CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN GİRESUN MİTİNGİNDE YAPTI

9/3/2009 · Kategori: Duyuru

GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN

GİRESUN MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

(9 MART 2009)

Sevgili Giresunlular, çok değerli kardeşlerim, hepinizi içten sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.

Bütün Giresunluları hiçbir siyasi parti ayrımı gözetmeden, AKP’lisiyle, MHP’siyle, CHP’lisiyle, tarafsızıyla hepinizi, bütün Giresunluları sevgilerle, saygılarla selamlıyorum. Hoşgeldiniz.

Nasılsınız, iyi misiniz? Giresun’da işler yolundamı, keyfiniz yerinde mi? Nasıl borçlar ödeniyor mu? Alacağınız, vereceğiniz birbirini tutuyor mu? Masrafınız, kazancınız dengelimi? Gençler iş buluyor mu? Fındık yüzünüzü güldürdü mü? Güldürmedi mi? Yani Giresun’daki üretici, fındık üreticisi, Giresunlu kardeşlerim hayatından memnun değil mi? Çiftçi memnun değil, köylü memnun değil. Peki emekli hayatından memnun mu, gençler iş bulabiliyor mu? Bulamıyor musunuz? Okulu bitiyorsunuz, diplomayı alıyorsunuz ama tayin yok, kadro yok, iş yok. Değil mi? Ne devlet iş veriyor, ne özel sektörde hayat var öylemi? Esnafın durumu nasıl o bari biraz iyi olsaydı. Esnafında mı durumu kötü? Onlarda piyasa daraldı, iş yok mu diyorlar? Yeni yatırımlar var mı Giresun’da? Yeni devlet hizmetleri var mı? Peki borçlarınızı nasıl idare ediyorsunuz? Kredi kartı borçları var mı? Ne yapıyorsunuz? Bir bankaya olan borcu bir başka bankanın kartıyla döndürüyor musunuz? Cambazlık yapıyorsunuz yani. O bandan o bankaya, o bankadan o bankaya öylemi? Döndürüyorsunuz. Döndürürken arada boşa düştüğünüz oluyor mu? Arada patlıyor mu bu oyun, bu düzen böyle giderken bir yerde kırılıyor mu? Bakın geçen sene 2 milyon 500 bin kişininki kırıldı. 2 milyon 500 bin kişinin bu kart döndürme borçları bankadan bankaya aktararak idare etme girişimi 2,5 milyon kişinin başarısızlığa uğradı. Bu ne demektir? 2,5 milyon ailenin ciddi bir sıkıntıya, krize, aile olarak krize girmesi demektir. 5 kişiden hesap edin 12,5 milyon insan ekonomik bunalıma girdi demektir. Bakınız bir rakam daha vereyim size. Kasımdan Kasıma 1 yıl içinde, 2008 Kasım’ında Türkiye’de düzeltilmiş rakamı veriyorum, resmi rakam yalnız. Gerçek bunun çok üstündedir, makyajlanmış resmi rakamdır bu. 1 milyon insan işini kaybetti. 645 bin, 300 binde ayrıca mevsimlik ve iş aramaktan vazgeçtiği halde işsiz olup iş talep eden insan 945 bin. Onu da eklediğiniz zaman 1 milyon civarına 1 yılda işini kaybeden insan sayısı geliyor. Bugün Türkiye’de sanayide 10 makineden 4’ü stop etti, 4’ü çalışmıyor. Halbuki o 4 makineyi kurmak için iş adamı kredi buldu, döviz buldu, borç aldı, sermayesini kullandı o makineleri aldı. O makinelerde şimdi 100’lerce, 1000’lerce insan işçi olarak çalışıyor, teknisyen olarak çalışıyor, usta olarak çalışıyor, mühendis olarak çalışıyor. Onlarda bitti. Kapasite kullanımı %60’a düştü. 4 makine sanayide kapandı. Ona para yatırmış olan işadamı bunalımda. Oradan maaş almak için orada çalışmakta olan işçi ve ailesi bunalımda, işsiz kaldı. Ekonominin çarkları dönmüyor, çarklar tıkanmaya başladı değerli arkadaşlarım.

Bu ağır bir tablodur. Bakın Türkiye’de 500’ün üzerinde işçi çalıştıran 350 tane mensucat fabrikası var, tekstil fabrikası. 500’den fazla işçi çalıştıran asıl büyük fabrikalar. Bunların yarısı kapandı. Yeni rakam geldi. Bugün daha birkaç saat önce açıkladılar resmi rakam Türkiye’de sanayi Şubat ayında da 4’te 1 geriledi. Ocak’ta gerilemişti. Şimdi Şubat’ta da geriledi.

Şimdi bakın, demin verdiğim işsizlik rakamı Kasım sonu itibariyle. Asıl sıkıntının vurduğu Aralık var, Ocak var, Şubat var, Mart var, seçim sonrası var. Bir sıkıntıya doğru gidiyoruz. Çok açık. Devlet yatırım yapmaktan vazgeçmiş. Vatandaşlar, girişimciler, müteşebbisler, özel sektör kendi derdine düşmüş. Doları almış 1 milyon 100 bin liraya, şimdi dolar çıkmış 1 milyon 800 bin liraya. 700 bin lira artmış dolar. Şimdi onun ödeme zamanı gelecek. Onu ödeyecek. Neyle ödeyecek, nasıl ödeyecek, ona kefil olan banka ne durumda? Türkiye çok ciddi bir sıkıntının içinde. Asıl önemli olanı şu sevgili Giresunlular. Bu sıkıntılar yaşanıyor da bu sıkıntılar karşısında hükümetin tutumu, davranışı, olaya bakışı, asıl önemli olan bu. Yani hükümet arkadaşlar ciddi bir tabloyla karşı karşıyayız, tedbirlerimizi alıyoruz, hep beraber el ele vereceğiz, belki biraz sıkıntı çekeceğiz ama şu programı uygulayacağız, bu programı uygulayacağız ve buradan yüzümüzün akıyla çıkacağız diyor mu? Ne diyor? Kriz miriz bize dokunmaz diyor. Kriz bizi vurmadı diyor. Kriz bize teğet geçti diyor. Ne teğet geçmesi, vatandaşlar, çiftçiler söylüyorlar bana. Teğet meğet değil diyor. O dirgen vardır çiftçinin saman kaldırırken kullandığı 5’li dirgen. O 5’li dirgen diyor böğrümüzden girdi sırtımızdan çıktı diyor.

Değerli arkadaşlarım, ekonomik krizin Türkiye’yi çok ciddi şekilde vurduğu çok açık. İşsizlik ciddi bir sorun haline geldi. Niye geldi, ne var bunun arkasında derseniz. Niye Türkiye bir süre önce zenginleşiyoruz, 10 bin dolara çıktı adam başına milli gelir, Türkiye zenginleşti diye anlatırken iktidar nasıl oldu da buraya geldi. Ne oldu o 10 bin dolarlara. Hani Türkiye kurtulmuştu, kalkınmıştı, zenginleşmişti. Türkiye dünyaya örnek olmuştu. Ne oldu? Bugün dünyada işsizliğin en çok arttığı 32 ülke içinde ikinci ülkeyiz. Birinci ülke İzlanda. Hani iflas etti satılığa çıkarıldı İzlanda. İkinci ülke Türkiye değerli arkadaşlarım. Türkiye büyümüyor, küçülüyor. Bugün gelen sanayi rakamı o. Sanayi ekonominin temeli, tarımın halini siz biliyorsunuz. 4’te 1 azalmış sanayi üretimi. Türkiye küçülmeye başlamış. Neye göre? Bir önceki yıla göre.

Değerli arkadaşlarım, peki zenginleşen, büyük yatırım yapan kalkındık, refaha ulaştık denilen Türkiye bu Türkiye mi? O zaman zenginleştikte bu manzara ne? Zenginleştikse bugünkü tablo ne? Bugün işçilerimizin, işten atılan insanların kredi kartı borcunu dondurup da makul takside bağlayıp makul bir sürede ödemesi için bir kanun teklifi veriyor musun? Bak biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdik. Dedik ki bu ortamda insanlar aldıkları borçları ödeyemez hale geldi, işinden atıldı, işsiz kaldı. Bunun bir kötü niyeti yok. Dondur şu borçları, makul bir faize bağla, ödenebilir bir faize bağla, taksitlendir 2 yılda, 3 yılda ödemesine izin ver. Bunlarla meşgul değiller. Sanayiyi harekete geçirmek için işçi başına aldığın vergisi ve stopajı düşür. Yani işveren yanında adam çalıştırırken birde sana ayrıca vergi ve stopaj ödemek zorunda kalmasın. Bırak çalıştırıversin yanındaki adamı. O çalışırsa Türkiye ferahlar, evine ekmek gider. Sen birde ayrıca vergi alacağım diye niye üstüne çıkıyorsun bunun? Bugün Türkiye dünyada en yüksek çalışan adam başına onu çalıştırandan ek vergi alan ülke. %50’ye yakın. İngiltere’de böyle değil, Almanya’da böyle değil, Avrupa’nın hiçbir ülkesinde böyle değil. Yunanistan’da böyle değil, Polonya’da böyle değil. Ama Türkiye’de mademki adam çalıştırıyorsun adam çalıştırmanın vergisini de bana ver, çalıştırdığına verdiğin paranın yarısını da ayrıca bana öde diyor. Eksik olsun, senin gelirin üç kuruş azalıversin. Bırak da o insanın geliri artıversin, işçiyi atmak zorunda kalmasın, fabrikanın çarklarını döndüremez hale düşmesin. Hayır. Bu tedbirleri söyledik. Başbakan geçenlerde ben bunları konuşunca ne çare biliyorsan söyle dedi. 7 tane çare söyledim. Bir tane değil, 7 tane çare söyledim. Ne yaptı çıktı? Verdi veriştirdi bana. Söylemedik laf bırakmadı.

Şimdi değerli arkadaşlarım, siyasette belli bir seviyeyi tutturmak lazım. Ama Başbakanın bu tutumu karşısında bende ağzının payını verdim. Neyse şimdi biraz ağzını toplar gibi oldu. Dikkatle izliyorum. Gerekeni gereken zamanda yaparız. Eğer böyle giderse bizden de küçük küçük tartışmalarla, laf dokundurmalarla durumu idare ederiz. Ama ötesine geçerse ağzının payını veririz. Neydi o hatırlıyorsunuz değil mi? Cumhuriyet Halk Partisi cibilliyetsiz diyor. Cumhuriyet Halk Partisi mezhepsiz diyor, tıynetsiz diyor. Kardeşim bu Cumhuriyet Halk Partisi bu vatanın bağımsızlığını sağlayan parti. Düşmanı Anadolu’dan çıkaran parti. Türkiye’nin bağımsızlığını güvence altına alan parti. Bu devleti kuran parti Cumhuriyet Halk Partisi. Nasıl olurda bir Başbakanın dili varırda Cumhuriyet Halk Partisine o sözleri kullanabilir, aklından geçirebilir, dudağından ifade edebilir. Akla mantığa sığar mı bu? E ne yapacağız bu lafların karşısında susacak mıyız? Verdik ağzının payını.

Değerli arkadaşlarım, şimdi ben bunları söylüyorum Başbakanda meydan meydan dolaşıyor. Ne söylüyor? Yani işsizlikten söz açıyor mu? Rize’ye gitmiş çayı konuşmamış. Buraya gelip fındığı konuşması lazım. İnşallah gelir konuşur. Fındığı bir anlatıverir, fındığı bir dinleriz. Ben konuşacağım birazdan. İnşallah Başbakanda gelir fındığı bir konuşur, işsizliği konuşur, yoksulluğu konuşur. Ödenmeyen banka kredilerini konuşur. Bunları konuşmuyor. Ne yapıyor? Varsa yoksa Cumhuriyet Halk Partisi, varsa yoksa Deniz Baykal. Deniz Baykal’la yatıyor, Deniz Baykal’la kalkıyor. Kardeşim sen Başbakansın işine bak, işine bak. Her şeyi bırakmış bizimle uğraşıyor. Benimle uğraşıyor yetmiyor İsmet Paşa’yla uğraşıyor. İsmet İnönü döneminde efendim ekmek karneyle dağıtılırmış. Sen İsmet Paşa döneminin ne olduğunu biliyor musun, ikinci dünya savaşını biliyor musun? Türkiye’nin nerelerden nasıl ayakta kaldığını biliyor musun? Farkında değil, konuşuyor işte. İsmet Paşa’ya konuşuyor. Neyse ki İsmet Paşa’ya gelince fren yapıyor. İçinden bir aşamaya daha ileriye gitme hevesi var ama, bir daha geriye gidecek ama oraya gidemiyor. Orada duruyor, İsmet Paşa’da duruyor. Orada dursun. Oraya da el atmasın. Ne söyleyeceği varsa benimle konuşsun, bana söylesin.

Şimdi ben bunları konuşuyorum. Başbakan bize sataşıyor. Bende Türkiye’nin sorununu, derdini anlatıyorum, anlatacağım. Birazdan da anlatacağım. Sadece bu söylediklerim değil yolsuzluklar var. yolsuzlukları da konuşacağız. Bundan rahatsız oluyor Başbakan. Meydanlarda benim aleyhimde konuşma yaparak bana cevap verdiğini zannediyor. Halbuki dünyanın her yerinde olan bellidir. Dünyanın her yerinde usul bellidir. Seçim öncesinde iktidar ve muhalefet liderleri televizyona çıkarlar. Televizyonda da onlara memleketin önde gelen televizyoncuları, gazetecileri soru sorarlar, onlarda birbirlerine soru sorarlar vatandaşta bunları dinler ne cevap veriyor. Vatandaş dinleyince anlar. Kim samimi söylüyor, kim doğru konuşuyor, kim dürüst konuşuyor, kimin kafasında başka hesap var. Bunu vatandaş hemen anlar. Televizyon ekranı saydamdır saydam, şeffaf. Adamın ruhunu görür, içini görür. Çık karşıma gel benim hakkımda ne biliyorsan sen söyle, bende senin hakkında söyleyeyim vatandaşta hükmünü versin. Hayır buraya gelmiyor, vatandaşın karşısına çıkmıyor, gazetecilerin karşısına kendi seçtikleri dışında çıkmıyor. Böyle demokrasi olmaz, böyle siyasi tartışma olmaz. Bak senin hakkında ben bir sürü şey söylüyorum. Senin arkandan konuşmak istemiyorum. Sende benim arkamdan konuşuyorsun. Olmuyor. Gel yüz yüze konuşalım. Vatandaşta görsün.

Şimdi bakınız; sen benim karşıma gelmiyorsun diye şimdi ben bu memleketin en önemli konularını bir seçim öncesinde gelmişim Giresun’a, Giresun’da vatandaşıma söylemeyecek miyim? Anlatmayacak mıyım? Bu memlekette yolsuzluk var demeyecek miyim Giresunlular? Yolsuzluk var mı, yok mu? Yolsuzluk var olmaya devam edebilir mi? Yolsuzluk var olacak, biz sesimizi çıkarmayacağız, senin ızdırabın devam edecek, gencimiz iş bulamayacak. Sen fındığının karşılığını alamayacaksın, ekonomi tıkanacak ama yolsuzluktan birileri katlanarak zengin olacak. Siyasette bunun karşısında nazik, terbiyeli ve sukut etmiş bekleyecek. Böyle şey olur mu? Böyle demokrasi olur mu? Elbette çıkacağız söyleyeceğiz.

Şimdi değerli arkadaşlarım, yolsuzluk her ülkede olabilirde bugün Türkiye’de olan yolsuzluk gibisi dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiştir. Türkiye’de cumhuriyet tarihinde görülmemiştir. Yolsuzluk artık Türkiye’de kişisel bir olay olmaktan çıktı, ferdi bir iş olmaktan çıktı. Yani ahlakı bozuk, sütü bozuk birisinin kafasını bozup yanlış yapması olayı değil yolsuzluk. Şimdi yolsuzluk teşkilatlı, örgütlü, kolektif, dernekleşerek, şirketleşerek, mevzuatı kullanarak, iktidarı kullanarak yapılıyor. Örgütlü yapılıyor, teşkilatlı yapılıyor. Kimin aklına gelir adam dernek kurmuş gitmiş Almanya’ya. Almanya’da diyor ki, yoksulları doyuracağım, yetimlere sahip çıkacağım, yardımcı olacağım. Bana yardım edin diyor. Ramazan mübarek ayda milletin fitresini, zekatını topluyor, yardımlarını topluyor. O yardımları alıyor bir kurye aracılığıyla Türkiye’ye gönderiyor. O yardımlar Türkiye’de o şirketi, o derneği kuranların şirketleri haline dönüşüyor, şirket kuruyorlar. Televizyon kanalı kuruyorlar sevgili Giresunlular. Evlerinize giriyorlar, sizin evlerinize. AKP satmak için, Tayyip Erdoğan satmak için evlerinize giriyorlar bu şekilde aldıkları paralarla. Almanya bunu görüyor böyle şey olmaz diyor Alman hükümeti, Alman yargısı. Hemen bunlar hakkında dava açıyor, yargılıyor mahkum ediyor. Bize de bir yazı yazıyor. Diyor ki, bakın ben burada yargıladım ama şunlar, şunlar var. Asıl ele başları onlardır. Onları da sen tut biran önce yargıla diye bize yazı yazıyor. Şimdi bekliyoruz. Haftalar geçiyor, aylar geçiyor kıpırdayan yok. Onun üzerine ben çıktım ne oluyor bu dosya dedim. Efendim yazı yazdık Almanya’dan dosyayı bekliyoruz. Almanya’dan dosyayı niye bekliyorsun? Orada bu yolsuzluğu yapanlar bizim vatandaşlarımız. Yolsuzluğa kurban edilenler bizim masum vatandaşlarımız, o parayı Türkiye’ye taşıyan kuryeler bizim vatandaşlarımız. Şimdi devletin en önemli teşkilatlarının başında. RTÜK’ün başında. Efendim bu insanların o getirdikleri parayla kurulan şirketler Türkiye’nin şirketleri. Kurulan televizyon kanalı Türkiye’nin televizyon kanalı. Sen ne diyorsun? Almanya’ya yazı yazdım dosya gelsin. Almanya’dan yazı gelmese, Almanya’da dosya olmasa sen bir şey yapmayacak mısın? Bu senin suçun değil mi? Senin adaletin yok mu, senin mahkemen yok mu, senin emniyetin polisin yok mu, jandarman yok mu, kanunun yok mu? Bunlara karşı çaren yok mu? Almanya dosya gönderecek bunlarda o dosyaya bakacaklar. 6 ay oldu. Kaplumbağanın sırtına koysalar dosyayı 6 ayda gelirdi Ankara’ya. Onun üzerine biz arkadaşımızdan rica ettik, gönderdik Almanya’ya gitti. O meşhur dosyayı aldı getirdi bende çıktım mitinglerde işte sana dosya dedim, dosyayı koydum önüne.

Şimdi Başbakan diyor ki, kırtasiyelerce de kırmızı kaplı dosya çok diyor. Doğrudur kırtasiyecilerde kırmızı kaplı dosya çok da dosyalı Başbakan dünyanın başka bir ülkesinde yok. Kırtasiye çok da dosyalı Başbakan yok. Hakkında dosya var, savcılar tanzim etmiş, fezlekeyi göndermiş. Zimmetten dava açılsın diyor.

Şimdi değerli arkadaşlarım, bakın bu Türkiye’de yaşadığımız yolsuzluklardan birisi. Ama nereye baksanız böyle yolsuzluk var. Mesela bir telekom satılışı var evlere şenlik. Yani telekomu sattık Lübnanlı Hariri ailesine sattık. O da hemen tabi kaymağı yedi başkasına sattı. O da başkasına sattı. Gideceği yere gitti telekom. Türkiye’nin dışında, Türkiye’nin en önemli, en stratejik kuruluşu. Şimdi telekomu sattık. Satın alanlar neyle ödediler telekomu? Telekomun yıllık gelirinin bir kısmıyla taksitini ödeyerek telekoma sahip oldular. Yani ceplerinden para koymalarına gerek kalmadı. Telekomun yıllık geliri öyle taksitlendirdilerki zaten o yıllık geliriyle yıllık taksitini ödedi. Tarlanın taşıyla tarlanın kuşunu vurdular. Arkasından bunu böyle sattılar, böyle avanta bir satış bu çok açık. Bu satışın hemen arkasından satışlardaki KDV’yi %10 düşürdüler. Şimdi 100 milyonlarca dolar bu %10 KDV düşüşünden dolayı birilerinin cebine girdi. Kimdir o birileri? Hariri ailesi mi, yoksa Hariri ailesi birilerini aracı olarak birilerinin adına mı onu aldı. Ne oldu? Kimin aldığını bilmiyorum ama kimin verdiğini biliyorum. Giresunlu sen verdin sen! Türk milleti verdi, 70 milyon verdi o parayı. Bunlar aydınlığa kavuşturuldu mu? Daha kavuşturulmadı. Ne zaman kavuşturulacak? Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiği gün bunlar aydınlığa kavuşturulacak. Nereye bakarsanız. TÜPRAŞ’ın %15’ini sattılar 14.76’sını. Kime sattılar? Ofer diye İsrailli birisine. Başbakana soruldu sen tanıyor musun bu Ofer’i? Hayır tanımıyorum dedi. Öğlen yok yok tanıyorum dedi. Mahkeme karar verdi ki o satış tamamen yasalara aykırıdır. 750 milyon dolar Türkiye kaybetmiştir o satıştan. Bunların hepsi dosya, hepsi. Yığınla böyle olay.

Şimdi bunların üzerine yürümemiz gerekmiyor mu? Bu Türkiye’nin bir temel konusu değil mi? Yani bu temel konuyu dile getirmek bizim görevimiz değil mi? Başbakana ekonomik sıkıntıdan bahsediyorum bana çare söyle diyor. Çareyi söylüyorum hakaret ediyor. Bana birde yolsuzluklarla mücadelenin çaresi nedir diye sorsan da o çareyi de sana bir söyleyiversem. Niye sormuyorsun onu? Onu niye sormuyorsun? Onu sormuyor. Ama ben sorsa da, sormasa da çareyi söyleyeyim. Çare milletvekili dokunulmazlığını kaldırmaktır. Çare budur. Milletvekilinin imtiyazı olmaz. Kanunların üstünde olmaz. Vatandaşın durumu neyse milletvekilinin durumu o olacak. Bir farkı olacak milletvekilinin. Nedir o? Mecliste kürsüye çıktığı zaman suçtur değildir hiç önemli değil. Doğru bildiğini vicdanından ne geliyorsa onu özgürce söyleyecek. Söz hakkı sınırsız, hırsızlık yasak. Dokunulmazlık düzeni bu olacak. Söz ve konuşma hakkı sınırsız, hırsızlık yasak, yolsuzluk yasak, sahtekarlık yasak, evrakta sahtecilik yasak, zimmet yasak, cürüm işlemek üzere teşkilat kurmak yasak, kalpazanlık yasak. Bunlar başbakanların, bakanların dosyasındaki suçlar.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’yi inşallah hem ekonomik sıkıntısından, hem yolsuzluklarından hep beraber kurtaracağız. Bunun için Cumhuriyet Halk Partisi var. Türkiye’nin hukukunu, vatandaşın hukukunu hep beraber savunacağız, sahipleneceğiz.

Şimdi sevgili arkadaşlarım, yeni bir haber dolar 1.81 olmuş, 1.81’i aşmış. Değerli arkadaşlarım, bu böyle gitmez. Türkiye’nin biran önce derlenip toparlanması lazım. Yeni bir başlangıcın Türkiye’ye mutlaka taşınması lazım. Bakın yolsuzluklar böyle gitmez. Ekonomiye sırtını dönmüş bir iktidar, sahipsiz bir ekonomi böyle gitmez. Bir çare bulmak lazım.

Bakın Mart ayının içindeyiz. Bahara giriyoruz. Bahar yeni bir başlangıç dönemidir. Her şeyin yeniden taze bir biçimde, temiz bir biçimde başlayacağı bir dönemdir. Evlerde temizlik yaparsınız bahar temizliği değil mi? Ya ne olur bu bahar temizliğini sadece evlerde yapmayalım. Gelin bu memlekette de bir bahar temizliği yapalım. 29 Mart’tan daha güzel bir gün olur mu? Gelin 29 Martta bütün Türkiye’de bir güzel bahar temizliği yapalım. Hem temizleyelim, hem taze bir başlangıç yapalım. Yeni bir başlangıç yapalım. Sorunların üzerine yeni bir güçle, yeni bir iradeyle hep beraber yürüyelim. Tamam mı?

Şimdi bu fındık işini biraz konuşalım isterseniz. Ne oluyor, fındıktaki durum ne? Dünyanın en güzel fındığını yetiştiriyorsunuz. Giresun tohumu şahane, pırıl pırıl bir fındık. 140 bin ton fındık. Ortalama kabuklu. Ne oldu? Fiskobirliğe ne oldu? Toprak mahsullerine ne oldu? Toprak mahsulleri kendi işini yapamıyor geldi buraya fındık işine sen gir dediler. Yani burada 40 yılın fiskobirliği, deneyimli kuruluşu fiskobirliği atacağım, yerine toprak mahsullerini kuracağım dediler ve yeni bir başlangıç yaptılar. Ne oldu sonucunda? Bakın size rakamları vereyim. 40 yılda fiskobirliğin görev zararı 1 milyar 800 milyon TL. Yani 1.8 katrilyon diyelim 40 yıldaki zararı. 3 yılda toprak mahsulleri ofisinin yol açtığı zarar 3 katrilyon lira. 3 katrilyonun üstünde. Toprak mahsulleri ofisi 3 katrilyonun üzerinde devlete zarar verdi. Fiskobirliğin 40 yıllık zararı 1.8 katrilyon. Bir noktaya daha dikkatinizi çekeyim. Fiskobirliğe zarar denilen şeyler üreticinin cebine girmiştir. Çoğu üreticinin cebine girmiştir. Ama toprak mahsulleri ofisinin zarar diye yazdığı o 3 katrilyon üreticinin cebine girmiş değildir. Başka yerlere gitmiştir. Öyle değil mi Giresunlu? Bu neyin sonucu? Kim çıkardı bu icadı? Toprak mahsulleri ofisi buğdayı alamıyor, mısırı alamıyor, arpayı alamıyor. Her yerde kapanıyor. Sen geleceksin 40 yıllık fiskobirliğin işini ona vereceksin. Arkanda her türlü destek diyeceksin. O destek 3 katrilyon zarara yol açacak 3 yılda. Üstelik o zarar birilerinin cebine gidecek. 40 yılın fiskobirliği vatandaşa fazla verdin, az verdin tartışmasıyla 40 yılda 1.8 katrilyon vermiş olacak.

Değerli arkadaşlarım, doğrumudur bu? Bakın hala 202 trilyon alacağınız var. 2006 yılının don parasından dolayı kanuni alacağınız. Her defasında arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarımız büyük mücadele veririz verin üreticinin bu parasını diye. Her türlü engeli çıkarırlar vermezler. 50 50 aldık seçim öncesi bir 50 trilyon aldık. Öyle değil mi Akif bey 50 trilyon. Şimdi 202 trilyon, 252 trilyondu alacağınız 202 trilyona indi. 202 trilyon oradan alacağınız var. Bunun ödenmesi lazım. Fiskobirliğin belli bir zararı var. Onun ödenmesi lazım. Şimdi bakın bu sene ne oldu? Arkadaşlarımdan aldığım bilgiye dayanarak söylüyorum. Giresun’da bu geride bıraktığımız dönemde fındık iki fiyattan satıldı değil mi? Toprak mahsulleri ofisi bir fiyattan aldı, özel sektör bir başka fiyattan aldı değil mi? Toprak mahsulleri 4-4,5’tan aldı. Özel sektör 2 milyondan aldı. Öyle değil mi? Yani ortalamayı söylüyorum ben. Değişik fiyatlardan olabilir ama elimizdeki resmi rakamlar özel sektörün 2 – 2,5 milyona fındığı ortalama aldığını, buna karşılık toprak mahsulleri ofisinin 4-4,5 milyondan aldığını gösteriyor. Ne olacak? Vatandaş götürüyor toprak mahsulleri ofisine rutubetlidir deniyor, yok bilmem işte kalitesi uygun değil deniliyor vs. bin dereden su getiriliyor. Öyle değil mi? Ve alınmıyor. Ama birileri aynı fındığı götürüp satabiliyor değil mi? Aynı fındığı. Vatandaşın götürdüğü ve toprak mahsulleri ofisinin reddettiği fındığı, fındığı yaş deyip reddettiği, fındığı çürük, fındığın randımanı yok diye reddettiği, çuvalı kötü diye reddettiği, kurumamış diye, şöyle böyle diye reddettiği fındığı götürüyor tüccara veriyor 2 – 2,5 milyona. Sonra onlar toplanıyor tekrar toprak mahsulleri ofisine dönüyor mu?

Şimdi değerli arkadaşlarım, bu ne biçim Ali Cengiz oyunu. Bu ne biçim iş? Giresunlu bunu görüyor değil mi? Bunun farkında değil mi? Geçen seçimde de öyle diyordunuz Giresunlular. Yani gene buradaydık. Size bunları o zamanda anlattım. Gene öyle dediniz sonra gördük. Yapmayın artık şunu canım, yapmayın. Yani Türkiye’deki bütün yanlışlıkların özü budur. Biliyorsun, görüyorsun, bedelini de ödüyorsun. Ama ne oluyor bilemiyorum son anda bir bakıyoruz her şey altüst olmuş. Yani buralardan araba geçirtmediniz.

Şimdi bu işin içinde bir iş var. Bakın Tunceli’de olanlara ne diyorsunuz? Tunceli’de vali, başbakan destek veriyor, talimat veriyor. Vali buzdolabı dağıtıyor, divan dağıtıyor, üçlü divan. Çekyat, koltuk dağıtıyor. Çamaşır makinesi, bulaşık makinesi dağıtıyor. Şimdi elinizi vicdanınıza koyunuz. Bu ne adına yapılıyor? Yani yoksulluk var, işsizlik var, açlık var, açlığa karşı, yoksulluğa karşı mücadele ediyoruz diye mi bu buzdolapları, bu çekyatlar, bu kanepeler dağıtılıyor olabilir. Böyle bir şey düşünülebilir mi? Bunun bir mantığı var mı? Bunun vicdana sığan, akla sığan, alana yararı olacak bir tarafı var mı? Ne var bunun altında? Yani bunu dağıtıyorsun, bunu dağıtınca Yüksek Seçim Kurulu devletin bu konulardaki en yüksek teşkilatı çıkıyor diyor ki olmaz böyle şey, seçime gidiyoruz. Seçimin tarafsız olması lazım, adil olması lazım, devlet seçim öncesinde böyle dağıtımlar yapamaz diyor. Başbakan beni ırgalamaz bu diyor. Valimin arkasındayım diyor. Ve valiye devam et diyor. Valide devam ediyor. Şimdi böyle bir demokrasi olabilir mi, böyle bir hukuk devleti olabilir mi? Bunun doğru, uygun, yararlı, vatandaşa hizmet anlamına geldiği düşünülebilir mi? Tunceli’ye gidiyor bu yardım. Niye Tunceli’ye gidiyor? Giresun’da da var aynı durumda aynı durumda insan. Burada da dağıtsana buzdolabını, çamaşır makinesini. Buraya niye dağıtmıyorsun da oraya götürüyorsun?

Şimdi bir küçük hatırlatma yapayım size. Başbakan seçime giderken hatırlayın diyordu ki, bu seçime giderken İzmir’i istiyorum, Çankaya’yı istiyorum diyordu değil mi? Şimdi artık İzmir’i, Çankaya’yı unuttu. Hiç orada bir bekleyişi kalmadı. Ama anlaşılıyor kafasında yeni bir hedef koymuş. Milleti şaşırtacak Tunceli’yi alacağım diyor. Tunceli niye, nereden çıktı Tunceli? İstanbul’da Kemal Kılıçdaroğlu çıktı bir fırtına gibi esiyor İstanbul’da. Kemal Kılıçdaroğlu korkulu rüyası. Başbakanın korkulu rüyası. Birde zaten Kamer Genç biliyorsunuz. Birde Kamer Genç var. O da Başbakanın yakın dostu. Şunlara bir ders vereyim dedi galiba. Devlet kesesinden şimdi buzdolabı dağıtarak, kanepe dağıtarak orada seçim almaya çalışıyor. Bunu yaparken hukuk çiğneniyor, kanun çiğneniyor. Yüksek Seçim Kurulu gibi saygın bir kurum etkisiz, işlevsiz, söylediği sözün hiçbir değeri yok, hiçbir anlamı yok bir kuruluş haline geliyor. Yüksek Seçim Kurulu çaresizlik içinde. Savcıları ve İçişleri Bakanını göreve çağırıyor. Ama Başbakan çıkıyor ben diyor Valimi Deniz Baykal’a yedirmem.

Değerli arkadaşlarım, başka yerlerde söyledim burada da söyleyeyim. Benim vali yemek gibi bir alışkanlığım yok. Yani bir şey yemek gerekse Giresun fındığı dururken bana ne validen. Büyük tepki aldı. Yani hukuk kalmamış, demokrasi kalmamış. Derebeylik mi Türkiye? Ben dinlemem yaparım. Sen kimsin ya Ali Kıran baş kesen misin sen? Sen kimsin? Hukuk varsa onun gereği yapılır. Yapsana.

Şimdi dünde çıkmış Mersin’de. Orada da ilginç bir şey var. Mersin’e gidecek Başbakan daha önce bu çiftçinin hali ne olacak diye soran bir çiftçi vardı ya ona ulan ananı da al git demişti ya Başbakan o nezih üslubuyla, o güzel üslubuyla öyle demişti ya. O terbiyeli üslubuyla öyle demişti ya. Şimdi o adam gene çiftçinin halini sorar diye korkmuşlar, 3 gün evinin kapısında polis bekletmişler. Başbakan oraya geleceği zamanda gözaltına almışlar çiftçiyi.

Şimdi böyle demokrasi olur mu, böyle hukuk olur mu, böyle düzen olur mu? Başbakan bu manzara karşısında dün işte Mersin’e gitmiş Mersin’de diyor ki, 400 – 500 buzdolabı dağıtıldı diye seçim etkilenir miymiş diyor. Seçimin etkilenmesi için kaç adet buzdolabı dağıtılması lazım? 400 – 500 buzdolabı dağıtmakla seçim etkilenmezmiş. Kaç tane acaba dağıtılırsa etkilenir? Ya Tunceli’de dağıtıyorsun, Nazimiye’de dağıtıyorsun. Yani etkilenmez olur mu? E canım bir Tunceli etkileniversin. Hani aklıma rahmetli Turgut Özal’ın anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz lafı vardı ya, bütün yanlışlıklarda oradan çıkmaya başlamıştı ya, ipin ucu oralarda kaçmıştı ya hatırlıyorsunuz. Şimdi diyor ki, 400 – 500 buzdolabı dağıtmakla bir şey olmaz. Kaç tane dağıtırsan bir şey olur. Yani Tunceli’de seçim adaletsizliği olursa canım o Tunceli’ye kalır. Ne olacak? Yani herkesin kanunsuzluk yapma konusunda kotası mı var? Hukuksuzluk yapma konusunda kotası mı var? Yani sen Başbakan olarak kanunsuzluk, hukuksuzluk yapacaksın bir şey olmaz diyeceksin. E ne olacak vatandaşa da bir kişiyi öldürme hakkı var, kotası var, bir kişi soyma hakkı var, bir bankayı soyma hakkı var. Bunumu tanıyacaksın? Bu gidiş nereye? Önce sen örnek olacaksın sen!!! Valimi yedirmem diyor. Aslında valiyi maliyi düşündüğü yok kendisini düşünüyor. Kendisini korumaya çalışıyor. Çünkü biliyor ki, asıl bu işin sorumlusu kendisidir, hesabın sorulacağı insanda bizzat kendisidir. 

Değerli arkadaşlarım, bu olay vesilesiyle söylüyorum. Giresun’da da söylemek istiyorum. Herkes aklını başına alsın. Bütün devlet yetkilileri, bütün devlet görevlileri. Siyaset sürekli değişir. Bugünkü tablo yarını tutmaz. Milletin ne yapacağı belli olmaz. Keser döner, sap döner, devir hesap döner. Kimse unutmasın. Valilere söylüyorum sakın unutmasınlar. AKP’yle gelen APS’yle gider. AKP ile gelen Acele Posta Servisiyle gider. Bu dünya kimseye kalmamıştır. Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmamıştır. Bu dünya Tayyip Erdoğan’a da kalmaz, sana da kalmaz. Herkes hesabını ona göre yapsın.

Sevgili Giresunlular, yani kimseye kalmak diyoruz. Saltanat diyoruz. Geçenlerde Başbakana son Osmanlı padişahı diye pankart açtılar. Değerli arkadaşlarım, o pankartı açanlar dikkatli olsunlar son Osmanlı padişahı İngiliz savaş gemisine binerek kaçıp Türkiye’yi terk etmiş insandır. Yani şimdi sen Başbakana son Osmanlı padişahı dersen insanın aklına başka şeyler gelir. Hepimizin hatırladığı son Osmanlı padişahından İngiliz kurvazierine binip Türkiye’den kaçıp gitmiş olmasıdır. O nedenle yani saltanat deyin, hanedanlık deyin bunlar yakışıyor. Bunlar uygun. Ama son padişah dersen o tam olmuyor. Yani daha uygun bir şey bulsunlar. Saltanat uygun, hanedanda uygun. Yani hanedan biliyorsunuz ailenin, çoluk çocuğun, eşin dostun sözünün geçmesi, etkili olması, ülkeyi yönetmesi değil mi? Hanedan söylenebilir. Ankara’ya Başbakana bakarak da söylenebilir. Bana verilen bilgiye göre Giresun’a bakarak da söylenebilir. Öylemi? Giresun’da da var mı bir hanedan? Tamam.

Şimdi hanedan konuşalım, saltanat konuşalım. Başbakan adam atmaktan söz ediyor Ali Dibo bu partiye hakim oldu, yolsuzluklar yapılıyor diye somut dosyasıyla, belgesiyle ortaya koyan milletvekilini yolsuzlukları ifşa etti diye partiden atan adam bizzat Başbakandır. Bütün Türkiye’nin gözünün önünde Hatay milletvekilini bu konuları dile getirdiği için partiden atan insandır. Yani Başbakanın eline fırsat geçse, imkan bulsa her şeyi yapmayı göze aldığını biliyoruz. Ama neyse ki Türkiye’de hala bir hukuk devleti, yarım yamalak da olsa bir demokrasi anlayışı ve milletimizin de bütün bunların üzerinde olayları sorumlulukla izleyen sabırlı duruşu var. Aman milletimiz bu dikkatini eksik etmesin. Her işin başı sizin elinizdedir. Türkiye’ye sahip çıkacak olan sizlersiniz. Hep beraber Türkiye’mize sahip çıkacağız. Türkiye’yi onun bunun kapıp götürmesine kesinlikle izin vermeyeceğiz.

Sevgili Giresunlular bunu birlikte başarmak durumundayız. Sevgili kardeşlerim, bugün sizinle bir tatlı sohbet yaptık. Eksik olmayın bu yağışlı havada, yağıyor yağmıyor manzarası içinde eksik olmayın ilginize çok teşekkür ediyorum, sağolunuz. Başbakan biran önce Türkiye’deki ekonomik krizi kavrasın, onun önemini görsün. İşi seçim öncesinde bir seçim olayı gibi görmekten vazgeçsin. Bakın mitinglere giderken yolda, otobüste oyuncakları dolduruyor çocuklara oyuncak dağıtıyor. Çocuklara oyuncak dağıtacağına babalarına iş ver, iş. İş ver babalarına. O oyuncağı babası alır. Bırak babası alabilsin o oyuncağı çocuğa. Sen babasını çocuğuna oyuncak alabilir hale getir. Senin işin o. Senin işin sadaka vermek değil, iş vermek iş. Ekmek kapısı açmak senin işin.

Sevgili Giresunlular, yapılması gereken iş biran önce olayın ciddiyetini kavramak, gereğini yerine getirmektir. Onun için ekonomiye sahip çıkmak lazımdır. Üreticiye sahip çıkmak lazımdır. Türkiye’nin üzerindeki yükleri biran önce kaldırmak lazımdır. Borçları azaltmak lazımdır, üretimi arttırmak lazımdır, çiftçiye sahip çıkmak lazımdır, yatırımları desteklemek lazımdır. Yapılması gereken iş budur. Yoksa milletin oyunu alacağım diye cambazlık yapmak, Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin külahını Ali’ye bindirerek durumu idare etmeye çalışmak göz boyamak değil. Bakınız bu çekilen acılardan dolayı her gün hepimizi acılara gark eden haberler izliyoruz. Her gün böyle olaylar. Daha kısa bir süre önce bir çocuğumuz okulu, öğretmeni demiş ki, 2 milyon lira getir yavrum temizlik kolu, temizlik parası 2 milyon. Çocuk gitmiş babasına söylemiş. Babası kim bilir hangi acıyı, hangi ızdırabı yaşayarak maalesef param yok çocuğum demiş. Ceplerini açmış göstermiş. Çocuk dönmüş param yok diyor babam diye öğretmene. Öğretmende çocuğun koluna temizlik parası diye TEM PAR yazmış. Çocuğu damgalayarak, koluna yazarak evine göndermiş.

Şimdi değerli arkadaşlarım, bir memlekette babalar işsiz kalacak, işsiz kalan babaların çocukları okulda istenen paraları ödeyemeyecek. Bu acının o çocuğun yüreğinde hangi ızdırapları yarattığını, hangi çöküntülere yol açtığını, geleceğini nasıl etkilediğini düşünmek bile istemiyorum. Bir yandan bu manzaralar. Öbür tarafta Başbakan oyuncak dağıtacak. Devletin parasıyla oyuncak dağıtacak. Sen oyuncak dağıtacağına o çocukların okullarına ailesinden temizlik parası istemeyi gereksiz bırakacak desteği ver, yardımı ver, okuluna sahip çık. Arabasında intihar eden insanlar, çıldırıp soyunup ortalığa çıkan insanlar.

Değerli arkadaşlarım, bu manzaralar iyi manzaralar değil. Bunun altında ne var biliyor musunuz? Bunun altında bu gidişin iyi olmadığını bildiği halde şu nedenle, bu nedenle deyip oy verenler var. Bunu yapmayalım. Ne olur yapmayalım. Gidiş iyi değil sevgili Giresunlular. Yani fındığın durumunu bana siz anlatıyorsunuz, ben size anlatıyorum. Bunun gereğini yapalım. Bunun gereğini millet yapmazsa milletin hatasını siyasetçi kapatamaz. Hepimizin görevi var, hepimizin sorumluluğu var. siyasetçinin de sorumluluğu var, muhalefetteki siyasetçinin de var, iktidardaki siyasetçinin de var, milletin kendisinin de sorumluluğu var. inşallah bu seçimde gerekeni yapacağız. Öylemi? Giresun’da bu konuda bir kararlılığın olduğunu biliyorum, duyuyorum. Bugünde gördüm eksik olmayın. İnşallah ne olur Giresunlular, bu defa işi sağlam tutalım.

Bakın şimdi izin verirseniz ben size Giresun’daki belediye başkan adaylarımızı tanıtmak istiyorum. Önce Bulancak Belediye Başkan Adayımız Fatma Cevahir Karaibrahim Canik. Tirebolu Belediye Başkan Adayımız Burhan Takır. Görele Belediye Başkan Adayımız Selahattin Karaahmetoğlu. Dereli Belediye Başkan Adayımız Muzaffer Karakayalı. Güce Belediye Başkan Adayımız Osman Karabatak. Espiye Belediye Başkan Adayımız Adnan Şahan. Keşap Belediye Başkan Adayımız Ahmet Külekçi. Eynesil Belediye Başkan Adayımız Mustafa Yaşar Kelleci. Şebinkarahisar Belediye Başkan Adayımız İsmail Şenyuva. Piraziz Belediye Başkan Adayımız Hüseyin Görgülü. Yağlıdere Belediye Başkan Adayımız Mehmet Kılınç. Doğankent Belediye Başkan Adayımız Hamza Alim. Çamoluk Belediye Başkan Adayımız Mustafa Tatar. Nasıl çok güzel bir kadro değil mi? Pırıl pırıl. Hepsi Giresun’un evlatları, Giresun’un dertlerini bilen, o dertlerin içinde yaşamış, dürüst, ahlaklı, halkını, milletini seven başarılı olacak insanlar. Ne güzel. Kadınıyla, erkeğiyle hep bir arada. Gerçekten muhteşem bir kadro. Kendilerini yürekten kutluyorum, sizlere hayırlı olmasını diliyorum.

Takım çok güzel değil mi? Memnun musunuz adaylarımızdan? Peki bu takıma bir kaptan lazım ama değil mi? Bir takım kaptanı lazım. Var mı öyle bir takım kaptanı? Var mı? Kerim Aksu.

Sevgili Giresunlular, bugün Kerim beyin doğum günüymüş. 30’lu yaşlarını bitirmek üzere. Tam belediye başkanlığı yapacak çağa geldi yani. Enerjisiyle, birikimiyle, o sıcaklığı ile, halkla kaynaşmasıyla, yetenekleriyle, geçmişteki tecrübesiyle Giresun’a en büyük hizmetleri verecek noktada. Parlak bir geleceği de var. Kendisini sahipleneceğinize inanıyorum. Ve sizlerden Giresunlular, Kerim Aksu’yu vermenizi bana, Cumhuriyet Halk Partisine, Türkiye’ye, Giresun’a vermenizi istiyorum. İnşallah Kerim Aksu’yu Belediye Başkanı olarak burada göreceğiz hep beraber. Güzel hizmetlerine katılacağız. Nasıl Trabzon’da bir Volkan Canalioğlu var. İşte o da burada. Volkan sende gel. Şapkanla gel şapkanla. Nasıl Trabzon’da Volkan böyle seçim üstüne inşallah seçim kazanacak. Bütün Trabzonlunun gönlüne girdi. Şimdi Giresun’da da böyle bir insana ihtiyaç var. Kapısı açık, gönlü açık bir anlayışa ihtiyaç var değil mi? Güler yüzlü, tatlı dilli bir anlayışa. Böyle halka eskortsuz gidecek, güvenlik ordusuyla kuşatılmadan halkla içli dışlı olabilecek değil mi? Olacak mısın? İnşallah güveniyoruz. Hayırlı olsun, başarılar diliyoruz.

Sevgili Giresunlular, hepinize sevgiler, saygılar sunuyoruz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »