GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN BURSA MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONU
18/3/2009 · Kategori: Haber
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
BURSA MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
(18 MART 2009)
Bugün Bursa’da bu güzel mitingde hep bir aradayız. Buraya katılan Bursalı bütün kardeşlerime içten, yürekten teşekkür ediyorum, hoşgeldiniz diyorum. İyi ki siz varsınız. Şu manzaranız var ya, sizin varlığınız var ya işte Türkiye’nin güvencesi o. Siz Türkiye sahipsiz değildir demek için buradasınız. Siz Bursa’ya sahip çıkmak için buradasınız, Türkiye’ye sahip çıkmak için buradasınız. Eksik olmayın, çok teşekkür ediyorum.
Bursa bir kentin adı değil. Benim gözümde Bursa bir medeniyetin adı, bir tarihin adı. Sadece bir coğrafyanın adı değil, bir ilin adı değil. Türkiye’nin, Anadolu’nun, tarihimizin, kültürümüzün, medeniyetimizin en sağlam kalelerinden biri. Bursa cumhuriyet öncesi döneminde, cumhuriyet döneminin de gözbebeği bir kentimiz olmuştur. Anadolu’nun, Balkanların, Kafkasların, Artvin’inden Arnavutluğuna kadar bir büyük coğrafyanın gelip yeni bir bağımsız devletin içinde varlık mücadelesi verdikleri bir ana kucağı olmuştur. Bursa ekonomimizin, sanayiimizin, tarımımızın, turizmimizin gözbebeği bir kentimiz olmuştur. Hepimiz Bursa’mızla iftihar ediyoruz. Türkiye’nin her yerindeki insanlar Bursa’ya ne iyi Bursa bizim memleketimiz duygusuyla bakarlar. Bursa’daki büyüklük, zenginlik, bereket, tarih hepimizin iftihar ettiği milli gücümüzdür, hasretlerimizdir. Böyle bir Bursa’dayız. Böyle güzel bir Bursa’dayız. Sanayiinin öncüsü Bursa, otomotivin öncüsü Bursa, tekstilin öncüsü Bursa, tarımın öncüsü Bursa, şeftalide Bursa, kestanede Bursa, ipekböceği de Bursa, turizmde Bursa, nakliyecilik de Bursa, ticarette, esnaflık de, zanaatkarlık de Bursa. İşçilik de, ustalık de, emekçilikte Bursa. Öyle değil mi? Her şeyin en güzeli burada değil mi? En mükemmeli burada değil mi? Allah en verimli toprakları Bursa’ya bahşetmiş öyle değil mi? En bereketli topraklar burada değil mi? Ormanın en güzeli burada değil mi? Meyvenin, sebzenin en güzeli burada değil mi? Turfandanın en güzeli burada değil mi? Ormancılık, fidecilik burada değil mi? Her şey burada değil mi? En güzel insan malzemesi burada değil mi? Yani Bulgaristan’dan gelmiş, Bosna Hersek’ten gelmiş, Arnavutluktan gelmiş, Yunanistan’dan gelmiş, Ege adalarından gelmiş. Anadolu’nun Türk varlığı bütün bu coğrafyaya savrulduktan sonra bağımsız vatan demiş, kendi bayrağı altında yaşamak için koşup buraya gelmemiş mi? Türkiye’nin her yerinden insanlar buraya gelmemiş mi? Doğu Anadolu’dan, Güneydoğu Anadolu’dan, İçanadolu’dan, Kuzey Anadolu’dan, Karadeniz’den, Artvin’den insanlar buraya gelmemiş mi? İnsan malzemesi sağlam mı? Çile çekmiş mi, acı yaşamış mı, göçü görmüş mü, aile nedir biliyor mu, yokluk ne demek biliyor mu? Alın teri ne demek, kazanmak ne demek, üretmek ne demek biliyor mu? Allah’ta en güzel imkanları buraya vermiş mi? Şimdi herhalde siz tarihimizin en müreffeh, en zengin, en güçlü dönemlerini yaşıyorsunuz. Öyle değil mi? Bence öyle gibi gözüküyor. Hepimiz Bursa’yı takdirle izliyoruz, gönlümüzde Bursa bambaşka, Bursa bir hayal, Bursa bir medeniyet.
Şimdi sevgili Bursalılar, size soruyorum nasılsınız iyi misiniz? Haliniz, gidişatınız nasıl? İşleriniz yolundamı? Keyfiniz yerinde mi, huzurunuz yerinde mi? Masrafınız kazancınızla denk mi? Gideriniz, geliriniz birbirini tutuyor mu? Borçlar ödeniyor mu? Çocuklar iş buluyor mu? Yeni yeni fabrikalar açılıyor mu? Siz Türkiye’nin ihracat vitrinisiniz. Bütün dünya Bursa’yı biliyor. Bursa’dan ihracat yapılıyor. Şimdi onu daha da arttıracak yeni yeni tesisler geliyor mu? Fabrikalar, işyerleri, tekstil fabrikaları, otomotiv fabrikaları oluyor mu? Çiftçinin yüzü gülüyor mu, köylünün? Yani ektiğinin karşılığını alıyor mu? Masrafı azaldı mı? Çiftçiye verilen sözler tutuldu mu? Yani mesela pancarın kotası kaktı mı? Kalkmadı mı? Girdi fiyatları ucuzladı mı? Mazot indimi? İlaç indimi, gübre indimi? Ürün fiyatları nasıl? Zeytinde Bursa. Nasıl zeytinci? İyimi? Zeytincide iyimi? Zeytincinin de tadı yok. Ne olacak bu işin sonu? Önce bu durumu bir iyi görelim değil mi? Yani zihnimizde tereddüt kalmasın, fotoğrafı iyi çekelim. Türkiye ne noktada bunu hepimiz en iyi şekilde anlayalım. Bakın Türkiye buraya geldi.
Şimdi çiftçinin durumu iyi değil diyorsunuz. İşçinin durumu nasıl? İş güvenliği yerinde mi? İş güvencesi yerinde mi? İşten atılma tehlikesi, tehdidi kalktı mı? Peki esnafın durumu nasıl? İşler açıldı mı, çekler senetler dönüyor mu? Borçlar ödeniyor mu, primler, sigortalar ödeniyor mu? Esnafında durumu iyi değil diyorsunuz. Esnaf yanındaki çocuğun sigortasını, primini, stopajını ödeyebiliyor mu? Sattığının yerine yenisini koyabiliyor mu? Akşam eve ailesini mutla edebilecek bir kazanç taşıyabiliyor mu? Emeklilerin durumu nasıl? Emekliler iyimi? Yani emekli maaşıyla, eşiyle birlikte huzur içinde yaşamının bu son döneminde çoluğu çocuğuyla mutluluk içinde yaşabiliyor mu? Yoksa emeklinin oğlu işten atıldı, karısı çalışmıyor, evde iki tane çocuk var, emekli eşiyle kendisini mi geçindirsin, işten atılmış oğluna mı yardımcı olsun, onun okula gidecek çocuğuna mı yardımcı olsun. Şimdi o acıları, o ızdıraplarımı yaşıyor? Emeklide mutlu değil, emeklide huzurlu değil.
Şimdi bakınız sevgili Bursalılar, gerçekten Türkiye’de yaşanan acıları, yapılmış olan yanlışlıkların ağır bedelini ödeyen kentlerin arasında hiç kuşkusuz Bursa’mızda var. Bu kadar zenginliğe, bu kadar imkana, bu kadar verimli topraklara, bu kadar altyapıya rağmen maalesef Bursa’da da insanlarımızın boynu bükük. Her alanda boynu bükük. Türkiye’de bugün kurulmuş olan sanayideki 10 tezgahın 4’ü kapandı. Biz daha iyimser söyleyelim. %60 kapasiteyle diye kabul ediyorum. Daha fazla ama resmi rakamlarla konuşuyoruz. 4’ü kapandı. Yani o 4 tezgahı kurmak için yatırım yapıldı, döviz alındı, borç para alındı. Onlar geriye ödenecek, oraya para bağlandı, servet bağlandı, birikim bağlandı. Öte yandan oradan ekmeğini çıkaran işçiler var, ustabaşılar var, teknisyenler var, mühendisler var. İnsanların ekmek kapısı. 2008 Kasımı itibariyle 1 yılda Türkiye’deki resmi rakamlarla ki onlar gerçeği tam yansıtmıyor. Ama o resmi rakamlarla işsiz sayısı 1 milyon arttı. Kasım itibariyle. Daha Aralık hesapta yok, Ocak yok, Şubat yok, Mart yok. 1 milyon kişi daha fazla işini kaybetti. Bugün Türkiye’de gerçek ölçülerle bakıldığı zaman işsizliğin %22 düzeyine geldiğini, çalışması her 4 kişiden en az birisinden fazlasının işsiz duruma geldiğini görüyoruz. Şimdi bu acı bir tablo. Bu Türkiye’de bir tıkanma, bir sosyal bunalım tablosu.
Değerli arkadaşlarım, sordum her biriniz şikayetçisiniz. Bursa’daki çiftçi şikayetçi, Bursa’daki esnaf şikayetçi, emekli şikayetçi. Hani biz almış vermiştik, dünyanın zengin ülkeleri içine girmiştik? Hani biz 10 bin dolar adam başına milli gelir sahibiydik. Bu zenginlik Bursa’ya gelmedi mi? Türkiye zenginleşmiş, milli gelir katlanarak artmış. Adam başına 10 bin dolar milli gelir varmış. 5 kişilik ailede 50 bin dolar. 1 milyon 700 binden hesabınızı yapınız. 85 milyar 5 kişilik bir ailedeki gelir. Var mı böyle bir şey? Buraya gelmedi bu zenginlik. E ne oldu? Bakın ayrıca Bursalılar şunu unutmayın bu hükümet cumhuriyet tarihinin en büyük borç yapan hükümeti oldu. 85 yıllık cumhuriyet tarihi boyunca gelmiş geçmiş hükümetlerin ki içinde Atatürk – İnönü hükümeti, Bayar Menderes hükümeti, Demirel hükümetleri, Özal hükümetleri, Erbakan hükümetleri dahil gelmiş geçmiş bütün hükümetin 85 yılda yaptığı borçtan fazlasını tek başına 7 yılda yaptı. Yani 220 milyar dolar borç yaptı bu o hükümetler, geçmiş hükümetler. 220 milyar dolar. O borçla ne yaptılar diye sorarsanız bir düşünün 2002 yılında Türkiye’de ne varsa onlar yapıldı ve borç o kadar oldu. Ne onlar? Keban barajından, Atatürk barajından, Afşin, Elbistan santralinden başlayın Etibanklar, Sümerbanklar, Karabük demir-çelikler, İskenderun demir-çelikler, ipraşlar, tüpraşlar, ataşlar, rafineriler, petro kimya tesisleri. Türkiye’de sanayi adına ne varsa Bursa’dakiler dahil olmak üzere 2002’i konuşuyoruz. 2002 yılında otomotivde, tekstilde ne varsa onların tümü yapıldı. Üniversiteler kuruldu, donanma yapıldı, hava kuvvetleri yapıldı, asker güçlendirildi, üniversiteler açıldı, yollar, barajlar yapıldı toplam 220 milyar dolar borç. Bunlar geldiler, bu arkadaşlar geldi 7 yıl. 7 yılda bunlar 85 yılda alınan borçtan fazlasını aldılar. 280 milyar dolar. Peki üzerine arkadaşımın dediği gibi kendilerine devredilmiş olan o cumhuriyet döneminin ne kadar para eden eseri varsa, fabrikası varsa, tesisi varsa, işletmesi varsa Tüpraş’ından, Ereğli demir-çeliğinden Seydişehir’ine kadar her birisini sattılar. Onun paralarını da aldılar. Sonra 300 milyar doların üzerinde kaynak harcadılar. Bu kaynaktan Bursa’ya ne geldi? Bursa’daki çiftçiye ne geldi, esnafa ne geldi? İşe girmek için boynu bükük bekleyen, elinde diploması duran genç kardeşime ne geldi Allah aşkına? Analar babalar binbir çileyle çocuğu okutuyor, yıllarca emek veriyor. Belki bir diploma alıyor. Haydi bakalım bir ekmek tutsun, bir işsiz sahibi olsun diyorsunuz. Devlet öğretmen oldun diyor buna. E ver öğretmenlik yapayım diyor çocuk. Hayır. Türkiye’nin 200 bin öğretmen açığı var. 200 bin öğretmene Türkiye’nin ihtiyacı var. Öğretmenlik yetkisine, diplomasına sahip on binlerce çocuğumuz ortalıkta. Ama hiçbirisinin tayini yapılmıyor. Para nereye gidiyor, nereye harcanıyor bu paralar?
