, ‘sığır yolu’ndan otlağa götürürdü. Sığırlar doğru yürüsün, yanlardaki ekili alana girmesin diye sığırtmaç durmadan: /hoo/, /hoo/ diye bağırırdı. Bu sesi duyan sığırlar otlak yönünde yürümeye başlardı. Yandaki tarlalara sapan olursa, /hoo/ sesi ile birlikte sığırtmacın sopasını sırtında hisseder, yönünü değiştirirdi”. Dağlarca bunu bilmez mi! Acaba kitaba neden /haa/, /huu/, /heey/,... diye ad vermemiş? Demek ki “ayrılmış, yaslar uzunluğu “ ile açık neden örtülmüş.
O ileti, öylece şiirlere sinmiş ama, çok kapalı bir biçimde. Gençlerin o dönem-de bu metni kılavuzsuz anlamaları hemen hemen olanaksız. Kendinize bir sorun: siz o şiiri kendikendinize böyle mi yorumlardınız? Ben yapamazdım. Doğrusu, Dağlarca’ nın “Artı Güç” adlı şiiri, Ece Ayhan’ın “Çapalı Karşı (1958) adlı şiirinden daha ötelen-miş, daha çekingen kalıyor.
Başkaca özgün deyiş örnekleri de var: DB 18: yokun gücü, 55 yeraltı gölgele-yin, içi yelli taş, Gezi: 18 Gider toprağın yatay acısı, gider bir ışık üstünde, 25 Ölü er-tesi değil, bir Pazartesi, BA 119 yoksu bir rahatlık, Hoolar: 59 Daha yükselemez ki olduğum, 73 Ölü susar adımı, ... .
Sözlüksel türetmelere gelince, çoğu “kadar, gibi, benzer” sözcüklerini kullan-maktan kaçınma amaçlı görünüyor. ‘Kadar’ (Ar) gibi alıntı bir sözcüğün yerine -cA, ile -cAk eklerini işletmek güzel bir dil-içi çeviridir. İnanın, Leylâ Erbil’in “ikinciyeni”sel (1959) “Hallaç” öyküleriyle karşılaştırılırsa, Dağlarca’nın türevleri çok az sayılır.
B. Dağlarca[3] askerî okulda okuduğuna göre, Atatürk devrimlerine bağlı kala-rak Dil Devrimi’ni benimsemiş, öztürkçe yazmıştır. 1933-1950 arasında subay oldu-ğuna göre ulusal çizgiden dışarı çıkması olanaksızdır. Kaldı ki, 1950-1960 arasındaki devlet görevi de ona izin vermezdi. Öyleyse Dağlarca, gerek 1938-1950 arasındaki askerî disiplinden, gerekse 1950-1960 arasındaki devlet göörevinden dolayı yöne-timlerin baskısından sakınmak zorunda. ‘Toplumcu-gerçekçi’ şiir yazamazdı; ‘Garip’ akımına da katılmamış; ancak onlardan etkilenmiş mi demeli? Gene de sorunlara ka-palı, ama belli-belirsiz tepkiler vermedi denemez. Dağlarca, ülke içi ve ülkedışı sorun-larla 1960’ tan sonra mı ilgilenmeye başlamış?[4] Tutumu, Kurtuluş Savaşı ile Batı’ya ilişkin şiirleri dışında sanki o baskı dönemlerine uyuyor.
Atatürk’ün ölümünden sonra başlayan “karşıdevrim”, 1950-1960 arasında aydınlanma sürecini tersine çevirdi. 1955’te okuryazar oranı %40.86 iken 1960’ta %39.48’e düştü[5]. Gazete “haber” dilinde Türkçe sözcük oranı 1946’da %57 iken Ad-nan Menderes yönetiminin son bulduğu 1960’ta % 51’e geriledi.[6]. 1952’de ortaöğre-timde, 1955’te yüksek öğretimde yabancıdilde öğretime geçilerek eğitimde kasıtlı , bugün bile önü alınamayan bir düzeysizleme başlatıldı[7].
1954-1960 arası Dağlarca şiirlerinde yenilik sözcüklerarası bağdaştırmalara yüklenmiş. Çoğunluk geniş zamanda anlatım ile aşırı ölçüde soyut, kişilemeler ger-çek yaşamın dışında. Anlamlama olsun, algılama olsun sezgisel, günlük dilin sözlüğü ile yetinilmiş. Genel okur o şiirleri ancak yüzeysel olarak anlayabilir. Benim gibi 1950’ li yılların Toplumsal gerçekçi ve Garip şiiri tutkununa Dağlarca şiirleri o sıralar olduk-ça kuru gelmişti. Öğretmenlerim de bir yol göstermeyince pek beğenememiş, ikin-ciyeni şiirine bakış da öyle kalınca, şiiri bırakmıştım.
