CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN KOCAELİ MİTİNGİNDE YAPTI
22/2/2009 · Kategori: Günlük
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
KOCAELİ MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
22 ŞUBAT 2009
Teşekkür ederim, sağolun, eksik olmayın, çok teşekkürler. Bu pankartları biraz indirebiliriz. Gördüm, çok teşekkür ediyorum. Pankartlardaki sözler için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Onları indirebiliriz. İndirelim. Ha şöyle birbirimizi görelim. Özlemiştim. İzmit’i, Kocaeli’yi çok özlemiştim.
Sevgili İzmitliler, sevgili Kocaelililer, önce bu muhteşem toplantı için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Eksik olmayın. Hoşgeldiniz, sefa verdiniz, bize güç kattınız. Sefa verdiniz diyorum. İnşallah seçimde de bir sefa vereceksiniz. Her seçim Kocaeli’de heyecanlıdır, canlıdır. Ama bu seçim biraz daha heyecanlı, biraz daha canlı, biraz daha coşkulu. Kocaeli ayağa kalkmış, Kocaeli Türkiye’ye sahip çıkma, Kocaeli’ye, İzmit’e sahip çıkma kararını almış. Bunu görüyorum. Bu kararınızdan dolayı da hepinizi yürekten kutluyorum. Size bu yakışır.
Kocaeli spor, Antalya spor iki kardeş takım. Çok teşekkür ederim, eksik olmayın. Bu akşamki maç içinde başarılar diliyorum.
Şimdi değerli arkadaşlarım, belli büyük heyecan var, büyük coşku var. Millet ayakta. Genellikle yerel seçimlerde böyle olmaz. Ama bu defa bir başka heyecan var. Acaba bunun altında ne yatıyor? Niçin acaba insanlarımız bu seçime bu kadar büyük coşkuyla, heyecanla, umutla katılıyorlar. Niçin? Bana öyle geliyor ki sizin amacınız elbette Kocaeli’nde, Büyükşehirde Sefa Sirmen’i Büyükşehir Belediye Başkanı yapmaktır. Elbette Kocaeli’ndeki belediyelere Cumhuriyet Halk Partili başkanları geçirmektir. Bunu görüyorum. Ama öyle bir hissiyatım var ki sanki bu size yetmeyecek gibi geliyor. Öyle bir ayağa kalkmışsınız ki, sizi belediye başkanlığı kesmeyecek. Daha daha diyeceksiniz. Sadece kent yönetimi değil, Türkiye yönetimi de değişsin diyeceksiniz. Öylemi? Yani siz buraya Kocaeli için geldiniz elbette ama Türkiye içindemi geldiniz? Türkiye içindemi buradasınız? Bence de öyle. Kocaeli bu meseleyi çok doğru kavramış. Yürekten kutluyorum. Sizlerle iftihar ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki siz buradasınız sevgili Kocaelililer.
Sevgili kardeşlerim, nasılsınız iyi misiniz? Siyaset bir yana durumlar nasıl durumlar? Siyaseti, seçimi bırakalım şimdi. İşler yolundamı? Geçiminiz yolundamı? Kazancınız, masrafınız birbirini karşılıyor mu? Geliriniz, gideriniz birbirini tutuyor mu? Kredi kartı borçları ödeniyor mu? Konut kredileri, araba kredileri, banka kredileri, tüketici kredileri ödeniyor mu?
Şimdi değerli arkadaşlarım, gerçekten elinizi vicdanınıza koyunuzda bir değerlendirme yapınız. Durumunuz nasıl, ekonomi, gelir gider tablosu nasıl gözüküyor ev içinde, aile içinde? Yani çalışıyorsunuz, işsizseniz iş arıyorsunuz, işiniz varsa bütün gücünüzle çalışıyorsunuz, emekliyseniz bunca yılın karşılığı olarak devletin verdiği emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyorsunuz, çocuğunuza yardımcı olmaya çalışıyorsunuz. İşsiz kalmışsa onun yarasına merhem olmaya çalışıyorsunuz. Nasıl gidiyor, oluyor mu? Kalkınma var mı kalkınma? Büyüme var mı? Güçlenme var mı ekonomik olarak? Niye böyle? Yani çiftçiyseniz çiftçinin kazancı artmadı mı? Yani mazot fiyatları, gübre fiyatları çok mu yükseldi? Bu sene gübre fiyatları dolayısıyla çiftçi tarlasına gübremi atamadı. Öylemi oldu? Sattığıyla masrafı birbirini tutmuyor mu? Banka borçları ödenemiyor mu? İcra takibatı başladı mı köylerde? Yani ziraat bankası, diğer bankalar alacaklarını tahsil etmek için çiftçinin malına, mülküne, evine haciz memuru göndermeye başladı mı? Öyle değil mi? Kocaeli’de icra dairesinin sayısı hızla artıyor mu katlanarak? İcraya düşenlerin sayısı 10 binleri katlanarak aşmaya başladı mı? Esnaf ne halde esnaf? İşler yolundamı, alışveriş yolundamı? Kazanıyor mu? Sermayeyi koruyor mu esnaf? Kazancını arttırabiliyor mu? Niye değerli arkadaşlarım, bu iş niye böyle oldu? Hani Türkiye kalkınıyordu? Hani Türkiye zenginleşmişti. Hani adam başına 10 bin dolar yıllık kazanç vardı? Yani 15 milyar dolar. 4 kişilik bir ailede 60 milyar dolar. 4 kişilik bir ailede 60 milyar dolar kazancı olan kimse bu miting meydanında yok mu? Burada yok. Nerede onlar? Nerede?
Değerli arkadaşlarım, Türkiye kalkınıyor, zenginleşiyorsa bu zenginlik nereye gidiyor? Çiftçiye gidiyor mu, esnafa gidiyor mu, emekliye gidiyor mu emekliye? Memura gidiyor mu, işçiye gidiyor mu?
Değerli arkadaşlarım, burası Kocaeli, burası İzmit. Türkiye’de sanayiinin başkenti. Kalkınmanın, sanayiinin motoru burası. Otomotiv sanayi burada. Türkiye’nin en güçlü sanayi tesisleri burada. Siz Türkiye’nin kalkınmasının amiral gemisisiniz. Türkiye sizin arkanızdan kalkınacak. Nasıl İzmit şimdi kalkınmaya devam ediyor mu? Fabrikalar açılıyor mu? Kapanıyor mu? Üretim artıyor mu? Azalıyor mu üretim? Yarı yarıya inmeye başladı mı? İşsiz sayısı katlanarak artıyor mu? 30 bin kişi sadece İzmit’te bir yılda işsiz kaldı mı değerli arkadaşlarım? Kaldı mı? İşsiz kalmak ne demektir Türkiye’yi yönetenler bunu biliyorlar mı? İşsiz kalmak sadece bir insanın meşgalesini, işini kaybetmesi anlamına gelmez. İşsiz kalmak bir insanın ailedeki, mahalledeki, toplumdaki yerini kaybetmesi anlamına gelir. Siz çocuğunun ihtiyacını karşılayamayan bir babanın ızdırabının ne demek olduğunu bilir misiniz? Eşinin ihtiyacına cevap veremeyen bir aile reisinin ne demek olduğunu bilir misiniz? 30 bin kişi işte burada o durumda şimdi. 1 yılda sizin yüzünüzden.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de 1 yılda Kasım ayı itibariyle 1 yılda işini kaybeden insanların sayısı 635 bin. 1 yılda Türkiye’de Kasım ayı itibariyle işini kaybeden insan sayısı 635 bin. 300 bin kişide işsiz olup da ne de olsa bana iş veren yok diye iş aramayan insan. Toplam 935 bin kişi. Türkiye’nin ordusunun, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sayısı 700 bin. 700 bin askerimiz var. İşsizler ordusuna 1 yılda katılan vatandaş sayısı 935 bin. Bu iyi bir tablomu arkadaşlarım? Dünyada yani 200 ülkenin olduğu BM’ye mensup ülkelerin arasında işsizlik oranında Türkiye 4. ülke. Dünyada işsizlik oranı en çok yüksek olan ve yükselmekte olan ülke Türkiye.
Değerli arkadaşlarım, bu güzel bir Türkiye mi? Bunun arkasında ne var? Bunun arkasında kalkınmayı, yatırım yapmak, sanayi tesisi kurmak, üretim yapmak olarak görmeyen, kalkınmayı banka, kredi, faiz, repo işi zanneden, ithalatla zenginleşeceğini zanneden, devletin parasını, dövizini, birikimini, sermayesini ithalata dayayıp yapay bir refah ortamı yaratarak kalkınmayı gerçekleştirdiğini zanneden yanlış zihniyet var. Üretim yapmayan, yatırım yapmayan, fabrika açmayan, tam tersine fabrika satan zihniyet var. Bunun arkasında özelleştireceğim diye Türkiye’nin en güçlü kuruluşu, telekomu 2 yıllık, 3 yıllık kazancına karşılık karıyla ödeyecek taksitlere bağlayıp, kim olduğunu bilmediğimiz, arkasında kimin olduğundan haberdar olmadığımız, iktidarla ilişkisi netleşmemiş karışık bir uygulama var. Özelleştirme uygulaması var.
Şimdi sen o telekomları sattın, rekor karlar etti diye gazetelerde haberleri okuyorsunuz. E ne olurdu onu satmasaydın da bu devletin insanına hizmet ederek, bu devletin insanını çalıştırarak, bu ülkenin zenginliğine katkı vererek Türkiye’de çalıştırabilseydin onu. Verdik gitti.
Değerli arkadaşlarım, bu bu ülkeye hizmet vermiş, Atatürk’ten, İnönü’den, Celal Bayar’dan, Adnan Menderes’ten, Süleyman Demirel’den, Turgut Özal’a kadar kimlerin eserleri varsa, kimlerin hizmetleri varsa, kimlerin ortaya koyduğu tesisler varsa ne yazık ki bunlar bu geride bıraktığımız 6 – 7 yılda bir bir ucuz demeden, pahalı demeden elden çıkarıldı, satıldı, savıldı ve o paralarla zenginleştik diye hava basıldı. Lüks harcamalar yapıldı. Gümrük kapıları kaldırıldı, ithalat serbest bırakıldı. Zenginleştik denildi ama 3 gün sonra acı gerçek ortaya çıktı. Şimdi artık büyüme dönemi bitti, küçülme dönemi başladı. Şimdi borç ödeme dönemi başladı. Bunlar iktidar oldukları zaman 220 milyar dolar Türkiye’nin borcu vardı. Bütün Türkiye’nin. Yani Atatürk döneminden başlayarak 80 yılın borcu 220 milyar dolar. 6 yılda 500 milyar dolara çıkardılar. Bu borç senin borcun kardeşim senin borcun. Senin borcun, milletin borcu, halkın borcu. 500 milyar dolar borç oldu. Geçmişte yapılmış ne kadar eser varsa hepsi satıldı. Tüpraşlar, Ereğli Demir-çelikler, Telekomlar, SEKA’lar ne varsa hepsi satıldı. Satıldı savıldı ne oldu? Elde yok, avuçta yok, sen işsiz, ben işsiz ne olacak halimiz diye kara kara düşünen bir Türkiye tablosu yaratıldı.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin ekonomide durumu dünyadaki benzer ülkelerin tümünden farklıdır. En büyük sıkıntıyı yaşayan ülke Türkiye. Büyük açıklarımız var, büyük borçlarımız var, büyük işsizliğimiz var, fabrikalar kapanıyor. Türkiye gerçekten sıkıntılı bir noktada duruyor şuanda. Buraya da yıllardan beri izlenen bu politikayla geldik.
Şimdi bu tabloyu kimlerin ortaya koyduğu açık. Türkiye bu kadar büyük sorunlarla karşı karşıyayken bana söyler misiniz bu seçim döneminde Başbakan gittiği yerlerden vatandaşlara bu konuyu fark ettiğini gördüğünü, bu konunun nereden kaynaklandığını ve bu konuyu nasıl çözeceğini söyleme ihtiyacını hissediyor mu? Gittiği yerlerde vatandaşın bu derdinden söz ediyor mu? Başbakana bakarsanız Türkiye’nin siyasetinde sanki ekonomik sıkıntı yok, işsizlik yok, kapanan fabrikalar yok, kapanan işyerleri yok, esnafın sıkıntısı yok. 1,5 milyon insan kredi kartı borcunu ödeyemediği için takipte. 1,5 milyon insan. 500 bin insan banka kredisini, konut kredisini ödemediği için sıkıntıda. Bir çare arıyor musun? Dünyada bu tabloya çare aramayan bir tane ülke var sevgili İzmitliler. Bir tane ülke var Türkiye. Her ülke iyi kötü çare, tedbir söyledi. Biz 1,5 aydır bu hükümete bu konuda alması gereken tedbirleri anlatmaya çalışıyoruz.
Bakın, bunu önlemek için yapılması gereken şey açıktır. Bütün dünya onu yapıyor. Vatandaşın alım gücünü takviye edeceksin. İşsiz vatandaşın, emekli vatandaşın, dar gelirli vatandaşın alım gücünü takviye edeceksin. Ona destek olacaksın, o piyasaya çıkacak. Onun piyasada ortaya koyacağı talep ekonominin çarklarını döndürecek, fabrikaları çalıştıracak. Yarım çalışan fabrikalar tam çalışacak. Yatırımı, üretimi, sanayii kolaylaştıracaksın. İşçi başına aldığın primi, aldığın sigorta ödeneğini, stopajı düşüreceksin. Bugünkü düzeyde pirim ve stopaj keserek işçi çalıştırılması mümkün değildir. Dünyada işçi çalıştırmayı en çok vergiyle ağırlaştıran ülkelerin başında Türkiye var. İşsizliğin en çok olduğu yer Türkiye. Kalkınması gereken yer Türkiye. Ama sanki işçi çalıştırmak, istihdam etmek suçmuş gibi vergi üzerine vergi bindiriliyor.
Değerli arkadaşlarım, yanlıştır indirin o primleri. İndirin o stopajları. Efendim maliyenin şu kadar geliri azalırmış. Bak indirmiyorsun fabrika kapanıyor fabrika. Onun kaybının sen farkında mısın?
Değerli arkadaşlarım, bakın daha dün basına yansıdı. Fransa’da Sarkozi, Amerika’da Obama aynen bu tedbirleri uyguluyor. Sarkozi düşük gelirlilere destek olmak için 4,5 milyar euro kaynak ayırdı. 4,5 milyar euroyu halka, tabana, topluma, millete aktaracağım diyor. Seçim kazanmak için değil, buzdolabı dağıtmak için değil, kömür dağıtmak için değil, milleti kalkındırmak için.
Aynı şekilde Obama Amerika’da benzer bir program ortaya koyuyor. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Bunu söylüyoruz uzun bir süreden beri. Kimsenin aldırdığı yok, herkes kulağının üstüne yatmış bu da geçer diye bekliyorlar. Yok teğet geçermiş, yok dibini görmüşüz. Sen dibini görünceye kadar milletin hayatı kayıyor hayatı.
Sevgili Kocaelililer, bakın ekonomik ciddi sorunlarla karşı karşıyayız ama hükümet bununla meşgul değil. Ne tedbir alıyor, ne meydanda vatandaşa bu konuyu açıklayabiliyor. Düşüncesini söylüyor, sahip çıkıyor. Ne yapıyor? Sanki bu konular hiç yokmuş gibi kayıkçı kavgası. Onu suçluyor, bununla kavga ediyor. Ona hakaret ediyor. Olmadık laflar. Yok bilmem işte tarihten örnek vermeye kalkıyor. Diyojenleri karıştırıyor. Ziya paşadan deyişler söylemeye kalkıyor yüzüne gözüne bulaştırıyor. Semerleri, eşekleri birbirine karıştırıyor. Sen bırak bunları, sen bırak sadede gel. Gel Türkiye’nin gerçek sorunlarına, gerçek derdine. Ne düşünüyorsun, ne yapacaksın onu bir anlat. Onunla meşgul değil. Kavga çıkaracak, onu bunu suçlayacak, buradan milleti meşgul edip durumu idare etmeye çalışacak. Bu tuzağa düşmeyin sevgili İzmitliler. Bunu çok iyi gördüğünüzü biliyorum. Ben İzmitli vatandaşlarımın aklına, fikrine, zekasına, bilincine inanıyorum. Bunlara hak ettiği dersi inşallah ayın 29’unda vereceksiniz.
Değerli arkadaşlarım, millet sıkıntı içinde de, milletin çocukları sıkıntı içinde de bunların çocukları nasıl? Yani eğer Türkiye sıkıntı yaşayacaksa o sıkıntıyı hep beraber yaşarız. Harp olur, darp olur. İyi gün var, kötü gün var. Eğer milletçe bir acıyı paylaşacaksak hep beraber paylaşırız. İkinci dünya savaşı sırasında bunu paylaştık. Milli mücadele zamanında bunu paylaştık. Bu millet o acıyı, o ızdırabı yaşadı. Milli mücadele döneminde milletten toplanan paralarla zenginleşen insan lafı var mıydı ortalıkta? Atatürk’ün bir yolsuzluğu var mı? İnönü’nün bir yolsuzluğu var mı? Fevzi Çakmak Paşanın bir yolsuzluğu var mı? Kazım Karabekir Paşanın bir yolsuzluğu vr mı? Hepsi şerefleriyle yaşadılar.
Değerli arkadaşlarım, ne oldu? Ne oldu şimdi? Milletin çoluğu çocuğu okula gidemiyor, okula gittiyse diplomayı aldıktan sonra tayin olamıyor, bir iş bulamıyor. Sermaye yok bir yatırım yapamıyor. Bir iş yeri açamıyor, bir dükkan açamıyor. Açılmış olan dükkanlar zaten kapanıyor. Kapatmayanlarda namus belasına bu işi devam ettiriyor gibi gözüküp dostlar alışverişte görsün, sabahleyin besmeleyle açıyor, akşam şükrederek kapanıyor. Durumu idare ediyor, sermayeden yiyor, hazırdan yiyor. Türkiye’nin hali bu değil mi? Çiftçinin yaptığı da bu değil mi? Gelecek yıl inşallah, gelecek yıl inşallah diyerek sabırla dayanıyor değil mi? Peki bunların çocukları ne yapıyor? Yakışıyor mu değerli arkadaşlarım? Yakışıyor mu? Yani bunun insanlıkta yeri var mı, vicdanda yeri var mı? Dinde imanda yeri var mı? Orada da yok değil mi? Yani komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir demiş peygamberimiz değil mi? Bunlar ne yapıyorlar? Bunların iç yüzü ortaya çıktı değerli arkadaşlarım. Bunların iç yüzü görüldü. Niyeti görüldü.
Bakınız; Türkiye’de şimdi büyük ekonomik sıkıntı var. Ama cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzlukları da bu dönemde yaşanıyor. En büyük yolsuzluklar. Böyle bir yolsuzluk furyası cumhuriyet tarihimizin hiçbir döneminde yoktu. Şimdi var. Şimdi yolsuzluk artık bir kişisel olay olmaktan çıktı. Yolsuzluk artık teşkilatlı yolsuzluk olmaya başladı. Yolsuzluk artık şirketle yapılıyor, dernekle yapılıyor. Birlikte yapılıyor, kolektif yapılıyor. El ele yapılıyor. Yolsuzluk artık bir kişinin ahlaki bozulmasının, paraya dayanamamasının, sütü bozuk olmasının, haramzade olmasının sonucu değil. Şimdi yolsuzluk akılla yapılıyor, fikirle yapılıyor, planla yapılıyor, mevzuatla yapılıyor, teşkilatla yapılıyor, dernekle yapılıyor. Öyle değil mi? Adam gidiyor Almanya’da milletin en temiz duygularını kullanmak için dernek kuruyor. Neymiş? Yoksullara yardım edecek, açları doyuracak, mazlumların yarasına merhem olacak. Onlar için çalışacak. Dolaşıyor camileri, dolaşıyor mahalleleri Almanya’da. Ramazan mübarek günler fitrenizi, zekatınızı buraya verin diyor. Fitreyi, zekatı topluyor, yardımı topluyor. Bak burada siz iyi kazanıyorsunuz ama Anadolu’da insanlar ızdırap içinde. Bu kazancının karşılığı ver birazda gidip onlara da bakalım diyor. Oda çıkarıyor veriyor. Topluyor değil mi? Sonra ne oluyor? Hep beraber topluyorlar dernek olarak. Bir kuryeye veriyorlar o kurye Türkiye’ye taşıyor. Bankayla değil. Banka yoluyla değil, kuryeyle çantada taşıyorlar. Türkiye’ye geliyor. Türkiye’de ne oluyor bu paralar? Şirket oluyor, şirket. Arsa oluyor. Bunlar Türkiye’de yatırım oluyor. Bu paralar televizyon kanalı oluyor. Kanal kuruluyor. O televizyon ne yapıyor. Ne anlatıyor vatandaşı aydınlatıyor. Vatandaşın ufkunu açıyor, memleket gerçeklerini söylüyor. İnsanlara hizmet ediyor değil mi? Ne yapıyor? AKP’ye hizmet ediyor. AKP’ye destek oluyor. Bunun için kuruluyor değil mi o televizyon.
Şimdi değerli arkadaşlarım, bu iş ortaya çıktı. Nerede ortaya çıktı? Kim ortaya çıkardı? Almanlar. Biz söylüyoruz buralarda ama dinleyen yok. Almanya’da Alman adliyesi el koydu, soruşturdu, aydınlattı, yargıladı, mahkum etti davayı bitirdi. Tamam mı? Şimdi Türkiye’de de bunun uzantıları var. Alman mahkemesi diyor ki, kuryelik yapan adam sizin TRT’nizin başındadır diyor. Sizin RTÜK’ünüzün, Radyo Televizyon Üst Kurulunuzun başındadır o diyor. Başbakanın arkadaşı, yakını, onu oraya koymuş. Bu kuryelik yapan kişi. Bu televizyonu kuran falan kişi diyor. Başbakana soruyoruz tanıyor musun bu kişiyi? Başbakan ık mık tanımıyorum demeye kalkıyor ama fotoğraflar çıkıyor gerçek gösteriyor ki akrabası, dünürü, bir şeyleri işte.
Şimdi kim bunlar? Başbakan bunları tanıyor mu? İktidar bunları tanıyor mu? Peki Başbakan, iktidar bunlara destek oldu mu? Bunları himaye etti mi? Bu işi yapan derneğe sen vatana, millete hayırlı bir derneksin diyorlar. Sana devletin bütün kapıları açık olmalıdır diyorlar karar alıyorlar. Ve gene buna diyorlar ki senin vergi vermemen gerekir. Vergiden muafsın sen diyorlar. Bunu bu yolsuzluk yapan derneğe diyorlar ama Mehmetçik vakfına, yani bu vatan için, bu millet için sınırda, ülkede mayına basmış, şehit olmuş, bu memleket için en büyük fedakarlığı yapmış insanlara yardımcı olmak için kurulmuş Mehmetçik vakfına o vergi kolaylığını vermiyorlar.
Şimdi bu tesadüfen mi oluyor arkadaşlar? Bu hazırlıklı, planlı, bilinçli bir oluşum değil mi? Bunun arkasında ne yaptığını bilen birileri yok mu? Onun için bu dava soruşturulmuyor. Almanya’da soruşturuldu Türkiye’de hala kimsenin kılı kıpırdamıyor. Bende bunu anlayamıyorum. Yolsuzluğu yapanlar bizim vatandaşlarımız. Yolsuzlukla paraları ceplerinden alınanlar bizim vatandaşlarımız. Onları Türkiye’ye taşıyan kuryeler bizim vatandaşlarımız. O paralar Türkiye’de şirkete dönüştürülüyor, dönüştürenler bizim vatandaşlarımız. Televizyona dönüştürülüyor dönüştürülen televizyon bizim televizyonumuz. Her bakımdan bizimle ilgili. Peki nerede Türkiye’de dava? Nerede Türkiye’de soruşturma? Diyor ki Adalet Bakanı müracaat ettik dosyayı bekliyoruz. Almanya’dan dosyayı bekliyorlarmış. Kaplumbağanın sırtına koysalardı o dosyayı bugüne çoktan gelmişti. Dosya gelmiyor bir türlü. Ya sen niye dosyayı bekliyorsun Alman dosyasını? Bu vatandaş senin vatandaşın, suç senin vatandaşınla ilgili. Senin polisin yok mu, senin emniyet güvenlik güçlerin yok mu, senin savcın yok mu, senin hakimin yok mu, kanunun yok mu, hukukun yok mu? Niye sen gidemiyorsun da Almanya’dan dosya gelsin, dosya gelsin diye bekliyorsun? Dosya istiyorsan işte al sana dosya. Dosya istiyorsan al dosya. Dosya burada.
Değerli arkadaşlarım, koca Türkiye Cumhuriyeti dosyayı hala getiremedi. İnşallah yarın gelecek. Ama Cumhuriyet Halk Partisi bu dosyayı getirdi. İşte burada dosya. Bunların ihtiyacı dosya falan değil. Bunların ihtiyacı Almanya’dan gelecek olan bilgi değil. Bunların eksiği başka. Bunlar siyasi iradeden yoksun. Bu işi takip etme kararından yoksun. Bu işin üzerine yürüme anlayışından yoksun. Sorun o. Bütün bu konular çözülecektir değerli arkadaşlarım. Bütün bunlar çözülecektir inanıyorum. Buralarda konuşuyoruz yarın işte bakıldı edildi diyecekler. Bunlarla bir yere varacaklarına inanmıyorum. İnşallah bu Deniz Feneri ve onun arkasındaki ilişkilerin sırrını Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında biz çözeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, Deniz Feneri bu iktidarın fotoğrafı. Deniz Feneri bu iktidarın röntgeni, emarı. Baktın mı tamam diyorsun. Ne olduğu belli, niçin yapıldığı belli. Yani böyle bir olay her yerde kolay yakalanmaz. Burada ortaya çıktı. Her gün benzer bir sürü olay var. Hiç şüphe yok. Yani dünyanın neresinde değerli arkadaşlarım bir maliye bakanı kendisi hakkında 5 defa af yasası çıkartır? Dünyanın neresinde Allah aşkına? Bunlara alıştık gülüp geçiyoruz. Evet öyle yapıyor falan diyoruz. Allah şifa versin ameliyat oldu Amerika’da. Allah sağlık versin. Ama dünyanın neresinde 5 defa bir maliye bakanı için af yasası çıkar. Çıktı. Ama öte yandan Türk halkının sevgilisi, hepimizin gönlünde taht kurmuş olan Gazanfer Özcan 50 milyar borcu 500 milyara çıktı ödenemez hale geldi. Adam kaybettik, öldü gitti. Bu Türkiye tablosu.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Gazanfer Özcan’ına sahip çıkabilmelidir. Türkiye bu sahtekarlara teslim olmamalıdır. Kendi değerlerine sahip çıkabilmelidir.
Şimdi ne oyunlar, arsa oyunları, imar oyunları, çoluk çocuğa ortaklıklar. Yakışmıyor, yakışmıyor, Türkiye’ye yakışmıyor bunlar. Ama manzara bu.
Şimdi bu tablo karşısında hepimiz gerekeni yapacak mıyız, yapmayacak mıyız? Bakın önemli konu budur. Türkiye’de ekonomi kötü bir gidiş içinde. Ama ciddi tedbir arayışı yok, ciddi bir politika yok. Hükümet bir bütçe yaptı. Yaptığı bütçenin gerçeklerle hiçbir ilgisi yok. Türkiye büyük kalkınma yapacak, %4 kalkınacak diye rakamları koydular. Sanki o kalkınmayla ilgili vergiler toplanacakmış gibi harcamalar plandılar. Harcamaları yapıyorlar, gelirler yok, bütçe büyük açık veriyor. Kimsede sesini çıkarmıyor. Niye? Seçime kadar bu iş böyle gitsin. Seçime kadar gidelim. Sen seçime kadar harcama yapmalısın ama harcamayı kendi seçim masraflarını karşılamak için değil, işsiz kalmış olan vatandaşın, geliri azalmış olan dar gelirlinin, emeklinin ihtiyacına cevap vermek için harcamalısın. Ama onu bırakmış Tunceli’ye buzdolabı götürüyor.
Şimdi değerli arkadaşlarım, yani elbette biz kendi ülkemizde ihtiyacı olan vatandaşa yardımcı olmalıyız. Yardımcı olmak doğaldır. Ama elinizi vicdanınıza koyunuz Tunceli’deki vatandaşa buzdolabı, çamaşır makinesi dağıtmak yardımcı olmak anlayışıyla mı ilgilidir yoksa başka hesaplarla mı ilgilidir? Yani yardımcı olmak istiyorsan yapman gereken iş açık. Her ailede bir kişiye iş ver, iş, iş, iş!!! Türkiye’nin ihtiyacı iş. Her ailede bir kişi iş sahibi olsun. Sağlık sigortası kapsamı içine giriversin ailesi, anası, babası, çoluğu, çocuğu. Bunu sok bunu. Bir kişiye iş ver. Buzdolabı dağıtacağım diye şov yapmayı, seçim rüşveti vermeyi, hovardalık yapmayı, gösteriş yapmayı bırak vatandaşın derdine çare ol, iş ver!
Değerli arkadaşlarım, bakın biz yıllardır bir şeyi söylüyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Dedik ki, önce insan. Arkasından dedik ki, önce iş. Arkasından dedik ki, önce ahlak. Bakın önce insan, önce iş, önce ahlak. Bu Cumhuriyet Halk Partisinin ta yıllar öncesinden beri söylediği temel düşünce. Önce insan ne demek? Önce rant değil demek. Önce kazanç değil, önce insan. İnsanı düşüneceksin. İnsan işin esasıdır, siyasetin esasıdır demek. İki; insanın en temel ihtiyacı iştir demektir. İnsana iş vereceksin. Ama işi de verdikten sonra çalıp çırpmayacaksın. Çaldırtıp çırptırmayacaksın. Onun için önce ahlak.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’deki yolsuzluk çarkının nasıl döndüğünü biliyorsunuz. Önce haramzade bir bürokrat olacak. Kanunu, mevzuatı bilen, yolsuzluk çarkı nasıl döndürülür, nerede boşluk var bilen bir memur olacak değil mi? Yüksek bir memur. Ondan sonra uyanık bir iş adamı olacak. Haram helal bilmeyen, nereden gelirse gelsin paraya kendini kaptırmış bir işadamı olacak. Birde sahtekar bir siyasetçi olacak. Üçü el ele verecek, üçü birlikte bir çark oluşturacak yolsuzluk çarkı öyle dönecek öyle değil mi? Şimdi bu yolsuzluk çarkının ön hassas ayağı siyasetçi ayağıdır. O siyasetçi ayağını kırmak lazımdır. Nasıl kıracağız? Milletvekili dokunulmazlığını kaldırarak kıracağız. Milletvekili dokunulmazlığı kalkacak. Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiği zaman ilk yapılacak işlerin başında bütün milletvekillerine sizin bir vatandaştan hiçbir imtiyazınız yok demek olacak. Dokunulmazlık zırh olmaktan çıkacak. Türkiye böyle ayağa kalkar. Yolsuzluklar böyle ortadan kaldırılır. Hep beraber bunu başaracağız.
Sevgili vatandaşlarım, sevgili Kocaelililer, bakın şimdi bir yerel seçime gidiyoruz ama bu seçime giderken dikkatinizi çekerim ekonominin gidişi iyi değil. Peki siyasetin gidişi iyi mi? Şimdi size bazı sorular soracağım. Bana söyler misiniz Türkiye 6-7 yıl öncesine göre bugün daha özgür, daha serbest, iktidara daha kolayca muhalefet edebilen bir medyaya, basın ve televizyon düzenine sahip midir? 6 – 7 yıl öncesine göre Türkiye’nin medyası daha özgür müdür, daha serbest midir? O alanda demokrasi daha gelişti mi? Hükümet daha kolay denetlenebiliyor mu? Yanlışı söylenebiliyor mu? Peki bir başka soru daha soracağım. Elinizi vicdanınıza koyunuzda söyleyiniz Türkiye 6 – 7 yıl öncesine göre adalet sistemi, yargı sistemi daha bağımsız, daha tarafsız, siyasi etkiden uzak bir noktada bulunuyor mu? Adalet ve yargı daha bağımsız mı, daha özgür mü? Son 7 yılda bu konuda olumlu bir gelişme oldu mu? Kim söyleyebilir? Bir soru daha size. Son 7 yılın içinde Türkiye yolsuzlukları daha denetlenen, takip edilen, sonuçlandırılan, yolsuzlukları ortadan kaldırılan bir ülke haline geldi mi, gelmedi mi? Yolsuzluklar arttı mı, artmadı mı? Yolsuzluk arttı. Medya özgürlüğü daraldı, adalet, yargı bağımsızlığını 7 yıla göre kaybetti. Peki insanlar, kişiler, kadınlar kendilerini daha özgür hissediyorlar mı? Mahalle baskısı, araştırmaların söyledikleri. Ne oluyor, nereye gidiyor Türkiye siyaseti. Yani Türkiye daha bağımsız, daha özgür olmayacak mı? Daha demokrat olmayacak mı? Ne oluyor? Birileri Türkiye’nin iplerini eline geçiriyor, Türkiye’nin kontrolünü eline geçiriyor, Türkiye’nin demokrasisi, adaleti, dürüstlüğü bu arada tahrip oluyor. Böyle bir süreç var değerli arkadaşlarım. Bu süreç böyle giderek topluma kendisini dayatıyor. Buna biran önce son vermek lazımdır. Bu iyi bir gidiş değil. Ekonomide sıkıntı, siyasette sıkıntı, ahlakta sıkıntı. Hepsi bir arada gidiyor. Bunları önümüzdeki yerel seçimlerde hep beraber etkisiz kılmak zorundayız. Bu üzerimize düşen tarihi bir görevdir, büyük bir görevdir.
Yani eskiden istimdat dönemlerinde jurnalcilik vardı. Şimdi telefonlar dinleniyor. Vatandaşlar telefonlarının dinlendiğinden kaygı içinde hısım akraba, eş dost kendi arasında dedikodu yapamaz hale geldiler. Birbirlerinden şikayet edemez hale geldiler. Şöyle içinden geldiği gibi iktidara bir küfredemez hale geldiler.
Değerli arkadaşlarım, bunlarla bu gidişat önlenemez. Bakın en son olarak da kendisine muhalefet eden basını susturmak için para cezası yöntemine başvurduğu görüldü. Gerçekten bu artık gidişin emaresidir, işaretidir. Bu işi sürdüremeyeceğinin kanıtıdır. Artık umutsuzluk onlara da hakim olmaya başlamıştır. Bu gidişi inşallah hep beraber sonuçlandıracağız.
Şimdi bu seçim öyle bir seçim ki siz İzmit, Kocaeli olarak çok şanslısınız. Bu seçimde bir oy vereceksiniz, verdiğiniz oyla hem bütün bunlara cevap vereceksiniz. Hak ettikleri tepkiyi göstereceksiniz. Bu yanlışlıkları yapanlara hak ettikleri şamarı vuracaksınız. Hem de bir muhteşem belediye başkanını İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçtireceksiniz. Ne kadar büyük bir şans. Ne kadar uygun bir nokta. Yani bir oyla bütün güzellikleri aynı zamanda gerçekleştireceksiniz.
Sefa Sirmen Türkiye’nin en başarılı belediye başkanlarından biri. Hiç kuşku yok. Yaptığı çalışmaları en iyi sizler biliyorsunuz. Başbakan buraya gelmiş, her yerde CHP’yle uğraşır, bizimle uğraşır. Burada Sefa’yla uğraşmış. Şimdi onun iki derdi var. Bir CHP, birde bazı belediye başkan adayları. Bir Kılıçdaroğlu’na taktı İstanbul’da. Birde burada Sefa Sirmen. Burada söylediklerinin tamamen yanlış bilgiye dayalı, gerçeklerden uzak, yanlış sözler olduğunu bütün İzmitliler, Kocaelililer, çok iyi biliyor. Yani Sefa’nın 100 milyon dolar harcayarak yaptığı doğalgaz düzenini bunlar 500 trilyona yaptı diye ilan ediyorlar. 500 milyon dolara kendileri sattılar 100 milyon dolara yapılanı. Halbuki şimdiki değeri 2,5 milyar dolar. Körfeze 8 tane arıtma tesisi kurduk diyor Başbakan. Sefa Sirmen diyor ki bir tane bile kurmadılar diyor. Bir tane bile kurmadılar. Bizim kurduklarımızı Avrupa’da eğitip getirdiğimiz insanları işten attıkları için doğru dürüst çalıştıramaz hale geldiler. Ve körfezi bozmaya başladılar diyor.
Şimdi bunların hesabını siz önümüzdeki seçimde inşallah en iyi şekilde göreceksiniz. Eğer önümüzdeki seçimde Sefa Sirmen Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı olursa hizmet nasıl yapılırmış, Kocaeli’nin sorunları nasıl çözülürmüş herkese en iyi şekilde onu göstereceğinize inanıyorum.
Sevgili İzmitliler, sevgili Kocaelililer, yağmur falan dinlediğiniz yok bakıyorum. Şemsiyesi olan olmayan meydanda hep beraberiz bir aradayız. Eksik olmayın bize büyük güç katıyorsunuz.
Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Türkiye’de meydanın boş olmadığını, Türkiye’de ülkenin sahipsiz olmadığını bir kez daha burada gösterdiniz. İnşallah bunu sandıkta da hep beraber kanıtlayacağız. Görmeyenlere orada göstereceğiz. Biz şimdi görüyoruz. Ama görmeyenler olabilir. Onlarda inşallah sandıkta bu tabloyu görecekler. Ve Türkiye’nin önünü açacaksınız. Türkiye’nin geleceğini aydınlatacaksınız. Size inanıyorum, size güveniyorum. Hep birlikte Türkiye’mizi bunlardan kurtaracağız. Ülkemizi hak ettiği yere hep beraber taşıyacağız. Hiç kuşku duymuyorum. Hiçbir iktidar ebedi değildir. bunlarda gidecektir. Geldikleri gibi gideceklerdir. Milletin kararıyla gideceklerdir.
Şimdi İzmit’teki belediye başkan adaylarımızı buraya çağırıyorum hep beraber bir selamlayalım, birde fotoğraf çektirelim. İzmit’in Belediye Başkan Adayı Fikret Toker. Başiskele Belediye Başkan Adayımız Hasan Hüseyin Çakar. Çayırova Belediye Başkan Adayımız Hamit Tandoğdu. Darıca Belediye Başkan Adayımız Hüseyin Özdincel. Derince Belediye Başkan Adayımız İrfan Kabaloğlu. Dilovası Belediye Başkan Adayımız Salim Kaygısız. Gebze Belediye Başkan Adayımız Halil Çalık. Gölcük Belediye Başkan Adayımız Necdet Barış. Kandıra Belediye Başkan Adayımız Mustafa Öğren. Karamürsel Belediye Başkan Adayımız Merih Kuruçelik. Kartepe Belediye Başkan Adayımız Yaşar Sönmez. Körfez Belediye Başkan Adayımız Salih Şirin.

