CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN NĞDE MİTİNGİNDE YAPTIĞI

17/3/2009 · Kategori: Elestiri

GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN

NİĞDE MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

(17 MART 2009)

 

 

 

Ne muhteşem manzara, ne güzel miting, ne güzel Niğde. Nasıl sesimi duyuyor musunuz? Bende sizin sesinizi duyuyorum, varlığınızı görüyorum, gücünüzü görüyorum. Ne kadar muhteşemsiniz. Hepinize yürekten teşekkür ederim. Bu muhteşem Niğde görüntüsü için, bu büyük miting için bütün Niğdelilere hiçbir siyasi parti ayrımı yapmadan hepinize içten şükranlarımı sunuyorum. Eksik olmayın, sağolun, var olun.

 

Sevgili Niğdeliler, bir kez daha Niğde’de sizlerle beraber olmak benim için çok büyük mutluluk. Ortalığı aydınlattınız, ışıttınız, ısıttınız eksik olmayın. Sevgili Niğdeliler, o güzel afişlere, pankartlara yürekten teşekkür ederim. Bende sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum eksik olmayın. Hepinizin selamını aldım, hepinizin mesajını aldım. Başım üstüne, gözüm üstüne, sağolun, hoşbulduk. Sizlerde hoşgeldiniz sağolun, çok teşekkür ederim. İndirelim birbirimizi engellemeyelim.

 

Sevgili Niğdeliler, eksik olmayın muhteşem bir miting yapmışsınız. Sizin bu büyük beraberliğinizin, Niğde’deki bu muhteşem toplantının bir anlamı vardır diye düşünüyorum. Yani siz buraya sadece dinlemeye mi geldiniz, yoksa söylemeye de mi geldiniz? Bu kadar büyük topluluğun birilerine duyurmak istediği bir mesaj vardır diye düşünüyorum değil mi? Bana öyle geliyor ki siz birilerine şunu söylüyorsunuz. Sanmayın ki Türkiye sahipsizdir. Sanmayın ki, Niğde sahipsizdir. Niğde’nin de sahibi var. Türkiye’nin de sahibi var. İşte biz varız diyorsunuz öyle değil mi? Ben öyle anladım. İyi ki varsınız. Bu mesaja ihtiyaç vardı. Bu mesajı halkımızın, milletimizin birilerine duyurmasına ihtiyaç var. Eksik olmayın bugünde Niğde’de siz en güzel şekilde bu mesajı veriyorsunuz. Hepinize yürekten teşekkür ederim.

 

Sevgili Niğdeliler, nasılsınız, iyi misiniz? Haliniz, keyfiniz nasıl? İşleriniz yolundamı, gidişat iyimi? Kazancınız, masrafınız nasıl? Aldığınız sattığınız birbirini tutuyor mu? Masrafınız giderinizi karşılıyor mu? Borçlar ödeniyor mu borçlar? Çocuklar iş buluyor mu? Çiftçi nasıl hayatından memnun mu? Çiftçinin keyfi yerinde mi? Niye çiftçinin keyfi yerinde değil canım burası Niğde. Türkiye’nin en verimli toprakları burada. En bereketli toprakları burada. Çiftçiliği en iyi yapan çiftçilerimiz burada, Niğde’de. Siz bu işi iyi bilirsiniz. Niye Niğde’deki çiftçimizin boynu bükük? Yani iş hükümetle ilgili diyorsunuz öylemi? Yani hayvancılık, besicilik yapan Niğde’de çok vatandaşımız var, çok çiftçimiz var. Nasıl besicinin durumu? Sütün durumu nasıl? Kaça gidiyor süt? Yem kaça alınıyor. 400’e süt. 300 diyorsun, yapmayın. Yem ne oldu? 650’ye. Dünyanın her yerinde 2 kilo yemle 1 süt alınabilir. Sütçülük o zaman karlı iştir, ciddi iştir. Türkiye’de 2 kilo sütle neredeyse 1 kilo yem alabilir haldeyiz öylemi? İşin aslında bumu var? Besicinin durumu nasıl? Besicinin durumu da hiç farklı değil. Peki gelelim patatese. Patates nasıl yüzünüzü güldürdü mü? Türkiye’nin en önemli 3. sıradaki patates yetiştiricisi Niğde’de. Çok kaliteli patates üretilir burada. Ne oldu? Patates üreticisi hayatından memnun mu? O zaman elma yüzünüzü güldürmüştür. Elmada da mı hayat yok. O da mı yüzünüzü güldürmedi. Elmada mı satılamadı. Meyve sularına mı teslim ettiniz? Masrafı kurtarmadı, dalında çürüdü öylemi?

 

Şimdi sevgili Niğdeliler, bu kadar büyük ekonomik sıkıntı acaba niçin yaşanıyor. Yani siz eğer çiftçi olarak yüzünüz ne patatesten, ne elmadan gülmüyorsa, besicinin yüzü sütten gülmüyorsa, buğdaydan çiftçinin yüzü gülmüyorsa, fiyatlar tıkanmış, kalmış, girdi fiyatları mazotu, ilacı, gübresi katlanarak artıyor ise bunun sonucu nedir? Bunun sonucu çiftçinin borçlarını ödeyemez hale düşmesidir değil mi? Öylemi oldu? Borçları ödeyemiyor musunuz? O zaman burada fabrikalar açılıyor birbiri ardından o fabrikalarda çocuklar iş buluyorlar, oradan aile geçimini sağlıyor. Toprak yüzünüzü güldürmüyor ama fabrikalar yüzünüzü güldürüyor. Oda mı yok? Yani ne oldu var olan fabrikalarda mı çalışamaz hale geldi? Onlarda işçimi çıkarıyor? Yani meşhur halı fabrikanız işçimi çıkarıyor? Ditaş işçimi çıkarıyor? Bu işi nasıl yönetiyorsunuz? Kredi kartı borçlarınız var mı? Kredi kartı borçlarını nasıl yönetiyorsunuz? Bir bankaya olan borcu bir başka bankanın kartıyla döndürerek mi götürüyorsunuz? Döndürerek. 1,3,5 idare ediyorsunuz değil mi? Peki bir yerde tıkanmıyor mu? Bir yerde tıkanıyor değil mi? Bu yıl 600 bin ailenin Türkiye’de kredi kartı döndürme çabası engellendi. Döndürülemez hale geldi. Tıkandı 600 bin kişi borç ödeyemez hale geldi. 2008 sonu itibariyle. Ama 2009’da bu çok daha büyük hızla artıyor. Sadece Ocak ayında 138 bin kişi banka borcunu ödeyemedi. 1,5 milyona gidiyor bu yıl. 600 bin 1,5 olacak. 2007’de 200 bindi. 200 – 600 gidişat 1,5 milyon. Bu neyi gösteriyor değerli arkadaşlarım, bu Türkiye’nin zenginleştiğini mi gösteriyor? Bakın bana verilen bilgi arkadaşlarım çok güzel çalışmışlar. Bilgiyi verdiler. Bugün Niğde’de çiftçimizin 158 trilyon takipte borcu var. 158 trilyon borcu var. Bu borcu çiftçi ödeyemez hale gelmiş, icra başlamış, haciz başlamış. Çiftçinin traktörü, çiftçinin tarlası, çiftçinin evi haciz tehdidi altına girmiş Niğde’de. Bütün Türkiye’de öyle ama Niğde’de de böyle bir manzara var. Çiftçimiz barajlar yapılmadığı için, sulama yapılmadığı için, cazibeyle sulama yapamıyor, tarım yaparken mecburen elektrik kullanıyor. Elektrik borcuna gücü yetmiyor, çünkü fiyatlar çökmüş. Çünkü girdi maliyetleri, masrafları artmış, borcunu TEDAŞ’a ödeyemiyor onun üzerine haciz işlemi başlatılıyor.

 

Sevgili Niğdeliler, biliyor musunuz bugün Türkiye’deki fabrikalarda kullanılan elektrik Türkiye’de çiftçinin tarlasını sulamak için kullandığı elektrikten daha ucuzdur. Yani sanayiye teşvik veriliyor da elektrik kullanırken çiftçiye tarlasını sula diye mecburiyet yaratıyorsun, çünkü barajı yapmıyorsun o mecburen kuyudan suyu karşılamak durumunda oluyor. Onu ödeyemez hale gelince ona uyguladığın fiyat sanayiye uyguladığın fiyattan daha fazla. Bu şartlar altında tarım kalkınır mı? Tarım kalkınmadan Türkiye kalkınır mı, tarım kalkınmanın temeli değil mi, özü, kökü değil mi? İşin özü tarım değil mi, toprak değil mi? Sen yukarıda bankaları kalkındıracaksın. O bankalar sanayi varsa, sanayi arkasında ticaret varsa, ticaret arkasında çiftçi varsa, tarım varsa hepsi bir bütün ancak öyle kalkınır. İşin temelini çekersen, tarımı çekersen, tarımı öldürürsen neyin üstünde duracak ticaret, neyin üstünde duracak sanayi, neyin üstünde duracak bankacılık? Neyin üstünde duracaksın da dünya ile yarışacaksın? Dünyanın bütün ülkeleri çiftçisini kalkındırıyor. Biz sınırları açmışsınız çiftçimize rekabet yapıyoruz. ........(ses kesildi)......... dostlar alışverişte görsün. Sabah dükkanı açıyor akşam kapatıyor. Herkes zannediyor ki o esnaftır, işi vardır, kazancı yerindedir. Konuya, komşuya mahcup olmamak için, onun bunun diline düşmemek için o işine devam ediyor, dükkanı açıyor, kapıyor. Sanki işsiz değilmiş gibi gözüküyor. En büyük işsizlik o. Hazır yiyor, sermayeden yiyor, birikiminden yiyor, geçmiş kazancından yiyor. Esnaf bu, çiftçi bu.

 

Gençler iş bulabiliyor mu gençler? Fabrika var mı, işyeri var mı? Analar, babalar çocuklarını binbir çile mihnetle okutuyorlar, bazıları yüksek okula, üniversiteye gönderiyor. Diploma alıyor çocuk. Diploma aldıktan sonra tayin oluyor mu, iş var mı? Türkiye’de öğretmen açığı var. Çocuklarımızı okutacak öğretmen bulamıyoruz. Elinde öğretmen diploması olan kızlarımız, oğlanlarımız analarının, babalarının evinde boynu bükük, mahzun duruyorlar. Bu iyi politikamı?

 

Değerli arkadaşlarım, bakın bu çektiğiniz sıkıntı, bu Türkiye’deki çiftçinin yaşadığı, esnafın yaşadığı sıkıntı, vatandaşın yaşadığı sıkıntı, emeklinin yaşadığı sıkıntı. Emekli memnun mu hayatından? Emeklinin aldığı bağ-kur, SSK, emekli sandığı emekli aylıkları yetiyor mu? Çocuk zaten iş bulamamış emekli babasının eline bakıyor. Emekli babası kendisini geçindirecek, eşini geçindirecek. Hastalanıyor ilaç parası, doktor parası. Bedava dediler, yavaş yavaş dikkatinizi çekiyorum. Yavaş yavaş sağlık hizmeti de paralı hale dönüştürülüyor farkında mısınız? Böyle yavaş yavaş alıştırıyorlar. 2 milyon, 4 milyon, 10 milyon, hadi şu kadarını veriverin diye. Seçimden sonra onlar katlanarak artacak. Bu oyununda farkındasınız değil mi? Emekli hastalanıyor ilaç alacak katılım payını verecek, doktora muayene için pay verecek, kendisini geçindirecek. İşsiz çocuğunu geçindirecek. İşsiz çocuğunun yanındaki çocuğunu geçindirecek. Haberleri görüyorsunuz değil mi geçenlerde bir çocuk okuldan 2 milyon temizlik parası istemişler gelmiş babasına okuldan 2 milyon istediler yarın götüreceğim demiş. Babası cebini çıkarmış oğlum işten atıldım verecek param yok demiş. Çocuk okula dönmüş babam işten atılmış paramız yok demiş müdür yazmış eve göndermiş çocuğun 2 milyon temizlik parasını bekliyoruz diye. Babasına tekrar göndermiş.

 

Şimdi bu sahneler yaşanıyor. İnsan borç yükü altında utanıyor ailece intihara teşebbüs ediyor. Bazıları arabasında silahı dayıyor intihar ediyor. Yani böyle acı sahneler yaşanıyor. Türkiye’de icra daireleri hızla büyüyor. İcrada alınan malları koyacak yer bulunamıyor. 2. 3. yediemin alanları oluşturuluyor. Yeni icra daireleri açılıyor. 10 binlerce insan icrada Türkiye’de. İnsanlar borçlu, insanlar ödeyemiyor. Başbakanda dün çıkmış diyor ki, bu borçlular dürüst değildir diyor. Bu borçlarını ödeyemez hale düşmüş olan insanlar dürüst değildir diyor. Şu anlayışa bakar mısınız  Allah aşkına Sayın Başbakan sen işsiz kalmanın ne demek olduğunu bilir misin Allah aşkına? Evine yiyecek götürememenin ne demek olduğunu, çocuğun senden 2 milyon isteyince işten atıldığın için boynu eğik ona 2 milyon verememenin ızdırabını, acısını sen bilir misin Allah aşkına? Başbakanın işi kolay. Çocuklarını eşi dostu Amerika’da okutuyor. Ama senin elinde devletimiz Anadolu’nun en zeki, en akıllı çocuklarını dahi okullarında para almadan okutamaz hale geldi. Bu iyi bir eğitim politikası mı? Öğretmenler boynu bükük, öğrenciler perişan, gemisini kurtaran kaptan. Bulacaksın birisini, göndereceksin Amerika’ya çoluğunu çocuğunu ona okutturacaksın. Okutturduktan sonrada dükkanları ona buna açtıracaksın. Oh ne ala. Sen gel de bir Niğde’ye bir gel, Niğde’yi bir soruver. Niğde’deki vatandaşa, elma üreticisine, patates üreticisine bir soruver bakalım.

 

Sevgili Niğdeliler, manzara bu. Halk ızdırap içinde. Bakın yeni rakamlar açıklandı cumhuriyet tarihimizin en yüksek işsizlik oranı ilan edildi. En yüksek. Aslında onlar makyajlı. Onlar yanlış, hileli. Gerçeği çok daha fazla. Bugün insanlarımız %20’nin üzerinde işsizlik yaşıyor.

 

Değerli arkadaşlarım, işsizlik en ağır yüktür. Bakın seçime giderken biz CHP olarak Türkiye’ye hedef verdik. Dedik ki önce insan. Arkasından ikinciliği söyledik. Önce iş. Arkasından bir tana daha söyledik. Önce ahlak. Türkiye’nin önüne 3 tane hedef koyduk. Önce insan ne demek? Kimseyi ayırma demek. Kimseyi ayırma. Yani inancıyla ayırma, diniyle ayırma, köküyle ayırma, kökeniyle ayırma. Tarikatıyla ayırma, aşiretiyle, sülalesiyle ayırma. Herkes eşit, kardeşiz. Biriz, beraberiz, eşitiz. Önce insan dedik. Önce devlet değil. Önce insan. Yani bu Yunus Emre’nin düşüncesi. Yani bu Mevlana’nın düşüncesi. Yani bu Hacıbektaş-i Veli’nin düşüncesi. Yani bu Anadolu kültürü!

 

Sevgili Niğdeliler, önce insan dedik. Başka hiçbir şey değil. Devletten önce insan. Her şeyden önce insan. İnsanı vasfıyla tarif etmeyeceksin. Yani kadındı, erkekti, şu mezheptendi, bu mezheptendi, şu ırktandı, bu ırktandı. Bırak onu kardeşim insan bir. Ayrıca ne demişiz? Türkiye’nin önüne hedef koymuşuz öne iş demişiz. Bunu dediğimiz zaman bunun herkes farkında değildi. Yani biz önce iş dediğimizde ya ne olmuş iş zaten herkesin bir işi var diyordu. Bakın şimdi ne hale geldik değil mi? Önce iş. İşi olmayan insan özgür değildir. İşi olmayan insan hukukunu kullanabilir değildir. İşi olmayan insanın ailedeki yeri sağlam değildir, mahalledeki yeri sağlam değildir, kentteki yeri sağlam değildir. İş kardeşim iş. İnsanlığımızı emeğimizle, alın terimizle, üretimimizle ispat edeceğiz.

 

Sevgili Niğdeliler, devletten biz hakkımız olmayan hiçbir şey istemiyoruz. Buzdolabı istemiyoruz, çamaşır makinesi istemiyoruz, kanepe istemiyoruz. Başbakanın otobüsünden dağıtılan oyuncukları istemiyoruz. Biz iş istiyoruz, iş, iş, iş!!!

 

Bakın sevgili Niğdeliler, elimde bir çiftçiye Ziraat Bankasından yapılan tebligat var. Adı Mehmet Atay çiftçimizin. Bu kardeşimiz 4 milyar lira borç almış. Bu borcunu ödeyemeye çalışmış ama zamanında ödeyememiş temerrüde düşmüş. Temerrüt olmuş. Ama o ödeme gayreti içinde. Ana parasını ödeye ödeye 4 milyarı 878 milyona indirmiş ana parasını. Sıfırlayamamış ama bu benim için borç paradır, benim görevim bunu ödemektir diye düşünmüş, helali, haramı bilen bir insan. Haram yemek istemediği için ne yapmış yapmış ödemeye çalışmış 878’e indirmiş. Şimdi 17 Martta kendisine tebligat yapılmış geçen yıl. Diyor ki, senin kalan ana paran 878 milyon, temerrüt faizin 38 milyar 648 milyon. Anladınız mı? 38 milyar 648 milyon temerrüt faizin var diyor. Yetmedi banka, sigorta ve muamele vergisi 1.9 milyar. 2 milyara yakın vergi var diyor. İcra ve takip masrafı da 2,5 milyar diyor. Şimdi senin toplam ödemen gereken 878 milyon ana paradan borcunla birlikte ödemen gereken 43 milyar 959 milyon diyor. Tamam mı? Resmi yazı, bankanın yazısı.

 

Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olur mu? Bu sosyal devlet mi? Bu halkçı devlet mi? Bu emeğe saygı gösteren, çiftçiye saygı gösteren devlet mi?

 

Sevgili Niğdeliler, bakın halkımız bu kadar büyük acıyı yaşıyor, ızdırabı yaşıyor. Bu bir gerçek. Ama şunu da unutmayın. Bu hükümet gelmiş geçmiş hükümetlerin içinde en çok para kullanan, kaynak kullanan, imkan kullanan hükümet olmuştur. Nereden bulmuştur parayı? Borç almıştır. Borcu kim ödeyecek? Sen ödeyeceksin. Kimin borcu? Devletin borcu. Yarın oy vereceksiniz o çekecek gidecek. Ama borç kalacak, kalacak. Oy vererek o iktidara getirdiğiniz bu insanların oyunu keserek borcu kesmek mümkün olsa. Borcu yaptılar.

 

Değerli arkadaşlarım, sevgili Niğdeliler, Türkiye tarihinin 2002’deki toplam borcu; içinde Atatürk-İnönü dönemi, Celal Bayar – Menderes dönemi, içinde Süleyman Demirel dönemi, Turgut Özal dönemi, ta Erbakan dönemine kadar gel, 2002’ye kadar gel. Bütün hükümetlerin ortak borcu ne kadar biliyor musunuz? 220 milyar dolar. Bunlar bu borcu devraldılar, 80 küsur yılın borcu bu. Bütün hükümetlerin ortak borcu. Bunlar tek başlarına 7 yıl kaldılar, 7 yılda o borcu 200’e mi indirdiler, 150’yemi indirdiler? 280 milyar dolar ek harcama yaparak, ek borç yaparak 500 milyara çıkardılar. Yani cumhuriyet tarihinde harcanmış olan bütün borçların üstünde bir borcu bunlar 7 yılda yaptılar. Ayrıca ne yaptılar? Ayrıca cumhuriyet tarihinde gelmiş geçmiş hükümetlerin ortaya koydukları eserleri, fabrikaları, tesisleri, iş yerlerini birer ucuz pahalı demeden, yerli yabancı demeden sattılar. Değil mi? Yani mirası da yediler. Kendilerine verilen, bırakılan mirası da yediler. Borç aldılar, hazırı da yediler. 300 milyar doların üzerinde bunlar kaynak harcadı. Şimdi bana söyler misiniz sevgili Niğdeliler, şu Türkiye’ye baktığınızda bu 300 milyar dolarla ne yapıldı diye bir sorup da içinizi rahatlatacak bir cevap alabilir misiniz? Bakın o geçmiş hükümetler 220 milyar dolar borçla neler yaptılar? Keban’ı yaptılar, Atatürk barajını yaptılar, bütün santralleri yaptılar, Afşin, Elbistan’ı yaptılar, A’sını yaptılar, B’sini yaptılar. Limanları yaptılar, demir-çelik fabrikalarını yaptılar, alüminyum sanayini kurdular. Seydişehir’deki, Karabük’teki, Ereğli’deki, İskenderun’daki demir-çelikleri kurdular. Petrokimya sanayilerini kurdular, rafinerileri kurdular. Türkiye’de ne varsa 2002’de tümünü yaptılar borç 220. 7 yılda bunlar ne yaptılar? Çift yol yaptılar, TOKİ yaptılar. TOKİ’yle, çift yolla bunu izah etmek imkanı var mı? Nereye gitti bu paralar?

 

Sevgili Niğdeliler, yolsuzluk var mı Türkiye’de? Niğde’de var mı? Niğde’de de var. Türkiye’deki yolsuzlukları izliyorsunuz değil mi? Ooo maşallah birde burada var ha göremedik eksik olmayın sağolun.

 

Sevgili Niğdeliler, Niğde’de Türkiye’de yaşanan yolsuzlukları izliyorsunuz biliyorum. Deniz Fenerini duydunuz. Deniz Feneri Türkiye’deki yolsuzluğun çağ atladığını, Deniz Fenerindeki yolsuzluk Türkiye’de yolsuzlukların artık çağ atladığını bize gösteriyor. Eskiden yolsuzluk kişisel, ferdi bir olaydı. Tek başına birisi eline bir fırsat geçerse yolsuzluk yapardı. Şimdi durum değişti. Şimdi artık teşkilatlı yolsuzluk yapılıyor. Şimdi artık dernekleşmiş, şirketleşmiş yolsuzluk yapılıyor. Bir kişi değil 50 kişi yapıyor yolsuzluğu. Bir araya geliyor, şirket kuruyor, dernek kuruyor, mevzuatla yolsuzluk yapılıyor. Kanunla yapılıyor. Almanya’da dernek kuruyor, Almanya’daki dernek cami cami dolaşıyor. Dolaşanların her birisinin ağzında din iman. Allah kuran. Başka bir laf yok. Haza her birisi Müslüman. Gidiyorlar dolaşıyorlar Ramazan mübarek gün. Milletin zekatını, fitresini topluyorlar, diyorlar yardım yapacağız, muhtaçları giydireceğiz, açları doyuracağız hayrınızı bize yapın diyorlar. Onlarda hayır olsun diye paraları veriyorlar bunlara. O paraları kuryeyle Türkiye’ye taşıyorlar. Taşıyanda RTÜK’ün başında şimdi. Şu duruma bakın ya. Yani Türkiye’nin Radyo Televizyon Kurumunun başında. Paraları taşıyorlar. Bankayla mı gönderiyorlar? Hayır çantayla gönderiyorlar. Paralar buraya geliyor, sonra buradaki insanlar kendi şahısları adına şirket kuruyorlar o parayla. Yani Almanya’daki Türk vatandaşının fitresiyle, zekatıyla Allah adına iyi bir Müslüman olmanın vecibesi diye verdiği parayı alıyor, alsana iyi Müslümanlığı ben göstereyim diyor. Orada kendi adına şirket kuruyor. Böylesi görülmüş müdür? Yani yolsuzluğun, hırsızlığın bile bir ahlakı vardır, bir düzeyi vardır. Milletin inancının gereği, imanının gereği, dinin gereği paralarını toplayıp da kendi şahsi çıkarı için harcamanın nerede yeri var Allah aşkına, hangi vicdanda yeri var? Yani bunlar hem vatandaşı aldatıyorlar, hem de o parayı Allah için veren, inancı için, dini için veren o insanların üstünden haşa Allah’ı, peygamberi, kuranı, kitabı da aldatmaya çalışıyorlar. Şimdi bu durumda sevap için o parayı veren insan sevap işledi mi, işlemedi mi söyle bakayım? Ne oldu, nereye gitti o para? Gittiği yer mi önemli, niyet mi önemli? O iyi niyetle veriyor. Ama para nereye gidiyor? Para helale mi gidiyor, muhtaca mı gidiyor? E ne oldu? Din ne oldu, inanç ne oldu, iman ne oldu? Olur mu öyle bir şey? Bunları yaptılar. Alman hükümeti tabi bunu öğrenince hemen konuya el koydu. Yargıladı ve mahkum etti. Sorduk bizimkilere, önce ben sordum Başbakana tanıyor musunuz bu adamı dedim. Ik mık falan derken anlaşıldı ki çocukları bacanakmış. Bak onlar mahkum etti sen ne yapıyorsun diyoruz. Diyor ki, yazı yazık Almanlara dosyayı bekliyoruz diyor. Ya kardeşim dosyayı niye bekliyorsun. O suçu işleyenler bizim vatandaşımız. Parası dolandırılanlar bizim vatandaşımız, kurye bizim vatandaşımız. Burada kurulan şirketler bizim şirketlerimiz. Birde televizyon kanalı kuruyorlar, televizyon kanalında da gece gündüz Recep Tayyip Erdoğan, AKP başka bir şey yok. Onu anlatıyorlar.

 

Şimdi değerli arkadaşlarım, niye takip etmiyorsun diyoruz. Yazıyı yazdık diyor. Elin Alman’ı kendi topraklarında bu suç işlendi diye gerekeni yapıyor, sen hep bizim vatandaşlarımız sen niye yapmıyorsun? E dosyayı bekliyoruz. Niye dosyayı bekliyorsun. Senin jandarman yok mu, senin emniyetin yok mu, senin savcın yok mu, senin hakimin yok mu, senin kanunun yok mu, hukukun yok mu, vicdanın yok mu senin? Almanlar yazıp göndereceklermiş onu bekliyoruz. Onun üzerine burada Ali Kılıç. Gel Ali senide bir gösterelim. Ali Kılıç arkadaşımızdan rica ettim Almanya’yı bilir. Ali bey dedim sen git şu dosyayı al bir getiriver. Eksik olmasın gitti dosyayı getirdi. Bize gelmiyor 6 ay geçti. Almanya’da kaplumbağanın sırtına o dosyayı koysalardı kaplumbağa getirirdi. Ama Ali Kılıç dosyayı getirdi. Onun üzerine bende çıktım mitinglerde dosya dosya diyordun al sana dosya dedim. Başbakan diyor ki, işi cıvıtacak. Başbakan diyor ki, bizde diyor her kırtasiyecide kırmızı kaplı dosya var diyor. Sen dosyanın kırmızı kapağını bırak da içindeki belgelere bak.

 

Şimdi bu dosya geldi bizimde çabalarımızla. E hala harekete geçmediler. Hadi harekete geçin dedik diyorlar ki dur. Ne olacak dedik. Tercüme yapacağız diyorlar. Ya sen incelesene, bu adamlar burada. Almanlar yazı yazdı bak bu işlerin biz burada sanıklarını tuttuk ama asıl ele başıları Ankara’da Türkiye diye isimleri verdi. Sen o isimleri bir çağırsana. Onların işyerlerine, televizyonlarına bir girsene. Oradaki evrakı çıkarsana. Bak çifte muhasebe tutmuşlar Almanya’da. Niye bir incelesene bunu. Tercüme etmeye çalışıyorlar. Açıkça çık de kardeşim ben kıyamıyorum bunlara. Kıyamıyorum de. Bunlara sahip çıkmak istiyorum de. Kıyamadığı nereden belli? Bu tezgahları çeviren insanlara bakanlar kurulu kararıyla millete yararlı dernek statüsünü verdiler. Yani millete yararlı dernekmiş bu. Ayrıca birde dediler ki, bundan vergi almayalım bunlar hayır işi yapıyorlar. Bunlardan vergi almıyorlar, Mehmetçik vakfından vergi alıyorlar. Yani bu vatanı korumak için canını esirgemeyen, mayına basıp kolunu, bacağını kaybetmiş olan şehitlerimizin, gazilerimizin kendilerine, ailelerine yardım etmek için kurulmuş bir namuslu, dürüst vakfa tanımadıkları vergi kolaylığını bunlara tanıyorlar. Olacak iş mi bu?

 

Şimdi yani patates üreticisi bu sıkıntıyı çekecek. Niğdeli çiftçi bu sıkıntıyı çekecek, onlar bu yolsuzluğu yapacak, sonra siz gideceksiniz seçimde AKP’ye oy vereceksiniz. Olur mu böyle bir şey?

 

Bakın sevgili Niğdeliler, demokratik rejimlerde hükümetler bazen yanlış yapar, hata yapar, yolsuzluk yapar, halkı ihmal eder, halkın derdini unutur. Kendi yakınlarına bakar, kendi işini götürür. Olur bunlar. Bunlar normalde bunlar olduğu zaman eğer halk, eğer millet böyle yapanlara gider oyunu verirse, desteğini verirse işte o zaman demokrasi darbe yer. Demokrasi sıkıntıya girer, demokrasi çıkmaza gider, yanlış yapılır ama yanlıştan eğer hesap sorulmazsa, görmemezlikten gelinirse, canım bana kömür dağıttılar, bana makarna dağıttılar, bana buzdolabı dağıttılar diye eğer bunlar görmemezlikten gelinirse işte asıl o zaman en büyük yanlış yapılmış olur öyle değil mi? Demokraside hükümet yaparsa çare ne? Çare millet. Millet yanlış yaparsa? Allah muhafaza. Aman ha o yanlışı yapmayalım tamam mı? Yanlış noktasına geldi. Yani destek verdiniz, bunlara kredi açtınız, fırsat tanıdınız değil mi? 7 yıl. 7 yıl yetmedi mi? Yetti değil mi? Yettiğini gösterilim ama. Demokrasi için gösterelim, kendi onurumuz için gösterelim, çiftçinin şerefi için gösterelim.

 

Sevgili Niğdeliler, Türkiye’nin her yerinde bu havayı görüyorum. Aslında biz görüyoruz onlarda görüyorlar. Görünce ne yapıyorlar? Görünce canları sıkılıyor önüne geleni azarlamaya başlıyorlar. Bakanları azarlıyor, kendileri azarlıyor, bazen azarlayarak, korkutarak yıldırmaya çalışıyorlar, bazen rüşvet vererek. Şimdi şu Tunceli’de olanlara ne diyorsunuz? 

 

Yani sevgili Niğdeliler, yoksullukla mücadeleye varım. Yoksullukla mücadele için destek olmaya varım. Ama elinizi vicdanınıza koyunuzda söyleyiniz bu Tunceli’de yapılanların yoksullukla mücadele anlamına gelen bir tarafı var mı? Onların ihtiyacı o mu, onların talebi o mu? Sen onu verince orada ekonomi düzelecek mi, toparlanacak mı? Yani yoksullukla mücadeleyi Tunceli’de yapıyorsun da niye Niğde’de yapmıyorsun? Niye Çamardı’nda yapmıyorsun? Niye ülkenin diğer yerlerinde yapmıyorsun? Seçime 15 gün kala Tunceli’de buzdolabı dağıtıyorlar, bulaşık makinesi dağıtıyorlar. Tazyikli su yok, elektrik yok çamaşır makinesi dağıtıyorlar. 3’lü kanepe dağıtıyorlar, çekyat dağıtıyorlar.

 

Değerli arkadaşlarım, ne bunun altında yatan? Altında yatan hayırseverlik mi? Kimin parasıyla bunları alıyorlar? Senin paranla. Milletin parasıyla milletin oyunu almak için rüşvet dağıtıyorlar. Öyle değil mi? Bu kadar açık bir oyuna göz yumulabilir mi? YSK çıktı olmaz böyle şey dedi. Seçim adaleti sarsılıyor dedi, hukuka aykırı dedi, eşitliğe aykırı dedi. YSK beni ırgalamaz diyor. YSK ırgalamıyor, Anayasa ırgalamıyor, kanun ırgalamıyor, mahkeme ırgalamıyor. Ne ırgalıyor bu arkadaşı? Hadi bir görelim bakalım bu seçimde millet oyunu versin bakalım millet ırgalıyor mu, ırgalamıyor mu?

 

Sevgili Niğdeliler, bir yıl önce başbakan diyor ki, yerel seçimde İzmir’i alacağım. Çankaya’yı alacağım diyor idi değil mi? Şimdi seçime yaklaştık bakıyorum İzmir’i unuttu. İzmir’i alacağız lafı kalktı. Çankaya’yı da unuttu. Çankaya’da kim aday biliyor musunuz? Niğdeli birisi aday Bülent Tanık. Çankaya’ya Başbakanın alacağım dediği Çankaya’ya şimdi biz sizin evladınız, sizin içinizden yetişmiş, Türkiye’nin çok değerli, seçkin, önemli bir şehir plancısı, tam belediyeciliği en güzel şekilde yapacak Bülent Tanık’ı aday gösterdik. Bizde dedik ki madem o kadar almak istiyorsun al sana işte Niğdeli bir Cumhuriyet Halk Partisi Çankaya Belediye Başkan Adayı gel de alıver dedik.

 

Şimdi baktı ki, İzmir’de hayat yok kendisi için, Çankaya’da yok, acaba Tunceli’de alıp bunları telafi eder miyim diye düşündü. Tunceli niye ortaya çıktı derseniz. Şimdi Tunceli’den bir Kemal Kılıçdaroğlu çıktı İstanbul’da fırtına gibi esiyor. Başbakan telaşta eyvah İstanbul’da gidiyor korkusuna kapıldı. Tunceli’yle acaba cevap verir miyim diyor. Gelsin buzdolabı, gelsin bulaşık makinesi, gelsin çamaşır makinesi şimdi onun peşinde. Böyle demokrasi olur mu, böyle seçim olur mu, böyle adalet olur mu? Şimdi Başbakan panikte. Bu uygulamalardan görüyorum. Ya da eğer muhalefete oy verirseniz hizmet gelmez tehdidine başladı. Milleti tehdit ediyor, seçmeni tehdit ediyor, vatandaşı tehdit ediyor, korkutmaya çalışıyor. Sen kim oluyorsun? Seni oraya millet getirdi millet. Milleti tehdit etmek senin ne haddine?

 

Şimdi bu manzara karşısında Başbakan bunları da biz anlatıyoruz ya bu yolsuzlukları onun üzerine artık işi gücü bıraktı varsa yoksa Deniz Baykal, varsa yoksa Cumhuriyet Halk Partisi. Öyle değil mi? Yani Başbakan Deniz Baykal’la yatıyor, yatağa Deniz Baykal’la giriyor akşam sabahleyin Deniz Baykal’la kalkıyor. Ya arkadaş sen işine bak. Yok Cumhuriyet Halk Partisi şöyle, yok Deniz Baykal böyle. Şimdi beni bıraktı artık 80 yıl öncesine gitti. Bizi suçlayacak, halk bize sahip çıkmaya başladı ya halkın gözünü korkutacak. Bunların diyor zamanında ekmek karneyle dağıtılırdı diyor. Daha sen ananın karnına düşmemiştin bu vatan nasıl kurtarıldı, hangi mücadelelerle, hangi çilelerle kurtarıldı, onu kurtaran insanların bak bakalım bir tane haram boğazından geçti mi? Atatürk’ün bir tane boğazından haram geçti mi? İnönü’nün boğazından geçti mi bir bak bakalım. Hani iflas etmiş tüccar, müflis tüccar böyle masanın üstüne kapanırmış, kara kara düşünürmüş acaba bir çare çıkar mı diye eski defterleri getirin deyip, onları karıştırıp oralardan bir şey çıkar mı diye bakarmış. Başbakan o hale düştü. Eski defterlerden medet umar hale geldi.

 

Şimdi değerli arkadaşlarım, başbakanın gündeminde Deniz Baykal var. Ne söyleyeceğini şaşırdı. İnceledi, araştırdı, soruşturdu, dişe dokunur, konuşulacak bir konu var mı diye baktı baktı hiçbir şey çıkmadı. Şimdi başladı hakaret etmeye, şimdi başladı küfretmeye.

 

Sevgili Niğdeliler, şimdi size bir soru soracağım bana söyler misiniz Türkiye Cumhuriyetinin gelmiş geçmiş ağzı en bozuk Başbakanı kimdir? Tereddüt var mı? Ağzı en bozuk Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı kimdir? Öyle değil mi, açık değil mi, net değil mi? Türkiye’nin ağzı en bozuk siyasi lideri kimdir? Tereddüt var mı? Yani çiftçiye ağzını bozuyor, çocuğa ağzını bozuyor, kadına ağzını bozuyor, kendi partilisine küfrediyor. Öyle değil mi? Şimdi bana bulaşmaya çalışıyor.

 

Bakın sevgili Niğdeliler, son günlerde Başbakan bir horoz dövüşü yaratmaya çalışıyor. Bana saldırarak, hakaret ederek tatmin bulmaya çalışıyor. Dün gene gittiği yerlerde böyle şeyler söylemiş. Aslında buna çok üzülüyorum. Böyle bir tartışmaya bende karışmak istemiyorum. Ama konuşan karşımızdaki Başbakan. Cevap verilmesi gerekince de cevabı vereceksin. Daha önce hatırlarsınız bana dedi ki, bu işsizlik karşısında ne çare biliyorsan söyle uygulamazsam siyasi hayıtımı bitiririm dedi. Kardeşim yani sana siyasi hayatını bitir diyen yok. Uygularsın uygulamazsın senin bileceğin iş. Çare soruyorsan sor söyleyeyim. Nitekim ben çareleri söyledim. Bu belki bizim çare söyleyemeyeceğimizi mi zannediyordu ne. Halbuki biz bu konularda en ciddi şekilde hazırlık yapan bir partiyiz. Bu konuda çok değerli uzmanlarımız, arkadaşlarımız Türkiye ekonomisindeki her gelişmeyi yakından izliyoruz. Her türlü tedbiri hazırlıyoruz. Bana sordu ertesi gün ben çıktım 7 tane tedbirimizi söyleyiverdim. Yani ya teşekkür et, ya da beğendiğini, beğenmediğini söyle. Çıktı hakaret etmeye başladı. Çok yakışıksız sözler. Kırk fırın ekmek ye, git ehlinden öğren, sen kim oluyorsun, ben iktidardayım sen iktidar değilsin, iktidar olamazsın böyle laflar.

 

Şimdi bunlara üzüldüm tabi. Ama Başbakana hak ettiği cevabı verdim. Dedim ki bakın Başbakan olmak ayrı, adam olmak ayrı. Adam oğluna huysuzluk yaparmış, yanlış işler yaparmış sen adam olmazsın dermiş çocukluğunda. Çocuk sonra büyümüş, okumuş vezir olmuş. Veziri azam olmuş. İlk yapacağı iş babasının kendisine sen adam olmazsın lafının cevabını vermek. Onun üzerine adamlarını göndermiş yaka paça evinden almışlar babayı gel seni götüreceğiz diye. Ne soran var, ne eden var, ne ne zaman gelirsin diyen var, ne davet eden var. Yaka paça almışlar. Hani 13 yaşında bir çocuk yoldan AKP otobüsü geçerken babası işten atılmış, yüreği kanıyor, otobüse bakarak demiş ya Allah senin cezanı bu seçimde verecek inşallah diye. Başbakanda hemen korumalarını göndermiş, 13 yaşındaki o çocuğu arabaya almışlar, sıkıştırmışlar, Başbakanda ümüğünü sıkmış ya biliyorsunuz. Babayı da anlaşılan öyle getirmiş sarayına vezir ve demiş ki ona bak sen bana adam olamazsın, adam olamazsın diyordun işte bak ben vezir oldum demiş. Babası da şöyle bir bakmış demiş ki, “Oğlum vezir olmuşsun ama adam olamamışsın” demiş. Şimdi bende Başbakana ben Başbakanım sen Başbakan değilsin diye konuşuyor ya, Başbakan olmak ayrı, adam olmak ayrı dedim. Ve gene ekledim. Bazıları dedim 40 fırın ekmek yese de adam olamayabilir.

 

Şimdi son günlerde Başbakan ağzına eşektir, semerdir bir şeyler tutturdu. Duyuyorsunuz değil mi? Yakışıyor mu Allah aşkına? Yani bir Başbakanın siyasi tartışmaya eşekti semerdi diyerek girmesi, ağzından eşeği düşürmemesi, semeri düşürmemesi uygun oluyor mu, doğru oluyor mu? Yani üzülüyorum. Sen eşeği, semeri bırak sen gel Niğde’ye gel, gel! Tarlaya bir gel, çiftçiye bir gel, esnafa bir gel, vatandaşa bir gel. O da zaten oralardan kaçmak için eşeğe, semere tutunuyor. Oralardan kaçmak için tutunuyor.

 

Şimdi Başbakan son zamanlarda böyle şiirler okuyor, şairlerini karıştırıyor. Diyojen’den bahsediyor Diyojen’leri karıştırıyor. İşte semeri eşeği karıştırıyor. Ben ona Ziya Paşa’dan madem bu işlere meraklı çok güzel bir şey okumak istiyorum. Bakın Ziya Paşa diyor ki, “Bed-asla necabet mi verir hiç üniforma.
Zerduze palan ursan eşek yine eşektir”. Yani diyor ki, bed-asla kötü benliğe, kötü kimliğe necabet mi verir hiç üniforma. İnsanın aslı kötü olursa üniforma ona iyilik getirmez diyor. Ve ekliyor. Zerduz palan ursan eşek yine eşektir. Yani altın işlemeli palan ursan eşek yine eşektir diyor.

 

Sevgili kardeşlerim, sevgili Niğdeliler, bizim meselemiz milletin meselesi ama ağzını bozana da hak ettiği cevabı veririz. Geçmişte verdik gene veririz. Eğer dolaşırsa, eğer devam ederse fazlasıyla cevabını alacaktır. Ama bizim derdimiz milletin derdi, çiftçinin derdi, esnafın derdi, borçlu vatandaşın derdi, işsiz gencin derdi, emeklinin derdi, ev kadınının derdi. Bunu hep beraber sahiplenmeye devam edeceğiz.

 

Şimdi önümüzde bir seçim var. Bu seçimde Niğde çok önemli. Niğde’nin bir temeli var, siyaset temeli var. Hepimiz çok iyi biliriz. Niğde çok bilinçli, ne zaman ne yapacağını bilir. Hiçbir zaman inadım inat demez. Duruma bakar hak doğru neyi gerektirirse onun gereğini yerine getirir değil mi? Bu defada öyle olacak değil mi? Memleketin hali ortada değil mi? Şimdi bu defa Niğde’ye bu açıdan hepimiz büyük önem veriyoruz. Niğde’ye sahip çıkmanızı istiyorum.

 

Bakın bugün eksik olmayın bizi çok mutlu ettiniz Niğde’de. Başbakan diyor ki ben ona ya bu kadar mesele var. Bu meseleleri bak ayrı ayrı konuşuyoruz. Bir araya gelelim konuşalım. Gel televizyona çıkalım televizyonda sen benim hakkımda ne biliyorsan bana söyle, ben senin hakkında ne biliyorsam söyleyeyim. 70 milyonda izlesin diyorum. Gel televizyona çıkalım. Amerika’da öyle olmuyor mu bu iş? Fransa’da öyle olmuyor mu, dünyada böyle olmuyor mu? Gel bizde de öyle yapalım. Gel beraber konuşalım diyoruz hayır diyor gelmiyor. Bana diyor ki meydana gel meydana. Kardeşim sen kendi meydanına gidiyorsun, ben kendi meydanıma geliyorum. Meydana gel diyor. İşte geldim meydana. İşte meydan, işte Niğde, işte Cumhuriyet Halk Partisi!!! Ne olmuş? İşte meydandayız. Ama gel bir karşı karşıya gelelim. 70 milyonda bizi beraber bir görsün. Hayır buraya gelmiyor. Başbakan bana diyor ki meydana gel istersen sana eskort vereyim diyor. Senin eskortuna benim ihtiyacım yok. Bak ben Niğde’ye eskortsuz, korumasız, askersiz, tepelerinde binaların keskin nişancılar olmadan kendi çabamla geldim. Anamın, babamın evine gelir gibi geldim. Benim korumaya falan ihtiyacım yok. Askere, polise ihtiyacım yok. Ben vatandaşımın parçasıyım niye korkacakmışım, niye korumaya ihtiyaç var. Çalmadım, çırpmadım, yalan söylemedim, haram yemedim, yetim hakkı yemedim. Başbakana gene diyorum ki televizyona çıkalım çıkmıyor. Arkadan konuşma diyorum arkadan konuşmak günah. Ağır günah. Gel beraber konuşalım gelmiyor. O zaman diyorum ki bak mecliste 550 milletvekili var. Bunların tümünü bırakalım da sadece ikisini, yani Recep Tayyip Erdoğan’la Deniz Baykal’ın dokunulmazlıklarını kaldırıverelim. Birlikte kaldırıverelim. Sende kaldır, bende kaldırayım, birlikte kalkalım. Buna ne diyorsun? Buna da hayır. Yani Başbakan kaçar mı hiç? Başbakan kaçar mı? Kaçıyor. Dokunulmazlığın arkasına saklanır mı Başbakan? Saklanıyor. Bak ben hiçbir zırhım yok, hiçbir korumam yok. Milletime güveniyorum, milletimi seviyorum, milletimin hakkını koruyorum. Benim korkum yok.

 

Sevgili Niğdeliler, şimdi bu seçim çok önemli. Bu seçim Türkiye’ye yeni bir yol çizecek, yol haritası verecek. İstikameti belirleyeceksiniz, gidişatın yanlış olduğunu söyleyeceksiniz. Gerekeni ortaya koyacaksınız. Niğde’nin temeli sağlam, siyasi bilinci yüksek, ne yapacağın bilir. Ve inşallah bu defada en güzelini yapacaksınız.

 

Şimdi biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu seçime Niğde’de çok değerli belediye başkan adaylarımızla giriyoruz. Bu adaylarımızı sizlere sunmak istiyorum. Bor Belediye Başkan Adayımız Ömer Fethi Gürer. Ulukışla Belediye Başkan Adayımız Hacı Avşar. Çamardı Belediye Başkan Adayımız Tekin Tuncer. Altunhisar Belediye Başkan Adayımız Seyfullah Öney. Çiftlik Belediye Başkan Adayımız Yusuf Öcal.

 

Nasıl adaylarımızı beğendiniz mi? Adaylarımız iyimi? Niğde’nin evlatları. Niğde’yi bilen, hayatı bilen, sıkıntıyı bilen pırıl pırıl insanlar değil mi? İnşallah onları seçeceğiz değil mi? Sizlere güveniyorum. Yani bunlar hem Niğde’ye en güzel hizmetleri verecek, hem de Niğde’nin sesini Türkiye’de duyuracak. Ekip güzel değil mi? Takım güzel. Bu takıma bir takım kaptanı lazım mı? Niğde Belediye Başkanları takımına bir kaptan lazım mı? Doktor Yunus Nadi Özdamar. Niğde çok değerli siyaset adamları yetiştirmiştir. Her partiden çok değerli siyaset adamları Niğde’nin içinden çıkmıştır. Bunları biliyoruz. Şimdi yeni bir siyaset adamları kuşağı devreye giriyor. İnşallah onları da siz sahipleneceksiniz. Onlarda geçmiş ağabeyleri gibi, büyükleri gibi her partiden Niğde’ye büyük hizmet vermiş değerli Niğde’li siyasetçiler gibi Niğde’ye hizmet edeceklerdir. Bu siyaset adamlarını söylemişken rahmetli Doğan Baran’ı anmadan geçmek istemiyorum. Benimde çok sevdiğim, saydığım, parlamentoda beraber hizmet verdiğim çok değerli bir Niğde’li kardeşinizdi. Allah rahmet eylesin aklı fikri Niğde idi, Niğde’ye hizmet etmeye çalışırdı. Üniversitenin kurulması için büyük emek vermiştir. Büyük gayret göstermiştir. Ama o üniversiteyi inşallah hak ettiği yere tıp fakültesiyle, en güzel örgütlenmiş şekliyle önümüzdeki bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı döneminde o eserleri hak ettiği noktaya birlikte taşıyacağız.

 

Başbakan bana Niğde’yi bilmek demiş. Daha Başbakan bu işlerle hiç ilgili değilken bizler Niğdelilerle buralarda, Niğde’de, ilçelerimizde, beldelerimizde siyaset yapıyorduk, beraber çalışıyorduk. Pek çok Niğdeli kardeşim, arkadaşım vardır. Hepsini saygıyla, ölenleri rahmetle anıyorum. Başbakan Niğde’ye geliyor burada miting düzenliyor. O mitinge işte katılanlar katılıyor. Nasıl katılıyor onu da bilmiyoruz. Onu bilmiyorum da ben size sormak istiyorum. Siz bu mitinge yevmiyeyle mi geldiniz? Deniz Baykal’ın Niğde’de mitingi var, daire müdürleri, amirleri, memurları mitinge katılsınlar diye yazımı yazdı? Otobüsler mi kaldırıldı Ankara’dan? Ailelerinizle gelin Pozantı’da açılış var diye Ankara’dan alkışlayıcı takım mı taşındı? Eskişehir’e yaptıkları gibi tren mi kaldırıldı? Ne oldu? İşte millet gelmiş. Yani bana Niğde’ye geliyor Niğde’yi bilmez diyor. Sen ne Türkiye’nin tarihini bilirsin, ne Niğde’nin tarihini bilirsin. Ne Deniz Baykal’ın buralarda siyaset yaptığı günleri bilirsin. Ne gezdiği, dolaştığı yerleri bilirsin. Sen şimdi çıkmışsın orada burada konuşuyorsun. Yani şöyle bir bakıyorum da burada Kayardı Cumasında, Tepe Cumasında, Sazalı da, Melendis çiftliğinde, Bağlama da beraber siyaset yaptığım arkadaşlarım. Sen Niğde’ye geliyorsun. Gel sene Bağlama’ya, gel sene Melendis çiftliğe, gel sene Tepe Cumasına bir dolaşıverelim oralarda.

 

Şimdi değerli arkadaşlarım, bakınız ayın 29’u büyük gün. O günde ne kadar yanlış varsa bunlar yaptılar. Bir gün öncesinde saatleri ileri alıyorlar. Yani saatleri değiştirmenin tam zamanını seçimin bir gün öncesinde mi buldun bir gün bekleyiver. İşleri karıştırmaya çalışıyorlar.

 

Şimdi bakınız gene nüfus cüzdanında eğer sizin yeni kimlik numaranız yazılı değilse seçim günü oy kullanamayacaksınız. Yani YSK çok yanlış bir karar aldı. Ve bugün 100 binlerce insan nüfus cüzdanında kimlik numarası bulunmuyor, oy kullanamayacak. Bu zulümdür, bu haksızlıktır, bu adaletsizliktir. Aman ne olur sizden rica ediyorum kendinizin, ailenizin, konu komşunuzun nüfus cüzdanlarını kontrol ettirin. Eksik noksan varsa biran önce tamamlatın. Ankara’da ben parti yöneticisi arkadaşlarımla konuştum, onlardan rica ettim. Diğer partilerle de temas kurun dedim. O partilerle de birlikte yarın YSK Başkanını ziyaret edin dedim. Şimdi yarın CHP, AKP ve MHP parti temsilcileri YSK’ya birlikte gideceğiz. Ve YSK’dan bu anlamsız kararı değiştirin diyeceğiz. Kaldırın bu kararı, buna gerek yok. Eğer nüfus cüzdanı varsa, kütükte yazılı ise, nüfus cüzdanındaki insanın o olduğu da belliyse, adam yıllardır aynı sandıkta oy kullanıyor. Nüfus cüzdanı var, kütükte adı var. Hayır nüfus cüzdanında numaran yok oy kullanmayacaksın. Böyle bir saçmalık olur mu? Bunu kaldırın diyeceğiz. Şimdi inşallah bunu kaldırtırız. Ama siz her ihtimale karşı kaldırılmazsa diye tedbirinizi alınız. Tamam mı? Ve 29 Mart sabahı şöyle bir kalkınız çoluğunuzu, çocuğunuzu, babanızı ve bilhassa ananızı, varsa dedenizi, nenenizi, konunuzu, komşunuzu alarak sandığa gidiniz. Tamam mı? Sabahleyin kalkın ananıza da deyin ki anacağım seni görmek isteyen varmış, seni çok merak ediyormuş gel de kendini bir gösteriver deyin ananıza ve alın götürün sandığa. Sandığa götürün ve hak ettikleri dersi bunlara 29 Mart günü verin. Bir bahar temizliği yapın. Ortalığı bir tazeleyin, bir yenileyin. Şöyle bir değiştiriverin. Tamam mı? Bunu en iyi şekilde yapacağınıza ben inanıyorum. Şimdi belde belediye başkan adaylarımızda buralarda değil mi? Gelin bakalım belde belediye başkan adayı arkadaşlarımız. İsimlerini de şöyle bir okuyuvereyim. Alay Belediye Başkan Adayımız Şenol Soylu. Aktaş Belediye Başkan Adayımız Yaşar Çamur. Fertek Belediye Başkan Adayımız Ahmet Duran Soykan. Bağlama Belediye Başkan Adayımız Yaşar Uyar. Dikilitaş Belediye Başkan Adayımız Ahmet Şenol. Dündarlı Belediye Başkan Adayımız Rahmi Okumuş. Yeşilgölcük Belediye Başkan Adayımız Dede Er. Hacıabdullah Belediye Başkan Adayımız Metin Arala. Karatlı Belediye Başkan Adayımız Abdurrahman Özgün. Konaklı Belediye Başkan Adayımız Ali Bilen. Kayırlı Belediye Başkan Adayımız Galip Gallenkuş. Yıldıztepe Belediye Başkan Adayımız İsmail Solmaz. Keçikalesi Belediye Başkan Adayımız Mustafa Öztürk. Ulukışla Ali Çevikyiğit. Yakacık Recep Çay. Yeşilyurt Hakkı Taşdemir. Çömlekçi Turgut Özbek. Azatlı Durmuş Songur. Kitreli Abdullah Şener. Divarlı Muammer Öztürk. Bozköy Yalçın Tekeli. Bademdere Ramazan Yalçın. Darboğaz Mustafa Kuzun. Çiftehan İsmail Ercan. Bahçeli Oktay Çayan. Kemerhisar Bülent Ilgaz. Kızılca İbrahim Gülümser.

 

Nasıl güzel değil mi ekip? Oy verilir değil mi bunlara? Hadi bakalım.

 

Niğde Gençlik Kollarına çok teşekkür ederim, sağolun.

 

Çok teşekkür ederim sevgili Niğdeliler, hepinize yürekten şükranlarımı sunuyorum. Hep birlikte güzel günler göreceğiz. Hep beraber Türkiye’yi hak ettiği yere taşıyacağız.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »