GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN MANİSA MİTİNGİNDE YAPTIĞI KON
19/3/2009 · Kategori: Haber
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
MANİSA MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
(19 MART 2009)
Sevgili Manisalılar, Manisa’da bu büyük buluşmada sizlerle bir arada olmaktan çok büyük bir mutluluk duyuyorum. Eksik olmayın hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, hoşgeldiniz. Sizleri özlemiştim, sizlerle bir arada olmayı çok istiyordum. Bugün kısmet oldu. Manisa’da bir kez daha böyle görkemli, büyük bir mitingde bir aradayız. Bundan kıvanç duyuyorum. Sizleri böyle inançlı, coşkulu, heyecanlı ve Cumhuriyet Halk Partisine kulağını vermiş, gözünü dikmiş vaziyette görmekten çok büyük mutluluk duyuyorum. Eksik olmayın, sağolun.
Manisa Türkiye’mizin gözbebeği. Türkiye’mizin en verimli topraklarının yer aldığı bir kentimiz, bir ilimiz. Kendi başına bir ülke Manisa. Toprağı ile, Gediz’iyle, ovalarıyla, bilinçli çiftçisiyle dünyanın en güzel ürünlerini yetiştirmesiyle, Anadolu’muzun, tarımımızın, çiftçimizin, köylümüzün gözbebeği bir yer Manisa. Bu dünyanın en güzel topraklarında yaşayan, çalışan, o topraklarda üretim yapan insanlarla bir arada olmak benim için çok büyük bir mutluluk. Manisa Türkiye’nin en büyük zenginliği. Manisa Türkiye’nin en büyük gücü. Manisa sadece Türkiye’de değil, dünyada tarım konusunda en iddialı olacağımız yerlerin başında geliyor. Tarımda öyle, sanayide öyle, hizmet sektöründe öyle. Her alanda Allah en büyük nimetleri size bahşetmiş. Ne mutlu Manisa’ya. Her şeyin en güzeli burada. İnsanı da elbette en çalışkan, en üretici ve en bilinçli insan. Osmanlı İmparatorluğuna şehzadeler yetiştirmiş, bir büyük imparatorluk geleneğinden gelmiş, siyaseti her yönüyle denemiş. Bizim milli mücadelemizde en şerefli görevleri yerine getirmiş. Demokrasiye geçişimizde en güzel demokrasi örneklerini vermiş, memleket için hayırlı neyse daima onun peşine düşmüş. Bazen bir partiyi tutmuş başa getirmiş. Bazen olmadı yanlış yapıyorsun in aşağı demiş yenisini tutmuş getirmiş. Demokrasi bilinci yüksek bir yer Manisa’da.
Böyle bir Manisa’da sizlerle bir arada olmaktan, böyle muhteşem bir toplulukla bir arada olmaktan gerçekten büyük mutluluk duyuyorum. Buraya gelen bütün Manisalıları hiçbir siyasi parti ayrımı gözetmeden hepinize, partilisine, partisizine, AKP’lisine, MHP’lisine, tarafsızına, Cumhuriyet Halk Partilisine, bütün Manisalılara yürekten, gönülden teşekkür ediyorum. Şeref verdiniz, hoşgeldiniz.
Sevgili Manisalılar, nasılsınız iyi misiniz? Yani ben duygularımı, düşüncelerimi söyledim. Birazda size soralım bakalım siz ne alemdesiniz. İyi misiniz? İşleriniz, keyfiniz nasıl? İşleriniz yolunda, keyfiniz yerinde mi? Kazancınız, masrafınız birbirini karşılıyor mu? Alacaklar, borçlar tahsil ediliyor mu? Geliriniz, gideriniz dengede mi? Açık mı veriyoruz, yoksa gelir mi fazla? Gelir fazla gider az mı? Tersi ha? Ya bu nasıl Manisa? Dünyanın en güzel Manisa’sı bu. En verimli Manisa’sı bu. Tarımın en güzelinin yapıldığı Manisa bu. Var mı daha bir başka Manisa? Var mı bir başka Gediz Ovası. Var mı bir başka Gediz? Var mı? Ne bu hal? Yoksa siz çiftçiliği unuttunuz mu? Tarımı unuttunuz mu? Yoksa tembelleştiniz mi? Çalışıyorsunuz, emek veriyorsunuz. Ama sonuç gene böyle öylemi? Ne oldu o Manisa’nın güzelim üzümüne? Üzümde mi kurtarmıyor? Üzümde kurtarmıyor mu? Zeytin kurtarıyordur o zaman. Zeytinde kurtarmıyor. O zaman tütün kurtarıyordur. Tütünde mi kurtarmıyor? Ne oldu onlara? Dünyanın en büyük nimetleri bunlar değil mi? Yani diyorsunuz ki bu iş hükümet işi diyorsunuz. Sen bırak Manisa’yı diyorsunuz. Manisa’nın ovasını, Gediz ovasını bırak diyorsunuz. Bizde onların hepsi var diyorsunuz. Çalışkan Manisalı çiftçi var diyorsunuz. Sen bana hakkımı verecek bir hükümet bul diyorsunuz değil mi? Öylemi? E o hükümeti beraber bulacağız değil mi? Yani size de görev düşüyor. Birlikte yapacağız bu işi. Sevgili Manisalılar, bakın yıllardır bu meydanlarda bunları konuşuyoruz. Şimdi gerçekler daha iyi ortaya çıktı. Hep bunu anlatmaya çalışıyorduk. Hep buna dikkati çekiyorduk.
Üzümü konuşuyorduk değil mi? Şimdi üzüm kaça gidiyor şu sırada? 1.400 daha damı aşağı? 1.300’e gidiyor şuanda. Mayıs’ta kaçtı? Geçen sene kaçtı? Üzüm düşmüş 1400’e, 1300’e. 300 demeye dilim varmıyor. 1 diyorsun. Yapmayın. Ben 9 numarayı konuşuyorum canım. Peki o üzümü elde etmek için yaptığınız masraflar bir önceki yıla göre azaldı mı arttı mı? Mesela göztaşı ne oldu? Arttı mı? 3 katı arttı galiba değil mi? Akaryakıt %100 arttı, ilaç arttı değil mi? Peki üzümcünün hali bu. Zeytincinin hali ne? Zeytin nasıl, zeytin kaça? 2 milyon. 2’nin altına indi, 1 milyona indi. 2002’de kaçtı zeytin? Zeytinyağı ne kadar? 5 milyon, 4 milyon. Onun masrafı azaldı mı? Yani bu işi nasıl döndürüyorsunuz sevgili Manisalılar? Dönmüyor. Tütün ne oldu, kota kalktı mı? Şimdi Amerikan firmasına sözleşmeli çiftçilikle tütün mü yetiştiriyorsunuz? Bu iyi bir tablomu? Bu memleketin kalkınmasına yardımcı olacak bir politikamı? Bu politikanın arkasında ne yatıyor? Bu politikanın arkasında tarıma sırt dönme politikası yatıyor. Tarımı ayak bağı sayma, tarımı engel sayma, çiftçiliği küçük görme, çiftçilikle bir yere varılmaz deme anlayışı yatıyor.
