CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN SİNOP MİTİNGİNDE YAPTIĞI

28/2/2009 · Kategori: Haber

GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN

SİNOP MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

(28 ŞUBAT 2009)

 “Sevgili Sinoplular, çok değerli kardeşlerim, bir kez daha Sinop’ta sizlerle beraber olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu toplantıya hoşgeldiniz, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Boyabat’a selam.

Sevgili Sinoplular, bir kez daha bir seçim öncesinde bir aradayız. Bakıyorum sizde çok büyük bir heyecan, coşku ve umut içinde gözüküyorsunuz. Bu hava koştunuz geldiniz, Sinop’ta bu muhteşem toplantıyı gerçekleştirdiniz. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Şeref verdiniz, hoşgeldiniz.

Ama aklımdan geçiyor bu Sinoplular acaba bu toplantıya Sinop belediye seçimleri şöyle mi olacak, böyle mi olacak sorusuyla mı geliyorlar? Yoksa kafalarında Sinop’un ötesinde Türkiye’nin geleceğiyle ilgili bazı bekleyişler, bazı sorular, bazı kaygılarda mı var? Öyle değil mi? Yani bakıyorum aranızda çiftçi kardeşlerim var. Topraktan geçimini sağlayan insanlar var. Sinoplu köylülerimiz, çiftçilerimiz var. Belki orman köylülerimiz var. Bakıyorum aranızda esnaf kardeşlerim var, emeklilerimiz var, gençlerimiz var, ev kadınlarımız var. Toplumun her kesiminden insan aramızda. İşçilerimiz var. Gözlerine bakınca anlıyorum işsizlerimiz var. Öyle değil mi? Böyle bir topluluğuz. Elbette yerel seçim önemli, seçime yönelik bekleyişimiz var, iddiamız var. Sinop’u hak ettiği dürüst, hak ettiği başarılı, hak ettiği güzellikte bir belediyeyi gerçekleştirmek durumundayız. Elbette öyle. 5 yıldır bir belediye başkanını bekliyorsunuz. Seçtiniz kaydı gitti, 5 yıldır bekliyorsunuz inşallah seçeceksiniz.

Ama bana öyle geliyor ki, sizin bu heyecanınız, bu coşkunuz, bu büyük beraberliğiniz, bu buluşmanız başka bazı bekleyişleri de, başka bazı özlemleri de bize hatırlatıyor. Buraya siz ne olacak bu memleketin hali demek için gelmişsiniz gibi geliyor bana. Öylemi? Ne olacak bu memleketin hali demek için buraya gelmişsiniz gibi geliyor bana. Ne olacak bu çiftçinin hali, ne olacak bu emeklinin hali, ne olacak bu piyasanın hali, esnafın hali ne olacak, bu işsizlik ne olacak, bu yoksulluk ne olacak, bu yolsuzluklar ne olacak demek için gelmişsiniz gibi geliyor bana. Öylemi? Bunlar değil mi sizin kafanızda? Şunu bilin benimde kafamda tam bunlar işte. Tam bunlar! Beni seçimden çok daha fazla işte bunlar ilgilendiriyor. Seçim bahane, seçim bir fırsat, seçim bir araç. Neyin aracı? Milletin dertlerinin çözülmesinin aracı. Milletin şikayetlerinin çaresinin bulunmasının aracı, milletin ekonomisinin düzelmesinin, çiftçinin halinin düzelmesinin, dürüst, namuslu insanların, namerde muhtaç olmadan bu memleketlerde başları dik, onurla yaşayabilmelerinin mücadelesi. Bunun için siyaset, bunun için seçim.

Sevgili Sinoplular, bizim için seçim bir külah kapma yarışı değil. Bir iktidar bulma yarışı değil. Bizim için seçim; ya bizde iktidara gelelim bal tutar parmağını yalar, bizde arkadaşlarımızla sebeplenelim, bizde çevremize rant dağıtalım, bizimde çocuklarımıza ballı işler bulsunlar, fırsatlar yaratsınlar arayışı değil. Hiçbir zaman olmadı, şimdide değil, bundan sonrada olmayacak sevgili kardeşlerim olmayacak! Bizim için seçim milletin derdinin çözülmesi.

Şimdi buradasınız soruyorum size. Nasıl haliniz, durumunuz iyimi, işleriniz yolundamı, geçiminiz yolundamı, aldığınız, sattığınız birbirini karşılıyor mu? Geliriniz, masrafınız birbirini tutuyor mu? Borçlar ödendi mi? Kredi kartı borçlarını ödeyebiliyor musunuz? Sinop’ta da var değil mi? Ne oldu gençler iş bulabiliyor mu? Esnafın durumu düzeldi mi, alışveriş canlandı mı? Sattığının yerine fazlasını koyabiliyor, satıyor kazanıyor mu? Yoksa hazırdan mı yiyor, yoksa sermayeden mi yiyor, yoksa dostlar alışverişte görsün kabilinden dükkanı sabah besmeleyle açıyor, akşam Allah’a şükür diye kapatıyor ama sermaye gidiyor mu? Öyle mi? Öyle değil mi? Çiftçiler, topraktan geçimini sağlayanlar nasıl yüzü gülüyor mu, rahatladılar mı? Ne oldu buğdayın fiyatı, gübrenin fiyatı birbirini tutuyor mu? Yemin fiyatı, sütün fiyatı birbirini tutuyor mu? Mazotun fiyatı, ürünün fiyatı birbirini tutuyor mu? Ne oldu çeltik ekenlerin yüzü gülüyor mu? Genişledi mi çeltik alanları? Daha mı çok üretiyorsunuz, daha mı az? Daha mı çok kazanıyorsunuz daha mı az? Borçlar azaldı mı? Bir dükkanın yanına bir dükkan daha kondu mu? Dünyada öyle oluyor değerli kardeşlerim. Dünyada gerçek bu. Her ülke öyle yapıyor. Bizde de böyle olabildi mi?

Şimdi ekonomide bu sıkıntı yaşanıyor. Sinop’ta haciz uygulamaları başladı mı? İcra var mı? Esnafa icra geliyor mu, çiftçiye icra geliyor mu? İcranın el koyduğu arabalar için yediemin yeni arsalar mı kiraladı Sinop’ta? Öyle oldu değil mi? Genişleyen alan o değil mi? Vatandaşa yönelik takibat genişliyor.

Şimdi değerli arkadaşlarım, peki sizin işleriniz iyi değil, Türkiye’nin işleri iyimi? Devletin işleri sağlam mı? Devlet daha rahat mı, ayağını sağlam basıyor mu? Devletin borçları azaldı mı? Devletin borçları bunlar işbaşına geldiği zaman Türkiye’nin borcu 220 milyar dolardı. Hangi Türkiye’nin borcu? 80 yıllık Türkiye’nin borcu. Çok teşekkür ederim, başarılar diliyoruz bizde inanıyoruz. Sinop’ta kazanacağımıza inanıyoruz, güveniyoruz. Çok teşekkür ederim. Onu kapatalım. Tamam mı arkadaşlar, arkayı kapatmayalım. Türkiye’nin borcu değerli arkadaşlarım, 220 milyar dolardı. 80 yıllık Türkiye’nin borcu. İçinde Atatürk-İnönü dönemi var. Celal Bayar – Adnan Menderes dönemi var. Süleyman Demirel dönemi var, Turgut Özal dönemi var. Diğer başbakanların dönemi var. Tümünün ortak birikmiş borcu 220 milyar dolar. Bunlar işbaşına geldi. 7 yılda o borç, 80 yıldaki borç 1 kattan fazla. Bugün Türkiye’nin borcu 500 milyar dolar.

Değerli arkadaşlarım, 220 milyar dolarlık borç 500 milyara çıkmış. Elde avuçta ne varsa geçmiş dönemlerin yaptığı eserler, fabrikalar, tesisler, santraller, petro-kimya tesisleri, demir-çelik tesisleri tümü satılmış. Oradan da büyük para kazanılmış, borç yapılmış. Bu kadar birikimle 80 yılda Türkiye’de harcanan paradan çok daha fazla iki katından fazla bu 7 yılda bunların eline geçmiş, harcamışlar. Sonuçta eğer Sinop’ta benim çiftçi kardeşim diyorsa ki, vallahi biz bu işten bir şey anlamadık, elde avuçta ne varsa elden çıkıyor, bende çiftçiliği bırakmak zorunda kalıyorum, çoluğum, çocuğum ne yapacak diyor ise, esnaf ne olacak bu işin sonu artık ticarette bize hayır kalmadı, yer kalmadı diyor ise, gençler girecek iş bulamıyorum, yatırım yok, fabrika yok, tesis yok, bizi işe alan yok, okuyoruz, diplomayı alıyoruz tayin eden yok, memlekette öğretmen açığı var ben öğretmenlik diplomamı aldım ama aylardır bekliyorum hala tayin edilmiyorum diye eğer boynu bükük dolaşıyorsa bunun sebebini sormak hepimizin görevidir değerli arkadaşlarım. Bu kadar para, bu kadar zenginlik, bu kadar imkan Türkiye’nin elinden geçiyor, borca giriyoruz, eldekini avuçtakini satıyoruz ama vatandaşın hayatına yansıyan, onu mutlu eden, onu rahatlatan bir sonuç yok. Bu doğal mı değerli arkadaşlarım. Bunu böyle kabul edebilir miyiz? Bunun bir çaresini bulmak lazım. Öyle değil mi? Türkiye’nin ekonomisi iyi gidiyor diyebilir miyiz? Bu konuyu şikayet ediyoruz, işsizlik işsizlik diye biz anlatıyoruz. Bizden başka bunu konuşan yok. Başbakan meydanlarda. Sinop’a da geldi. İşsizlikten bahsetti mi, çiftçinin durumundan bahsetti mi, esnafın derdinden bahsetti mi? Türkiye artık kalkınamıyor, büyüyemiyor, küçülüyor, bunun çaresini şöyle şöyle bulacağız dedi mi? Ne konuştu burada? Varsa yoksa Cumhuriyet Halk Partisi, varsa yoksa medya televizyonlar, basın, gazeteciler, o dedi, bu dedi. Dedikodunun ötesinde sadrişifa, vatandaşın derdine çare olacak söylediği hayırlı bir laf var mı? Koca kampanya. Bağırıyor, çağırıyor gittiği her yerde. Önüne geleni azarlıyor, önüne gelene hakaret ediyor. Niye? Bir sıkıntısı var Başbakanın. Başbakanın sıkıntısı var. Milletinde sıkıntısı var. Milletin sıkıntısına çare bul, görevini yap.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan çıkıyor diyor ki, ben geziyorum, dolaşıyorum. İyi arkadaş gez dolaş. Senin gezmene, dolaşmana bir şey söylemiyoruz. Gez dolaş da, ama aynı zamanda görevini de yap. Senin görevin şimdi mesela bu ekonomik sıkıntı karşısında bir tedbir paketi hazırlayıp ilan etmektir. O tedbir paketini uygulamaktır. İşsizliğe çare aramaktır, yoksulluğa çare aramaktır. Yolsuzlukla mücadele etmektir. Bunları yapıyor musun? Hayır bunları yapmıyor. Geliyor buralarda ben geziyorum, dolaşıyorum bu CHP şöyle, bu medya böyle. Kardeşim CHP’yle uğraşacağına sen işini yap. Vatandaş sen işini yaptığın zaman seni takdir eder, senin hakkını verir. Sen bırak onunla, bununla uğraşmayı görevini yap sen görevini. Çiftçiye karşı görevini yap, esnafa karşı görevini yap, emekliye karşı görevini yap.

Sevgili kardeşlerim, geçenlerde Başbakan ben böyle işsizlikten falan konuşuyorum. Bir yerde çıktı dedi ki, bir çaresi varsa söylesin dedi. Bir çaresi varsa söylesin, uygulamazsam siyasi hayatımı bitiririm dedi. Bende çıktım dedim ki, senin siyasi hayatını bitirmeni istemiyorum, çare bulmanı istiyorum. Sordun çareyi sana söylüyorum dedim. Bende bu konuda uygulanabilir, gerçekçi, ipe un sermeyen, ayağı yerde 7 tane teklif yaptım. 7 tane teklif. Bu teklifi ekonomiyle ilgili çevreler, iş dünyası, esnaf kuruluşları, sendikalar, iktisatçılar, her birisi ya çok önemli, çok doğru, işte bunları yapın diye karşıladı. Olumlu karşıladı herkes. Bende merakla bekliyorum Başbakan ne söyleyecek acaba. Çıkmış demiş ki, çare söyle, uygulamazsam siyasi hayatımı bitiririm. Bir defa çare talep ederken siyasi hayatımı bitiririm demek ne anlama geliyor. Senden bunu isteyen yok. Bu ne biçim laf? İçinde bir gerilim var, içinde bir sıkıntı var, içinde bir kavga etme ihtiyacı var, meydan okuma ihtiyacı var. En normal konuyu konuşurken dahi, işsizliğe çare nedir konusunu konuşurken dahi çareyi söyle, uygulamazsam siyasi hayatımı bitiririm diyor. Garip. Bunu duymamazlıktan geldik çareyi söyledik. Bekledik iki gün çıksın bir şey söylesin. Bu işle ilgili herkes çok doğru, işte yapılması gereken budur diyor. Dünyada krize tedbir almayan bir tek Türkiye kaldı. Türkiye dışındaki bütün ülkeler tedbir aldılar. Sadece Türkiye’de Başbakan meydan meydan dolaşmakla öğünüyor. Ama dünyadaki bütün başbakanların yaptığını yapmıyor. Amerika yaptı, Fransa yaptı, Almanya yaptı, İtalya yaptı, her yer yapıyor. Sende yap, ilan et. İşsizlikten kırılıyor insanlar. Aileler intihar etmeye başladı. Toplu intiharlar yaşanıyor.

Değerli arkadaşlarım, bakınız 1 yılda Kasım sonu itibariyle işinden ayrılan insan sayısı 645 bin. Resmi rakama göre. Gerçeği daha fazla. Ama resmi rakama göre söylüyorum 645 bin resmi rakama göre kendileri kabul ediyor insan işinden ayrılmak zorunda kaldı.

Değerli arkadaşlarım, işsiz olmakla işten çıkarılmayı birbirinden ayırmak lazım. İşsiz olanların bir kısmı gizli işsizdir. Uzun süreden beri işsizlik durumu devam ediyordur. Ama birden bire çalışırken bir aile, bir insan işinden uzaklaştırıldığı zaman o başka bir olaydır. O büyük bir şoktur. Bu konuştuğum 645 bin o işinden çıkarılmış insan sayısı. İşi varken işi yok olmuş, işinden atılmış, akşam eve ekmek götüremez hale birden düşmüş insan sayısı. Bu büyük olay. Bu acı bir olay. Türkiye’nin ana meselesi bu. Bunu anlatıyoruz Başbakana. Çare söyle dedi peki dedik 7 tane çare. Sonra çıktı dedi ki, hadi sen işine bak. Benim işim milletin derdi. Ben milletin derdiyle ilgili çare düşüneceğim, çare söyleyeceğim. Hadi sen işine bak, bu millet seni iktidara getirmiyor, 40 fırın ekmek yesen de iktidara gelemezsin. Bu neyin cevabı? İşsizliğe çare demiş, bende çaremi söylemişim. Çareye karşı söylediği laflar bunlar.

Değerli arkadaşlarım, bu iyi bir üslup değil. Bu üslup maganda üslubu. Bu üslup Başbakan üslubu değil. Biz Türkiye’de böyle Başbakanlara alışık değiliz. Biz Atatürk’ün, İsmet İnönü’nün, Adnan Menderes’in üsluplarına alışığız. Zarafete, terbiyeye, nezakete, saygıya alışığız. Ne söylediğini bilmeye alışığız. Devlet sorumluluğu taşımaya alışığız. Bu külhan beyi üslubu, bu maganda üslubu. Ona yakışıyor olabilir. Ama Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına yakışmıyor. Bana  diyor ki, 40 fırın ekmek ye iktidara gel.

Değerli arkadaşlarım, sevgili Sinoplular, içimden geçen şu; bak sen iktidar olmuşsun ama adam olamamışsın. Sen iktidar olmuşsun, ama adam olamamışsın. Bana öyle geliyor ki, 40 fırın ekmek yesen de adam olamazsın. Çünkü sen ne söylediğinin farkında değilsin. Bir gün bir şey söylüyorsun, ertesi gün bambaşka bir şey. Söylediğini takip etmiyorsun, kendin davet ediyorsun söylenen lafı anlamamazlıktan geliyorsun.

Değerli arkadaşlarım, Başbakanlık ahlakıyla, siyasetiyle, bilgisiyle, kültürüyle belli bir seviyeyi gerektirir. Herkesin bu konuda bir sorumluluk taşımaya ihtiyacı vardır. Ne konuştuğunu bilmeye ihtiyacı vardır. Başbakan asabını kontrol edemiyor, ne zaman ne söyleyeceğini tam bilemiyor. Aynadan okuyarak konuştuğunda mesele yokta aynadan çıktığı zaman ortalık karışıyor. Ama üslubuna dikkat etsin. Geçenlerde her kuşun başından kavurma olmaz demiş. Kuş ve baş laflarını da çok fazla ağzına almasın. Bir; her kuşun etin yenmez unutmasın bir. İki; kuş ve baş lafları onun ağzına pek yakışmıyor. İnsanın aklına o başın içinde ne var, kuşun nesi var sorusu geliyor. O nedenle Başbakan bu konuları bıraksın. Bildiği konulara girsin, onları konuşsun, onları tartışalım.

Şimdi değerli arkadaşlarım, Başbakan sıkıntılıda bu sıkıntının kaynağında ne var? Bizden şikayetçi, birde basından ve televizyonlardan şikayetçi. Niye şikayetçi? Bizden şikayetçi olması için bir neden yok. Biz ona siyasi hayatını takip edebilmesi için haksız yasaklarını kaldırmak için gayret göstermişiz. Millet oy vermiş ona, %34,5 oy vermiş, o oyu alan bir partinin Genel Başkanı iktidar olmalıdır, demokrasinin icabı budur. Benim milletin oyuna saygım var, milletin kullandığı oya değer veriyorum, olay sen değilsin, milletin iradesi, elbette bunun gereği yapılmalıdır demişiz, önünü açmışız. Bizim bir sorunumuz yok, bir sıkıntımız yok onunla. Gerektiği zaman her zaman elimizi uzatmışız, destek olmuşuz. Türkiye’nin sorunları için gerektiğinde anayasa değişikliklerine destek vermişiz, yasal düzenlemelere destek vermişiz, Türkiye’nin hukukunu dışarıya karşı bütün gücümüzle savunmuşuz. Bizim onunla problemimiz yok. Şimdi sen niye durup durup Cumhuriyet Halk Partisi diyorsun. Benimle uğraşıyor yetmiyor İsmet Paşa’yla uğraşıyor. İsmet Paşa’yla uğraşıyor ama Atatürk’le uğraşmaya cesaret edemiyor. Yani dilinin altında bakla varda işte 80 yıl, meksen yıl diye verip veriştiriyor, anlayan anlıyor. Ama İsmet Paşaymış, Deniz Baykal’mış bizlerle uğraşıyor. Şimdi birde medyayla uğraşıyor. Niye uğraşıyor? Bak bizim sana karşı bir husumetimiz yok. Bu şikayetçi olduğun medyada sana en büyük desteği veren medya, seni iktidarda tutan medya. Sana bugüne kadar en büyük omuz vermiş olan medya o. Şimdi niye şikayetçi oraya gelmek istiyorum. Niye şikayetçi şimdi? Şimdi bizimde Cumhuriyet Halk Partisi olarak medyanın da üstünde durduğu bazı konular bunu rahatsız etmeye başladı. Birden bire rahatsız olmaya başladı. Nedir onlar? Yolsuzluklar. Evet başta Deniz Feneri. Deniz Feneri çıktı Başbakanın kimyası, fiziği, her şeyi bozuluverdi. Dengesi bozuluverdi Başbakanın. Niye öyle oluyor, nedir bu Deniz Fenerinin önemi? Deniz Fenerinin anlamı ne? Deniz Fenerinin değeri ne? Neyi ortaya koyuyor Deniz Feneri? Deniz Feneri Türkiye’deki yolsuzluğun artık kişisel, bireysel yolsuzluk olmaktan çıktığını, yolsuzluğun artık bir insanın ahlakının bozuk olmasından, sütünün bozuk olmasından kaynaklanmadığını, yolsuzluğun artık teşkilatlı, örgütlü, dernekleşmiş, şirketleşmiş, mevzuatı yönlendiren, mevzuatı kullanan, kanunu kullanan, devleti kullanan, iktidarı kullanan bir yolsuzluk haline dönüştüğünü ortaya koyuyor. Bu Deniz Feneri bunu ispatladı. Bir yolsuzluk ki evlere şenlik. Tam tersi hayırsevermiş gibi kendilerini takdim ediyorlar, hayır için para toplayacağız diyorlar. Parayı topluyorlar Almanya’da vatandaştan yardım yapacağız diye kuryeler vasıtasıyla buraya taşıyorlar topladıkları parayı. O parayı kendi hesaplarına şirketlerde değerlendiriyorlar, televizyon kanalı kuruyorlar, televizyon kanalında AKP’ye destek oluyorlar ve bu çarkı döndürüyorlar. Onlar bu çarkı yaparken hükümet bunları himaye ediyor. Ne yapıyor? Başbakan ve Bakanlar Kurulu karar alıyor. Diyor ki, bu millete hayırlı bir teşkilattır. Bu halka, topluma yararlı bir teşkilattır diyor. Karar çıkarıyor. Bu karar çıkınca bütün kapılar açılıyor onların önünde. Arkasından bir karar daha çıkarıyor diyor ki, buna vergi kolaylığı getirmek lazım. Vergi almamak lazım, vergiden muaf yapmak lazım. Türkiye’nin barışı, huzuru, bütünlüğü için, cephede, sınırda hayatını tehlikeye atmış, gazi olmuş, şehit olmuş insanların ailelerine, insanlara yardımcı olmak için kurulmuş olan Mehmetçik Vakfına tanınmayan vergi bağışıklığını bu sahtekarlara tanıyor. Kim tanıyor? Bu iktidar tanıyor.

