GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN

6/3/2009 · Kategori: Günlük

GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN

BURDUR MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

(6 MART 2009)

Sevgili Burdurlular, çok sevgili hemşehrilerim, sevgili kardeşlerim, Burdur’da sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Hepinize hoşgeldiniz diyorum.

Burdur’da bu güzel toplantıda, Çivril’i de selam, eksik olmayın. Hepinize, ilginize, desteğinize, güzel sözlerinize, hepsinden önemlisi buradaki varlığınıza yürekten teşekkür ediyorum, sağolun. Şimdi o pankartları artık indirelim mi? Kapatılan belediyeler dolayısıyla o pankartı açan Kozağaç belde örgütümüze yürekten teşekkür ediyorum. Eksik olmayın, görevimizi yaptık. Hepsini biliyorum, merak etmeyin sağolun. Kozluca’ya da teşekkür ederim, sağolun. Onu da gördüm çok teşekkür ederim. “Cennet toprakları satılan Türkiye. Uyan Türkiye kurtulmaya bak” demiş 83 yaşında bu yazıyı yazan dede bütün Türkiye’yi uyarıyor. Sağolsun teşekkür ederiz.

Sevgili Burdurlular, çok değerli kardeşlerim, nasılsınız iyi misiniz? İşleriniz yolundamı, keyfiniz yerinde mi? Değil yani öylemi? İşler yolunda değil mi, keyfiniz yerinde değil mi? Kazancınız, masrafınız birbirini karşılıyor mu? Geliriniz, gideriniz birbirini tutuyor mu? Yani açığa çalışıyorsunuz öylemi? Borçlar ödeniyor mu? Ne yapıyorsunuz? Kredi kartlarını bir bankadan alıp öbür bankaya döndüre döndüre idare ediyoruz diyorsun. Patlayıncaya kadar. Arada patlıyor değil mi? Yani şöyle bir bakıyorum Burdur bizim bu bölgemizin çalışkan insanlarının, dürüst insanlarının, üretici insanlarının yaşadığı bir yer. Çiftçi kardeşlerimi görüyorum. Çok değişik yerlerden gelmiş, Burdur’un Yeşilova’sından gelmiş, Çavdır’ından gelmiş çiftçi kardeşlerimi görüyorum. İşçi arkadaşlarımı görüyorum. Esnaf aranızda, emekliler var, gençler var, kadınlar var. Hep beraberiz, hep bir aradayız. Şimdi kimin işi iyi değil, çiftçinin işimi iyi değil? Çiftçinin işi iyi değil mi? İşçinin iş nasıl? İşçinin işi iyimi? Gençler iş bulabiliyor mu? Bulamıyor. Emeklilerin yüzü gülüyor mu? Emeklilerinde işi yolunda değil. Ev kadınları mutfağı idare edebiliyor mu? Harcamayla gelir birbirini tutmuyor mu? Bağ-kurluların yüzü gülmüyor mu? SSK’lıların gülmüyor mu? Niye böyle değerli kardeşlerim. Hani iktidardakileri dinlerseniz Türkiye kalkınmış, almış vermiş. Büyük bir zenginlik patlaması yaşıyor Türkiye. Milli gelir katlanarak artmış, Türkiye çok zenginleşmiş, refah yükselmiş, ekonomi yoluna girmiş, borçlar ödenmiş. Doğru değil mi bunlar? E öyle söylüyorlar. Duyuyorsunuz değil mi? Güzel masallar anlatıyorlar. Ama gerçek o değil diyorsunuz öylemi?

Şimdi daha bir yakından bakalım. Yani çiftçinin durumu gerçekten her şey bir yana çiftçinin durumu hiç tartışma götürmez ki bu iktidar döneminde zaten iyi değildi, şimdi beter oldu. Öyle değil mi? Yani burada pancar eker Burdur’da bizim hemşehrilerimiz. Ne oldu pancar işi? Bitti. Bucak’ta tütün eker. Ne oldu tütün işi? Virjinya tütünü? Bitti yasaklandı tütünde yok. Pancar işi battı değil mi? Buğday ekenlerin yüzü güldü mü? Buğdayı 85’e veriyorlardı şimdi 55’e düştü değil mi? İlaç ne oldu, gübre ne oldu, mazot ne oldu? Onlar katlanarak arttı ama çiftçinin ürettiği ürün bırakınız kazancı masrafı dahi karşılayamaz hale geldi. Öyle değil mi? Borçlar ödenemez hale geldi ilk kez çiftçinin kapısına icra memurları dayanmaya başladı. Haciz uygulaması yapılmaya başlandı. Milletvekili arkadaşlarımız Ramazan Kerim Özkan, Ardahan Milletvekilimiz Ensar Öğüt daha yeni ya ayıp oluyor, çiftçiyi perişan ettiniz, bu halde haciz memuru göndermek yakışık almıyor. Şunları bir donduralım, bir nefes aldıralım diye bir kanun teklifi verdi. Bir süre önce görüşüldü ve reddedildi. AKP reddetti.

Değerli arkadaşlarım, çiftçinin durumu bu. Sizin şeker fabrikasının durumu nasıl? Ne oluyor şeker fabrikasını satmaya çalışıyorlar değil mi? Özelleştirmeye çalışıyorlar. Özelleştirmeye çalıştıkları bu fabrika eğer özelleştirse artık Burdur için orası da bir umut kapısı olmaktan büyük ölçüde çıkacak. Öyle değil mi? Peki besicilik yapan Burdurlu çiftçilerimizin durumu nasıl? Yani sütün durumu nasıl, etin durumu nasıl? Hayvancılık ne durumda? 65 kuruşa satılan süt şimdi 48 kuruşa düştü. Örgütsüz olan yerlerde daha da düşük. 38 kuruşa değil mi? Buna karşılık yem iki katın üstüne çıktı. Her türlü masraf arttı. Yani kim bunlara sahip çıkacak?