Şimdi değerli arkadaşlarım, dünyanın bütün kalkınmış ülkelerinde tarımı en zengin ülkeler bile ayağa kaldırmak için destekliyor. Tarımın desteklenmediği bir ülke yok. Avrupa’da destekleniyor, Amerika’da destekleniyor, Japonya’da destekleniyor. Biz desteklemiyoruz. Biz ne yapıyoruz? Gümrüğü açıyoruz. Manisa’da pamuk yetişirdi ne oldu pamuk? Gediz ovasında pamuk vardı, ne oldu o pamuk? Şimdi Yunanistan’dan pamuk ithal ediyoruz. Yunanistan pamuğu bilmezdi, pamuk deyince akla Çukurova, Ege gelirdi. Şimdi Çukurova, Ege pamuk ekemez, pamuktan kazanamaz hale geldi. Pamuk tarlaları bozuldu, bırakıldı şimdi Yunanistan kendi topraklarında çiftçiliğe başladı, pamukçuluğa başladı. Ürettiği pamuğu Türkiye’ye satıyor. Orası pamuk üretiyor, pamuk üreten Yunanlı çiftçi kazanıyor, zenginleşiyor. Yunan ekonomisi güçleniyor. Yunan ekonomisi de bundan kazançlı çıkıyor. Pamuğunu ekmeyen Anadolu’daki pamuk üreticisi, çiftçi perişan oluyor. Pamuğunu ithal etmek zorunda kalan Türk ekonomisi bundan zarar görüyor. Bu iyi bir politikamı? Tarımı ithalat kapılarını açarak içerde ezdirmek, köylüyü, çiftçiyi ezdirmek doğru politika sayılabilir mi? Hangi millet ezdiriyor kendi çiftçisini. Üretimini hangi ülke cezalandırıyor. Biz ekmeyeceğiz. Ne yapacağız? İthal edeceğiz.
Bakın Türkiye’de pancar ekim alanları fiilen ortadan kaldırıldı, pancar işi bitirildi. Ne geldi yerine? Mısır ekimi geldi. Türkiye’nin en verimli alanları mısır ekimine açıldı. Gediz ovası mısıra açıldı değil mi? Bunun arkasında ne yatıyor? Bunun arkasında Türkiye’nin şeker politikasının yanlışlığı yatıyor. Kendi ülkemizdeki kendi çiftçimizin pancarıyla üretilmiş şekeri değil, Amerika’daki mısır üreticisinin ürettiği mısırdan tatlandırıcıyı alarak, kendi pancar üreticimizi perişan ediyoruz. Kendi mısır üreticimize de diyoruz ki, sende mısır ek. Mısıra çekiyoruz onu. Sonuç ne oluyor? Çiftçi perişan oluyor, Türkiye perişan oluyor.
Şimdi değerli arkadaşlarım, Türkiye şekerini bir anlamda tatlandırıcı ithalatı yoluyla ithal ediyor. Dışarıya bağladık. Şeker ithal, pamuk ithal, meyve, sebze ithal, sanayi ürünleri ithal. Bu ithal çarkı neyle dönüyor? Dövizle dönüyor. Hangi dövizle dönüyor. Borç dövizle dönüyor. Dışarıdan borçla kendi toprağımızda kendi insanlarımızın yetiştireceği ürünleri ektirmeyip, onları yoksulluğa mahkum edip, dışarıdan paramla istediğim yerden alırım deyip şekerini de, mısırını da dışarıdan alarak uzun dönemde ülkeyi refaha götürme imkanı var mı? Geldik mi, refahımı geldik? 7 yıldır uyguluyorlar bu politikayı. 7 yıl sonunda Türkiye’de refah mı var, zenginlik mi var? Şu Manisa’nın haline bak. Dünyanın en bereketli topraklarına sahip Manisa’daki çiftçinin şu haline bak, şu manzarasına bak. Bu başarıdır denilebilir mi? Bunun altında yanlış politika yatıyor değerli arkadaşlarım. Önce bir defa tarıma sahip çıkacaksınız. Tarıma değer vereceksiniz. Kalkınma bir bütün. Altyapısı, temeli olmayan kalkınma kalıcı değildir. ilk rüzgarda, fırtınada devrilir. İşin temeli sağlam olacak. Temeli ne? Temeli tarım, çiftçi, toprak. Onun üzerine ticaret binecek. Tarıma dayalı ticaret olacak. Onun üzerine sanayi olacak. O sanayiinin ticareti de girecek devreye. Onun üzerine bankacılık olacak, bankacılık. Bankacılık zirvede. Sen tarımı öldürürsen. Sen esnafı ve sanatkarı öldürürsen, sen sanayiciyi öldürürsen elindeki bankalarla nereye gidebilirsin. Ne kadar gidebilirsin? Bankalarını da gelir yabancılar birer birer satın alırlar. O bankalar gelirler senin çiftçini ipotek karşılığı kredi vererek bağlarlar. Bir süre sonra çiftçi borcunu ödeyemez hale gelir. Ondan sonrada o topraklar satılmaya başlar. Bugünkü manzara bu değil mi?
Değerli arkadaşlarım, bu iyi bir politika değil. Bu yanlış bir politika. Bu politika Türkiye’yi çıkmaza sürüklemiştir ve bunun mutlaka değiştirilmesi lazımdır. Çiftçi perişan. Esnaf nasıl? Esnaf iyimi? Esnafın kazancı yerinde mi? Esnaf yanında çalışan çocuğun sigortasını yapabiliyor mu, primini ödeyebiliyor mu, stopajını ödeyebiliyor mu? Çekleri, senetleri dönüyor mu? Piyasa genişledi mi, rahatladı mı, canlandı mı? Esnafın yüzü gülüyor mu? Esnafta sıkıntı içinde. Emekliler nasıl, emekliler iyimi? Emekliler rahatladı mı? Emeklilerin yüzü gülüyor mu? Yoksa emekliler ya şu hayatımın son döneminde eşimle birlikte huzur içinde önümüzdeki ömrü yaşayalım, geçirelim derken birden bire oğlunun işten atıldığını öğrenip, oğlunun evine ekmek götüremediğini görüp, acaba oğluma, oğlumun çocuklarına nasıl yardımcı olurum diye çırpınır halemi düştü? Böyle mi oldu? Öyle değil mi? Dünyadaki bütün ülkelerin emeklileri hayatlarının bu döneminde dünyayı geziyorlar. Atlıyorlar uçağa Türkiye’ye geliyorlar, başka yerlere gidiyorlar. Bizim emeklilerimiz kahveye çıkamıyor acaba kahvede bir arkadaşım, dostum gelirde ona çay ısmarlamak zorunda kalır mıyım diye emeklilerimiz kahveye çıkamıyorlar. Hani Türkiye zenginleşiyordu. Hani Türkiye büyük bir ekonomik kalkınma yapmıştı. Hani 10 bin dolara çıkmıştı adam başına milli gelir. Yani 5 kişilik bir ailenin 50 bin doları olacaktı. Yani 1.700’den 85 milyar. Var mı? Yani bir ailenin, 5 kişilik bir ailenin geliri ayda 6-7 milyar. Var mı böyle bir şey? Ne oldu o zaman, nedir bu manzara değerli arkadaşlarım?
Bakınız sevgili Manisalılar, Türkiye şimdi bu sıkıntıları yaşıyor. Şunun da hesabını yapın. Bu sıkıntıyı anlamak için şunun hesabını da yapın. Türkiye’de gelmiş geçmiş hiçbir hükümet bu hükümet kadar borç yapmamıştır. Türkiye’nin 80 küsur yıllık tarihi boyunca, Atatürk – İnönü döneminden başlayarak Celal Bayar – Menderes, Demirel, Turgut Özal ve Erbakan hükümetlerine kadar gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin ortak dış borcu aldığı ve Türkiye’yi soktuğu borç miktarı 220 milyar dolardır. 85 yıl bütün hükümetler. 220 milyar dolar. Birde düşünün bu 220 milyar dolarla ne yapıldı Türkiye’de. Askeri yok, yolu yok, iğnesi yok, mensucatı yok Türkiye başladı. Şeker fabrikaları, dokuma fabrikaları, Karabük demir-çelik, Ereğli demir-çelik, İskenderun demir-çelik, barajlar, santraller, Keban barajı, Atatürk barajı, rafineriler, ipraşlar, tüpraşlar, ataçlar, petro kimya tesisleri, silahlı kuvvetler, demiryolları, limanlar, aklınıza ne gelirse. Etibanklar, sümerbanklar hepsi yapıldı değil mi? Toplam borç ne? 220 milyar dolar. 220 milyar dolarla 2002’nin Türkiye’si inşa edildi. Allah razı olsun onu gerçekleştirenlerden. Atatürk İnönü’den başlayarak emeğe geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.
Bunlar geldi, 7 yıl iktidarda kaldılar. 80 yılda bütün hükümetlerin aldığı borçtan fazlasını 280 milyar dolarlık bir ek borcu 220’nin üzerine koydular. Oldu mu borç 500 milyar. Şimdi 220’yle nelerin yapıldığını söyledik. Peki 280’le neler yapıldı bu 7 yılda? Yani hangi fabrikalar açıldı, hangi demir-çelik sanayi kuruldu. Hangi yeni gençlerimize iş ve ekmek kapısı olacak büyük tesis kuruldu. Ne yapıldı? Hangi altyapı yapıldı, hangi büyük baraj yapıldı, hangi büyük santral kuruldu. Soma’sından Yatağan’ına kadar tümü o dönemin, eski dönemin eserleri bunlar. Ne yaptın sen? Bu milletin kömürünü mü işledin, bu milletin suyunu mu enerjiye çevirdin? Ne yaptın? 280 milyar dolar borç yaptın borç. Kimin borcu o? Milletin borcu, sizin borcunuz. Yarın inşallah oyunuzu vereceksiniz, bunları iktidardan uzaklaştıracaksınız ama onların yaptığı bu borcu gene bu memleketin namuslu, dürüst vatansever insanları ödeyecekler.
Sevgili Manisalılar, bunlar bu 280 milyar doları harcadılar, borç yaptılar. Yani siz yaptınız. Ama ayrıca elde avuçta ne varsa onları da sattılar. Yani bunun üzerine bütün tesisleri, bütün ekonomik işletmeleri de birer, birer ucuz pahalı demeden, yerliye yabancıya demeden sattılar. Telekomunuda sattılar, tüpraşını da sattılar. Ereğli demir-çeliğini de sattılar. Hepsini sattılar değil mi? Onun parasını da aldılar değil mi? O paraları da harcadılar değil mi? Peki o paralarla Manisa’nın çiftçisine ne geldi? Yani üzüm üreticisine ne geldi? Mısır üreticisine ne geldi, pamuk üreticisine ne geldi, tütün üreticisine ne geldi? Manisa’nın esnafına, sanatkarına ne geldi? Şimdi durumu görüyor muyuz? Durumun ne olduğu daha iyi anlaşılıyor değil mi? Manzara bu. Peki ekonomik tablo böyle. Tarımda böyle. Sanayideki manzarayı görüyorsunuz. Türkiye kalkınıyor, Türkiye büyüyor diyorduk. Türkiye büyümesi gereken ülke. Her yıl 1 milyon evladımız geliyor. Onlara işyeri açacağız, ekmek kapısı açacağız. Nasıl olacak bu iş? Yatırım yapacağız. Yatırım yapmadan Türkiye kalkınamaz. İşyeri açmadan, fabrika açmadan, tesis açmadan Türkiye kalkınamaz. Yani gösterişe harcama yaparak, onun bunun gözünü boyayarak ranttı, faizdi, bankaydı diye oyalanarak bir yere varamayız. Tesis kuracağız, toprağa sahip çıkacağız, madenimize sahip çıkacağız, kömürümüze sahip çıkacağız, vatanımıza sahip çıkacağız, üreteceğiz, üretecek olan insanlara sahip çıkacağız. Bunlar üretim bıraktılar ithalata döndüler. Başkası üretiyor. Üretirken evladına iş veriyor, çalıştırıyor işçisini, kendi kaynaklarını değerlendiriyor, sonra bize satıyor. Bizde borç dövizle onu satın alıyoruz. Bu paralarla zenginleştik diye milletin gözünü boyuyoruz. Bakın bolluk var diyoruz, bol para var diyoruz. Dolar sabit duruyor diyoruz. Her şeyi buluyorsun diyoruz. Evet öyle. Evet öylede bir sor bakalım nasıl öyle, arkasında ne var? Arkasında borç var, borç. Hazır yemek var, miras yedilik var. Cumhuriyet döneminin eserlerini satmak var. Oradan elde ettiğin kazançla gününü gün etmek var. Ne oldu? 7 yılın içinde 4 yılı idare ettik, 5. yıl işler sıkışmaya başladı. 6. yıl durum aydınlığa kavuşmaya başladı. 7. yıl ne oluyoruz diyoruz değil mi? Şimdi gerçekleri görüyoruz değil mi? Bunun sonucu bu. Bunun sonucu değerli arkadaşlarım. Bakın bugün ne oldu? Türkiye’de sanayideki 10 tezgahtan 4’ü stop etti. Yani yapılan yatırımın yarıya yakın kısmı üretim yapamıyor. Halbuki onun borcu yapılmış, dövizi alınmış, faiz ödeniyor. Halbuki o 4 tezgahtan ekmek yiyecek işçiler var, ustalar var, mühendisler var. Onların hepsi yavaş yavaş dışarıya çıkarıldı. Şimdi siz gençlere iş bulabiliyor musunuz? Burası İzmir’in hemen yanında. Zaten Manisa Avrupa çapında önemli bir sanayi potansiyeline sahip yer. En önemli sanayi merkezlerimizden birisi. Ne oldu gençlere iş var mı? Tam tersine çalışanlar işten çıkıyor. Manisa’da bu son dönemde 5 bin kişinin işine son verildi.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de Kasım sonu itibariyle 2008 bir yılda 1 milyon insan daha işini kaybetti. Resmi rakamlarla söylüyorum. Yani Türkiye’de resmi rakamlarla işsiz sayısı Kasım sonu itibariyle 5 milyon sınırına dayandı. Gerçek rakam bunun çok daha üzerinde. İşsiz kalmak, işini kaybetmek bir insanın yaşayabileceği en büyük felakettir. İşsiz insanın evinde, ailesinde dahi huzuru yoktur. Mahallesinde yoktur, şehirde yoktur. Allah kimseyi işini kaybetmiş duruma düşürmesin. Bugün Türkiye’de en önemli sorun olarak bu gelişiyor. Hızla da işsiz sayısı artıyor. İnsanlar işsiz kalınca ne oluyor? İşinden çıkınca borçlarını ödeyemez hale geliyor. Herkes borçlu değil mi? Devlet borçlu devlet. Türkiye’de devlet borçlu, şirketler borçlu, aileler borçlu, insanlar borçlu, herkes borçlu değil mi? E ne oluyor işsiz kalınca borçlar ödenemiyor. Ödenemeyen borç sıkıntıyı daha da arttırıyor. Bakın sizler kredi kartı borçlarınızı ödeyebiliyor musunuz? Ne yapıyorsunuz? Bir bankadan aldığınız kredi kartıyla öbür bankayı çeviriyorsunuz değil mi? Peki çeviriyorsunuz da arada bu iş çevrilemez hale geliyor. Tıkanıyor kalıyor değil mi? Şimdi bakınız 2008 sonunda 600 bin kişi borcunu çeviremez hale düştü. 1 ayda, Ocak ayında 182 bin kişi sadece Ocak ayında borcunu ödeyemez hale geldi. Yani bunu bütün yıla getirecek olursak 1,5 milyona doğru gidiyor borcunu ödeyemeyecek olanlar. Bu önemli bir sorun. Dünyanın her yerinde böyle sorun oluyor. Hemen buna tedbir almak lazım. Borcunu ödeyemez oldun mu borç faizi kaç oluyor? %5 oluyor aylık. Dünyada %1 ortalamasını söylüyorum ben. Dünyada %1, bizde ortalama %5 aylık faiz. Yani %20 – 24 faizle borcunu ödeyemeyen insan %60-65 faize çıkınca onu ödeyebilir mi? Ödeyebiliyor mu? Ödeyemiyor. Ne oluyor? Sıkıntı başlıyor. Türkiye’de suç patlaması yaşanıyor değerli arkadaşlarım. Bakın intiharlar. Her gün görüyorsunuz acı olaylar yaşanıyor. Bütün bunların altında bu yanlış ekonomi politikası var, bu sıkıntılar var. Başbakana geçenlerde ben bunları söyledim. Diyor ki, o kredi kartı borcu olanlar dürüst insanlar değildir diyor. Başbakana göre işler kolay. Yani kredi kartı borcunu ödeyememiş adam dürüst değilmiş. Başbakana sormak lazım. Sayın Başbakan sen hiç işsiz kaldın mı? Sen hiç akşam eve ekmek götürememenin ne demek olduğunu yaşadın mı, biliyor musun? Sen çocuğuna 2 lira okuldan istenen temizlik parasını verememenin nasıl bir acı olduğunu hiç yaşandın mı, biliyor musun? İşinden atıldığı için lisedeki çocuğunu almak zorunda kalan babanın acısını sen yüreğinde hissedebiliyor musun? Tabi senin umurunda değil, senin çocuklarını Amerika’da eşin dostun okutuveriyor. Ama o Türkiye’de devlet okulunda bile okutamıyor.
Değerli arkadaşlarım, manzara bu. Şimdi ben bunlardan söz açıyorum. Başbakan kızıyor, sinirleniyor. Bunlara cevap vereceğine hakaret etmeye başlıyor. Buraya geldi değil mi Başbakan? Burada milletin işsizliğinden, çiftçinin sıkıntısından söz etti mi? O konudaki çaresini, çözümünü söyledi mi? Türkiye’de bu sıkıntıların yanı sıra birde çok büyük yolsuzluklar yaşanıyor değil mi? Yolsuzluklar var değil mi? Türkiye’deki yolsuzlukları biliyorsunuz. Manisa’da yolsuzluk var mı? Ne oluyor Manisa’da? Sümerbankın arazisini Manisa’ya tesis kuracağız diye ucuza 4 milyon dolara alıyorlar, sonrada bir yabancı şirkete aldıktan sonra 47 trilyon liraya satıyorlar değil mi? Öylemi? Sonrada davalar, mahkemeler. Bunu yapanlarda önüne gelen insanlar değil mi? Bu sizin yaşadığınız olay. Bu çark her yerde dönüyor.
Bakın şu Deniz Feneri olayını biliyorsunuz değil mi? Biliyorsunuz ama bir de ben anlatayım, birde benim ağzımdan dinleyin. Bakın bu Deniz Feneri’yle Türkiye’de yolsuzluklar çağ atlamıştır. Yani taş devrinden tuş devrine geçer gibi yolsuzluk değişmiştir, nitelik değiştirmiştir. Eskiden yolsuzluk şahsi, keyfi bir olaydı, bireysel bir olaydı, ferdi bir olaydı. Şimdi yolsuzluk öyle şahsen yapılmıyor. Bireysel değil. Şimdi yolsuzluk teşkilatlı yolsuzluk. 40-50 kişi bir araya geliyor teşkilat kuruyor. Başkanı var, muhasebecisi var, yöneticisi var, kuryesi var, her şeyi var. Yani yolsuzluk yapmak üzere teşkilat kuruluyor. Teşkilatlı yolsuzluk, dernekleşmiş yolsuzluk, şirketleşmiş yolsuzluk. Eskiden yolsuzluk yapanlar kendilerini suçlu hissedelerdi, mahcup hissederlerdi. Bunlar hem yolsuzluk yapıyorlar, hem de hiçbir mahcubiyet hissetmiyorlar. Artık aleni. Eskiden gizli yapılırdı yolsuzluk. Şimdi aleni, çok rahat, kendinden emin. Göz göre göre yapıyor. Gidiyor Almanya’ya Almanya’daki vatandaşlarımızın gittikleri camilerde konuşmalar yapıyorlar, Allah, peygamber, din, iman ağızlarından bal akıyor. Ondan sonra diyorlar ki bak Ramazan mübarek ay geldi fitrenizi, zekatınızı bize verin. Biz sizin hayrınızı sizin yerinize yapalım. Biz yoksulları doyuralım, biz açları doyuralım, insanlara biz hayrınızı sizin yerinize yapalım. Oradaki insanlarda Allah, peygamber, din, iman ağzından bal akan insanlar helal olsun diyor bunlara veriyor. Aldıkları paraları bir kuryeye veriyorlar. Bankayla değil. Banka olursa kayda girecek. Çanta ile Almanya’dan parayı Türkiye’ye taşıyorlar. Trilyonlarca lira. Bir kurye taşıyor. Taşıyan kuryede RTÜK’ün başında şimdi. Türkiye’nin en önemli Radyo Televizyon Üst Kurulunun başında. Alman mahkemesinin kararı.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bütün bunları yapıyorlar. Buraya gelen para ne oluyor? Parayı alanlar kendi adlarına şirket kuruyorlar kendi mülkiyetlerinde. Birde televizyon kanalı kuruyorlar. O televizyon kanalı millete ne anlatıyor? Dürüstlük, ahlak, din, iman, fazilet. Bunları söylüyor değil mi? Ondan sonra diyor ki aman ha Recep Tayyip Erdoğan’dan şaşma. Aman ha AKP’den şaşma. Tamam mı?
Şimdi değerli arkadaşlarım, böyle bir çark. Ali Cengiz oyunu. Bunu yaparken devlet ne yapıyor bunlara? Bunlara devlet diyor ki, siz millete en çok hizmet eden bir teşkilat durumundasınız. Yani kamuya yararlı derneksiniz diyor ve bunlara vergi muafiyeti getiriyor. Bakınız bugün Türkiye’nin ulusal bütünlüğü için gözünü budaktan sakınmayıp cephede, sınırda şehit olmuş olan ya da mayına basıp bacağını, kolunu kaybetmiş olan insanlarımıza, gazilerimize, şehitlerimize yardımcı olmak için kurulmuş bir vakıf var Mehmetçik vakfı. O vakfa bağış yapandan vergi alıyor. Onlardan almıyor. Olur mu böyle bir şey? Yani devletin himayesinde bunlar. Almanya’da teşkilatmış. Türkiye’dekiyle ilgisi yokmuş. Çift muhasebe tutuyor Almanya’daki. Birisi buraya, birisi kendine.
Şimdi değerli arkadaşlarım, Almanlar bunu görünce hemen olayın üzerine yürüdüler ve yargıladılar, mahkum ettiler. Bize de yazı yazdılar. Dediler ki, bakın biz bunları tuttuk ama asıl elebaşıları Türkiye’de. Sende onları tut. İsimleri dedi, isimleri de verdiler. Aylar geçti kıpırdamıyor hükümet. Onun üzerine ben sordum iktidara niye bir şey yapmıyorsunuz bunlara? Bak Almanlar mahkum etti diye. Bize diyor ki en yetkililer, Başbakan, Adalet Bakanı. Yazı yazdık Almanya’ya dosyayı bekliyoruz. Dosyayı ne diye bekliyorsun? Bu suçu işleyen sahtekarlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Aldatılan insanlar Türkiye cumhuriyeti vatandaşı. O parayı Türkiye’ye taşıyan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. O parayla Türkiye’de kurulan şirketler Türkiye’nin şirketleri. Kurulan televizyon kanalı Türkiye’nin televizyon kanalı. Alman mahkum etmiş sen açmış ağzını Alman’a bakıyorsun. Alman bunu mahkum etti de senin emniyetin, polisin, jandarman yok mu, senin savcın yok mu, senin hakimin yok mu, senin kanunun yok mu, hukukun yok mu, vicdanın yok mu senin? Almanya’dan yazı bekliyor.
Değerli arkadaşlarım, yani Almanya dosyayı göndermese biz ne yapacağız? Yapacak bir şey yok diyeceğiz. Böyle şey olur mu? E dosyayı bekliyoruz. Almanya’da dosyayı kaplumbağanın sırtına koysalardı kaplumbağa 6 ayda buraya getirirdi. Dosya gelmedi bir türlü. Onun üzerine ben bir arkadaşımızdan rica ettim. Git Almanya’ya da şu dosyayı al bir getir dedim. Bak koca devlet getiremiyor, biz CHP olarak o dosyayı getirelim. Arkadaşımız gitti dosyayı aldı ve getirdi. Onun üzerine bende meydanda çıktım dosya dosya diyordun al sana işte dosya dedim. Şimdi ne kadar geniş insan. Diyor ki, Baykal çıkmış dosyayı gösteriyor diyor. Kırtasiyecilerde kırmızı kaplı dosya çok diyor. Sen dosyanın kabına, rengine bakma, sen içindeki belgelere bak. Onlara bir bakıver bakalım.
Şimdi bu, bu konunun üzerine gitmeyince ben bu defa sordum Başbakana, sen bunları tanıyor musun dedim. Ik mık falan böyle çevirirken anlaşıldı ki çocukları bacanaktır. Anlaşıldı mı? Yani kamuya yararlı dernek, vergi muafiyeti Mehmetçik Vakfına verilmeyen vergi muafiyeti, bir türlü gelmeyen dosya. Şimdi dosya geldi. Hadi ne yapıyorsunuz diyoruz. Tercüme yapıyoruz diyorlar. Şimdi dosyayı tercüme ediyorlarmış. Almanca gelmiş dosya Türkçe’sini okuyacaklar. Şu desen ki ya içimden geçmiyor bunları yargılamak. Bunların üstüne gitmek istemiyorum, bunlar bak bize destek oldular, bize destek veriyorlar. Televizyonları var. Bunlar benim yakınlarım desene.