Şimdi değerli arkadaşlarım, bu ortaya çıktı. Kim ortaya çıkardı? Bunu Alman mahkemesi ortaya çıkardı. Alman mahkemesi konuya el koydu, böyle bir sahtekarlığa ben izin veremem dedi. Konuyu inceledi, soruşturdu ve hükme bağladı. Konu net. Şimdi Almanya’da karara bağlanmış bu yolsuzluğu yapanlar bizim vatandaşlarımız. Paraları toplanan insanlar bizim vatandaşlarımız, paraları buraya taşıyanlar gene Türk vatandaşları. Burada kurulan şirketler Türk şirketleri, televizyon Türk televizyonu. Almanlar mahkum ediyor, bizim hükümetin çıtı çıkmıyor bu ana kadar. Kimse meşgul değil. Ya bu bizim işimiz, bizim kanunları ilgilendiren bir mesele. El atın bu işe diyoruz. Diyorlar ki, Almanya’da mahkemeye yazı yazdık, mahkeme dosyayı göndersin bakarız. O dosya olmasa sen bakmayacak mısın bu işe? Bu Türkiye’deki bir kanun ihlali. Türkiye’deki bir yolsuzluk. Türklerle ilgili bir yolsuzluk. Almanya’dan dosya bekleniyordu. 5 ay beklediler, 6 ay beklediler dosyayı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak gittik, o dosyayı aldık Türkiye’ye getirdik. Şimdi geldi diyorlar. Şimdi ne bekleniyor? Tercüme edilmesi bekleniyormuş. Türkçe’ye tercüme edilecek ve öğrenecek bizimki kanunsuzluğu. Ya kanunsuzluğu yapan vatandaşlarımız. Bizim vatandaşlarımızda senin arkadaşların ya. Senin arkadaşların, yakınların, eşin, dostun. Tanıyor musun onları dedik. Önce tanımıyorum demeye çalıştı, sonra fotoğraflar, belgeler ortaya çıktı. Şimdi diyor ki dün konuşmuş bir yerde insanın diyor arkadaşı suç işlemiş olabilir diyor. Belki seninde arkadaşın suç işlemiştir diyor. İnsanlar kavun değil ki dibine bakıp anlayasın diyor. Bozuksa diyor. Kim hakkında diyor? Fener yolsuzluğunu yapanlar hakkında. Onlar bunun yakınları, eşi, dostu, gitti zaman beraber olduğu insanlar. Olabilir ben sana sen onları niye tanıyorsun diye eleştiri yöneltmiyorum, seni bundan dolayı suçlamıyorum. Seni ben bu yolsuzluk ortada olduğu halde Başbakan olarak yetkilerini kullanıp bunlar hakkında gereken işlemi yapmadığın için suçluyorum. Niye yapmıyorsun, niye? Niye bu konuyu aydınlığa kavuşturmadın, niye bu yolsuzluğun üzerine gitmedin niye? Canım yakınım olabilir kabahat değil diyor. Canım yakının olabilir kabahat değil ama sen takip etmiyorsun o suç, suç. Takip etmiyor olman suç, sen onun hesabını ver.

Şimdi bunlar yazılıyor ya arkasından başka bazı hikayelerde çıktı, eşin, dostun, çoluk çocuğun durumları. Maşallah çocuklar eşin dostun katkısıyla okudular. Şimdi eşin dostun katkısıyla ballı börekli iş sahibi oldular kısa bir süre içinde. Bu imkanı sağlayanlar Başbakanın yakınları, dostları. Bu tabi Türkiye’yi rahatsız ediyor. Dünyanın herhangi bir demokrasisinde böyle bir şey olamaz. Olduğu zaman kıyamet kopar, bunun hesabı sorulur. Şimdi bunlar yazıldıkça Başbakan rahatsız oluyor, söylendikçe rahatsız oluyor. Yazanlara yöneliyor, söyleyenlere yöneliyor. Asabı bozuluyor meydanlarda esiyor, savuruyor.

Şimdi bunu bir kenara bırakmasını sağlamak lazım. İşimize bakacağız, işimiz Türkiye, Türkiye’nin ekonomisi, milletin derdi, halkın sorunları. Bunların çözülmesi lazım. Yolsuzlukların önlenmesi lazım. Bakın şimdi ben Başbakana diyorum sen gezip dolaşıyorsun iyide niye benimle tartışmıyorsun diyorum. Dünyanın her yerinde iktidar ve muhalefet seçim öncelerinde bir araya gelir ve tartışırlar. Bak gene seçime gidiyoruz niye tartışmıyoruz seninle diyorum. Meydana gel, meydana gel diyor. Ben meydana geldiğim zaman sen yoksun. Ben meydanda olduğum zaman sen yoksun. Yani o iş ayrı, bu iş ayrı. Meydan işi ayrı, tartışma işi ayrı. Meydana gelelim. Meydanda sen kendi kalabalığını toplamışsın, devletin güvenlik güçlerini de yerleştirmişsin, keskin nişancıları da zirvelere koymuşsun, ellerine de vermişsin silahları. Ondan sonra meydana gel, meydana gel. Meydanı bırak sen karşıma çık karşıma. Karşıma çık. Bak ben senin arkandan konuşmak istemiyorum. Sende benim arkamdan konuşma. Sen benim hakkımda ne söyleyeceksen çık karşıma söyle. Bende senin hakkında ne söyleyeceksem yüzüne söyleyeyim yüzüne. Gel karşılıklı konuşalım. Orada burada kendi kalabalıklarının önünde nutuk atarak bize saldırma. Bende böyle saldırmak istemiyorum. Zaten saldırmak istemiyorum. Çık tartışalım, tartışalım. Ne biliyorsan ortaya koy, bende koyacağım! Bak sen Başbakansın, elinde bütün devlet gücü. Bizim hakkımızda ne biliyorsan ortaya koy. Dilinin altında gevelediğin bir şeyler var. Çık karşıma söyle. Cevabını al. Bende sana söyleyebilmek istiyorum. Niye bana senin hakkında burada söylediklerimi yüzüne söylememe izin vermiyorsun? Millette izlesin, televizyonda izlesin herkeste bunu. Niye bunu istemiyorsun? Neden kaçıyorsun, neden? Başbakana kaçmak yakışır mı? Demokrasi kaçağı olmak Başbakana yakışır mı? Meydan meydan geziyorum diye demokrasi kaçağı olduğunu kamufle edemezsin, örtbas edemezsin. O iş ayrı, bu iş ayrı. Meydanlarda gez, sonrada gel karşıma sorularıma cevap ver, sen bana sor bende onlara cevap vereyim. Niye kaçıyorsun bundan? Olay bu değerli arkadaşlarım.

Sevgili Sinoplular, olay bu. Başbakanın her şeyi şeffaf, saydam, açık, net. Milletin önünde konuşmaya hazır olmadığını görüyoruz. Niye hazır değil, ne eksik var, ne yanlış var. Bunları da hep beraber ortaya koyarız, koyuyoruz. Sıkıntı buradan kaynaklanıyor. Bilin ki, bize verip veriştiriyorsa ya da medyaya verip veriştiriyorsa arkasında bir şeyi örtbas etme, kapatma ihtiyacı var.

Şimdi sevgili Sinoplular, memleketin durumu ortada. Bu diyordu ki iktidara gelirken 3Y formülü diyordu. Yoksulluğu ortadan kaldıracağım diyordu. Kalktı mı değerli arkadaşlarım? Yoksulluk kalktı mı? Sinop’ta yoksulluk kalktı mı? Yoksulluğu kaldıracağım dedi. Yolsuzluğu kaldıracağım dedi. Yolsuzluk kalktı mı? Yoksa katlandı mı? Yolsuzluklarda kalkmadı. Üçüncü Y de yasaklardı yasakları kaldıracağım dedi. Yasaklar kalktı mı? Yani cep telefonuyla konuşurken bile yüreğinizde bir korku var değil mi? Acaba bizi dinleyen var mı diye? İnsan eşiyle, dostuyla, karısıyla, kocasıyla, çocuklarıyla, arkadaşlarıyla şöyle yüreğini aça aça dertleşemiyor, konuşamıyor, şikayet edemiyor öyle değil mi? Bir teşkilat kurmuş mutlakıyet dönemlerindeki padişahların kurduğu teşkilat gibi. Hafiye teşkilatı kuruyordu onlar. Buda böyle bir telefon dinleme teşkilatı kurmuş. Herkesin telefonunu dinleyip oradan kimisini mahkemeye, kimisini şantaja tabi tutarak amaçlarına ulaşmaya çalışıyor. Medya daha özgür mü, basın daha özgür mü değerli arkadaşlarım? Bugün basın iktidara mesela daha önce Turgut Özal’a yaptığı gibi yapabiliyor mu? Demirel’e yaptığı gibi yapabiliyor mu? Ecevit’e yaptığı gibi yapabiliyor mu? Hiçbirisi mümkün değil. Basını kontrolüne almış, televizyonları satın almış, üçte ikisi kendisinin kontrolünde. Öbürlerini de susturacağım diye her türlü şantaj, tehdit, baskı. Öyle değil mi? Ne oldu yasaklar kalktı mı? Yoksulluk kalkmadı, yolsuzluk kalkmadı, yasaklar kalkmadı öyle değil mi?

Şimdi diyor ki, bizim işimiz hizmet gücümüz millet diyor. Şimdiki son lafı bu. Ben onu sana söyleyeyim. Senin işin hizmet, gücünde millet değil. Senin işin talan, gücün yalan, dolan, adında Recep Tayyip Erdoğan.

Şimdi olay bu değerli arkadaşlarım. Bu iş böyle gitmez. Hiçbir iktidar ebedi değildir. Şimdi bunlar bütün güçleriyle bu seçimde oylarını arttırmaya çalışıyorlar, korumaya çalışıyorlar. Niçin? Bu yaptıklarını milletin şikayet etmediğini söyleyebilmek için. Yani bütün amaçları bak işte biz yaptık. Yolsuzluk diyorsun yaptık, gittin şikayet ettin. Ekonomiyi, vatandaşın derdini unuttun dedin unuttuk. Çiftçiyi, köylüyü bir kenara bıraktın dedin bıraktık. Esnafı perişan ettin dedin ettik. Ama millette bize oy veriyor diyebilmek için kanepe dağıtıyorlar, dolap dağıtıyorlar. Dağıtmadıkları kalmadı. Sırf bunu diyebilmek için.

Şimdi sevgili Sinoplular, bakın bu seçime giderken bu konuda üzerinize bir büyük görev düştüğünü, milli ve manevi bir görevin, bir vebalinde üzerinize düştüğünü unutmamalısınız. Vereceğiniz oylarla bu yanlışlara destek olmuş duruma düşmemelisiniz. Yanlış olur. Türkiye’ye yanlış istikamet verirsiniz, kötü olur, şikayet ederiz. Onlar içinde kötü olur. Bakın bunlar oylarını arttırdılar bu son seçimde iyi oldu mu onlar için? Şımardılar. Fazla oyu taşımak kolay değildir. Fazla parayı taşımakta kolay değildir. Yani birisine totodan, lotodan, piyangodan bir büyük para çıkar, adamın ne aile huzuru kalır, ne vicdanı huzuru kalır, hayatı allak bullak olur, şaşırır kalır. Eşi, dostu, karısı çocukları, ailesi, arkadaşları, hepsi neymiş bu ya diye şikayet etmeye başlarlar. Bir süre sonrada eldeki avuçtaki gider, perişan olur döner sonra. Öyle değil mi? Bunu taşımak kolay değildir. Bunlarda bu oyu taşıyamadılar. Bu yüksek oyu taşıyamadılar. O yüksek bunları şımarttı, ne oldum demeye başladılar. Yapmadıkları yok. Vatandaşa da, millete de, devlete de en büyük sorunları, sıkıntıları yarattılar. Şimdi bu seçimde ne olur bu fırsatı vermeyin. Bu fırsatı vermeyin, bunların eteğinden şöyle bir çekiverin. Frene bir basıverin. Bu gidişe bir dur diyiverin. Bu milletin hayrınadır, milletin yararınadır.

Şimdi bunun fırsatı bu seçim. Bunu bu açıdan da en iyi şekilde kullanacağınıza inanıyoruz.

Evet sevgili Sinoplular, sizin işiniz kolay. Çünkü memleketin hali bunlara hayır demenizi gerektiriyor. Çünkü Sinop’ta belediye başkanlığı seçimi de gene Cumhuriyet Halk Partili Baki Ergül’e oy vermenizi gerektiriyor. Öyle değil mi? İşiniz kolay. Baki beye oyu verdiniz mi vicdanda rahat. Görevde yapılmış olacak. En güzeli. Yani hangi ilin eline böyle fırsat geçer. Baki bey gibi iyi yetişmiş, deneyimli, Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü yapmış, yatırımı bilir, hizmeti bilir, ekonomiyi bilir, para kullanmayı bilir, ne yapacağını bilen bir insan. Üstelik dürüst bir insan. Üstelik Sinop çocuğu, ada çocuğu ada.

Şimdi böyle bir evladınız önünüze aday olarak gelmiş. Herhalde onu en iyi şekilde değerlendireceksiniz öyle değil mi? Geçen defa zaten bir şanssızlık, bir talihsizlik oldu. Artık yeter 5 yıl geçti. İnşallah bu defa en güzel şekilde yapacağız. Öylemi? Baki Ergül gibi bir adayım olduğu için ben mutluyum, göğsüm kabarıyor. Sizde böyle bir belediye başkan adayınız olduğu için eminim mutlusunuz ve gereğini de yapacaksınız. Hayırlı olsun, hayırlı olsun Baki Ergül. Baki bey en güzel hizmetleri yapacak. Sinop’un neye ihtiyacı varsa o. Hastane şehrin dışına çıktı burada bir sağlık merkezi lazım. Hemen gereğini yapacağına inanıyorum. Sinop’un içine bir sağlık merkezi. Vatandaşın gecesi var, gündüzü var, aniden çıkacak ihtiyacı var. Hemen ulaşabileceği bir sağlık merkezini mutlaka gerçekleştirecek. Mezbaha işini halledecek. Değil mi? İşsizliği halletmeye çalışacak. Yapacak, yapacak. Bir tereddüt yok onları zaten söylüyor.

Şimdi Baki bey Sinop’a da yakışıyor, Sinop’ta bu hizmetleri talep ediyor. Bunun en iyisini yapacağınıza inanıyorum.

Şimdi bakın bizim belediye başkanlarımız var. Onlar bulundukları yerde çok güzel hizmetler yaptılar. Yaptıkları için bu defa gene büyük bir destekle inşallah kazanacaklar. Hepsi bizim belediye başkanlarımız, iftihar ediyoruz. Her birisi tutuğunu koparan, yöresine büyük hizmetler vermiş değerli başkanlarımız olarak ortaya çıktı. Şimdi bakıyorum hükümet bugüne kadar söylemediği bir şeyi şimdi söylemeye başlıyor. Hükümet bugüne kadar aman ha muhalefet partisine oy vermeyin, hizmet gelmez falan demiyordu. Bugüne kadar hiç demiyordu. Şimdi ilk kez bunu söylemeye başladı. Bu genellikle bir siyasi parti batışa geçince, tökezlemeye başlayınca, işler çıkmaza girince akla gelir. Sermaye tükenmiştir, vatandaşa söyleyecek bir söz kalmamıştır, vaat edilecek bir hizmet kalmamıştır. Olumludan değil, olumsuzdan, tehditten, şantajdan yola çıkarak vatandaşın oyunu etkileme mecburiyeti içine düşmüştür. İkinci dönemde olur bu genellikle ve o zaman bu yola başvururlar. Şimdi bu iktidarda bunu söylemeye başladı. Önce birisi, sonra baktım öbürü, bir başkası. Yani ağırbaşlı, sağduyulu bir insan diyebilirdik. Kastamonulu hemşehrimiz oda başladı maalesef. Yani üzüntüyle görüyorum AKP’lilerin eli ayağı koyvermiş. Şimdi ne yapmaya çalışıyorlar? Tehdit etmeye çalışıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, tehdidi kim kime yapar? İnsan sevdiği, yararını istediği, hayrını istediği birisini tehdit eder mi? Tehdit kime yapılır? Hasma yapılır, düşmana yapılır. Seçmene tehdit yapan bir iktidar milletin dostu sayılır mı, milleti seviyor diye düşünülür mü? Kimi tehdit ediyor? Milleti tehdit ediyor. İktidar milleti tehdit ediyor. Sen bu hale düşmüşsen ölmüşsünde ağlayanın yok demektir. Gitmişsin sen zaten. Yani daha öncede bu denendi hatırlayın. Bunu Özal zamanında ikinci dönemde denerler hep. İkinci dönemde denediler. 89 öncesinde bunu söylediler. Bu millet şantaja gelmez. Bu millet kendisine hükmetmeye kalkan iktidarlardan hoşlanmaz. Efelik yapmaya, külhanbeylik yapmaya gelmez. Millete saygı göstereceksin. Seçim niye yapılıyor? Millet kimi isterse o gelecek hizmet edecek. Bizim belediyelerimiz var. Her birisi müthiş başarılı, pırıl pırıl. Önümüzdeki seçimde inşallah göreceksiniz oylarını arttırarak gelecekler. Hizmeti yapmış. Eğer sen muhalefete oy vermeyi cezalandırmak istiyorsan o zaman niye seçim yapıyorsun? Seçim yapma o zaman tayin yap. Millete ne soruyorsun. Milleti aldatmaya mı çalışıyorsun? Millete soruyor gibi gözüküp tehdit ederek kendi tercihini dayatmaya kalkıyorsun. Böyle bir demokrasi olur mu? Bunlar yanlış işler. Bak Trabzon’da da bir belediye başkanımız var aslan gibi gayet başarılı. Şimdi bilen bilmeyen herkes görüyor ki aslanlar gibi gelecek alacak. Hiç kuşku yok. Oradan tut İzmir’ine, Mersin’ine kadar her yerde. Her birisi hizmet etmenin yolunu bulmuş. Baki beyde hem seçilecek, hem Sinop’un dediği olacak, bakanların dediği değil, Sinop’un dediği olacak. Hem de Sinop en güzel hizmeti alacak.

Bu seçimde sadece Baki Ergül’ü seçmekle kalmayın. Şu iktidara çok ihtiyaç duyduğu bir demokrasi dersini de veriverin. Demokrasi neymiş bir gösteriverin, bir öğretiverin. Bu lafların Sinop’ta işlemeyeceğini, Sinoplunun bu laflara pabuç bırakmayacağını bir gösteriverin.

Şimdi Sinop İlçe Belediye Başkan Adaylarımızı da buraya çağırıyorum. Ayancık İlçe Belediye Başkan Adayımız Taylan Mithat Övet. Boyabat İlçe Belediye Başkan Adayımız Hüseyin Atıkara. Dikmen İlçe Belediye Başkan Adayımız Alaattin Özdemir. Durağan İlçe Belediye Başkan Adayımız Emin Adıgüzel. Erfelek İlçe Belediye Başkan Adayımız Muzaffer Şimşek. Gerze İlçe Belediye Başkan Adayımız Osman Belovacıklı. Türkeli İlçe Belediye Başkan Adayımız Hasan Erden Özden. Yenikent İlçe Belediye Başkan Adayımız Şenol Şensoy.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »