CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN UŞAK MİTİNGİNDE YAPTIĞI
18/3/2009 · Kategori: Dosyalar
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
UŞAK MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
(18 MART 2009)
Sevgili Uşaklılar, çok değerli kardeşlerim, bu büyük buluşmaya hepiniz hoşgeldiniz. Uşak’ta bu büyük ve güzel mitingde sizlerle beraber olmak benim için çok büyük bir mutluluk. Sizleri özlemiştim. Bir kez daha böyle inançlı, coşkulu, ne istediğini bilen Uşaklılar olarak sizi bu meydanda görmek beni çok sevindirdi. Hepinize hoşgeldiniz diyorum. Sizin buradaki varlığınızın çok derin anlamları var. Böyle bir coşkulu, büyük mitingi Uşak’ta yapıyor olmamızın çok büyük anlamı var. Onun ben farkındayım. Onun anlamını biliyorum. Siz buraya gelirken niye geldiğinizi biliyorsunuz. Ben sizi burada selamlarken sizin niye burada olduğunuzu biliyorum. Siz buraya Uşak sahipsiz değildir, Türkiye sahipsiz değildir demek için geldiniz. Sizi yok sayanlara biz varız, işte buradayız demek için geldiniz biliyorum. Eksik olmayın. Uşak’a ne zaman gelsem çok özel duygular yaşarım. Uşak bizim milli mücadelemizin en önemli ceplerinden birisidir. Hepimiz Uşaklıların vatanseverliğini, Uşaklıların bilincini, Uşaklıların Türkiye sevgisini biliriz. Bu duygularla bugünlere geldik. İnşallah bundan sonrada Türkiye’ye Uşak milli mücadele döneminde olduğu gibi gene sahip çıkmaya devam edecektir.
Sevgili Uşaklılar, bugün 18 Mart. 18 Mart bizim için çok önemli bir gün. Bugün Çanakkale Deniz Zaferini kazanışımızın 94. yıldönümü. Çanakkale Deniz Savaşı bilinen sıradan bir askeri başarı olmanın çok ötesinde önem taşır. Çanakkale Deniz Savaşı sadece boğazı ve İstanbul’u kurtarmakla kalmamıştır. Siyasetin 20. yüzyıldaki şekillenmesine damgasını vurmuştur. Çanakkale’de o Deniz Zaferini kazanarak Türk milleti İstanbul’u kurtarmıştır. Dünyanın en büyük sömürgesi ülkelerine birinci dünya savaşının tek mağlubiyetini yaşatmıştır. Birinci dünya savaşının en önemli zaferi Çanakkale’de gerçekleştirilmiştir ve müttefik ülkeler yeni bir durumun ortaya çıktığını, dünyada yeni bir dengenin ortaya çıktığını, istedikleri gibi artık her yere hükmedemeyeceklerini, kendilerine birilerinin çıkıp dur diyebileceğini acı bir şekilde yaşarak öğrenmişlerdir. Dünyanın en güçlü donanması Çanakkale boğazında yenilmiştir ve ondan sonra Çarlık Rusya’sı devrilmiştir. Çarlık Rusya’sının devrilmesine giden siyasetin kritik noktası Çanakkale Savaşıdır. Sadece Anadolu kurtarılmış değildir, sadece Türkleri Anadolu’dan sürüyüp atmak isteyen bir takım batılı ülkeler orada mağlup edilmiş değildir. Ta Hindistan’a, Pakistan’a kadar uzanan sömürge ülkeleri de artık Avrupa’ya teslim olmak zorunda olmadıklarını, kendi bağımsızlıklarını elde edebileceklerini Çanakkale Savaşında görmüşlerdir. Çanakkale Savaşı dünyanın siyasi haritasını değiştirmiştir. Dünyanın siyasi gidişatını değiştirmiştir. Böylesine büyük bir zaferi gerçekleştiren bir milletin çocukları olmak hepimiz için en büyük ve en haklı iftihar kaynağıdır.
Büyük şairin dediği gibi “Ecdat gökten inerek öpse o pak alnında eğer gerçekten muhteşem bir zafer”. Bu zaferin kazanılmasına katkı vermiş olan bir kısmı Çanakkale savaşında şehit olmuş, gazi olmuş bütün insanlarımızı bugün başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere hepimiz saygıyla, rahmetle anıyoruz.
Sevgili Uşaklılar, Uşak gibi milli mücadelemizin en önemli bir cephesinin yaşandığı bir kentimizde bu Çanakkale Savaşının yıldönümünü hatırlamış olmamız çok uygun düşmüştür. Bu mücadelenin anlamını en iyi sizler bilirsiniz. Uşak’ta da siz Anadolu’yu kurtarmak, Anadolu’yu işgal etmek isteyenlere hak ettikleri dersi vermek için en büyük zaferi kazandınız, en büyük mücadeleyi yaptınız. Allah sizlerden razı olsun. Milli mücadelemizin yük akı kentlerimizin başındadır Uşak.
Sevgili Uşaklılar, nasılsınız, iyi misiniz? Haliniz, durumunuz nicedir? Keyfiniz yerinde midir, gidişat yolundamıdır, kazancınız, geliriniz masrafınızı, harcamanızı karşılıyor mu? Uşak kalkınıyor mu? Uşak büyüyor mu? Borçlar ödeniyor mu? Çocuklar iş bulabiliyor mu? Uşak’taki çiftçimiz hayatından memnun mu? Ektiğinin karşılığını alabiliyor mu? Söz verilen hizmetler getirildi mi? Pancarın kotası kaldırıldı mı? Mazot düşürüldü mü? Gübre indimi? Buğday hak ettiği fiyatını bulabildi mi? Yani çiftçinin durumu iyi değil diyorsunuz. Uşak tarımın çok önemli olduğu bir kentimiz. Uşak’ta büyük çiftçilik var, tarım var. Gitti mi diyorsun? Gitti. Ne oldu? Mazota zam üzerine zam yaptılar, gübreye zam üzerine zam yaptılar, ilaca zam üzerine zam yaptılar. Çiftçinin ürününü düşük fiyata aldılar. Nasıl düşük fiyata aldılar? Gümrük kapılarını açtılar. Her şeyin ithalatı serbest dediler değil mi? Başka ülkelerin çiftçilerini devletleri destekledi. Bizim çiftçiyi bizim devletimiz desteklemedi köstekledi değil mi? Onun sonucunda bizim çiftçimizin boynu bükük kaldı öyle mi? Çiftçinin borçları ödeniyor mu? Çiftçinin yüzü gülüyor mü? Yani siz işinize geldiği için mi öyle söylüyorsunuz, gerçekten öylemi? Yani şimdi Uşak’taki şeker fabrikasında pancar üreten köylülerimiz sıkıntıya girmeye başladılar. Niye? Çünkü Türkiye’de artık pancara dayalı şeker politikası bir tarafa bırakıldı, ithalata dayalı, mısır ithalatına, tatlandırıcıya dayalı bir şeker politikası uygulanıyor değil mi? Şimdi elinizde bir şeker fabrikası kaldı. Aman ha ona iyi sahip çıkın. O da gidiyor mu? Onu da götürecekler. Bu şeker fabrikası da gidici öylemi? Peki bu son dönemde Uşak’taki çalışkan, üretici müteşebbis Uşaklıların öncülük yaptıkları tesisler var. Siz tekstil alanında iddialı, önemli bir kentsiniz. Yani Uşak herkesin yapamadığını yapıyor. Astarlık üretiyor, yaşmak üretiyor. Kapandı mı onlarda? Onlarda gitti ha? Türkiye’de bu alanda en iddialı sizdiniz. Niye gitti? İthalat kapılarını mı açtılar? Çin’den mi geldi, başka yerden mi geldi? Onlar damping yaptılar bizim sanayiyi çökerttiler. Öylemi? Peki hükümet yok mu o seyretti mi? Öylemi? Hükümet bu tabloyu seyretti diyoruz. Hatta birileriniz diyor ki seyretmekle kalsa ithalatı onlar yaptılar, onlar çökerttiler diyenlerde var değil mi? Peki Uşak’ta Türkiye’nin en önemli dericilik merkezleri vardı. Deri sanayi Uşak’ta. Tekstilde 20 bin işçi çalışıyordu benim bildiğim. 20 bin işçi vardı. Ne oldu şimdi kaç işçi var tekstilde? 2 bin değil mi? 20 bin 2 bine mi indi? Peki dericilik ne oldu? Yüzlerce deri sanayi vardı Uşak’ta ne oldu? Organize deri sanayiyemi geçti? Kaç tane geçti? 15 – 20 tane. Yenisi ne oldu? Kapandı gitti, hepsi bitti öylemi? Bu iyi bir gidiş mi? Bu Türkiye’nin kalkınmasına yardımcı olan bir gidiş mi? Halkın refahına yardımcı olan bir gidiş mi? Fabrikalar kapanmış, bizim ihtiyacımız fabrikaların yanına yeni fabrikaların açılması. Yani 3 fabrika aldıysa bunlar 6 fabrika yapacaklar. 6 fabrika yapacak ki Türkiye daha çok üretim yapsın, gençlerimiz daha çok çalışma imkanı bulsun, Türkiye’de zenginlik tabana yayılsın. Türkiye dış dünyaya ihracat yapsın. O ülkelerin mallarını, o ülkelerin işçilerinin ürettiği malları kendi işçilerimizin işine son vererek, kendi iş yerlerimizi kapatarak Türkiye’de dövizle borç almaya kalkmanın bir çıkış yolu olmadığı açık değil mi? Türkiye’de o tekstil sanayiini batıran Uşak’taki tekstil sanayiini batıran, deri sanayiini batıran bu politika değil mi? O politika neyle gidiyor? İthalatla gidiyor. İthalatın neyle yapıyoruz? Dövizle. Dövizi nasıl buluyoruz? Borçla.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bu politika artık tıkanmıştır. Bugün geldiğimiz noktada Uşak ekonomik yanlışların, bu iktidarın ekonomik yanlışlarının en ağır bedelini ödeyen kentlerimizin arasındadır. Başkaları da var ama Uşak en ön sırada gelenlerden birisi. Burada büyük sosyal sıkıntı var, büyük ekonomik sıkıntı var. Bakın siz eskiden elimde resmi rakamlar var. Türkiye’de iller arasında en önemli kalkınma düzeyi bakımından en önde gelen illerden birisiydiniz devlet yatırımları bakımından değil mi? Size yatırım yapılırdı. Şimdi bu iktidar işbaşına geldiğinden buyana Türkiye’de Uşak’ın bütün iller arasındaki yeri daha önemi geçti, daha geriye mi düştü? Yani Uşak’a biraz daha fazla yatırım yapılan, kalkınmadan hakkını alan bir il haline mi getirdik? Yoksa daha geriye doğrumu gitti? Bakın eldeki bütün resmi rakamlar maalesef Uşak’ın bu 2002 – 2007 – 2008 şu geride bıraktığımız dönemde en büyük gerilemeyi yaşayan illerden birisi olduğunu bize gösteriyor. 81 il içerisinde 64. sıradaydı bunlar geldiği zaman. Gene çok ileri değil ama 64. sıradaydı. Şimdi 71. sıraya düştü. Türkiye’de Uşak en önemli noktada. Ankara – İzmir yolunun üzerinde, demiryolu bağlantısı var. Uşak bağlantısı var, havaalanı bağlantısı var. Çok sağlam bir altyapısı da var. Sanayii her alanda ustasıyla, bilinçli işçisiyle, şirketleriyle oluşmuş. Yani kalkınmanın en iyi şekilde gerçekleştirileceği yerlerden birisi. Biz Uşaklıyız bir şehir ağlıyor diyor. Sadece Uşak spora değil, ekonomideki sıkıntılara da Uşak’ın üzülme hakkı vardır. Herkesin bunu çok iyi bilmesi lazımdır. Uşak’a bu dönemde en büyük haksızlık yapılmıştır. Uşak’ın verdiği vergiyle Uşak’a gelen yatırım arasında bir mukayese yaptığınız zaman Uşak’ın en çok zarar yaşayan illerden birisi olduğu görülüyor.
Şimdi böyle bir tablo var. Bu gerilemeyi, bu sıkıntıyı değerlendirirken şunu da unutmayın. Türkiye bu iktidar döneminde olağanüstü kaynak kullandı. Bunlar işbaşına geldiği zaman Türkiye’nin ortak borcu 220 milyar dolardı. Yani 80 küsur yıllık cumhuriyet döneminin, gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin, Atatürk İnönü döneminden başlayın Celal Bayar – Menderes döneminden, Süleyman Demirel döneminden, Turgut Özal döneminden Erbakan’a kadar, 2002’ye kadar bütün hükümetlerin ortak borcu 220 milyar dolar. Yani Türkiye’de ne yapıldıysa 2002’de. Keban’ından, Atatürk barajından Uşak şeker fabrikasından, dokuma fabrikalarından Karabük demir-çeliğinden, Ereğli demir-çeliğinden, İskenderun demir-çeliğinden, Seydişehir alüminyumundan, Sümerbanklarından, Etibanklarından üniversitelerine, Silahlı Kuvvetlerine, petro-kimya tesislerine, rafinerilere, tüpraşa, ataşa, ipraşa kadar ne varsa Türkiye’de büyük tesis, ekonomik işletme hepsi yapıldı bütün hükümetler tarafından. Sulama tesisleri yapıldı, Keban yapıldı, Atatürk barajı yapıldı, büyük işler yapıldı. Demiryolları döşendi, limanlar yapıldı. Sonuç; 220 milyar dolar borç. Bunlar devraldı 7 yılda bu borcu ekonomi patladı, büyük kalkınma sağlandık, Türkiye artık zenginleşti dedikleri halde, zenginleşen ülke ne yapar? Önce gider borcunu öder değil mi? Borç zincirinden kurtulur değil mi? Madem Türkiye zenginleşti o geçmiş hükümetlerin 220 milyar borcunun 20 milyar dolarını ödeyiverseydin. 200’e düştü mü borç? Hayır. Ne oldu? Arttı. Nereye attı? 250’yemi, 300’e mi, 400’e mi? 500’e arttı 500’e. Yani bu ne demek sevgili Uşaklılar? Türkiye 220 milyar dolar borçla devralındı bunlar tarafından. 7 yılda o 80 yıldaki borcun üzerinde 280 milyar dolar ek borç yapıldı. Toplam borç 500 milyara çıkarıldı. Şimdi bu ne demektir? O kadar para harcadı demektir hükümet. 280 milyar dolar geçmiş hükümetlerin hiçbirisinin harcamadığı kadar parayı 7 yılda harcıyorsun. Ne muazzam para. Ayrıca birde elde avuçta ne varsa tümünü sattılar. Geçmiş hükümetlerin yaptıklarını, eserleri, tesisleri, işletmeleri ucuz pahalı demeden, yerli yabancı demeden elden çıkardılar, sattılar. Onun parasını da aldılar. Öyle değil mi? Hem sattılar, hem de onu yapan insanlara Allah razı olsun, teşekkür ederiz, siz bu güzel işleri yapmışsınız bak şimdi biz artık bunu satıp bundan yararlanıyoruz. Allah sizden razı olsun, teşekkür ederiz demeyi bile akıl etmediler. Tam tersine o dönemleri başta İsmet Paşa dönemi olmak üzere en ağır ifadelerle, suçlamaktan geri kalmadılar. 300 milyar doların üzerinde para harcadı bunlar. Nereye gitti bu para? Uşak’a ne geldi buradan. 300 milyar dolardan Uşak’a ne geldi? Bir fabrika var mı, bir işyeri var mı? Bir büyük tesis var mı? Gelmedi değil mi? Nereye gitti bu para? Bakın işte olay bu. İşi sağlam tutacaksınız. Yani Türkiye’de şimdi o borç kimin borcu? Milletin borcu. Kim ödeyecek o borcu? Bunlar ödeyecek. İnşallah yarın siz yetti artık diyeceksiniz, oylarını kısacaksınız, bunları düşüreceksiniz. Ama bunların borcunu gene memleketin namuslu, dürüst devletleri ödemeye devam edecek.
Şimdi çiftçi böyle. Esnaf nasıl esnaf rahat mı? Esnafın işi yolundamı? Çekler, senetler dönüyor mu? Çocukların primi, sigortası ödeniyor mu? Esnafın geçimi yerinde mi? İşler açıldı mı? Siz ne yapıyorsunuz bu durumda? Borçlanıyorsunuz herhalde. Borçları ödüyor musunuz? Borçlar ödeniyor mu? Ne yapıyorsunuz? Bir bankanın kredi kartıyla bir başka bankanın borcunu çeviriyorsunuz değil mi? Döndürüyorsunuz. 1-3-5 Allah ne verdiyse öylemi? Dönüyor dönüyor da bazen tökezlemiyor mu bu? Bazen de tökezliyor. Bakın geçen sene 2007’de önce evvelki sene 200 bin kişi borcunu ödeyemez hale gelmişti. 2008 sonunda 600 bine geldi. Şimdi sadece Ocak ayında 138 bin kişi borcunu ödeyemedi. Yani Allah muhafaza 1,5 milyona gidecek bu yıl. Sadece kredi kartını ve ferdi borcunu ödeyemeyen insan sayısı 1,5 milyon.
Şimdi değerli arkadaşlarım, çiftçi borcunu ödeyemiyor haciz geliyor değil mi? Bakın geçen gün söyledim burada da söyleyeyim. Başbakan bu konuda bazı iddialar yaptı ona da cevap vereyim. Elimde bir çiftçiye yapılan tebligat var. Bu tebligatta şu söyleniyor. Çiftçi 4 milyar borç almış. Borcunu ödemeye çalışmış ama ödeyememiş, borcu 878’e indirmiş. Ana parasını 878’e indirmiş aradaki farkı vermiş. Şimdi banka diyor ki sen borcunu silemedin, borcunun önemli bir kısmını ödedin ama bir defa 878 ana para borcun var. Buna temerrüt faizi, gecikme faizi, aşırı faizde yükleyeceğim diyor. Senin bu faizinin tutarı da 38 milyar 648 milyon lira diyor. Sadece temerrüt faizi. Buna banka, sigorta 1.9 milyar ekleyeceğim diyor. İcra ve takip masrafı da 2,5 milyar ekleyeceğim diyor. Cemanyekun arkadaş senin o aldığın 4 milyar paraya karşılık bir kısmını ödedin, 3 milyarından fazlasını ödedin 878’e indirdin ama senin hala 43 milyar 959 milyon borcun var diyor. Şimdi bunu banka o çiftçiye tebliğ etmiş. Ben dün bazı yerlerde evvelsi gün bunları söyledim. Başbakan diyor ki, sana yanlış bilgi veriyorlar diyor. Bu bilgi doğru değil diyor. O borç diyor ta eski hükümetler döneminden geliyor diyor. Bizim borcumuz değil diyor.