Şimdi sevgili Manisalılar, ben bunları anlatınca Başbakan çok kızıyor. Kızacağına gel sende Manisa’da buna cevap ver. Burada ya Deniz Baykal Deniz Feneri diye anlatıyor işin aslı budur diye söyledi mi burada? Bahsetti mi Deniz Feneri’nden. Deniz Feneri’de tek değil. Deniz Fenerini bırak Tüpraş’a bak. Aynı manzara orada. Telekoma bak aynı manzara orada. Her yerde aynı manzara. O bir simge olduğu için ben Deniz Fenerini anlatıyorum. Birde Deniz Fenerinin tabi çok ayrı bir yeri var. hırsızlığın bile bir raconu vardır. Yolsuzluğun dahi bir raconu vardır. Arkadaşlar insaf edin insanların en temiz duyguları üzerinden, dini inancı üzerinden, imanı üzerinden, Allah’ı kitabı üzerinden, Müslümanlığı üzerinden hayır yapmak için ayırdığı parayla yolsuzluk yapılabilir mi? Buna hangi vicdan evet der. Aldırdığı yok. Gidiyor din iman diyor paraları topluyor ondan sonra kendi çıkarı için, kendi hesabı için harcıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Kim yapar, kimin vicdanı el verir buna? Gel burada cevap ver o zaman burada bir yanlış varsa. Anlat. Anlatabiliyor mu? Hayır. Yaşanan ekonomik sıkıntılara anlamlı bir cevap verebiliyor mu? Çiftçinin durumunu izah edebiliyor mu? E ne yapıyor? Deniz Baykal diyor, CHP diyor. Yani bu Başbakan gece yatağa Deniz Baykal’a giriyor, sabah Deniz Baykal’la kalkıyor. İşi gücü bıraktı. Varsa, yoksa Deniz Baykal. Başka derdi yok. Kardeşim sen Başbakansın milletin derdi var, ızdırabı var, senden umut bekliyor, çare bekliyor. Git anlat. Bırak sen Deniz Baykal’ı. Bırakamıyor. Unut Deniz Baykal’ı. Unutamıyor. Yani Deniz Baykal diyor, CHP diyor. Kesmiyor 80 yıl öncesine gidiyor. Efendim 80 yıl önce nüfus cüzdanlarına ekmek karnesi verilmiştir diye damga basılıyormuş İsmet Paşa zamanında. Bize onu anlatıyor. Sen daha ananın karnına düşmemiştin. Bu vatan nasıl kuruldu, nasıl kurtuldu biliyor musun sen? Türkiye o güç günleri nasıl aştı biliyor musun sen? İkinci dünya savaşına bir tek vatandaşının bile burnunu kanatmadan ustaca dünyayı idare ederek Türkiye’yi, babaları, evlatları, anaları boynu bükük bırakmadan o İsmet Paşa Türkiye’yi nasıl çıkardı, kurtardı biliyor musun sen? Yani İsmet Paşa 80 yıl önce ekmek karnesi dağıtmış, Recep Tayyip Erdoğan bugün Deniz Baykal’dan bunun hesabını soruyor. Sor o hesabı, vermezsem namerdim. Geç karşımada sor ve cevabını al. İsmet Paşa o güç günlerde dünyanın savaş ve buhran günlerinde, yokluk günlerinde adaletle, elindeki bütün imkanları kardeşçe kullanarak Türkiye’yi kurtardı. Şimdi sen dünyanın bu refah döneminde, zenginlik döneminde bir gel bakalım halk pazarlarından akşamları emekliler, yoksul insanlar atılmış domatesleri, biberleri, patlıcanları nasıl topluyorlar. Nasıl bayat ekmeği ucuza alacağım diye insanlar nasıl oradan oraya koşuyorlar. Nasıl açlıktan insanların bunaldığını gel de bir gör, bir sor bakalım. Bu dönemin bu haline bak ve ondan sonra İsmet Paşa’ya dil uzatmaya dil uzatmaya kalk. Yani müflis tüccarlar, iflas etmiş tüccarlar nasıl eski defterleri karıştırıp oradan bir şey çıkar mı diye bakarlar. Unuttuğum bir alacak var mı, birisine yapacağım bir yeni talep var mı diye. Bizimkide o hale düşmüş. Almış eline koca Cumhuriyet Halk Partisi defterini onun içinden açık arıyor. O Türkiye’nin şeref defteri, şeref! Türkiye’nin dürüstlük defteri o, vatanseverlik defteri!
Tabi onun rahatsızlığı bizim söylediklerimizde. Yolsuzlukları anlatıyoruz, işsizliği anlatıyoruz, ekonomik sıkıntıyı anlatıyoruz. Ona cevap veremiyor 80 yıl öteden laf bulmaya çalışıyor.
Değerli arkadaşlarım, bakın ben bunları söyleyince Başbakana diyorum ki, ya gel televizyona çıkalım. Birlikte televizyona çıkalım. Sen ne soracaksan sor. Benimle ilgili soracağını sor, partimle ilgili soracağını sor. İsmet Paşa’yla ilgili soracağını sor. Arıyor. Geçmişe gidiyor İsmet Paşa. Elinden gelse bir adım daha öteye gidecek ya oraya gidemiyor. Oraya kadar gidemiyor. İsmet Paşa’da duruyor. Eğer istersen o adımı da at, onun ötesine de geç onu da konuşalım, millette seyretsin. 70 milyonun önünde konuşalım. Ne biliyorsan söyle. Yani sen sor ben cevap vereyim. Sonra ben sorayım sen cevap ver. Vatandaşlarda izlesin. Bizim vatandaşımız televizyonda konuşan insanın hangisi samimi konuşuyor, hangisi dürüst konuşuyor, hangisi içinden pazarlıklıdır gözüne bakar anlar. Gel çıkalım konuşalım. Hayır çıkmam diyor. Ne diyor bana? Meydana gel meydana. İşte geldim, işte meydan, işte Manisa, işte Cumhuriyet Halk Partisi! Ne olmuş? Meydana gel geldik. Ne olmuş? Siz buraya nasıl geldiniz sevgili Manisalılar? Yevmiyeyle mi geldiniz? Kumanya dağıtıldı mı? Vali bugün yazı yazdı mı? Deniz Baykal’ın Manisa’da mitingi vardır, bütün daire müdürleri, amirler, memurlar mutlaka o mitingde hazır bulunsunlar diye yazı yazdı da mı geldiniz? Yoksa otobüs kaldırdı devlet Ankara’dan Pozantı’ya. Pozantı’da açılış yapacakmış Başbakan. Karayolları Genel Müdürlüğünün önüne dizmişler otobüsleri işleriyle birlikte işgünü otobüslere yerleştiriyorlar, nereye gidecek Pozantı’ya Başbakanı alkışlasın diye. Gezici alkışçı ekibiyle dolaşıyor. Eskişehir’de demiryolu açılışı var tren kaldırıyor. Demiryolu işçilerini alkışlasınlar diye oraya taşıyor. Siz öylemi geldiniz buraya. Devlet mi gönderdi, maaşlımı geldiniz?
Sevgili Manisalılar, sen tartışma istiyorsan çıkacaksın, karşılık konuşacağız millette seyredecek. Böyle bir program yapalım diyorum ve o programı kim istersen o yönetsin. İstersen Uğur Dündar yönetsin. İstersen Ali Kırca yönetsin. İstersen Mehmet Ali Birand yönetsin. Bunları beğenmiyorsan, istersen Türkiye’nin meşhur şovmeni Mehmet Ali Erbil yönetsin. Kimi istiyorsan çağır çıkalım. Hayır diyor. E ne kaçıyorsun arkadaş. Başbakana kaçmak yakışır mı? Başbakan kaçar mı? Bunların altında kalır mı? Bak Amerika’da çıkıyorlar ve yarışıyorlar. Televizyonda konuşuyorlar. Fransa’da çıkıyorlar konuşuyorlar. Sen niye konuşmuyorsun. Verecek cevabın yok mu? Deniz Baykal’ın söylediklerinin hepsinin doğru olduğunu bilip de cevap veremeyeceğin için mi çıkmıyorsun?
Şimdi televizyona çağırıyoruz gelmiyor. Onun üzerine bir teklif daha yapıyorum ben. Diyorum ki bak mecliste 550 milletvekili var. Onların hiçbirinin dokunulmazlığına dokunmayalım. Ama gel bu mecliste iki kişinin, Deniz Baykal’
Sevgili Manisalılar, ülkenin ciddi dertleri var bunları konuşalım diyoruz konuşamıyoruz. Git hesap ver diyoruz hesap vermiyor. Bana diyor ki sende gel, meydana gel. İşte geliyoruz meydana. Ve ayrıca birde diyor ki, sana eskort verelim. Benim eskorta falan ihtiyacım yok. Benim eskortluk işim yok. Bak ben buraya geldim. Yanımda ne eskort var, ne koruma ordusu var, ne asker var, ne polis var, ne damlara yerleştirilmiş keskin nişancılar var, ne panzerler var. Ben anamın, babamın evine gelir gibi Manisa’ya geldim. Bana panzer verecekmiş, bana eskort verecekmiş. Al senin olsun onlar sen kullan. Benim ihtiyacım yok. Ben halktan niye kaçayım, halktan niye korkayım. Halka yalan söylemedim, yetim hakkı yemedim, haram yemedim. Milletin hakkını yemedim, arkamda mağdur bırakmadın, mazlum bırakmadın, perişan etmedim. Kimseyi işsiz bırakmadım, kimseyi yoksul bırakmadım. Benim alnım açık, başım dik. Korumaya ihtiyacım yok benim.
Sevgili Manisalılar, başbakan otobüsüne doldurmuş oyuncakları mitinge gidiyor. Giderken yolda çocuklara devlet parasıyla aldığı oyuncakları dağıtıyor. Çocuklar koşsunlar da etrafında bir hareket olsun, bir ilgi olsun diye. Değerli arkadaşlarım, sen çocuklara oyuncak dağıtacağına babalarına iş ver, iş! Babalarına iş ver ve bırak o babalar iş sahibi olduktan sonra çocuğuna oyuncak almanın, çikolata almanın, şeker almanın mutluluğunu yaşasınlar. Evladını mutlu etmenin zevkine bırak onlar varsın. Devlet parasıyla oyuncak dağıtma sen. İş ver, görevini yap.
Şimdi bunlar sıkıntıda, huzursuz, gidişatı gördüler, rahatları yerinde değil. Fark etmeye başladılar ki Abbas yolcudur. Demokrasi böyle. Millet seni getirir, sonra sen millete tepeden bakmaya başladığını gördüğü anda ha der sen biraz şımardın gel buraya der indiriverir aşağıya. Öyle değil mi? Şimdi bakın Başbakan gidiyor otobüsüyle. 13 yaşında bir çocuk, babası işten atılmış, büyük üzüntü içinde. Evde acı var, ızdırap var, çocuk otobüsün geçmekte olduğunu görünce diyor ki, inşallah Allah senin cezanı önümüzdeki seçimde verecek diyor. 13 yaşında çocuk. Hemen çocuğu yaka paça alıyorlar otobüse, korumalar sıkıştırıyorlar Başbakanda pençesini geçiriyor boynuna, ümüğüne, çocuğun ümüğünü sıkıyor.
Geçmiş olsun, inşallah biran önce sağlığına kavuşur. Kim bilir hangi sıkıntıları yaşıyor, hangi acıların içinde. Gencecik bir delikanlı.
Yani 13 yaşındaki çocuğun yaşadığını anlatıyordum. Babası işten atılmış, samimi bir şekilde üzüntüsünü ifade ediyor. Allah senin cezasını inşallah seçimde verecek diyor. Çocuğun üzerine sen niye yürüyorsun? O çocuğun sesine kulak ver. O masum bir evladın, masum bir insanın samimi duyguları. Bunu anlamaya çalış, onu değerlendir, çağır dinle, mümkünse babasına iş ver, çocuğu teselli et, sahip çık. Çocuğu ürkütmeye, korkutmaya çalışıyor. Çiftçinin birisi geliyor ne olacak çiftçi. Ona azar hakaret. Bir kadın geçenlerde giderken otobüse bakmış demiş ki, millete biraz huzur ver, yetti artık yetti demiş. Hemen kadının üzerine gene aynı şekilde. Yani bu sesler niye çıkıyor? Bunu anla. Gidiş iyi değil, sıkıntı yaygınlaşıyor. Yani bunun altında ne yatıyor bunu düşüneceksin. Şimdi bu manzara karşısında ben halkın tepkisini halkı tehdit ederek önlerim dersen, bana oy vermezsen hizmet getirmem dersen, bunu bakanlarına dedirtirsen, başbakan olarak bunu dersen zannediyor musun ki bu millet korkacaktır, ürkecektir, eyvah aman ha teslim oldum diyecektir. Bu ne biçim bir anlayış? Demokraside bunun yeri var mı? Seni oraya millet getirdi. Seni oradan millet indirecek. Şimdi sen şikayetler başlayınca milleti tehdit ederek susturabileceğini mi zannediyorsun?
Değerli arkadaşlarım, bu iyi bir ruh hali değil. Hadi bize çatışıyor, gece gündüz bizimle uğraşıyor, vatandaşla uğraşıyor, çocukla uğraşıyor, kadınla uğraşıyor, çiftçiyle uğraşıyor. Bunun sonu yok. Bizi mahkemeye veriyor. En ağır hakaretleri yapıyor.
Değerli arkadaşlarım, bu gidiş iyi gidiş değil. Tekrar dikkatinizi çekiyorum bunun altında bu kızgınlığın, bu sinirin, bu asabiyetin, bu saldırganlığın, herkese hakaret etmenin altında ne yatıyor dersen bende derim ki Abbas yolcudur yolcu. İnşallah korkunun ecele faydası yoktur. Bunu ona hep beraber anlatacağız. Önümüzdeki seçim bu açıdan hepimize bir fırsattır. Bunu en güzel şekilde birlikte değerlendireceğiz.
Sevgili Manisalılar, şimdi önümüzdeki seçime giderken bir defa hepinizden şunu rica ediyorum. Nüfus cüzdanlarınıza bir bakınız kimlik numaralarınız orada mutlaka işlenmiş olmalı. Eğer değilse gidin ailenizin, yakınlarınızın, konunun komşunun nüfus cüzdanlarını da kontrol edin ve bu işi çözün. Tamam mı? Bakın günlerdir bunu söylüyoruz. İçişleri bakanı 3,5 milyon insanın nüfusunda kimlik numarası yok diyor. Ya bunu çözün dedik hala bir çözüm yolu bulamadılar. Ve şimdi diyorlar ki, nüfus cüzdanının olmasa da kimlik numarası nüfus müdürlüğünden alınırsa iyi olur. Ancak o şekilde oy kullanabilir. Yani nüfus müdürlüğüne gideceksiniz gene. Oradan nüfus kimlik numaranızın aslının kopisini alacaksınız. Ya kardeşim ne eziyet ediyorsun. Müslüman’a ne eziyet ediyorsun. Seçim geliyor. Bir çözümünü buluver herkes oyunu kullansın. Şimdi büyük sıkıntı yaşanacak. Milyonlarca insan sandık başında oy kullanamaz hale gelecek. O nedenle sizi uyarıyorum ne olur gidin mutlaka kendinizin, ailenizin kimlik numarasını nüfus cüzdanına işletin. Başkasıyla meşgul olmayın. O konuyu çözüverin tamam mı? Ondan sonrada 29 Mart Pazar sabahı şöyle erkenden kalkın, ailecek bir araya gelin çocuklarınızı, eşinizi, babanızı ve bilhassa ananızı da yanınıza alarak, eğer varsa dedenizi, nenenizi de yanınıza alarak şöyle hep beraber cümbür cemaat bir sandığa gidin. Tamam mı? Unutmayın. Her seçim önemlidir ama bu seçim çok daha fazla önemlidir. Hepiniz bu seçimde şöyle artık millete tepeden bakmaya başlamış olanlara, ne oldum diyenlere, kanun manun dinlemem ben diyenlere, bastırırım parayı satın alırım diyenlere, dağıtırım kömürü, dağıtırım poşeti yiyeceği, makarnayı, dağıtırım buzdolabını ben gene alırım o seçimi diyenlere, adayımın kim olduğu önemli değil, ceketimi koyarım seçtiririm diyenlere bir haddini bildiriverin. Bu artık bir demokrasi görevidir. Demokraside iktidarlar bazen böylesine yanlışlıklar yaparlar. Olabilir o demokrasiyi tehdit etmez. Demokrasiyi ne tehdit eder? İktidarlar böyle yolsuzluklar, böyle yanlışlıklar yaptığı halde ona eğer millet, seçmen gidip destek olursa işte o demokrasiyi çıkmaza sokar. Aman ha demokrasiye sahip çıkın. Demokrasiye sahip çıkmanın bunlara ders vermek anlamına geldiğini sakın unutmayın.
Şimdi sevgili Manisalılar, bu seçime girerken Manisa’da sizlere sunmuş olduğumuz adayları sizlerle tanıştırmak istiyorum. Şimdi adaylarımızı dikkatinize sunuyorum. Ahmetli Belediye Başkan Adayımız Cemal Sözüer. Akhisar Belediye Başkan Adayımız Mehmet Erdayıoğlu. Alaşehir Belediye Başkan Adayımız Engin Kızılışık. Demirci Belediye Başkan Adayımız Mehmet Akdere. Gölmarmara Belediye Başkan Adayımız Birol Bak. Gördes Belediye Başkan Adayımız Yalçın Altıntaş. Kırkağaç Belediye Başkan Adayımız Selahattin Yaşar. Köprübaşı Belediye Başkan Adayımız Ali Aktaş. Kula Belediye Başkan Adayımız Ergül Çınar. Salihli Belediye Başkan Adayımız Mustafa Uğur Okay. Sarıgöl Belediye Başkan Adayımız Ömer Karcı. Saruhanlı Belediye Başkan Adayımız Halil Yaralı. Selendi Belediye Başkan Adayımız Mehmet Keskin. Soma Belediye Başkan Adayımız Burhan Elçin. Turgutlu Belediye Başkan Adayımız Hasan Ören.
Nasıl ekip güzel mi? Bu işi yaparlar mı? Hepsi pırıl pırıl, tertemiz, bir kısmı deneyimli, bir kısmı taze, genç, enerjik. Ama hepsi dürüst, hepsi ahlaklı, hepside Manisa’ya hizmet aşkıyla, millete hizmet aşkıyla dolu değil mi? Oy verecek miyiz? Onlarda size en güzel hizmetleri verecekler. Ekip güzel diyorsunuz. Takım güzel. Ama bu takıma genç, ele avuca sığmayan dinamik bir takım kaptanı lazım değil mi? Dinamik, tuttuğunu koparan, genç bir takım kaptanı gerekiyor mu? Özgür Özel. Özgür Özel’e bakınca 30 yıl önceki Deniz Baykal’ı görüyorum. Bizde öyle dal gibiydik. Öyle çıktık yola. İnşallah bunlar çok daha başarılı olacaklar, çok daha güzel hizmetler yapacaklar. Bende bu kadroyla iftihar ediyorum. Onlara başarılar diliyorum. Manisa’ya da bu ekibin, bu kadronun hayırlı olmasını diliyorum.
Sevgili Manisalılar, bugün güzel bir sohbet ettik, beraber olduk. İçim dolu. Yüreğimden geçenleri ben size anlattım. Söylediğim her şey benim inandığımdır, düşündüğümdür, içimden, gönlümden geçendir. Ben Manisa’da bugün cama bakarak konuşmadım, candan konuştum. Camdan konuşmadım, candan konuştum. İnşallah bu ülkede büyük değişimleri birlikte gerçekleştireceğiz. Ülkemizin önünü açacağız. İnşallah hep beraber çiftçimizle, esnafımızla, ev kadınımızla, emeklimizle, iş bulamamış olan genç kardeşlerimizle birlikte çok daha güzel günleri göreceğiz. Çok daha mutlu günlerde beraber olacağız. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum, sevgiler, saygılar sunuyorum.