-Biz!!!

İnşallah, onu anlatmaya çalışıyoruz herkese, durumu görelim diyoruz.

Bakınız Türkiye’de bu iktidarın izlediği politika çiftçiye yönelik devletin desteklerini çekti aldı. Çiftçiden desteği çekti. Şimdi bu çiftçinin topraklarına karşılık gelir desteği vardı, gelir desteği de seneye artık tümüyle kalkıyor. O gelir desteği de verilmeyecek. Ayrıca çiftçiye verilen destekler indirildi, indirildi. 4 kuruş bir prim vardı, bir destek vardı sütte onu bile çok gördüler. 3.6 kuruşa indirdiler. Yani dünyanın her yerinde bunun çok daha fazlası veriliyor. Türkiye’de arttırmak lazım. Ama bunların çiftçinin yüzünü gördüğü yok, çiftçinin derdine sahip çıktığı yok. Gerçek ortadadır, göz göre göre çiftçi AKP’nin 7 yıllık iktidarı döneminde perişan edilmiştir. İzlenen politikayla perişan edilmiştir.

Şimdi boş sözün anlamı yok. Yapılması gereken iş çok açık. Türkiye’nin ortak zenginliğini, GSMH’sının %1’ini bile çiftçiye destek olarak bunlar vermiyor. %1’i dahi değil, 0.75.

Şimdi ben bakın Burdur’da huzurunuzda söz veriyorum bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında çiftçiye verilen destek tümü hayvancılığa, süte, ete dahil olmak üzere bütün tarımdan geçimini sağlayan insanlara verilen destek bizim milli gelirimizin içinde bugünkü düzeyin üç katına çıkarılacaktır. 0.75 destek veriyor bunlar. Biz %2’sinin üzerine bunu çıkaracağız. Bu bizim hedefimiz. Eğer bunu koyarsak ona göre neyi desteklememiz gerekiyorsa onu destekleriz. Sütse süt, hayvancılıksa hayvancılık. Pamuksa pamuk, buğdaysa buğday, anasonsa anason, tütünse tütün, neyse o. Devletin yararı, Türkiye’nin menfaati neyi gerektiriyorsa oturup hesabını yapacağız ve ona göre o desteği bugünkünün 3 katı desteği oraya yönelteceğiz. Çiftçiye verilecek olan mazottan özel tüketim vergisi alınmayacaktır, ucuz mazot çiftçiye kullandırılacaktır bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında. Gübreden alınan KDV %1’e indirilecektir. KDV tümüyle kalkmayacaktır. Çünkü kontrol açısından buna ihtiyaç vardır. Ama %1’e indirelecektir. Bunlar bizim politikamız. Biz bunların hesabını, kitabını yaparak açıkça ilan ettik, ortaya koyduk. Bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında yapacağımız ilk işlerin başında çiftçiye sahip çıkmak geliyor. Niye çiftçiye sahip çıkmak istiyoruz? Ekonomik kalkınma tabanda sağlamsa, kalkınmanın temeli sağlamsa Türkiye’deki kalkınma binası o kadar yüksek olabilir. Önce taban, önce temel, önce işin özü, toprağı sağlam tutacak.

Değerli arkadaşlarım, dünyanın bütün kalkınmış ekonomilerinde toprağa, çiftçiye sahip çıkmak esastır. Avrupa’da sahip çıkıyor, Amerika’da sahip çıkıyor, Japonya’da sahip çıkıyor. Sahip çıkmayan yok. Bir biz sahip çıkmıyoruz. Bir bizimkiler kalkınmayı çiftçinin dışındı, tarımın dışında mümkün zannediyor. Gökdelen dikerek, otoyol yaparak kalkındık zannediyor. Eğer çiftçinin boynu bükükse, eğer topraktan sen üretim alamıyorsan, vatandaşın yoksullaşmaya başlamışsa o diktiğin gökdelenlerin kimsenin refahına hizmet etmesi mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, önce bu temel felsefe. Bunu oturtmak lazım. Çiftçinin durumu bu. Çiftçinin durumu bu olunca, esnafın durumu iyi olur mu? Esnafın işi yolundamı? Esnaf vergisini ödeyebiliyor mu, stopajını ödeyebiliyor mu? Yanındaki çocuğa harçlığını verebiliyor mu? Kendisi gidip bir kahveye oturup eşini dostunu çağırıp çay kahve ikram edebiliyor mu?

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de çiftçinin de boynu bükük, esnafında boynu bükük. Emekli hiç sorma zaten. Emekli unutulmuş, yok sayılmış. Hayatının son döneminde çoluğu çocuğuyla onların yanında, onlara 3-5 kuruş yardımcı olarak huzur içinde yaşaması gereken insan eline verilen parayla ne yazık ki kendisini maalesef çoluğun çocuğun yanında bir sığıntı gibi hissetmek durumunda kalıyor. Onları ayakları üstünde bir müstakil yaşam imkanını maalesef sağlayamadık. Büyük üzüntü verici bir tablo. Emeklide defterden silinmiştir. Gençlere iş bulunabiliyor mu gençlere? Niye? Yatırım yapılmıyor. Niye yatırım yapılmıyor? Çünkü ithalat kapıları açıldı. Dışarıdan hazır getiriyoruz. Dışarıdan hazır gelince içerde üretmeye gerek yok. İçerdeki fabrikayı kapatıyoruz çiftçiye diyoruz ki sen üretme. Hangi çiftçiye diyoruz? Tütün üreticisi çiftçiye dahi diyoruz. Amerika’dan tütün getirtiyoruz, Bucak’taki Virjinya tütünü üretenleri susturuyoruz, kapatıyoruz. Yunanistan’dan pamuk ithal ediyoruz. Bizim Serik’teki pamuk üreticisine sen pamuk üretme diyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bunun sonu ne? Bunun sonu borç, borç bunun sonu. Bunun sonu ekonomik çöküntü. Kasım kasım kasılıyorlardı ne oldu bunlar? Ne oldu bütçe, ne oldu ekonomi? Fabrikalar kapanıyor fabrikalar. Fabrika kapatılarak halkın refahı arttırılır mı? Kalkınma fabrika kapatılarak olur mu? Sen var olan fabrikaların yanına yeni fabrikalar yapması gereken bir iktidarsın. Türkiye kalkınacak. Bizim daha çok fabrikaya, daha çok tesise ihtiyacımız var. Ne oldu bunlar yaptılar mı? Eldekini avuçtakini sattılar, daha önce yapmış olan insanlara bir şükran ifadesini, bir takdir ifadesini, Allah razı olsun onlar yaptılar demeyi çok gördüler, ama ucuzdur, pahalıdır demeden sattılar. Şimdi milletin kendisinin açtığı fabrikaları da çalıştıramıyorlar. Onlarda kapanmaya başladı. Böyle ekonomi olur mu?