Şimdi bizim zamanımızdaki o uygulama değil diyor. Bakın elimde yazı, resmi yazı. Bu borç 2004 tarihinde açılmıştır. 2004 yani AKP’nin iktidara geldiği tarihteki borçtur ve bu borcun 17 Mart 2008 tarihindeki durumuna ilişkindir bu gelen yazı. Yani AKP’nin kendi içinde yaşadığı tablo. Bu borç çiftçinin ne halde olduğunu gösteren bir somut örnek. Çiftçi böyle. Vatandaş işinden atılmış, borcunu ödeyemez hale gelmiş, sıkışmış. Temerrüde girdin mi yandın. Buna bir çare bulmak lazım. Bakın Türkiye ekonomik krize girdi biz daha geçen Eylül ayında bu sıkıntıyı görerek çıktık dedik ki, bu gidişi önlemek için şu şu şu tedbirlerin alınması lazım. Eylül ayında söyledik. Kulak asmadılar. Geçenlerde Başbakan bize meydan okudu bir çaren varsa söyle diye. Bizde çıktık ertesi sabah çareyi söyledik. Bu bize meydan okumaya başladı, öğren de gel, 40 fırın ekmek yemen lazım falan diye ağzını bozdu o bildiğimiz Tayyip Erdoğan üslubuna girdi. Ama aradan 2 hafta geçti, 2 hafta sonra şimdi bizim önerdiğimiz politikayı uygulamaya başlıyor. Biz ona demiştik ki bakın otomotivden ve beyaz eşya üretiminden vergileri indirin. 6 ay için indirin dedik onlar 3 ay için uygulamaya koydular. İnşallah onu da uzatacaklar. Yani bu işin sadece bir tanesi. Halbuki bizim başka önerilerimiz var. Mesela biz diyoruz ki, çalışan insanın üzerinden %50’ye yakın vergi alınıyor, stopaj alınıyor, prim alınıyor. Çok fazladır. Dünyadaki en yüksek oran. Yani şu sırada bir insanı çalıştırmak, iş vermek, ona aylık vermek, maaş vermek ekonomiye, topluma yapılabilecek en büyük hizmet. Bunu yapan insana şimdi diyor ki maliye madem senin imkanın var, yanında bir işçi çalıştırıyorsun ona verdiğin paranın yarısı kadar bana da ödeme yapacaksın. Bizde diyoruz ki, kardeşim maliye çekil aradan. Bırak vatandaş imkanı var adam çalıştırıyor, çalıştırıversin. Böyle üzerine yürüme. Makul bir şekilde indir o yükünü. Bak dünyada hiçbir ülke senin kadar almıyor. Üstelik Türkiye birde krize girdi. Krizde sen adam çalıştırmayı bu kadar yüksek vergilendirebilir misin? Vergilendirirsen insanlar yatırım yapabilir mi, işçi istihdam edebilir mi? İşçi istihdam edilmezse ekonominin çarkları dönmez. Ailelerin cebine para girmezse sanayiinin ürettiği malları kim alacak? Neyle alacak? Evine ekmek götürmek imkanından mahkum kalmış insanlara sen ayrıca birde bana vergi ver diye niye ek bir eziyet ediyorsun. Ne gerek var buna diye söylüyoruz. Şuana kadar kulak asmadılar. Ama yazın bir kenara yakında bunu uygulamak zorunda kalacaklardır. Biz bunu yıllardır söylüyoruz. Türkiye’nin kalkınması için çalışan insanın üstünden bu kadar vergi istemeyeceksin. Çünkü bir insanı çalıştırmak topluma, ekonomiye yapılabilecek, sosyal hayata yapılabilecek en büyük katkıdır diyoruz. Buna kulak asmadılar. Şimdi yakında göreceksiniz bunu da yapacaklar. Kardeşim niye eziyet ediyorsun. Bak ben sana Eylül’de söyledim. Eylül’de söylediğimi yapsaydın ya Türkiye bu noktaya gelmezdi. Benden tedbir istedin söyledim iki hafta sonra uygulamaya koyuyorsun. Niye bu kadar gecikiyorsun. Bak şimdi söylüyorum tedbiri. Çalışan insanın üzerinden bu kadar vergi alma, kaldır onları. Bunu da yapacaksın.
Sevgili Uşaklılar, Türkiye’de ekonomik yanlışlıklar yapılıyor. Türkiye’nin en hızlı kalkınacağı dönemi bunlar israf ettiler. 2002’de dünya o kadar uygun bir noktadaydı ki, o kadar bol para vardı ki, demin anlattım o kadar parayı aldılar. O aldıkları parayı yatırıma koyacaklardı, kalkınmaya, sanayileşmeye, altyapı yatırımına Türkiye’nin ilerlemesine harcayacaklardı. Bunlar gösterişe harcadılar, israf ettiler ve yolsuzluklara kaptırdılar, harcadılar. Türkiye bugün şimdi bu sıkıntının içine girdi. Yolsuzluklar konusunu da izliyor musunuz Uşaklılar? Biliyorsunuz değil mi? Uşak’ta da yolsuzluklar var mı? Çok mu? Şimdi bakın yolsuzluklara hep yıllardır tanık oluyoruz. Ama artık yolsuzlukta Türkiye çağ atladı çağ. Çağ atladık. Yani eskiden yolsuzluk bireysel, kişisel bir olaydı. Şimdi öyle değil. Şimdi nasıl oluyor yolsuzluk? Teşkilatlı. Yani şimdi yolsuzluk yapacak olan bir kişi bir fırsat bulup vur kaç yapmıyor. Bir araya geliyorlar 40 kişi, 50 kişi bir tezgah kuruyorlar, bir teşkilat kuruyorlar, şirket kuruyorlar, dernek kuruyorlar. Muhasebecisi var, başkanı var, yatırım uzmanı var, halkla ilişkiler uzmanı var. Bir teşkilat. Hep beraber çıkıyorlar ve diyorlar ki nereden parayı bulacağız mesela? Diyorlar ki Almanya’daki vatandaşın Ramazan mübarek gün fitre ve zekatlarını toplayalım. Onlara gidelim diyelim ki, yardım paralarınızı bize verin. Biz açları doyuralım, yoksulları giydirelim, sizin hayır işinizi biz yapıverelim, bize emanet edin diyorlar. Almanya’daki vatandaşta parasını bunlara trilyonlarca veriyor. Bunlar alıyorlar o parayı bir kurye aracılığıyla Türkiye’ye gönderiyorlar. Türkiye’de ne oluyor o para? Kendi adlarına şirket kuruyorlar. Kendi mülkiyetlerinde şirket kuruyorlar, televziyon kanalı kuruyorlar. O parayla, o televizyon kanalı ne anlatıyor vatandaşa? Aman Recep Tayyip Erdoğan gibisi yoktur, aman AKP’ye destek olun bunu anlatıyor. Şimdi bu tezgah ortaya çıktı. Alman hükümeti derhal konuya el koydu, konuyu inceledi ve hemen birilerini yargıladı. Sonrada bize bir yazı yazdı dedi ki, bak ben burada bunları yakaladım ama asıl elebaşıları Türkiye’de. Bak isimleri de şunlar dedi. Gereğini de sen yap dedi Türkiye’ye yazı yazdı. Aylar geçti Türkiye’de kimsenin kılı kıpırdamıyor. Onun üzerine biz çıktık hükümete dedik ki, niye bu konuyu incelemiyorsunuz? Bize Almanya’ya yazı yazdık dosyayı göndersinler. O dosya gelsin bakarız dedi. Bizde dedik ki onlara Almanya’dan ne dosya bekliyorsun. Almanya kendi emniyetiyle, savcısıyla, hakimiyle gereğini yapmış. O suçu işleyenler bizim vatandaşlarımız. Bu sahtekarlar bizim vatandaşlarımız. Aldatılan vatandaşlar bizim vatandaşlarımız. Kurulan şirketler bizim şirketler, parayı taşıyan bizim vatandaşımız. Kurulan televizyon kanalı bizim televizyon kanalımız. E Alman mahkum etti sen dosyası bekliyorsun. Senin kanunun yok mu, senin jandarman yok mu, emniyetin polisin yok mu, senin savcın yok mu, hakimin yok mu, senin hukukun yok mu, senin vicdanın yok mu dedik. Dosyayı bekliyoruz diyor. Ya dosyayı Almanya’da kaplumbağanın sırtına koysalar 6 ayda Türkiye’ye gelirdi. Baktık bunların getireceği yok ben bir arkadaşımdan rica ettim ya git şu dosyayı getir Almanya’dan diye. Gitti Almanya’dan dosyayı aldı getirdi. Meydanlarda bende gösterdim. Dedim ki, dosya dosya diyordun işte al sana dosya. Şimdi Başbakan buna cevap veriyor diyor ki, kırtasiyecilerde kırmızı kaplı dosya çok diyor. Rahat adam, geniş adam, umurunda değil. Kırmızı kaplı dosya çokmuş. Sen dosyanın kabını, rengini bırak da içindeki belgelere gel! Şimdi bu olay ortaya çıkınca ben Başbakana sordum tanıyor musun bunları? Ik mık cevap veremez vaziyetlerde. Sonradan anlaşıldı ki çocukları bacanakmış.
Değerli arkadaşlarım, bu teşkilatlı diyorum ya bu iş böyle yapılıyor. Üstelik birde hükümetin himayesinde yapılıyor. Hükümet bunlara ne diyor? Siz kamuya yararlı derneksiniz diyor. Bak bak. Bunlara kamuya, millete hayırlı, yararlı derneksiniz diyor. Bütün devlet teşkilatının kapıları açılıyor bunlara. Ondan sonra birde bunlara vergi muafiyeti veriyor. Senin topladığın paradan, kazancından hiç vergi vermene gerek yok. Niye? Çünkü sen hayırlı iş yapıyorsun. Bunlara vergi muafiyeti veriyor ama bu vatan için gözünü budaktan sakınmayan, canını veren, mayına basıp bacaklarını, kolunu kaybeden şehitlere, gazilere, onların ailesine yardım etmek için kurulmuş Mehmetçik vakfına o vergi muafiyetini tanımıyor. Onlara yapılan bağıştan vergi alıyor.
Değerli arkadaşlarım, bu ne anlayıştır? Yani bu yolsuzluğa bakınca hem teşkilatı görüyoruz bir, hem devlet himayesini görüyoruz, iktidar himayesini görüyoruz iki. Ayrıca ne görüyoruz? Arkadaşlar, yolsuzluk yapan insanlar bile, hırsızlar bile belli ahlaki ölçüleri ister istemez gözetirler. Herkesin bir sınırı vardır. Bunlar öyle bir istismar yapıyorlar ki sadece vatandaşı değil, ondan fitresini, zekatını, yardım parasını toplayarak onun inancını, dinini, imanını, kitabını, İslamiyet’in gereğini, Allah’ı, peygamberi de dolandırır vaziyete düşüyorlar. Adam oraya hayır için para veriyor vatandaş. Para nereye gidiyor hayra mı gidiyor? O dini vecibesini yerine getiriyor, zekatını veriyor, fitresini veriyor. Fitre, zekat yerine gidiyor mu? Peki gitmemesinin sorumlusu kim? Yani hangi vicdan bir insanın dini vecibesinin gereği olarak hayra harcanması gereken parayı oradan alıp da bir televizyon kanalı kurup kendi şahsi propagandasını yaptırabilir. Böyle bir tablo.
Şimdi sevgili Uşaklılar, bu manzarayı unutmayınız. Bu tabloları biliniz. Yani ben bunları söylüyorum. Daha başka bir sürü yolsuzluk olayı var. Tüpraş’taki yolsuzluk olayı var. Telekomdaki yolsuzluk olayı var. Bunların hepsini biliyorsunuz. Ben bunları söylüyorum Başbakan kızıyor, sinirleniyor. Halbuki sinirlenmesine gerek yok. Uşak’a gelecek diyecek ki Deniz Feneri’nin aslı budur. Baykal şöyle söylemiş, bunlar doğru değildir diye söyleyecek. Söyleyebiliyor mu? Buraya geldi mi? Gelmedi mi? Gelirse sorun Deniz Fenerini bir anlatıversin. Gelirse bir sorun Uşak’ı bir anlatıversin. Uşak’ta nasıl AKP döneminde Uşak’ın gerilediğinin bir hikayesini anlatıversin. Kapanan fabrikaları bir anlatıversin. Gittiği yerlerde bunu söylemiyor. Gidiyor gittiği yerlerde ne Deniz Fenerine cevap var ben söylüyorum. Ne ekonomik sıkıntıya, işsizliğe, ekonomik çöküntüye bir şey yok. Varsa yoksa Deniz Baykal. Varsa yoksa CHP. Yani Başbakan gece yatağa Deniz Baykal’la giriyor. Sabahleyin yataktan Deniz Baykal’la kalkıyor. Başka lafı yok. Varsa yoksa Deniz Baykal. Yani meydansa meydan. Sen meydanı bırak da diyorum gel birlikte televizyona çıkalım. Tarafsız televizyoncularda gelsin. İstersen Uğur Dündar gelsin. İstersen Ali Kırca gelsin. İstersen Mehmet Ali Birand gelsin. İstersen bak Türkiye’de çok izlenen, çok sevilen değerli bir şovmen var. İstersen Mehmet Ali Erbil gelsin. Gerçi sen artık Mehmet Ali Erbil’i kabul etmezsin. Çünkü Mehmet Ali Erbil dün çıktı böyle içinden gelen duyguları, düşünceleri o kendine özgü samimiyetiyle ifade etti. Vatandaşları da göreve çağırdı. Tarihi görevini hatırlattı milletin. Bu gidiş iyi gidiş değil aman duruma el koyun dedi ve gerekçelerini de anlattı. İsterse hem eğlenir Mehmet Ali Erbil şenlikte yapar. Gayet güzel esprilerde yapar. İsterse o olsun. Bir tarafında ben oturayım, bir tarafında başbakan otursun benim için ne söyleyecekse söylesin. Ben ağzımı açmayacağım dinleyeceğim. Sonrada müsaade etsin ben konuşayım. Buna hayır diyor, buna girmiyor. Peki buna girmiyorsun. O zaman diyorum ki bir teklif daha yapıyorum. Sayın Başbakan gel mecliste 550 milletvekili var. Bunların tümünün dokunulmazlığı var. Biz dokunmayalım hepsine de onların dokunulmazlıkları kalsın. Ama Deniz Baykal’
Şimdi başbakan arkadan konuşuyor, boş konuşuyor, hakaret ediyor, kötü sözler söylüyor. Bildiğiniz manzara. Şimdi bunları açık demokratik tartışmaya girmiyor ne yapıyor? Şu Tunceli’de olanlara ne diyorsunuz Uşaklılar? Tunceli’de yaşananlara ne diyorsunuz? Allah aşkına? Yani elinizi vicdanınıza koyunuz AKP’li arkadaşlarıma söylüyorum olabilir ama elinizi vicdanınıza koyunuz orada yapılanlar yoksullukla mücadele anlamına mı geliyor? Yani yoksulluğumu ortadan kaldıracak? Bu nedir bu, anlamı ne bunun? Yani Türkiye’de böyle bir iş oldu mu? Tunceli’de buzdolabı dağıtıyor, çamaşır makinesi dağıtıyor. Üçlü kanepe dağıtıyor, çekyat dağıtıyor, bulaşık makinesi dağıtıyor tazyikli su yok, elektrik yok. Yani ne bu kardeşim? Niçin yapıyorsun? Yoksullukla mücadele. Yoksullukla mücadele ediyorsan gel Uşak’a. Uşak’ta niye dağıtmıyorsun Uşak’ta da yoksul var. Valiye talimat veriyor vali bunların başında. YSK çıkıyor diyor ki ayıptır olmaz böyle bir şey. Hukuk var, seçim adaleti var, doğru değildir diyor. Başbakan benim valim devam edecek beni YSK ırgalamaz diyor. Yani YSK ırgalamaz, kanun ırgalamaz, yasa ırgalamaz, anayasa ırgalamaz, ne ırgalar seni arkadaş? Ben onu neyin ırgalayacağını biliyorum. Seçimde 29 Martta milletin kararı ırgalar mı ırgalamaz mı? Hep beraber göreceğiz. Bir gösterin bakalım el mi yaman bey mi yaman? Başbakan mı yaman, millet mi yaman bir gösterin bakalım!
Başbakan valiyi seferber ediyor her türlü baskıyı yapıyor. Uşaklılar şimdi ben size soruyorum siz buraya yevmiyelerinizi alarak mı geldiniz? Size kumanyamı dağıtıldı? Vali bir yazımı yazdı? Uşak’ta bugün Deniz Baykal’ın mitingi vardır, bütün daire müdürleri, daire amirleri, memurları mutlaka o mitinge katılsınlar diye bir yazımı yazdı? Otobüs mü kaldırdı devlet? Ankara’dan otobüs kaldırılıyor mesai günü. Diyorlar ki memurlar ve eşleri, aileleri Niğde’ye gidecek Pozantı’ya orada açılış var Başbakan konuşacak. Yani Ankara’dan Pozantı’ya alkışlayıcı ekip taşıyor. Siz öylemi geldiniz buraya? Demiryolu işçileri Ankara’dan Eskişehir’e taşınıyor açılışta alkış yapsınlar diye. Öylemi? Böyle seçim olur mu, böyle demokrasi olur mu? Oluyor mu bunlar? Oluyor değil mi? Niye böyle oluyor? Ondan sonra Başbakan çıkıyor bize bağırıyor, çağırıyor. Vatandaş, 13 yaşında çocuk, babası işten atılmış, canı sıkkın. Yolda giderken otobüs geçiyor AKP otobüsü bir tantanayla çocuk kendisini tutamıyor otobüse yöneliyor diyor ki, Allah bu seçimde inşallah senin cezanı verecek diyor. Bunu duyunca hemen korumaları gönderiyorlar, çocuğu alıyorlar otobüse sıkıştırıyorlar Başbakanda pençesini geçiriyor çocuğun ümüğüne. Raporu var. Böyle bir manzara yaşıyoruz. 13 yaşında çocuk, babası işten atılmış, kızmış. Ya bırak kızıversin arkadaş. O sese kulak ver. 13 yaşındaki çocuğun o sesine kulak ver, sana uyarı o uyarı!!!
Kadın yolda geçiyor otobüs karşıda. Otobüse yöneliyor kadın diyor ki, yetti artık millete biraz huzur ver diyor. İçinden geçen sesi söylüyor. Arkasında siyasi organizasyon yok, organize iş değil bu. Vatandaş samimi, gönlünden geçeni söylüyor. Hemen kadının üzerine yürüyorlar.
Değerli arkadaşlarım, bir yanda 2 milyon, yani 2 lira temizlik parasını ödeyemediği için çocuğu öğretmeni babasına gönderiyor. Baba işten atılmış yok verecek 2 lirası veremiyor. Çocuğum veremiyorum yok param diyor. Öğretmene gidiyor anlatıyor çocuk öğretmen ben dinlemem parayı gönderecek diye koluna yazıyor gönderiyor buna. Adam daha bugün gazetelerde var. Borcunu ödeyemediği için intihar ediyor. Aile intiharları yapıyorlar. Şimdi bir yanda Türkiye’de böyle bir manzara, bir yanda Başbakanın asabı bozuk. Kendisine tepki gösterenlere sinirleniyor. Halkın rahatsızlığını güya buzdolabı, çamaşır makinesi dağıtarak, ki o buzdolabının, çamaşır makinesinin parası nereden geliyor? Kimin cebinden geliyor? Milletin parasıyla millete siyasi rüşvet verip içinde bulunduğu sıkıntıdan çıkmaya çalışıyor.
Değerli arkadaşlarım, bunları görmüyor muyuz? Bunları göre göre bunlara destek olunur mu Allah aşkına? Yani şu Deniz Fenerini yapanlara himaye getiren, sahip çıkan, davasını takip etmeyen, onların paralarıyla propagandadan medet uman bir anlayışa bu seçimde destek olur mu Allah aşkına Uşaklılar? Bunun altında yatan umutsuzluktur. Başbakan artık gidici olduğunu gördü. Abbas gidicidir. Bu iş gözüktü. Bu gidiş gözüktü. Bunu bu yollarla kaldıramazsın. Başbakan otobüsüne oyuncakları doldurmuş bir kente giderken çıkıyor kendi eliyle çoluk çocuğa oyuncak dağıtıyor. Çocuklar otobüsün peşinde koşsunlar diye. Sen o çocuklara oyuncak dağıtacağına onların babalarına iş ver, iş, iş, iş!!! Sen onların babalarına iş ver de o babalar çocuklarına hediye almanın, çikolata almanın, şeker almanın tadını, mutluluğunu yaşasınlar. Sen devletin parasıyla o çocuklara hediye dağıtarak bir şey yaptığını mı zannediyorsun? Görevini yap görevini. Senin görevin insana iş vermek iş!
Şimdi buna alet olan bir sürü memur, amir, vali hepsi aman ha bu çok kızdı, bize kızmasın ne istiyorsa yapalım anlayışı içinde. Gözlerini AKP’ye, Başbakana. Değerli arkadaşlarım, bir hukuk devletinde, bir demokraside böyle şeyler olmaz. Sen Anayasanın, devletin valisisin. Hukuk devletinin memurusun, valisisin. Hakkını bileceksin, yetkini bileceksin. Vatandaşa siyasi ayrım yapmaya senin bir hakkın var mı? Burada, Uşak’ta bir kez daha ifade ediyorum. O Valiler sakın ha arkamda Başbakan var, AKP var diye kendilerini güvende hissetmesinler. AKP ile gelenler APS’yle giderler. AKP ile gelirler Acele Posta Servisiyle giderler. İnşallah olacak. Hep beraber yapacağız bunu değil mi?
Şimdi sevgili Uşaklılar, memleketin manzarası bu. Çekilen sıkıntılar, acılar ortada. Ne olursan ol, bak ev kadınları var, emekliler var aramızda. Emekliler o sıkıntıyı yaşamıyor mu? Emeklinin aldığı para zaten kendisine ve eşine yetmiyor. Şimdi oğlan işsiz kalmış, işsiz kalan oğlana da yardımcı olacağım diye onun çocuğuna bende üç kuruş emekli maaşımdan para vereceğim diye o emeklilerin çektikleri acıları sen biliyor musun? Borcunu ödeyemeyenleri dürüst değil onlar diye suçluyor başbakan. Yani kredi kartı alanların borçlarını ödeyememesini suçluluk ve dürüstlükten uzak olma diye suçluyor.
Değerli arkadaşlarım, o insanlar o paralarla çoluğunun, çocuğunun ihtiyacını, mamasını, sütünü, televizyonlarda akşamları görüyorsunuz içiniz parçalanmıyor mu? Onları dinleyince, izleyince. İşsiz kalmış bir genç baba, yanında yeni doğmuş çocuğu çaresizlik içinde tablolar. Yani sonrada bunlara dürüst değilsiniz diyeceğiz. Sen devletin bankalarından 750 milyon dolarını o damadının başında olduğu şirketlere Sabah ve ATV’yi satın alsınlar diye verirken doğru davranıyorsun da çocuğuna süt almak için kredi kartını kullanıp borcunu ödeyemeyen insan mı dürüstlükten uzak? Bu gidişin sonuna geliyoruz. İnşallah bu seçim bir dönüm noktası olacak. Hep birlikte yeni bir başlangıcı yapacağız. Bak bahar geldi. Bahar ne demek? Yenilenme demek, tazelenme demek, temizlenmek demek. Bahar temizliğini bak hanımlar evlerinizde yapmıyor musunuz? İş yerlerinizde bahar temizliği yapmıyor musunuz? Camlar siliniyor, yerler siliniyor, badanalar yapıyor. Öyle değil mi? Biz öyle büyüdük, öyle gördük. Şimdide sizler onu yapıyoruz. Hamarat ev kadınlarımız onu yapıyor. Evi temizliyorsunuz, ortamınızı şöyle tazeliyorsunuz, yeter artık şu kışı, karı, soğuğu, karanlığı geride kaldı. Şöyle bir ferahlayalım, bir rahatlayalım, bir tazelenelim, bir yenilenelim diye düşünüyorsunuz değil mi? Bunu evinizde yapıyorsunuz Türkiye’de de lazım. Türkiye’ye de baharı getirin. Bahar temizliğini yapın, Türkiye’yi de tazeleyin, yenileyin, ferahlatın. Bütün bunların sırrı elinizde. Tamam mı?
Şimdi sizden beklediğim şu; bakın bu seçime giderken ne kadar yanlışlık varsa yaptılar. Önce bir defa hepiniz nüfus cüzdanlarınıza bir baskın kimlik numaranız orada yoksa seçime kadar onu mutlaka işletin. Yoksa bu seçime giderken nüfus cüzdanınızda eğer yeni kimlik numaranız yazılı değilse oy kullanmanıza engel olacaklar. 3,5 milyon bu durumda insan var dedi İçişleri Bakanı. Muhtemelen daha fazla. Ama 3,5 milyonunu İçişleri Bakanı kabul etti. Böyle bir şey olur mu değerli arkadaşlarım. Böyle bir şey olabilir mi? Yani adam yıllardır belli bir sandıkta oy kullanıyor, kütükte adı var, cebinde nüfus cüzdanı var, konu komşu herkes bunun o olduğunu biliyor. Adam geliyor her zaman oy kullandığı sandığa kimliğini gösteriyor, listede adı da yazılı. Diyorlar ki sen oy kullanamazsın. Niye? Çünkü nüfus cüzdanında kimlik numaran yazılı değil. Arkadaş böyle bir şey olur mu? E o gidecek yazdıracak, 3 milyon para yatıracak, 2 fotoğraf verecek, daireyi bulacak, zaman ayıracak falan, falan, falan. Yani siz vatandaş oy kullansın mı istiyorsunuz, oy kullanmasın mı istiyorsunuz? Bunu ne olur takip edin. Mutlaka işinizi yapın, konunuzun, komşunuzun, ailenizin, çevrenizin eksiğini, gediğini tamamlayın ve sandığa öyle gidin. Ve gelecek Pazar günü, bu Pazar değil, öbür Pazar günü inşallah sabahleyin erkenden kalkın yanınıza çoluğunuzu, çocuğunuzu, babanızı ve bilhassa ananızı alarak, tabi dedenizi, nenenizi de alarak ailecek cümbür cemaat bayrama gider gibi sandığa gidin. Tamam mı? Çünkü birileri boyuna bunu merak edip duruyor. Ananıza deyin ki anacığım seni görmek isteyen birisi varmış gel kendini bir gösteriver sandıkta deyiverin.
Sevgili Uşaklılar, eksik olmayın sizlerle tatlı tatlı sohbet ettik. Güzel bir beraberlik yaşattınız. Zahmet ettiniz buralara geldiniz. Bende duygularımı ve düşüncelerimi sizlere açtım, yüreğimi açtım, beynimi açtım. Samimi fikirlerimdir, samimi düşüncelerimdir. Benim derdim günlük siyaset değil. Ben Türkiye iyi olsun, milletim iyi olsun, memleketim iyi olsun istiyorum. Bizim siyaset anlayışımız külah kapma anlayışı, iktidara gelme, iktidarın nimetlerini derleme toparlama anlayışı değil. Milletin yüzünü güldürme, milletimizin başını dik tutmasını sağlama, ailesini, çoluğunu, çocuğunu mutlu edebilme mücadelesidir. Bunun için yollara düştük.
Sevgili Uşaklılar, şimdi 29 Mart’ta sandığa giderken oy vereceğiniz insanları sizlere tanıtmak istiyorum. İzlinizle Cumhuriyet Halk Partisi Banaz Belediye Başkan Adayımız Tahsin Erdem. Eşme Belediye Başkan Adayımız Ahmet Yıldırım. Karahallı Belediye Başkan Adayımız Nihat Süzek. Sivaslı Belediye Başkan Adayımız Nihat Sazlıgül. Ulubey Belediye Başkan Adayımız Ali Rıza Ada.
Şimdi Belde Belediye Başkan Adaylarımızı da sizlere sunayım. Banaz Kızılcasöğüt’ten Ömer Biçer. Banaz Büyükoturak’tan Cafer Kalpaklı. Eşme Yeleğen beldesinden Fevzi Kaya Belediye Başkan Adayımız. Eşme Güllü beldesinden Musa Kaya Belediye Başkan Adayımız. Karahallı’dan Karbasan Belediye Başkan Adayımız Kudret Suna. Sivaslı’dan Ağaçbeyli Beldesi Belediye Başkan Adayı Şadan Akçay. Sivaslı Pınarbaşı Beldesinden Ali Tuğlu. Sivaslı Tatar Beldesinden Belediye Başkan Adayımız Ahmet Karataş. Ulubey’de Avcan Beldesinden Başkan Adayımız Mümit Bayar. Hasköy Beldesinden Belediye Başkan Adayımız Aynur Yurtsever. Kuşla Belediyesi Başkan Adayımız Veli Acar. Ve Omurca Beldesi Belediye Başkan Adayımız Ali Aytekin. Nasıl ekip güzel mi? İyimi? Harika. Başkan adaylarımız nasıl? Pırıl pırıl her birisi Uşak’ın evlatları, memleketini seven, dürüst, ahlaklı, hizmet aşkıyla dolu insanlar. Değil mi? Bunlara oy verecek misiniz? Peki bu takıma, bu güzel belediye başkanları takımına bir takım kaptanı lazım değil mi? Bir takım kaptanı da bulalım değil mi? Var mı öyle bir takım kaptanı? Talat Arca Belediye Başkanımız. Güzel bir ekip, güzel bir takım. Hizmete susamış bir kadro. Uşak’ında bu hizmete ihtiyacı var. Türkiye’nin gidişatı da belli. Yani böyle bir tabloda tam zamanında inşallah bu arkadaşlarımız sizin desteğinizle görev alacaklar ve hizmet edecekler. Bugün Uşak inşallah yarın Türkiye’de iktidar. Bugün bu güzel manzaranıza bakarak inşallah Talat Arca’nın Uşak’ta belediye başkanı seçileceğinin kokusunu alır gibiyim. Yani manzara öyle gösteriyor. İnşallah Uşak’ta çok güzel bir gelişmeyi gerçekleştireceksiniz. Eksik olmayın. Bu muhteşem toplantınız bunun işareti oldu. Çok mutlu oldum. Bende hepinize yürekten bir kez daha teşekkür ediyorum ve bu seçimlerin Uşak’ımıza, Türkiye’mize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