15 Ekim 2008’de yitirdiğimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca, 1933-2008 arasında ken-di şiirini Türkçe yaratan[8], en büyük şairlerden biri olarak 75 yıldır okundu. Bundan sonra da Türkçe’ye en vurgun şairlerden biri olarak ilgiyle okunacak.
Dağlarca’nın 1954-1960 arası türetmeleri ( DB: Delice Böcek, BA: Batı Acısı )
Ek, | anlamı | Örnekler ile geçtikleri metin, sayfa. |
-A |
| Hoo’lar 13 alsağa (alınması gereken) |
-cA: ( gibi, kadar, benzer, kez, olarak). Ăsŭ: 17 böceklerce, 18/46/166/181 yerce, gökçe , 19 ağaranaca, 47/ 82 akşamaca, 95 yaşamlarca, 105 yazıca, 115 birce, ikice, üçce, 116 südünce, 185 yürüyüşünce, 139 taşça, toprakça, 191 tanlaraca, 222 böceklerece, 230 dizlerinece, 239/294 akşamla-raca, 244 uykuca, 253 bitkice, 258 tekce, 267 gökyüzüce. DB: 45 gönülce Gezi: 9 kopmuşçana, 26 bitkilerce, taşlarca, BA: 11. yelkenleri nece, 18 sevgice, ananca, 62 deniz ölümce eflâtun, 69 tan agaranaca, 84 Mısır heykellerince uzak, 92 gece-lerce gece, 122 ovalarca göğsü var. 123 yönlerce, 132 bir eğri otça, 147 soluğumuzca küçük, 191 yaşadığın-ca, Hoo’lar: 43 dağcana, 51 çınarca, 59 çiçekçe, 63 ce durumu, akarca, deyerce, 72 sokaklarca. | ||
-cAk: (kadar) Asu: 15 sevgicek, 27 ilk günücek, 67 mavicek, 71 kişilercek, 90 düşcek, 103 yeşil-cek, 106 sevicek, 183 göğecek, 195 yenicek, 198 dileğicek, 230 tüycek, 236 gececek, düşcek, 248 uykucak, 272 yeşilcek, 294 göklerecek.// DB: 19 yelcek, 29 günücek, Gezi: 39 güneycek BA:14 kırık heykellercek, 24 gök çiçekleri necek, 30 sevebildi-ğincek, 35 yeşillercek (gibi), 98 yercek, 122 sevgicek yılansı, 137 ekmeyecek, 160 resimcek, 182 yeryüzücek.// Hoo’lar: 66 sevgicek, 72 evlercek. | ||
-cIl: ile ilgili, sever, benzer. Ăsŭ: 83 dağcıl, 107 kuşcul, 150 gececil, 248 uykucul, BA 88 sevgicil etleri. | ||
-cIk |
| DB 19 iştecik kayalar, |
-(I)l: (gibi, benzer, ilgili) Ăsŭ: 77 dağıl dağıl, 136 ikil, üçül, 246 yoğul, 259/277 yıldızıl, 269 eskil, güdül, 260 gökcül, 185 iyicil, 291 buzul. DB: 6/45 tek çoğul, 21 evil evil, 42 öcül, Gezi: 24 gi-zil, 25 boşul, yoğul, 30 güdül, BA 123 yoğul (kalabalık). Hoo’lar 69 piçil, 76 eskil, Hoo’lar: 32 uzanı, | ||
-gen |
| Hoo’lar 56 ikigen (üçgene benzetme) |
-sIl | gibi | Ăsŭ: 203 anısıl, BA: 122”düşsül uyku, Hoo’lar: 20 yoksu, varsı (gibi) |
-lA-k | yakın | BA: 68 öllek gider (ölmeye yatkın). |
-I |
| Asu: 33 olu, 58 örü, BA: 27 olu, 36 olu, dolaşı, 63 umu, 121 göklerin umusu, 244 öpü, BA: 36 olu, dolaşı, DB: 17 umu, 50 kımı-lar, Gezi: 18 umu, 45 olu, Hoo’lar: 6 hoo = bağarı, uzanı, 41 dolaşı, 62 umu, 66 ağarı, 76 olu. |
-lA |
| BA: 28 sesle, 36 anıla, Hoo’lar: 30 varla. |
-sI: (gibi): Asu: 82 otsu, BA:119 yoksu bir rahatlık. 226 olursu, 249 uykumsu, 277 yıldızsı, 51 ölümsü. | ||
-(I)k | benzer | Asu: 27 yeğnik, BA: 146 küsük, 94 yeğnikliğimiz, Hoo’lar: 69 sus-uk. |
-tI |
| DB: 6 oyuntu. |
-mAn |
| Gezi 20 (akman), yeşilmen, sarıman. |
Aykı-rılık | sürece | Asu: 70 Gece-ler-leyin, 184 iki-leyin, 90 anla-r-lığ-ın-da, 227 yiğitlik-siz, DB: 117 en aşağ, yer altı gölge-leyin, Gezi:22 yeşil-leyin, 28 sevgi-leyin, 32 mavi-leyin, Hoo’ lar: 20 düz-leyin, eğri-leyin, 34 gittik-leyin, 36 yeni-leyin. |
-İm |
| Hoo’lar: 38 gidim. |
-ArI |
| Hoo’lar: 68 geceride (içeride gibi). |
-Ir |
| Hoo’lar: 75 git-ir |
Sesler: Asu: 80 P sesinde anılar, BA: 38 “ü” (üzülme) sesi bir ince mavilik, 153 L sesli sözler, DB: 54 He sesi Te sesi, İ sesi, L sesi, Ce sesi, A sesi, P sesi, Me sesi, Ü sesi, Gezi: 37 B’de, C’de, L’de, H’de ahacık, Hoo’lar 68 Z’de uykusuz, boyutsuz,... . | ||
pekiştirme | BA: 46 upulu - dağdeniz. | |
İkilemeler: Asu: 19 hiçil hiçil, BA: 20 yelken yelken gök, yel gemi gemi; 62 yoksu yoksu. 195 dolduru dolduru al-, DB: 26 içi yelli yelli, 57 dağılmış yazı yazı, Hoo’lar: 62 Timur oğlu Timur. | ||
Yöresel sözcük | Asu: 126 çiçek dene yeşil, BA: 160 heykelnen / 168 dene = dane, 260 cıscılbak, DB: ağlaşırkene, boğuşurkene, ... 14 kımraşır, ırak, Gezi 21 bilem. | |
Sözcükler: Asu: 7 sürez (zaman), 13 gözyürek, 84 ölü/dağ/ot kez, 125 dağdanağrı yan-kı, 144 iyesiz (sahip-siz) evren, DB: 27 yeraydın (günaydın benzeri), Gezi: 31 sağ-al-da-maz, günoluğu, Hoo’lar: 38 yeşil kez. | ||
[1] Okan Üniversitesi, Çeviribilim Bölümü öğretim üyesi.
[2] Sayın Ahmet Miskioğlu ile Okan Üniversitesi Kütüphane müdürü sayın Kenan Öztop ilk baskıları bul-mada bana çok yardımcı oldular.
[3] Fazıl Hüsnü Dağlarca: 1914 İstanbul doğumlu. Babası Süvari yarbayı. Gittiği okullar: Adana,Tarsus or-taokulu, Kuleli Askeri lisesi (-1933), Harpokulu -1935. Görevleri: 1935-1950 piyade subayı, 1950’de as-kerlikten ayrıldı. 1950-1960 arasında devlet memuru. 1960’ta emekli oldu. İlk şiiri 1933’te yayınlandı.
[4] İhsan Işık (2006): Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ans. S. 980. Elvan y.
[5] MEB: Cumhuriyetin 50. Yılında Milli Eğitimimiz. MEB y 1973..
[6] İmer, K. (1976), Dilde Değişme ve Gelişme Açısından Türk Dil Devrimi, TDK y. (1973), “Türk Yazı Dilinde Dil Devriminin Başlangıcından 1965 Yılı Sonuna Kadar Özleşme Üzerine Sayıma Dayanan Bir Araştırma”, Türkoloji Derg. V/1, 175-190. // (1999), Türkiye’de Dil Planlaması: Türk Dil Devrimi, Kül-tür Bk.y. Aksoy, Ömer Asım (1970), Gelişen ve Özleşen Dilimiz, TDK y. Coşkun, Alev (2007) Hasan Âli Yücel, Cumhuriyet Kitap y. s.78.
[7] 1946’dan sonra Milli Eğitim Bakanı artık Türk Dil Kurumu başkanı sayılmadı. MEB Talim ve Terbiye Dairesi de okul kitaplarının dilini koyu bir Osmanlıcaya çevirdi. Tutucu okul-yöneticilerinden çoğu türkçeleştirmenin karşısına geçti. Fen Bilimlerinde üniversitenin alıntı terimleri ortalığa yayıldı. O amaçla “sınav sorularının ders kita-bından sorulması” kuralı getirilerek öğrenme biçimi ile birlikte dil kullanımı da baskı altına alındı. Dil Devrimi (1928-) sonrasının toplumcu ve aydınlanmacı yazarları ile şairleri ders kitaplarına sokulmadı. O kurala uyan öğretmen uydu, uymayanlar oradan oraya sürüldü. Aydınlar ile öğretmenler, kullandıkları sözcükler ile (devrik) sözdizimi-ne bakılarak “solcu” ya da “komünist” diye damgalandı.
[8] Cemal Süreya, belli bir döneminden sonra (1960 mı?) Dağlarca’nın, “şiirlerine öz Türkçe olmayan tek sözcük girmesi”ni istemediğinden söz ediyor: (1980, Toplu Yazılar I, YKY 1991, s. 374). 1955 yılında yazılan “Asu” nun 1967 yılında türkçeleştirilerek yeniden basılma nedeni de böylece açıklığa kavuşuyor.