Gerekeni millet 29 Martta yapacak inşallah. Biz bunun niçin yapılması gerektiğini anlatıyoruz. Görevimizi yapıyoruz. Biz anlatacağız, milletimizde takdir edecek, Türkiye’nin önünü millet açacak. Türkiye’de ekonomi böyle. Türkiye büyük kaynak kullandı, büyük harcama yaptı. Eldekini, avuçtakini sattı. Ama o 80 yılda yapılanın iki katının Türkiye’de yapıldığını söylemek mümkün mü? Hani nerede yeni demir-çelik fabrikaları? Hani nerede yeni petro kimya tesisleri? Hani nerede yeni otomotiv fabrikaları? Nerede yeni tekstil fabrikaları? Nerede yeni limanlar. Limanları sattınız, bir tane bile eklemediniz.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin gerçeği bu. Bugün ne oldu? Şimdi Türkiye büyüyen Türkiye olmaktan çıktı küçülen Türkiye olmaya doğru geldi. Halbuki biz yıllardır büyüyen Türkiye peşindeydik. Türkiye büyüyecek ki nüfusumuz artıyor, çocuklarımıza iş verelim. Türkiye büyüsün ki bizimde refahımız büyüsün. Bizim insanlarımızda çalışsın, emeklilerimizde çalışsın. Bizim emeklilerimiz yurtdışındakilerin emeklileriyle bir mukayese edin. Onlar atlıyorlar turist olarak geliyorlar, bütün dünyayı geziyorlar, Türkiye’yi geziyorlar dönüp gidiyorlar. Bizim emeklilerimiz mahallenin kahvehanesine gidip orada arkadaşına bir çay bile ısmarlayamıyor. E ne oldu bu kadar borç yaptık? Nereye gitti bu borç? Bunu sormayacak mıyız? Şimdi çekilen sıkıntıların altında işte bu yanlış yatıyor. Biran için düşünün sevgili Bursalılar, o 300 milyar dolarlık kaynak eğer yanlış yerlere değil de, ülkenin kalkınmasına, yeni yatırımların yapılmasına, sanayi tesislerimizin, gençlerimizin çalışacağı fabrikaların, işyerlerinin yapılmasına harcansaydı, eğer yeni sulama tesisleri yapılsaydı, çiftçimizin yüzünü güldürecek imkanlar getirilseydi. Ülkenin altyapısı eğer hızlı bir şekilde kalkındırılmış olsaydı bugün bu sıkıntıları yaşar mıydık? Efendim sıkıntı var, sıkıntı dünyada var. Amerika’da ekonominin küçülmesinden daha büyük bir hızla ekonomi Türkiye’de küçülüyor. Amerika’daki işsizlikten daha büyük işsizlik Türkiye’de yaşanıyor. Yani kriz Amerika’da çıktı diyorlar dayağı biz yiyoruz Türkiye’de. Benim işçim, benim vatandaşım işinden atılıyor. Benim fabrikam kapanıyor, benim tesislerim kapanıyor. Türkiye bunalıma, Türkiye sıkıntıya giriyor. Sen ne tedbir aldın? Aylarca bu sıkıntıyı anlatamadık. Çıktı dedi ki Başbakan yok canım önemli bir şey yok. Bize teğet geçti dedi. Bize teğet geçmiş, sıyırmış gitmiş yani. Bunu duyunca bir çiftçi arkadaşımız dedi ki, ne teğeti beyim dedi bilir misin dedi 5’li dirgen vardır saman kaldırırız biz. O dirgeni dedi böğrümüze soktular, sırtımızdan çıkardılar dedi. Sıkıntı Türkiye’yi vurdu, işsizlik vurdu. Yani Türkiye’de işinden çıkarılan insanlar borçlarını ödeyemez hale geldiler. Ne yapıyorsunuz? Kredi borçlarınız ödenemez hale gelince ne yapıyorsunuz? Başka bankadan aldığınız kredi kartıyla çeviriyor musunuz? Döndürüyorsunuz değil mi? Birkaç bankadan kredi kartı, birinin parasıyla öbürünü durumu idare ediyoruz diyorsun. Ediyorsun da bir süre sonra döndürülemez hale geliyor. Tökezliyor ve tıkanıyor değil mi? Bakın Ocak ayında 138 bin kişi tökezlemiş. 138 bin kişi Türkiye’de borcunu ödeyemez hale gelmiş sadece Ocak ayında. Yılın tümüne bakarsak belki 1,5 milyon olacak Allah muhafaza. Buna bir tedbir var mı? Başbakana ben bunları anlatıyorum. Bana geçenlerde dedi ki, bir çare biliyorsan söyle dedi. Ertesi günü çıktım çaremi söyledim. 7 tane çare söyledim. Sinirlendi, kızdı, bağırdı, 40 fırın ekmek ye dedi. Sen iktidar değilsin dedi, sana mı soracağız dedi. Git ehlinden öğren de gel dedi. Yani boş laflar. Bana sormuşsun ben sana söylüyorum. Bu çareleri 2008’in Eylül ayında söyledik biz. Kriz gelmeden, geliyorken. Derhal tedbir alın yoksa fena vuracak Türkiye’yi dedik. Aldırmadı. Daha geçenlerde 3 hafta önce bana çıktı biliyorsan söyle söylediğini yapmazsam siyasi hayatımı bitiririm dedi. Sana siyasi hayatını bitir diyen yok. Soruyorsan söyleyeyim. Sormak senin hakkın, söylemek benim görevim. Eğer çaren yoksa sus bir daha konuşma dedi. İyi peki bunu da söylersin. Çarem var, 7 tane söyledim. Bağırdı, çağırdı. Olumsuz laflar, canım sıkıldı. Bende hak ettiği cevabı verdim biliyorsunuz. İktidar değilsin, ben iktidarım, 40 fırın falan deyince bu bak dedim iktidar olmak ayrı, adam olmak ayrı. Hani bizde bir hikaye vardır adam oğluna demiş ki, oğlu bak vezir oldum sen bana adam olamazsın diyordun deyince. Oğlum demiş vezir olmuşsun ama adam olamamışsın demiş. Bende bunu hatırlatıverdim. Anlaşılıyor etkili oldu üslubunu biraz toparladı. Ama ortaya biz öneri yaptık. O önerileri reddetti, aradan 3 hafta daha geçti, daha sonra bir baktık bizim o 7 öneriden bir tanesini uygulamaya koymuş. Biz ne diyorduk? Sanayiinin çarklarının dönmesi lazım, fiyatları indirmek lazım. Fiyatları indirmek için bak bu otomotiv, beyaz eşya sanayi onun vergilerinden biraz vazgeç. Bu kadar ağır vergi yükü getirme. Vatandaşın zaten alım gücü yok. Biraz rahatlat, indir. Bak senin aldığın bu vergiler dünyada diğer ülkelerde alınmıyor. İndir bunu dedik. 6 ay indir dedik. Bu 3 ay indirdi. Ama indirdi. Bizim söylediğimizi yaptı. Şimdi birkaç gündür bir canlanma var. Herkes aman ne güzel stoktaki arabaları satıyoruz diye seviniyor. Satarsın tabi. Deniz Baykal sana bunu Eylül ayında söyledi. O zaman uygulasaydın daha iyi olurdu.
Ayrıca bizim bakın iki önerimiz daha var. Buna da dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu önerilerden birisi şu sevgili Bursalılar. Bunu en iyi siz anlarsınız. Türkiye’de çalışan işçinin üzerinde dünyanın en yüksek vergisi var. Yani çalışan işçiden dolayı işverene hükümet diyor ki, madem senin paran var işçi çalıştırıyorsun o işçiye verdiğin paranın yarısı kadarda bize ver bakalım diyor. Kardeşim adam binbir sıkıntıyla işlerini döndürmeye çalışıyor. Bulabilmiş bir işçiyi istihdam etmiş. Ona verdiğinin yarısı kadar bana ver derse devlet o işveren o işi sürdüremez. Ve o işçi işini kaybeder. %50’ye yakın vergi var bizde. Stopaj ve pirim vergisi. Dünyada yok, Avrupa’da yok. Biz bunu uzun süredir söylüyoruz. Ya bu kadar vergi almayın işçi üstünden. İşçi çalıştırmak sevap, güzel, ekonomiye, kalkınmaya yararlı, sosyal adalete yararlı. İşçi çalıştırmayı teşvik edin, cezalandırmayın, vergilendirmeyin. Ya da makul düzeyde yapın. Dünyadaki yapın diyoruz. Ama anlatamamıştık. Şimdi Türkiye krize girince kriz döneminde o ölçüde vergi alınır mı çalışan adamdan? Normal zamanda alınmaz. Başkaları normal zamanda o vergiyi almıyor. Bizimkiler kriz döneminde de diyor ki, bir işçi çalıştırdın mı ona verdiğin paranın yarısı kadar diyor Kemal Unakıtan bana da vergi vereceksin diyor.
Şimdi bu yanlıştır arkadaşlarım. Bakın burada Bursa meydanında söylüyorum. Yakında hükümet buraya da gelecek. Ama ne zaman gelecek? Yıkıldıktan sonra, harabe ortaya çıktıktan sonra. Kardeşim yıkılmadan yap. Bak şimdi destek veriyor çalışana. Eğer üretim azalmışsa işçi çıkarma, senin işçine karşılık bir miktar vereyim diyor. Kardeşim üretim azalsa da azalmasa da eski tesislerin, sanayi kuruluşlarının tümüne yeni kurulacak olan sanayi kuruluşlarına, tümüne bunu uygulayacaksın. Bu ortamda işçi çalıştırmaktan daha güzel bir yok. Bir eve ekmek götürülmesine fırsat vermekten daha güzel bir şey yok. Bunu yapan insanın o maliye bakanın gidip alnından öpmesi lazım. Şimdi buna ihtiyaç var. eksiğini söyledim. Bunun yapılması lazım. Başka? İkinci ihtiyacı söylüyorum. İnsan işinden atılıyor, işinden atılınca bir harcama düzeni kurmuş, masrafa girmiş, çocuğu okulda onun parası var. Belki bir konuta girmiş konutun taksiti var. Zorunlulukları var. Birden işten çıkınca, para kesilince onlar ödenemez oluyor. Ne yapıyor? Kredi kartına yükleniyor. Bir süre sonra kredi kartı dönemez hale geliyor ve borç ortaya çıkıyor.
Şimdi bu insanlara bir kolaylık getirmek lazım. Bu insanları anlamak lazım. Türkiye’de ortalama kredi kartında %5 aylık temerrüt faizi var. Kimse bunu ödeyemez. Böyle bir şey olmaz. Avrupa’da %1 yıllık, bizde %5 aylık. Böyle bir şey olamaz. O duruma düşmüş olan insanlara temerrüde sokmadan borçlarını dondurup makul bir faizle %17 onu da söyledik. %17 faizle 2 yıllık bir süre içinde eşit taksitlerde ödeme imkanı getirin. O anaforun içinde o aile, o ekonomi perişan olmasın. Daha da batmasın. Durdurun bunu dedik, tedbir alın. Başbakan sanki biz tam tersini söylemişiz gibi Türkiye’deki diyor kredi borçlularının dürüst olduğuna inanmıyorum.
Değerli arkadaşlarım, kredi kartı borçlularının dürüst olduğuna inanmıyor. Başbakana sormak lazım. Sen işsiz kalmanın ne demek olduğunu bilir misin? Akşam evine ekmek götürememenin ne demek olduğunu bilir misin? İlk okuldaki çocuğundan 2 lira temizlik parası isteyen öğretmene çocuğun 2 lirasını cebine koyup da gönderememenin ne demek olduğunu sen bilir misin? Analar babalar çocuklarını okuldan çekiyor işten atılınca. Lisede okuyan çocuğunu çekiyor. Okuldan 2 milyon istemişler temizlik parası çocuk gelmiş babasına baba işten atılmış. Ne yapacak verecek hali yok. Yok yavrum demiş. Öğretmen yazmış temizlik parası 2 lira acele gönder.
Değerli arkadaşlarım, bunun yaşandığı bir ülkede bir başbakan çıkarda sadece Ocak ayında kredi kartını ödeyememiş 138 bin insan ortada dururken onları ödeyemeyenlerin dürüst olduğuna inanmıyorum derse, onların halinden anlamazsa, onların derdinden anlamazsa, onların ızdırabından anlamazsa bu ülkenin ekonomisinin rayına girmesi mümkün olabilir mi? Bu ülkenin sorunları çözülebilir mi? Böyle bir tablonun içindeyiz. Yani Başbakan o 2 milyonu ödeyemeyene diyor ki sen dürüst değilsin. Ama kendi damadının başında bulunduğu şirkete devletin bankalarından 750 milyon dolar propagandasını yapması için ATV’yi ve Sabah’ı satın almak üzere verebiliyor. Bu mu dürüstlük? Dürüstlük bu mu arkadaşlar?
Değerli arkadaşlarım, sevgili Bursalılar, bu gerçekleri yaşıyorsunuz, biliyorsunuz. Şimdi size soruyorum bu Türkiye’de yolsuzluk yaşanıyor mu? Yolsuzluk var mı? Bir yanda da yolsuzluklar var değil mi? Bu sizin yaşadığınız acılar, ızdıraplar, haksızlıklar, yoksulluklar, borçlar, sıkıntılar bir yanda, bir yandan da Türkiye’de büyük yolsuzluklar var değil mi? Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluklarının yaşandığı ülkedir. Geçmiş hiçbir hükümet bu ölçüde yolsuzluklara bulaşmış değildir. Bu hükümet döneminde yolsuzluk çağ atlamıştır. Yani ortaçağdan sanayi çağına geçmiştir. Eskiden yolsuzluk kişisel olarak yapılırdı. Şimdi yolsuzluk topluca yapılıyor. Yani 40 – 50 kişi bir araya geliyor birlikte yolsuzluk yapıyor. Eskiden yolsuzluk yapan utanırdı, mahcup olurdu. Bunlar hiç öyle utanmıyorlar, mahcup değiller. Bunlar millete, devlete hizmet etmiş gibi dolaşıyorlar. Yolsuzluk artık sevgili Bursalılar, şirketleşti, teşkilatlandı, dernekleşti, şirketleşti. Yolsuzluk eskiden gizlice yapılırdı. Şimdi aleni yapılıyor. Adam gidiyor Almanya’da dernek kuruyor. Ve oradaki vatandaşlara cami, cami gidiyor. Din, iman, Allah, peygamber dilinden düşmüyor. Haza Müslüman. Gördüğün zaman her şeyini emanet edersin. Ağzından bal akıyor, dürüstlük akıyor, din iman akıyor. Allah peygamberden başka laf yok. Konuşuyor. Ondan sonra Ramazan mübarek ay diyor ki, fitrenizi, zekatınızı bize verin. Fitrelerinizi, zekatınızı, yardımlarınızı, hayrınızı bize yapın. Biz onları alır yoksulları doyururuz, açları doyururuz, fakirleri giydiririz. Sizin adınıza hayrı biz en iyi şekilde yaparız diyor. Onlarda aman ne güzel, ne mübarek insanlar diyor parasını veriyor. Paralar toplanıyor. Sonra banka hesabıyla değil çantayla Türkiye’ye taşınıyor. Kim taşıyor? RTÜK’ün başındaki kişi taşıyor. Yani Türkiye’nin en saygıdeğer medya denetim kuruluşunun başındaki insan bunu taşıyor. O gelen paralar ne oluyor? Birilerinin hesabına şirket kuruluyor. Televizyon kanalı kuruluyor. Kanal ne anlatıyor? Recep Tayyip Erdoğan gibisi yoktur diyor. AKP gibisi yoktur. Aman ha AKP, aman ha Recep Tayyip Erdoğan diyor. Doğrumu?
Şimdi bunu Almanlar öğreniyor Almanya’da. Böyle şey olmaz bu suç diyor. Mahkeme kuruyor, yargılıyor, mahkum ediyor. Sonra bize de yazı yazıyor. Diyor ki, bakın ben buradakileri yakaladım ama asıl ele başları Ankara’da, Türkiye’de. Siz onları yakalayın isimleri de budur diyor. Aradan aylar geçiyor kimsenin kılı kıpırdamıyor. Onun üzerine biz sorduk Başbakana niye takip etmiyorsunuz bunları? Bak Almanlar mahkum etti Türkiye’deki uzantıları belli. Niye onları çağırmıyorsun, sorgulamıyorsun, ifadesini almıyorsun? O kurulan şirketlerin merkezlerini basmıyor. Niye o televizyon kanalını soruşturmuyorsun? Bize dedi ki, yazı yazdık Almanya’ya Almanya’dan dosyayı bekliyoruz. Almanya’dan dosyayı niye bekliyorsun? Almanya bunu zaten yargılamış ve hükmünü vermiş. O suçu işleyenler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Parası cebinden alınanlar, aldatılanlar, soyulanlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Kurye Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Kurulan şirketler Türkiye’nin şirketleri. Televizyon kanalı Türkiye’nin televizyon kanalı. Bunlar ortada. Sen ne bekliyorsun? Bak Alman mahkum etmiş. Senin kanunun yok mu, senin mahkemen yok mu, emniyetin, jandarman yok mu, savcın yok mu, senin Anayasan yok mu, senin vicdanın yok mu? Ne seyrediyorsun? Kılı kıpırdamıyor dosyayı bekliyoruz diyor. 6 ay geçti. Eğer dosyayı kaplumbağanın sırtına koysalardı dosya Türkiye’ye gelirdi. Bunun üzerine ben durumu görünce bir arkadaşımızdan rica ettim Almanya’yla ilişkisi olan Ali Kılıç arkadaşımızdan. Gel Ali senide gösterelim gel. Merkez Yönetim Kurulu Üyemiz Ali Kılıç arkadaşım. Ali Kılıç arkadaşımdan rica ettim Almanya’yı bilir. Ali bey dedim koca devlet teşkilatı bu dosyayı getiremedi Allah aşkına sen git de al bunu getir. Gitti eksik olmasın, dosyayı aldı geldi. Bende dosyayı aldım miting meydanlarında dosya dosya diyordun al sana işte dosya dedim. Dosya geldi. Başbakan buna şu cevabı veriyor. Diyor ki çıkmış elinde dosya gösteriyor diyor. Kırtasiyecilerde kırmızı kaplı dosya çok diyor. Doğrudur kırtasiyecilerde kırmızı kaplı dosya varda, sen dosyanın kabına, rengine değil de içine bak, belgelere bak. İçindeki belgelere. Geniş adam, rahat adam. Şimdi bakınız yani böyle bir yolsuzluk gerçekten olabilir mi? Bu yolsuzluk karşısında hükümetin tutumu ne? Başbakana sordum tanıyor musun bunu yapanları dedim. Tanımıyorum demek ister gibi oldu ama arkasından ortaya çıktı ki çocukları banacaktır. Aile, hısım akrabalık vaziyetleri.
Şimdi bunu yapanlar bunlar. Hükümet ne yapıyor bunlara? Önce sen kamuya yararlı derneksin diyor. Önünü açıyor. Ondan sonra bunlara vergi kolaylığı getiriyor. Hangi vergi kolaylığı? Hayatını bu memleketin barışı, huzuru ve bütünlüğü için sakınmamış, şehit olmuş ya da mayına basmış, kolları bacakları uçmuş, kaybolmuş gazilerimizin, şehitlerimizin ailelerine yardım etmek için kurulmuş Mehmetçik vakfına tanınmayan vergi bağışını bunlara tanıyor. Mehmetçik vakfına bağış yapandan vergi alıyor. Bunlara yapanlardan almıyor.
Şimdi değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olabilir mi? İnsanın her duygusu istismar edilir. Ama insaf ediniz insanların dini inancı, dini vecibesi istismar edilebilir mi? Sana o parayı veren bir Müslüman olarak inancının gereği dini vecibesini yerine getiriyor. Onun için veriyor. Sen onun için onun verdiği o parayı alıp da kendi üç kuruşluk çıkarın için, siyasi reklamın için harcamayı hangi vicdana sığdırabilirsin. Hangi ahlaka sığdırabilirsin? O parayı dini vecibesi için veriyor. Rahatlamak istiyor, günah işlemişimdir diyor. Dinimin icabını yerine getireceğim diyor veriyor. Sonrada alıyorsun sen bu haram istikamete harcıyorsun. Şimdi bunun yani günahı ne Allah aşkına? O parayı veren insanın hayrı yerine gelmiş oluyor mu şimdi? O insanlara hayır için veriyor değil mi? O hayır yerine ulaşıyor mu? Ulaşmıyor. Ulaşmamanın sorumlusu kim Allah aşkına? Böyle bir vicdansızlık olur mu? Yani bunlar o insanları değil, Allah’ı, Peygamberi, dini, imanı, kuranı da aldatmaya kalkıyorlar. Yaşanan olay bu. Sadece bu değil, Türkiye’de nereye baksan var. Telekom satışında dönen yolsuzlukları biliyorsunuz. Tüpraştaki yolsuzlukları biliyorsunuz. Bütün bu yolsuzlukları biliyorsunuz. Ben bunları anlatınca Başbakan çok kızıyor, çok sinirleniyor ve benim hakkımda, CHP hakkında ağzına ne gelirse söylüyor. Arkadaş bu söylediklerime sen cevap vermek istiyorsan çık ve dedi ki çok açıkça bu Deniz Feneri işinin aslı şudur Baykal yanlış söylüyor de. Doğrusunu söyle öğrenelim. Yolsuzluk yok de. Bir görelim anlat. Buraya geldi değil mi Başbakan? Anlattı mı Deniz Fenerini? Otomotivdeki sıkıntıyı anlattı mı, tekstildeki sıkıntıyı anlattı mı, işsizliği anlattı mı, intiharları anlattı mı? Ekonomik sıkıntıyı, sorunları söyledi mi? Onları söylemiyor, yolsuzlukları söylemiyor. Deniz Baykal diye verip veriştiriyor. Öyle değil mi?
Şimdi bakın ben Başbakana teklifimi yaptım. Bak ben senin arkandan konuşmak istemiyorum. Sende benim arkamdan konuşma. Eğer bildiğin bir şey varsa gel birlikte televizyona çıkalım 70 milyonun önünde birbirimizi birbirimize söyleyelim. Vatandaşlarda izlesin, 70 milyonda izlesin. Bizim milletimiz televizyonda kim doğru söylüyor, kim sahtekarlık yapıyor gözünden anlar. Ben ona güveniyorum, vatandaşıma güveniyorum. Çık sen söyle, ben söyleyeyim vatandaş ne düşünürse başımla beraber. Gel. Hayır yok arkamdan konuşacak. Arkamdan konuşmak sana yakışıyor mu? Başbakana kaçmak yakışıyor mu? Başbakan kaçar mı Bursalılar? Gel diyoruz gelmiyor. Yani televizyonda bir araya gelelim, Uğur Dündar’dan rica edelim. Eğer Uğur Dündar’ı istemiyorsan Ali Kırca’dan rica edelim. Ali Kırca’yı istemiyorsan Mehmet Ali Birand’dan rica edelim. Onlardan istemiyorsan gel Mehmet Ali Erbil’i çağıralım. O başarılı bir şovmen. Hem eğlencede olur, millette dinler, esprilerini yapar. Onun programı olsun çıkalım sen konuş bende konuşayım. Var mısın? Ben varım. Sen var mısın?
Sevgili Bursalılar, istersen Mehmet Ali Erbil dedim ama o şansını kaybetti. Dün akşam konuştu. Dün akşam izlediniz mi? Bu milleti uyardı. Aman ha dedi aman bu memleketin gidişatından siz sorumlusunuz. Gidişatı iyi görmüyorum dedi anlattı gerçeklerini. Çok güzel bir uyarı yaptı. Artık onu kabul etmez Başbakan. E olmayıversin öbürlerinden seç. Başka önerdiğin birisi varsa bilelim. Bak ben sana öneriyorum. Buraya çıkmıyor. O zaman ben Başbakana birde şunu öneriyorum. Eğer televizyona çıkmıyorsan, bu iş tartışmayla olmaz, bu iş kanun işi, mahkeme işi diyorsan bak teklifim şu; mecliste 550 tane milletvekili var. Bu milletvekillerinin tümüne dokunmayalım. Ama gel Deniz Baykal’
Sevgili Bursalılar, onlar belki de famora meydanını Cumhuriyet Halk Partisi nasılda doldurmuş diye fotoğraf çekiyorlardır. Görsünler, görsünler maşallah. Belediyenin son sefasını sürüversinler canım. Bana diyor ki eskort verelim sana. Benim senin eskortuna ihtiyacım yok. Eskortun senin olsun. Bak ben etrafımda koruma polisleriyle, güvenlik güçleriyle arkamda panzer, önümde eskort, havada keskin nişancılar tavanlara, damlara yerleştirilmiş olarak dolaşmıyorum. Bak bugün Bursa’ya anamın, babamın evine gelir gibi geldim. Benim eskorta falan ihtiyacım yok. Eskort senin olsun, sen kendin kullan. Eskorta hiç gerek yok. Benim halktan korunmam için, halktan kaçınmam için bir neden yok. Ben haram yemedim, yetim hakkı yemedim. Milletin parasını yolsuzlukla başkalarına aktarmadım, haksız kazanç peşine düşmedim. Oğlumun da hesabını veriyorum, kızımın da hesabını veriyorum, torunumun da hesabını veriyorum, ailemin de hesabını veriyorum. Millete yalan söylemedim, milleti aldatmadım. Ne söylediysem milletim için söyledim, inandığım için söyledim. Söylediklerimin arkasındayım. Sıkışınca gömlek değiştirmedim. Hikmet Yar’ın önünde diz çöküp sonra anıtkabirde durmadım. Neden kaçacağım. Eskortmuş. Ne oskortu ben bu milletin parçasıyım. Halkın bir parçasıyım. Sabah şafakla evimden çıkarım kendi gazetemi kendim alırım, kendi ekmeğimi kendim alırım, kendi alışverişimi kendim yaparım. Bende, ailemde, eşimde hep beraber bu milletin içindeyiz. Bizim kaçacak bir şeye ihtiyacımız yok. O nedenle Başbakana diyorum ki çağrılarımı yapıyorum reddediyor. En son dedim ki, ya gel bir sabah seninle alma yanına eskortları, polisleri, korumaları da gidelim halk pazarına, elimize de fileleri, torbaları alalım evin alışverişini birlikte yapıverelim pazarda bir gün. Bir çıkıverelim, bir dolaşıverelim pazarda birlikte.
Sevgili Bursalılar, bu söylediklerime kızıyor. Bize kızıyor, bize saldırıyor, bana saldırıyor, CHP’ye saldırıyor. O da kesmiyor İsmet İnönü’ye saldırıyor. Neymiş? 1920’li – 30’lu yıllarda nüfus cüzdanının üstüne ekmek karnesi verilmiştir yazıyormuş. Daha anasının karnına düşmeden, Türkiye hangi çilelerle kurtuldu, hangi çilelerle bu vatan bağımsızlığı elde edildi. İkinci dünya savaşına Türkiye’yi sokmamak için o insanlar neler çektiler. Eğer onlar o çabalarında başarılı olmasalardı sen olur muydun, olmaz mıydın, olsan nasıl olurdun, olmasan nasıl olurdun? Bunların hesabını yapıyor musun? İsmet Paşaymış. Varsa yoksa işi gücü o. Deniz Baykal, CHP, İsmet İnönü. Elinden gelse bir adım daha geriye atacakta oraya kadar gidemiyor. Oraya gidince frene basıyor. Yoldan geçiyor 13 yaşında bir çocuk, babası işten atılmış, yüreği yanıyor. Evdeki sıkıntıyı görüyor, acıyı görüyor. AKP’nin otobüsünün geçtiğini görünce çocuk Allah senin cezanı bu seçimde inşallah verecek diyor. Hemen korumalar geliyor çocuğu alıyor, otobüse çekiyorlar, her türlü baskı, eziyet. O arada da başbakan bizzat kendisi çocuğun ümüğünü sıkıyor. Geçenlerde bir kadın otobüs geçerken bunlar bağırış, çağırış duruyor dönüyor diyor ki, yetti artık millete biraz huzur ver diyor.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bunlar karşısındaki tahammülsüzlük, tepki, her toplantıda çıkan kavgalar, saldırılar boşuna değil. Başbakan bunlara kızıyor. O 13 yaşındaki çocuğa sen sakın kızma, o çocuğun sesine kulak ver. O ses vicdanların sesi. O çocuk siyaset yapmıyor. O çocuk yaşadığı ızdırabı dile getiriyor. Elbette o ızdırap yaşanmışsa dile getirilecek, elbette sen bunu anlayışla karşılayacaksın. O çocuğun boğazını sıkarak onu susturmak mümkün değil. Daha binlerce, onbinlerce çocuk var aynı şekilde düşünen. İnsanlar topluca intihar ediyorlar. Arabasında kendisini vuruyor, intihar ediyor. Ya da psikolojisi bozuluyor, hastanelik oluyor, olmadık yanlış işleri yapıyor.
Değerli arkadaşlarım, bu Türkiye’nin gidişatı iyi değil. Bunun altında nelerin yattığını biliyoruz. Bir yandan bu acılar, bir yanda da soygunlar, yolsuzluklar, haksızlıklar almış başını gidiyor. Çocuğunu okula gönderemiyor. Sen çocuğunu yurtdışında arkadaşların okutuyor ondan sonra getiriyorsun Türkiye’nin en gözde yerlerinde pırlantacı dükkanlarını açtırıyorsun gemileri çocuğuna alıyorsun. Bunun hakla, adaletle anlaşılır bir tarafı var mı? Türkiye bu acıyı çekerken böyle oluyor mu? Bak sen o İsmet Paşa’nın ekmek karnesi döneminde İsmet Paşa’nın oğlunun, çocuklarının, yakınlarının böylesine bir olaya bulaştığına dair bir bilgin var mı? Millet nasıl yaşıyorsa onlarda öyle yaşıyorlardı.
Sevgili Bursalılar, bu Tunceli’de olanlara ne diyorsunuz? Şu Tunceli’ye ne diyorsunuz? Yani Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyunuz sevgili Bursalılar, AKP’ye destek olabilecek Bursalılar sizden rica ediyorum. Yani Tunceli’de yaşanan olayların yoksullukla mücadele anlamına gelecek bir tarafı var mı? Yani yoksulluğu ortadan kaldırmak için mi onlar yapılıyor? Bu karda kışta götürüyor buzdolabı dağıtıyor. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi dağıtıyor, üçlü kanepe dağıtıyor, çekyat dağıtıyor. Yani bu niçin? Yoksulluğu ortadan kaldırmak için mi? Yani yoksulluk kalktı mı şimdi Tunceli’de? Peki sen bunu Tunceli’de yapıyorsun, Bursa’daki yoksullara da dağıtsana o buzdolaplarını, çamaşır makinelerini. Seçime iki hafta kala vali bu işlerin başında buzdolabı dağıtıyor. Başbakanda diyor ki, ben valimin arkasındayım. YSK olmaz diyor. Hukuk var diyor, kanun var diyor, seçimin adaleti var diyor, olmaz. Beni ırgalamaz diyor başbakan. Başbakanı ırgalamıyormuş. YSK ırgalamıyor, kanun ırgalamıyor, hukuk ırgalamıyor. Allah aşkına 29 Martta gerekeni yapında bakalım milletin kararı ırgalıyor mu, ırgalamıyor mu bir görelim.
Sevgili Bursalılar, eksik olmayın bugün bizi onurlandırdınız. Bu muhteşem mitingde büyük bir coşkuyla bir aradayız. Şimdi sizlere soruyorum. Siz buraya yevmiyeyle mi geldiniz? Size gündelik verildi mi, kumanya dağıtıldı mı? Vali bir yazımı yazdı size? Bugün Bursa meydanında famorada Deniz Baykal’ın mitingi var. Bütün daire müdürleri, amirleri, memurları gideceklerdir diye bir yazımı yazdı? Öyle değil değil mi? Siz buradasınız. Eksik olmayın, sağolun. Yani Başbakan Pozantı’ya gidecek Ankara’dan Karayolları Genel Müdürlüğünün önüne otobüsler dizilmiş, otobüslerin içine devlet memurlarını, eşlerini yerleştiriyorlar. İş günü, iş saati çıkıyor Pozantı’ya gidiyor alkışlayıcı ekibi olarak. Eskişehir’de açılış var demiryolu işçileri Ankara garında trene dolduruluyor, tren kaldırılıyor Eskişehir’e alkışlayıcı ekibi olarak. Böyle demokrasi olur mu, böyle seçim olur mu? Bakanlar çıkıyor bizim adayımıza oy vermezseniz hizmet alamazsınız diyor. Başbakan çıkıyor aynı şeyi söylüyor. Milleti tehdit ederek bir yere varmak mümkün mü? Bunlar milletin kararıyla oraya gelmediler mi? Milletin oyuyla iktidar oldular şimdi milleti tehdit etmeye kalkıyorlar. Haddini bildirin bunlara, derslerini verin bunlara Bursalılar. Valiler AKP’nin emrinde. Geçenlerde bir ilde sizin kaç millet vekiliniz var, AKP’nin sizde kaç milletvekili var diye sordular. Adam diyor ki, 5 AKP milletvekili birde vali var diyor. Yani ne hale gelmiş devlet düzeni. Bakın Bursa’dan söylüyorum herkes aklını başına alsın. Valileri, genel müdürleri, daire müdürleri herkes aklını başına alsın. Türkiye bir hukuk devletidir, demokratik bir devlettir. Ben sırtımı AKP’ye dayadım, ben sırtımı Başbakana dayadım diye kimse güvenmesin. AKP’ye gelenler APS’yle giderler. AKP ile gelenler Acele Posta Servisiyle giderler. Tamam mı? Ve Başbakana da buradan söylüyorum. Öyle parti otobüsüne oyuncakları doldurup mitinge giderken çocuklara oyuncak dağıtmak Başbakanın işi değildir. Başbakan o çocuklara oyuncak dağıtacağına o çocukların babasına iş versin, iş, iş, iş!!! Babasına iş versin ki baba çocuğuna oyuncak alabilmenin, bir çikolata alabilmenin, bir şeker alabilmenin mutluluğunu yaşasın. Başbakanın görevi bu mutlulukların yaşandığı bir Türkiye’yi yaratmaktır. Babaların çocuklarına hediye alabildiği, çocuklarına çikolata alabildiği, şeker alabildiği bir Türkiye’yi yaratmaktır. O bırakmış çocuklara oyuncak dağıtıyor. Para milletin parası. Buzdolabının parası da milletin parası, oyuncakların parası da milletin parası. Milletin parasıyla milletin oyunu avlamaya çalışıyor. Tarlanın taşıyla tarlanın kuşunu vuracak.
Sevgili Bursalılar, yani sizi böyle görünce bende doyamıyorum. Dert çok, dermanda var. dermanı da biliyoruz, derdi de biliyoruz. Eksik olmayın içimi, gönlümü, zihnimi boşaltmak istedim. Düşündüklerimi söyledim. Ne söylediysem yüreğimden gelmiştir. Yani şunu bilmenizi isterim. Ben camdan konuşmuyorum, candan konuşuyorum. İçimden, yüreğimden ne geçerse onu söylüyorum. Şimdi önümüzdeki yerel seçim bir fırsat. Bu yerel seçimi en iyi şekilde değerlendireceğiz. Değil mi? Şöyle Bursa bütün Türkiye’ye yeni bir istikamet versin, yeni bir yol çizsin. İnşallah görüyorum, onun olacağının işaretlerini görüyorum. Bugün burada da var. Zaten bir süredir bütün araştırmalar, bilgiler oraya işaret ediyor. İnşallah yeni bir dönemi Bursa’da birlikte açacağız. Sizlere güveniyorum.
Sevgili Bursalılar, bir üzüntü verici haber aldım. Biraz önce yol kontrolü yaparken bir polis arkadaşımıza ateş açılmış ve şehit olmuş Allah rahmet eylesin. Acısını yürekten paylaşıyorum. Hepimizin başı sağolsun. Bugün bir şehitler gününde yaşıyoruz. Bugün şehitler günüdür. Türkiye’miz zaten bütün tarihimiz boyunca bu güç coğrafyada varlığımızı sürdürebilmek için ağır bedeller ödemek zorunda kalmışız. Hep şehit vermişiz. Bugün 18 Mart. 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferini kazanışımızın yıldönümüdür. Çanakkale Deniz Zaferi tarihin akışını değiştiren bir olaydır. Herhangi bir askeri zafer değildir. Sıradan bir olay değildir. Tarihin akışını değiştiren bir olaydır. 18 Martta 94 yıl önce İngiliz, Fransız donanmaları, müttefik güçleri boğazı geçip İstanbul’a ulaşmak istediler. Ama geçemediler, yenildiler ve ters yüzü geri döndüler. Bu muhteşem bir olaydır. Bu zafer Çarlık Rusya’sının yıkılmasına yol açmıştır. Bu zafer Anadolu’daki Türklerin Anadolu’dan kovulmak istenmesi düşüncesini iflas ettirmiştir. Bu zafer Hindistan’dan Pakistan’a kadar Asya’daki milletlerin bağımsızlıklarını kazanma yolunu açmıştır. Ve bu zafer bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin kurulması imkanını sağlamıştır. Ve bu zafer Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün dünyada tanınmasını sağlamıştır. Böyle büyük bir günde ki o gün şehitler günü olarak kabul edilmiştir. Şimdi Bursa’mızın da bir şehit verdiğini, bir polis kardeşimizin şehit olduğunu öğreniyorum. Hepimizin başı olsun. Hepinizi bu güzel günde, bu güzel mitingde, bu vatanseverce duygular içinde görmekten çok büyük bir onur duyuyorum, mutluluk duyuyorum. İyi ki varsınız. Bursalılar Türkiye’ye de sahip çıkıyorsunuz, Bursa’ya da sahip çıkıyorsunuz.
Şimdi bu seçime giderken adaylarımızı sizlere sunmak istiyorum. Harmancık Belediye Başkan Adayımız Ahmet Tufan. Büyükorhan Belediye Başkan Adayımız Mustafa Çalı. Keles Belediye Başkan Adayımız Ahmet Ayaz. Orhaneli Belediye Başkan Adayımız Neşe Aksak. Kestel Belediye Başkan Adayımız Ergün Aksoy. İznik Belediye Başkan Adayımız Dündar Koyutürk. Gürsu Belediye Başkan Adayımız İlyas Kaleş. Yenişehir Belediye Başkan Adayımız Fahrettin Bilgit. Orhangazi Belediye Başkan Adayımız Ahmet Aydın Akyol. Mudanya Belediye Başkan Adayımız Emir Ali Usta. Karacabey Belediye Başkan Adayımız Enver Kartal. Gemlik Belediye Başkan Adayımız Fatih Mehmet Güler. Kemalpaşa Belediye Başkan Adayımız Ufuk Tokgöz. İnegöl Belediye Başkan Adayımız Necmi Demir. Nilüfer Belediye Başkan Adayımız Mustafa Bozbey. Yıldırım Belediye Başkan Adayımız Bahattin Kuşoğlu. Osmangazi Belediye Başkan Adayımız Denizhan Sezgin.
Şimdi belde belediye başkanlarımızın isimlerini okuyacağım. Onlarda buraya gelsinler. Zeytinbağı Mehmet Şamatacı, Kınık Ziya Burhan, Alanyurt Ekrem Şimşek, Kurşunlu Erkan Dönmez, Tahtaköprü Sabahattin Okur, Yeniceköy Bahattin Çetin, Boyalıca Necdet Ateş, Elbeyli Kenan Karakaş, Çeltikçi İzzet Dede, Tatkavaklı Coşkun Çakır, Tepecik Talat Tunç, Yalıntaş Ahmet Aydın, Yeşilova Mustafa Kula, Ovaazatlı Metin Tunca. Göynükbelen Hüseyin Bozkurt. Karıncalı Gündoğdu Uludağ, Çakırlı Mehmet Dalyan, Narlıca Elif Bayazıt, Sölöz Ahmet Durdu, Yeniköy İsmail Akoğlu, Yenisölöz Semih Atlı.
Şimdi belediye başkanlarımızı çıkardık ama bazı belediyelerimiz maalesef kapandı. Onların belediye seçimlerine katılması mümkün değil. Onlarında üzüntüsü içindeyiz. Biz o konuda büyük mücadele verdik. Ama ona rağmen kapandı. İnşallah bir CHP iktidarında o kapanan belediyeleri açacağız. Omurbeyli başta olmak üzere, Görükle, Tahtalı, Güzelyalı. Bütün bu belediyelerimizin maalesef adayları olamıyor. Çünkü seçim yok.
Nasıl ekip iyimi, adaylarımız güzel mi? Bursa’nın pırıl pırıl evlatları. Dürüst, namuslu, Bursa’yı seven, hizmet aşkıyla dolu yeni bir belediye ekibi değil mi? İçlerinde deneyimli olanlar var, tanıdıklarınız var. Henüz göreve gelmemiş, o görevdekiler gibi başarılı olacak arkadaşlarım var. Güzel bir ekip. Çok mutlu oldum. İyi bir takım kurmuşuz değil mi? Şimdi bu takıma bir takım kaptanı lazım mı? Öylemi? Bu takıma bir takım kaptanı lazım değil mi? Şimdi bakın buraya öyle bir takım kaptanı koyacağız ki herkesin kafasındaki ölçü şaşıracak. Şimdi bir belediye başkan adayımız var ki iftihar ediyorum. Başarılı, halkın içinden çıkmış, başarısını kanıtlamış, işini en güzel şekilde yapan. O hikayeyi sizde biliyorsunuz değil mi? Yani şoför aldığı zaman şoföre otobüsü verirlermiş, Sena hanımda arkadan kendi arabasıyla otobüsü kollarmış. Otobüs eğer yanlış yapıyorsa, trafik hatası, hız, dikkatsizlik bir, iki, üç bakarmış, sonra özel arabasını otobüsün önüne geçirirmiş ve şoföre dermiş ki al bu arabayı sen dön Bursa’ya. Geçermiş direksiyona vitesi değiştirirmiş, gaza başarmış ve otobüsü kendisi taşırmış. Bunu yapabilen bir insan. İşin içinden, çekirdekten gelen bir insan. Masa başı insanı değil. Boş laf konuşan insan değil, hizmet insanı. Sena Kaleli. Bursa’ya yakışır değil mi? Böyle bir kadın yönetici Bursa’ya yakışır değil mi?
Bakın bahara giriyoruz. Bahar mevsim değişimidir. Bir temizlik zamanıdır, bir yenilenme zamanıdır, bir tazelenme zamanıdır. Bak bu kadar burada ev kadınlarımız var bilirsiniz. Bahar gelince hemen evler temizlenir, yıkanır, süpürülür, tahtalar boyanırdı eskiden, tahta boyaları yeniden yapılır, badanalar yapılır, camlar silinir, temizlenir, eşyalar değiştirilir. Bir yeni başlangıç, bir tazelenme, bir yenilenme. Artık kar, kış, soğuk, karanlık arkada kaldı. Şöyle bir aydınlık, ferah günler gelsin. Artık her şey daha iyi olsun. Umutlar tazelensin, yenilensin, her şey düzelsin istenir. İstenince de olur. Baharda böyle yaparız değil mi? Evlerde öyle yaparız değil mi? İşyerlerinde, fabrikalarda da yaparsınız değil mi? E Türkiye’de de yapmayalım mı? Bursa’da da yapmayalım mı? Temizlenme zaman