Değerli arkadaşlarım, bütün dünyada başbakanlar, hükümetler aman ne yapacağız diye tedbir arıyor, bir araya geliyor çareler, politikalar oluşturuyorlar. Şimdi Türkiye’de uzun süreden beri kıyamet kopuyor. Biz ısrarla bu gidiş iyi gidiş değil tedbir alın buna dedik. Derhal hazırlık yapın, biz katkı verelim dedik. Bilen insanları çağırın dedik. Örgütlü toplum kesimlerine sorun dedik. Hiçbirisinden sadre şifa olacak bir şey talep etmediler. Sahipsiz ekonomi serbest düşüşte. İşçi uyarıyor, işveren uyarıyor, sanayici uyarıyor, muhalefet olarak biz uyarıyoruz ama hiçbir şeye ihtiyaç yok diyor. Seyrediyor. Neyi seyrediyor? Kapanan fabrikaları seyrediyor, işsiz kalan insanları seyrediyor, tarımdaki sıkıntıyı seyrediyor, yükselen doları seyrediyor, artan, ödenemez hale gelen borçları seyrediyor.

Değerli arkadaşlarım, bir yılda 2008 yılının Kasımı itibariyle söylüyorum. 1 yılda, önceki bir yılda 645 bin kişi işini kaybetti. Resmi rakama göre sevgili Burdurlular. Gerçeği bu değil. Gerçek çok daha fazla. Ama resmi rakama göre bu makyajlanmış, ayarlanmış rakama göre 645 bin kişi. Onlarda itiraf ediyorlar. 645 bin kişi işini kaybetti. Bu ne demektir biliyor musunuz? 4 kişi olsa 2,5 milyonluk bir aile toplumun evine ekmek götürecek insan işinden atıldı demektir. 2,5 milyon insan boynu bükük hale geldi demektir.

Değerli arkadaşlarım, Kasım’daki tabloyu söylüyorum. Asıl sıkıntı Aralıkta, Ocakta, Şubatta yaşanmaya başladı. Maalesef daha da yaşanacak. Bunlar o rakama yansımadı. Önümüzdeki aylarda o rakamlarda çıkacak ortaya. Türkiye’de sanayi düşmüş, büyüme bitmiş, küçülme başlamış. Ama ara ki Başbakanı bulasın. Başbakan nerede? Meydanda. E meydanda ol. Meydanda ne konuşuyor vatandaşın karşısına çıkıp da? İşsizliği konuşuyor mu, çiftçinin derdini konuşuyor mu, esnafın derdini konuşuyor mu, emeklinin sorununu konuşuyor mu? Ne konuşuyor? Ona buna bağırıp çağırıyor. Ona buna hakaret ediyor. Boş laf, anlamsız söylem. Zannediyor ki, böyle bir kavga tahrik ederse ekonomik sıkıntıyı unuttururum. Yani o bizimle kayıkçı kavgası yapacak, bağıracak, çağıracak asıl meseleler unutulacak. Öyle yağma yok. Biz kavga için burada değiliz. Biz burada milletin derdini dile getirmek için buradayız. Ona çözüm talep etmek için buradayız. Türkiye’de siyasetin amacı külah kapma yarışı değildir. Siyaset koltuk kavgası değildir. Siyaset vatandaşın yüzünü güldürme sanatıdır, onun derdine çare bulma sanatıdır. Şimdi vatandaşın derdi ortada ama derde sahip çıkan bir iktidar Türkiye’de gözükmüyor.

Değerli arkadaşlarım, bu konunun üzerine hep beraber yürüyeceğiz. Bu sadece bizim işimiz değil sizinde işiniz. Bu konuyu siz takip edeceksiniz. Birlikte takip edeceğiz. Başbakanın bu konuları konuşmak istememesi karşısında ısrarla bu konuları ortaya getireceğiz. Birlikte takip edeceğiz. Bana diyor ki, meydana çık meydanda konuş. Meydanda konuşuyorum. Sende gidip kendi meydanında konuşuyorsun. Meydanda konuşmayı bırak da gel şöyle birlikte milletin karşısına bir çıkalım televizyonda. Bağırıp çağırmadan, güzel güzel sen benim hakkımda ne biliyorsan söyle. Ben senin hakkında ne biliyorsam söyleyeyim. Milletin dertleri için ne gerekiyor onu birlikte konuşalım. Birlikte bir tartışalım. Dünyada böyle olmuyor mu? Amerika seçime giderken bunu yapmadı mı? Fransa seçime giderken bunu yapmadı mı? Biz niye yapmıyoruz? Yani milletin sorunlarını muhalefetle konuşmaktan korkan, çekinen bir başbakan olabilir mi?

Şimdi dün demiş ki buna ben demiş bana maganda üslubuyla konuşuyor diyen birisinin karşısına niye çıkıyım.

Değerli arkadaşlarım, Başbakanın bu şikayetini konuşmak istiyorum. Diyor ki, ben seninle konuşmak isterim ama sen bana maganda üslubuyla konuşuyor dedin. Böyle diyen bir insanla ben ne konuşayım diyor. Peki sen bana, partime, Cumhuriyet Halk Partisine tıynetsiz dedin, mezhepsiz dedin. Bakın ben bunları anlayamadım. Çünkü benim tıynetimden de mezhebimden de kuşkum yok. Senin bu laflarının beni üzmesi için bir neden yok. O konuda bir kompleksim yok, bir ezikliğim yok. Bir tıynet problemim yok, bir mezhep problemim yok. Sen öyle desen ne olur, böyle desen ne olur? Sen kendini tarif edersin beni değil. O nedenle sen öyle dedin diye ben sana ben Başbakanla konuşmam demiyorum. Bak ben sana ne dedim? Maganda üslubudur bu dedim. Yani haksız mıyım? Muhalefet partisine mezhepsiz diyen, tıynetsiz diyen bir üslup maganda üslubu değil midir? Yani kendisine ne olacak bu çiftçinin hali diyen bir vatandaşa, bir çiftçiye ulan ananı da al git diyen bir üslup maganda üslubu değil midir? Başbakan diyor ki, benim aile terbiyem, benim tahsilim, terbiyem bu anlayışa müsaade etmez. Peki senin aile terbiyen, tahsilin Cumhuriyet Halk Partisine, Atatürk’ün kurduğu partiye, devleti kurmuş olan partiye, vatanı kurtarmış olan partiye mezhepsiz demeye, tıynetsiz demeye müsait mi? Sana o terbiyeyi kimler verdi? Öğretmediler mi sana? Bunun söylenemeyeceğini sana öğretmediler mi? Bunu söylüyor. Peki daha düne kadar bu maganda lafı yokken niye çıkmıyordun benim karşıma? O zaman niye çıkmıyordun? Yani maganda lafı daha yeni çıktı. Ben sana aylardır gel karşıma çık konuşalım diyorum. O zaman hiçbir şey söylemiyordun şimdi maganda lafının arkasına saklanmaya çalışıyorsun. E üsluba diyoruz sana demedik canım. Sana ben demiyorum. Diyen der ama ben demiyorum. Ben üslubunu yakışıksız buluyorum. Başbakanlığa yakışmaz diye buluyorum. Sana yakışmaz diye buluyorum. Doğru değildir bu üslup diyorum, ayıptır böyle konuşma diyorum. Terbiyeli ol, nazik ol, kibar ol, saygılı ol diyorum.

Şimdi tabi Başbakanın sıkıntısı bir; ekonomik güçlükler karşısında söyleyecek bir sözü olmamasından kaynaklanmıştır. Bir bu. İki; ister istemez karşı karşıya gelince yolsuzluklar konusu gündeme geliyor. Yolsuzluklar gündeme geldi mi? Başbakanın asabı bozuluyor. Yolsuzlukların konuşulmasını da istemiyor. Peki şimdi ben size soruyorum sevgili Burdurlular, Türkiye’de yolsuzluk var mı, yok mu? Çok açık değil mi? Peki yolsuzlukların olduğu bir ülkede seçime gidersen iktidar muhalefet yolsuzluklar konusunu konuşmak durumunda değil mi? Bu bizim görevimiz, mecburiyetimiz değil mi? Bak sen her zaman konuşuyorsun yok çetelerle mafyalarla uğraşıyorum, temiz eller operasyonu yapıyorum diyorsun. Sen temiz eller operasyonu yaparken önce bir kendi elini temizleyiver ondan sonra operasyonu yap. Senin yaptığın işin temiz eller işi olduğuna inanmak mümkün mü? Önce sen kendi elini temizle gel. Şimdi Türkiye’de yolsuzluklar olacak, seçime giderken biz bunu konuşmayacağız. Öyle şey olabilir mi? Türkiye’de yolsuzluklar var hem de iktidar himayesinde var. Her toplumda yolsuzluk olabilir. Ama o yolsuzluğun üzerine iktidar yürürse, mücadele ederse gereken yapılır. Şimdi Türkiye’de yolsuzluklarla bu iktidar mücadele ediyor diyebilir miyiz? Şu Deniz Feneri konusunda üzerine düşeni yaptı diyebilir miyiz? Deniz Feneri Almanya’da olmuş. Almanya’da olmuş ama Deniz Feneri yolsuzluğunun arkasındakiler bizim vatandaşlarımız. Deniz Fenerinde parasını kaptıran insanlar bizim vatandaşımız. Onları teşkilatlandıran, şirketleştiren gene bizim vatandaşlar, o paraları bir Türk vatandaşı kurye olarak Ankara’ya taşımış, Ankara’da o parayla şirketler kurulmuş, televizyon kanalları kurulmuş, iktidara destek vermeye başlamış. Hepsi göz göre göre oluyor. Bunu yapanlara bugünkü iktidar destek olmuş ve kamuya yararlı dernek diye Bakanlar Kurulu kararı olarak himaye vermiş, kol kanat germiş, vergi muafiyeti getirmiş bu yolsuzluğu yapanlara, vergi bağışıklığı getirmiş. Mehmetçik Vakfına vermedikleri bağışıklığını, yani bu vatanı korumak için canını vermiş olan, kimisi mayına basmış gazi, kimisi şehit, insanlara yardım etmek üzere kurulmuş olan bir vakfa tanımadığı vergi muafiyetini bu yolsuzluk yapanlara tanımış. 

Değerli arkadaşlarım, şimdi bunu konuşmayacakmışız. Konuşursak ayıp oluyormuş. Bende bu konuları konuşuyor olmaktan büyük üzüntü duyuyorum. Ama bu konuyu konuşmamamızı önlemenin yolu bu konunun üzerine yürümekten geçer. Bu ayıbı ortadan kaldırmaktan geçer.

Geçenlerde Başbakan bana Mardin’de dedi ki, ekonomik sıkıntıları çözmek için ne biliyorsan söyle. Uygulamazsam siyasi hayatımı bitiririm dedi. Bende al sana 7 tane madde dedim koydum. Bu 7 tane maddeyi ekonomiden anlayan, bu işi bilen her çevre çok önemli, çok doğru bulduğunu söyledi. Bu ciddi dediler. Bunu konuşmak lazım dediler. Başbakan ağzını bozdu bize hakaret etmeye başladı. Şimdi bize ekonomiden çıkışın reçetesini sordu cevabını verdik, uygulamadı. Ama dikkatinizi çekerim yolsuzluklardan kurtulmanın reçetesini bize sormuyor. Sen bize birde onu sor. Yani şu yolsuzluklardan Türkiye’yi nasıl kurtarırız diye sor. Sana onunda bir çaresini söyleyeyim. Sormuyor. Niye sormuyor? Eğer sen yolsuzlukla mücadele etmekte samimiysen çareyi sor söyleyeyim birlikte el ele verelim mücadele edelim. Yok.

Değerli arkadaşlarım, Burdur meydanında bir kez daha söylüyorum. Türkiye’de yolsuzluklar çığırından çıkmıştır. İktidar yolsuzluklarla mücadele etmeyi bırakmış, yolsuzlukları himayesine almıştır. Yolsuzluktan yararlananların önemli bir kısmı bunların yakınlarıdır, yandaşlarıdır, çevresidir. Türkiye’deki asıl sorun budur. Bu sorunu çözmek için ne gerektiği açıktır. Bunu yolu milletvekili dokunulmazlığını kaldırmaktan geçer. İlk iş bu. Önce siyasetçi hesabını vermeye hazır olduğunu ortaya koyacak. Önce çıkacak diyecek ki kardeşim kim yolsuzluk yapmışsa sonuna kadar gidelim. Kim gitsin. Devletin savcısı gitsin, emniyeti gitsin, polisi gitsin, jandarması gitsin, hakimi gitsin, Yargıtay’ı gitsin. Bir korkum yok benim. Yapanın yakasına birlikte yapışalım diyecek. İktidar bunu derse bu iş olur değil mi? Bugün bu denebiliyor mu? Bunu demeden yolsuzluklarla mücadele olur mu? Şöyle bir bakın neler oldu, neler bitti ve neler oluyor hala. Her gün yeni yeni olaylar. Özelleştirme uygulaması bir bakıyorsun içinde bir bit yeniği. Bir karışık iş. %14.75’i Tüpraş’ın Ofer’e satılmış. Kim bu Ofer, nereden çıktı, tanıyor musun diyoruz Başbakana. Önce tanımıyorum diyor. Öğleden sonra tanıyorum, tanıyorum diye açıklama yapıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu Deniz Feneri yolsuzluğunu yapanları tanıyor musun diye soruldu. Tanımıyorum demek ister gibi oldu arkasından ortaya çıktı ki çocukları bacanak.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin bir gerçeği bu yolsuzluk. Bir gerçeği de ekonomik bunalım, ekonomik sıkıntı. Yani ekonomi sıkıntıya girdi Başbakan yok bir şey canım, yok canım önemli değil, gelip geçici, teğet geçti dedi. Ama şimdi hep birlikte gördük ki teğet geçmemiş bizim Burdurlu çiftçilerimizin söylediği gibi 5’li birgen böğründen girip çıkmış. Teğet geçmiş. Ne teğeti? Böğründen girdi ve çıktı.

Değerli arkadaşlarım, şimdi boş lafı bırakmak bu meselelere gelmek lazım. Yapılması gereken iş budur. Hep beraber bunu konuşmak durumundayız. Bakın geçen seçime giderken biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir şey söyledik. Dedik ki, bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak politikamız önce insan. Arkasından bir şey ekledik. Önce iş, önce ahlak. Üç öncemiz var dedik. İnsan; insan kim? Burdur’daki çifti, Burdur’daki esnaf, Burdur’daki emekli, Burdur’daki işsiz, genç kardeşim. Burdur’daki ev kadını. Burdur’daki açtığı fabrikayı çalıştıramayan, organize sanayideki fabrikasını kapatmak zorunda kalan iş adamı, insan, önce insan. Lafı bırak, önce insan. İki; insana nasıl hizmet edersin? Boş lafla değil, işle hizmet edersin. İnsana iş vereceksin.

Değerli arkadaşlarım, insana yapılacak en büyük katkı onun emeğini, alın terini, becerisini, içindeki gücü ortaya koyabileceği, kendisini ifade edebileceği, kendisini ve ailesini mutlu edebileceği bir çalışma fırsatına, bir iş olanağına kavuşturmaktır. İlk iş bu. İş arkasından bir öncelik daha ne? Ahlak, ahlak. Yani gücü yeten gücü yetene değil. Ezen ezene değil. Yolsuzluk yapan bırak yapıversin değil. Her işin bir doğrusu var, bir helali var, bir haramı var, bir uygunu var, uygun olmayanı var, doğrusu var, yanlışı var, kabul edilebiliri var. Sen gideceksin Almanya’da Ramazan mübarek gün milletin fitresini, zekatını toplayacaksın, sonra burada televizyon kurup AKP propagandası yapacaksın. Olur mu böyle bir şey? Yani sen helali haramı bilmezsen, yetim hakkını bilmezsen, kalkınmanın, işin, ekonominin bir anlamı olur mu? Hepsi beraber. Bakın bu günden öngörmüşüz. İş diyoruz bugün iş en kıymetli şey. Ahlak diyoruz, yolsuzluk diyoruz. Çare ne ahlak. İşte onu söylemişiz. Ve hedef demişiz insan kardeşim insan. Yani tahsili ne olursa olsun, işi ne olursa olsun ister köyde, ister kasabada, ister kentte. Mesleği ne olursa olsun, cinsiyeti ne olursa olsun, mezhebi ne olursa olsun, insan oğlu insan. Memleketi ne olursa olsun. Bizim insanımız, insanımız, Allah’ın yarattığı insan. Odur her şeyin hedefi, özü, temeli. Şimdi bu noktaya geldik. Tunceli’de bir şeyler oluyor. Ne oluyor? Tunceli’de buzdolabı dağıtıyorlar, kanepe dağıtıyorlar kanepe.

Değerli arkadaşlarım, yani Türkiye’de bu sorunlar yaşanıyor, ekonomi sahipsiz, dolar almış başını gidiyor, borçlar ödenemez hale gelmiş, Türkiye tıkanmış, iş yerleri kapanıyor, fabrikalar kapanıyor, insanlar işinden atılıyor. Böyle bir ortamda seçim öncesinde vali aracılığıyla Tunceli’de buzdolabı, çamaşır makinesi ve kanepe dağıtılıyor. Ne o? Halka sahip çıkmak. İnsaf ediniz, rica ederiz olacak iş mi bu? Böyle bir şey düşünülebilir mi? Benim valim bunu böyle yapacak diyor. Şimdi ortaya çıktı. YSK karar aldı. Bu seçiminin adalet ve tarafsızlık anlayışını bozuyor dedi. Böyle seçim olmaz dedi. YSK söyledi. Başbakan valimin arkasındayım diye demeç veriyor. Hukuk ne oldu, kanun ne oldu? Yani sen aklından her geçeni Türkiye’nin, devletin imkanlarıyla izlediğin siyasi amaca yönelik olarak kullanacaksın. Türkiye’de bu hukuku ihlal edecek. Demokrasiyi ihlal edecek, eşitliği ihlal edecek, kimse bir şey yapamaz falan diyeceksin. Beni ırgalamaz diyor.

Değerli arkadaşlarım, bakınız bunlar iyi işaretler değil. Bunlar iyi gidiş değil. Bir yandan bunlar oluyor. Bir yandan bir hafiye teşkilatı kurdu Başbakan. Bir teşkilat, başında sadece kendisinin atadığı birisi. Ne Cumhurbaşkanı, ne bir başka bakan. Kimseye sormadan tek başına bir kişiyi atıyor ve o bütün vatandaşların telefonlarını dinleme imkanına sahip. Sonra o dinledikleri şantaj olsun diye, tehdit olsun diye kullanılıyor. Oraya, buraya gazetelere veriliyor. Yani padişahlık zamanında, mutlakiyet döneminde hafiye teşkilatı vardı. Büyükler anlatır bilirsiniz. Hafiye teşkilatı falan falanla şöyle konuştu diye ihbar yapar ve karşılığında da bir para alırdı o zamanlar. Şimdi iş teknolojiyle oluyor artık. Modern teknolojiyle, aletlerle dinleniyor. Vatandaşın özgürlüğü nerede kaldı, mahremiyeti nerde kaldı? İnsan karısıyla doğru dürüst konuşamaz hale geldi. Arkadaşıyla doğru dürüst konuşamaz hale geldi. İçini boşaltmaz hale geldi. Devletleri şikayet edemez hale geldi. Yani bu demokrasi. Özel hayatında istediğini söyler sana ne? İsterse açar telefonu iktidarına da küfreder, istediği hakareti de söyler. O ikisi arasındaki arasında laf sana ne? Şöyle ağız tadıyla bir küfür etme imkanını bile ortadan kaldırdılar. Medyayı, basını, televizyonları baskı altına alacağız diye her türlü tehdit, şantaj harekete geçirildi. Kanun yetmezse maliye memuru kapıda. Maliye memurunun baskısıyla, raporuyla en ağır suçlamalar, bir korku ortamı yaratma çabası.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olur mu? Geçen gün çıkmış bana diyor ki, dün, daha dur bakalım o Ergenekon’da diyor bekle daha neler çıkacak diyor.

Şimdi değerli arkadaşlarım, çıkan çıkar da, çıkacağını sen Başbakan olarak nereden biliyorsun? Yani sen Başbakansın. Sen mi soruşturma yapıyorsun? Bu olayın savcısı sen misin? Nelerin çıkacağını sen mi biliyorsun? Sen mi kararlaştırıyorsun? Senin vizenden mi geçiyor, senin onayından mı geçiyor? Seninle istişare ederek mi bu işler oluşturuluyor? Nasıl oluyor bu işler? Daha dur neler olacak diyor. Gerçekten bugün baktık sizin hemşehriniz, evladınız Mustafa Balbay’ı hemen aldılar.

Değerli arkadaşlarım, hepimizin yargıya saygısı var. Ama yargının da kendisine saygısı olmalıdır. Hepimizin birbirimize saygısı olmalıdır. Yani şimdi Mustafa Balbay ömür boyu hapis cezasıyla yargılanıyor. Eğer ölüm cezası kaldırılmamış olsaydı ölümle yargılanacaktı. Şimdi ömür boyu hapis cezasıyla yargılanıyor. Memleketin bir yazarı, bir gazetecisi eğer bir ülkede değerli arkadaşlarım bir memleketin değerli gazetecileri, düşünürleri, bir memleketin değerli insanları eğer öylesine gece yarıları alınıp müebbet hapisle, ömür boyu hapisle yargılanıyorlarsa o ülkede demokrasinin, hukuk devleti anlayışının sorgulanmasına ihtiyaç vardır. Normal değildir. Hiçbir normal demokraside, hiçbir normal hukuk devletinde böyle bir şey olmaz. 40 yılda bir olur. Ama bizde her an yaşanan olaylar.

Değerli arkadaşlarım, bu doğru değil. Yani gariptir bir tutuklananların içinde bir tane AKP’ye yandaş kimse yok. Allah Allah, AKP’den ne kadar şikayetçi varsa hepsi gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, davanın hedefi haline geliyor. Canım suç işlediyse ortaya koy. 1 yılı geçti hala, 2 yıla yaklaşıyor hala ne olduğu belli olmadan içerde tutulan insanlar var. 1 yıldır içerdeyim neyle suçlandığımı bilmiyorum diyen insanlar var. Böyle bir hukuk ölçüsü olur mu?

Değerli arkadaşlarım, şimdi bunlar iyi işaretler değil onun için söylüyorum. Bu gidiş iyi değil. Bundan kimseye yarar çıkmaz. Başbakana da yarar çıkmaz. Birbirimize saygı göstereceğiz. İktidarı herkes beğenmek zorunda değil. Eleştirmek özgür, eleştirmek hak, eleştirmek demokrasinin gereği. Beğenir beğenmez ve yarın sende gideceksin oradan. Sende gideceksin. Millet getirdi, milletin elini kolunu bağlamaya da çalışsan, buzdolabıydı, koltuktu diye önüne geçmeye de çalışsan, kömürde desen, bu millet bir yolunu bulur, iğne deliğinin içinden deveyi geçirir seni gene oradan indirir. Sen kendine güvenme bir. İkincisi de herkeste sana güvenmesin. Yani arkamda bu iktidar var, Tayyip Erdoğan var diye kimse hesap yapmasın. Bu günler gelir, geçer.

Bakın, devletin valisine YSK suç isnadı yapıyor. Başbakan ben sahip çıkıyorum diyor. Şu manzara bak. Ne olacak bu? Hukuk mu gidecek, valimi kalacak? Vali kimin valisi? Devletin valisi mi, Tayyip Erdoğan’ın valisi mi? Bakın, kamu görevlileri ve sırtını AKP’ye dayayan, Tayyip Erdoğan’a dayayanlar için söylüyorum. AKP ile gelenler APS’yle giderler. AKP ile gelmişlerdir ama Acele Posta Servisiyle, APS’yle giderler. Bu böyle olur bu işler. Bunlar hesabını yapsınlar. Ve hiçbir kimse bulunduğu yerde ebedi değildir. Hiç kimse. Ne başbakanlıkta, ne valilikte, ne savcılıkta, ne devlet memurluğunda, hiçbir yerde kimse ebedi değildir. İyi günüde, kötü günüde dikkate alacaksın, hepsinin hesabını yapacaksın, doğrudan şaşmayacaksın. Doğru lafla belli olmaz. Yani bak ağzından di, iman lafı düşmeyenler milletin fitresine, zekatına göz dikiyorlar. Yani doğru şimdi onların dediği doğrumu?

Şimdi değerli arkadaşlarım, Başbakan bu yolsuzluklarla ilgili biz iddialarımızı anlatıyoruz. Almanya’dan dosyayı getirmemişlerdi. Dosyayı da biz getirdik. O getirdiğimiz dosyayı da gösteriyorduk. Şimdi Başbakan diyor ki geçenlerde çıkmış diyor Baykal millete dosya gösteriyor diyor. Kırmızı bir dosya diyor. Kırmızı dosyayı gösteriyor diyor. Şimdi kırtasiyecilerde dosya çok diyor. Doğrudur kırtasiyecilerde dosya çokta dünyada hakkında senin gibi fezlekesi olan, dosyası olan Başbakan yok. Dosya çok. Ama dünyada senin gibi zimmetten ve evrakta sahtecilik yapmaktan, cürüm işlemek için teşkilat oluşturmaktan fezleke tanzim edilmiş, dosya oluşturulmuş Başbakan yok. Kırtasiyecide dosya çokta içi boş. Ama bir dosya var ki içi dolu, içi dolu. Sen onun hesabını bir ver. O nedenle bak hiç kaçma. Bir dokunulmazlığı kaldır. Canım milletvekillerinin dokunulmazlığı kalkmasın diyorsan hadi o kalkmasın. Seninkiyle benimki kalksın. İkimizinkini kaldıralım. Yani Recep Tayyip Erdoğan’la Deniz Baykal’ın dokunulmazlığı kalksın. Bak dilinin altında da baklalar var, Ergenekon mergenekon konuşuyorsun. Ergenekon falan lafları var ağzında. Ben onları bilerek diyorum. Gel senin ve benim dokunulmazlığımız birlikte kaldırılsın. Şimdi bu kaçma değil mi arkadaşlar? Bunun cevabı olur mu? Bu kaçma değil mi? Gel televizyonda konuşalım diyorum televizyona çıkmıyor. Uzun süre gerekçe söylemiyordu şimdi işte bana sen maganda üslubuyla konuşuyor dedin ben çıkmam. Bahane arıyor ya. Ya kardeşim sen bana tıynetsiz demişsin, sen bana bilmem mezhepsiz demişsin. Partime, Cumhuriyet Halk Partisine, Atatürk’ün kurduğu partiye ben onları ciddiye almıyorum gene gel konuşalım diyorum. Sen niye gelmiyorsun? Bahane arama. Eğer düşünüyorsan ki, bir araya geldiğimizde yolsuzlukları konuşuruz. Sana söz veriyorum yolsuzlukları da konuşmayacağım. Yani senin ilgili yolsuzlukları da konuşmayacağım, çocuklarının işte kuyumcu dükkanlarını, pırlantadan KDV’yi kaldırdığını da konuşmayacağım. Çocuklarına aldığın gemiyi de konuşmayacağım. Deniz Feneri’ni de konuşmayacağım. Gel şu milletin işsizliğini konuşalım, çiftçinin derdini konuşalım. Ona gel. Bak iki tane çağrı sana. Dokunulmazlıklarımızı kaldıralım birlikte. İki; gel televizyonda bunları konuşmayalım. Oğlanların meselelerini, senin meselelerini konuşmayalım, çiftçinin meselesini, esnafın meselesini, ekonomik krizi konuşalım. Bundan daha doğal ne var? e buna da evet diyemezse ey Burdurlu senin içine nasıl sinecekte gidip de onun partisine oy vereceksin? Çünkü senin vereceğin oyunda vebali var. Onunda bir sorumluluğu var değil mi? Yani o işi gürültüye getirip, laf kargaşasına getirip, karşılıklı bağırıp çağırmaya getirip bu işi kapatabilirse yarın o yolda devam etmek isteyecek. Ve de çıkıp diyecek ki, millet bana izin verdi arkadaş. Söyledin söylediğini bak gene de yapmaya devam et dedi yapıyorum diyecek. Bunu bilin şimdiden.

Sevgili Burdurlular, bugün Atatürk’ün Burdur’a gelişinin 79. yıldönümü. Atatürk nur içinde yatsın, Allah rahmet eylesin gerçekten her an önemini, değerini tekrar tekra yüreğimizde hissettiğimiz bir insan. Ne mutlu ki, Mustafa Kemal Atatürk hem bu memleketi bağımsızlığına kavuşturmuş, Anadolu’yu yabancı işgalinden kurtarmış, hem de çağdaş bir devletin temellerini atmış, bizi bugünlere getiren altyapıyı, temel önemli dönüşümleri, adımları, devrimleri gerçekleştirmiş. Gerçekten bugün eğer bütün bu çalkantılara, sarsıntılara rağmen hala ayakta duruyorsak işin temelinde onun attığı o sağlam temel vardır. Onun kardığı o maya vardır maya. Sağlam maya karmış, sağlam. Sağlam temel atmış Allah razı olsun.

Şimdi Atatürk Türkiye için bir yeni istikamet çizdi o istikamette ilerliyoruz. Ama bir süreden beri çok ciddi sorunlarımız, sıkıntılarımız var. geçenlerde Başbakanı karşılayan birileri son Osmanlı Padişahı Recep Tayyip Erdoğan diye bir pankart açtılar hatırlarsınız. Şimdi yani bunca yıl sonra Türkiye’deki Atatürk Cumhuriyetinin bir Başbakanına Osmanlı Padişahı özentisinin, son Osmanlı Padişahı, yani Vahdettin değil, Recep Tayyip Erdoğan son Osmanlı Padişahı diye düşünmenin arkasında ne yatıyor olabilir? Hangi duygular, hangi düşünceler, hangi özlemler, hangi tohumlar atılmış ki, insanlar bunları söyler hale gelmeye başlamışlar. Geçenlerdede bir genç kız çıkmıştı hatırlayın televizyona. Demişti ki, ben Atatürk’ü sevmiyorum, ben Humeyni’yi seviyorum demişti.

Şimdi değerli arkadaşlarım, bir genç kız yetişmiş bu dönemde Atatürk’ü sevmiyor Humeyni’yi seviyor. Yani bunun arkasındaki anlayışı, bu duruma kimlerin sebep olduğunu, kimlerin cesaret verdiğini, güç verdiğini, bu anlayışın nerelerden kök aldığını dikkate almak durumunda değil miyiz? Türkiye nereye gidiyor diyorlar.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye kaygı duyanlar var. Cumhuriyet çizgisi kırılıyor diyenler var. Türkiye nereye gidiyor diye kaygıyla soranlar var. Türkiye iyiye gidecek hiç kuşku yok. Atatürk’ün eserine hep beraber sahip çıkacağız. Türkiye’nin bağımsızlığına, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne, Türkiye’nin barışına, laik demokratik cumhuriyetine hep beraber sahip çıkacağız. Ama bu sanmayın ki sadece bizim işimizdir. Bu sizin ve bizim ortak işimizdir. O nedenle Türkiye’nin nereye gideceğine siz karar vereceksiniz. Türkiye’ye sahip çıkın Burdurlular, Cumhuriyete sahip çıkın, Atatürk Cumhuriyetine sahip çıkın, Burdur’a sahip çıkın, emeğinize, toprağınıza, ürününüze, pancarınıza, fabrikanıza sahip çıkın sevgili Burdurlular. Sizlerle dayanışma içinde olmaktan gurur duyuyorum. Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.

Sevgili Burdurlular, şimdi belediye başkan adaylarımızı sizlere sunmak istiyorum. Önce belde belediye başkan adaylarımızı sunayım. Bir kadın belediye başkan adayımız var. Salda Belediye Başkan Adayımız Sayın Emine Erdoğan. Kozluca Belediye Başkan Adayımız Sayın Rahmi Çetin. Hasanpaşa Belediye Başkan Adayımız Bayram Yıldız. Kozağaç Belediye Başkan Adayımız Hasan Erden. İbecik Belediye Başkan Adayımız Rasih Konuk. Ürkütlü Belediye Başkan Adayımız İbrahim Keskin. Kızılkaya Belediye Başkan Adayımız Naci Aktaş. Çamlık Belediye Başkan Adayımız Recep Acar. Bayır Belediye Başkan Adayımız Mustafa Yücel. Güney Belediye Başkan Adayımız Cemal Altay.

Şimdi İlçe Belediye Başkan Adaylarımızı sunuyorum. Bucak Belediye Başkan Adayımız Osman Dilek. Gölhisar Belediye Başkan Adayımız Necla Atasagun. Yeşilova Belediye Başkan Adayımız Nuri Özbek. Karamanlı Belediye Başkan Adayımız Mehmet Özger. Tefenni Belediye Başkan Adayımız Hüseyin Erdem. Çavdır Belediye Başkan Adayımız Ömer Akın. Çeltikçi Belediye Başkan Adayımız Ramazan Aydın.

Hepsi Burdur’un dürüst, namuslu, memleketini seven, memleketine hizmet aşkıyla dolu evlatları. Hayırlı olsun, başarılar diliyorum.

Şimdi bu takıma bir kaptan lazım değil mi? Bu takıma bir kaptan lazım. Burdur’a Merkez ilçeye, Burdur Merkezine bir belediye başkanı lazım. Cumhuriyet Halk Partisinin Burdur Belediye Başkan Adayı Şevket Aksöz.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »