CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN ADIYAMAN MİTİNGİNDE YAPT

1/3/2009 · Kategori: Haber-Izlenim

GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN

ADIYAMAN MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

(1 MART 2009)

 

“Hepinize çok teşekkür ediyorum. Sağolun. Sağolun Sevgili Adıyamanlılar. Adıyamanlığı çok özledim. Çok teşekkürler.

Bir kez daha Adıyaman’da sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Eksik olmayın, sağolun, varolun, sizi daima böyle kendine güvenen, güçlü, umutlu, iddialı, dimdik ayakta, hakkına sahip çıkmaya hazır Adıyamanlılar olarak görmek istiyorum.

Sevgili Adıyamanlılar, nasılsınız, iyi misiniz? Haliniz, durumunuz nasıl? İyi mi? Keyfiniz yerinde mi? Durumunuz iyi mi? İşler yolunda mı? Masrafınız, kazancınız birbirini karşılıyor mu? Gelir-gider birbirini tutuyor mu? İşler yolunda mı? Bakıyorum aranızda çiftçilik yapan, köyden gelmiş, topraktan gelmiş değerli arkadaşlarım var, sevgili Adıyamanlılar var. Siz çiftçi kardeşlerim, nasıl durumlar? Tarlada durum nasıl? Toprakta durum nasıl? Keyfiniz yerinde değil mi? Yani çiftçi olarak yaptığınız masrafı, harcamayı, elde ettiğiniz ürünü satarak karşılayamıyor musunuz? Zarara çalışıyorsunuz yani. Hazırdan yiyorsunuz yani. Sermayeden yiyorsunuz yani.

Peki esnaf kardeşlerim var. Esnaflar nasıl? Onların ileri yolunda mı? Esnaf, sanatkar, zanaatkar, usta, ustabaşı, dükkan sahibi, işyeri sahibi, nasıl işler yolunda mı? Piyasa iyi mi? Borçlar ödeniyor mu? Vergiler, primler, stopajlar yatırılabiliyor mu? Yanınızda çalışan çocuğun aylığını ödeyebiliyor musunuz? Bir dükkanın yerine ikinci bir dükkan açabiliyor musunuz? Dükkanın kirasını ödemek bile güç mü oluyor?

Ne oldu Adıyaman’a? Bu bildiğimiz Adıyaman’a ne oldu? O güzel Adıyaman’a, o bereketli topraklara ne oldu? Niye böyle bu işler? Medeniyetlerin merkezi, uygarlığın merkezi, bereket dolu Adıyaman toprağı, Türkiye’nin en büyük su varlığının yer aldığı Adıyaman, yer altı zengin, yerüstü Adıyaman, madeni, petrolü her şeyi olan Adıyaman, ne oldu? Afet mi geldi, kıran mı girdi, ne oldu?

Sevgili Adıyamanlılar, Adıyaman Türkiye’nin çok özel bir yeridir. Benim gözümde de daima öyle olmuştur. Adıyaman’a bakarken şu duyguyu yaşarım. Eğer Türkiye’de varlık içinde yokluk çeken bir yer göster deseler hiç kuşku yok hemen Adıyaman’ı gösteririm. Adıyaman gerçekten varlık içinde yokluk çekmek ne demek bunu en güzel şekilde gösteren yerdir. Her şeyi zengin Adıyaman. Yer altı zengin, yerüstü zengin, petrolü var, suyu var. Türkiye’nin en büyük su varlığı Adıyaman’da. Dünya çapında su varlığı. Su dünyanın geleceği bakımından en önemli olan unsur. Petrolden daha önemli olacak belki. Su zengini Adıyaman.

Şimdi değerli arkadaşlarım, Adıyaman’ın suyu var. Her yerde su yoktur, toprak vardır. Adıyaman’ın toprağı da var. Adıyaman’da 300 bin hektar sulanabilir arazi var. Bunun 50 bini sulanıyor. Yani sulanabilecek muazzam bir arazi var. Arazinin sulanması Adıyaman’da yaşayan insanın cebine para girmesi, yüzünün gülmesi, zenginleşmesi, kendini güvende hissetmesi demek. Bunu yapamıyoruz. Bakın GAP projesi uygulandı. GAP projesi Adıyaman’ın bir ilçesinin 70 köyünün sular altında kalmasına yol açtı. GAP’in bedelini ödeyen Adıyaman’dır. GAP Türkiye’nin gücüdür, dünyanın gücüdür. En büyük fedakarlığı Adıyaman yapmış. 11 tane sulama projesi ilan edildi. 10 tane baraj, birde Besni sulama projesi. Ne oldu? Bir tanesi yapılabildi gerisi unutuldu. Unutulan baraj değildir, unutulan Adıyamanlıdır, Adıyamanlı!

Değerli arkadaşlarım, Adıyaman dertli yer, Adıyaman sorunlu yer, Adıyaman haklı olan, davası kazanılabilecek olan yer. Adıyaman’ın neye ihtiyacı var biliyor musunuz? Adıyaman’ın önce kendi davasını savunacak bir avukatı ihtiyacı var. Benim adımda son zamanlarda avukata çıktı. Ben buraya Adıyaman’ın avukatlığına talip olduğumu söylemeye geldim. Adıyaman’ın davası güzel dava, haklı dava, büyük dava. Onu savunacak inançlı bir temsilciye ihtiyaç var. Sizden Adıyaman’ın vekaletini istiyorum. İnşallah bu seçimde, belediye başkanlığı seçiminde bize vekaleti vereceksiniz, Adıyaman’a nasıl sahip çıkılırmış, Adıyaman’ın hakkı nasıl korunurmuş hep beraber göstereceğiz.

Değerli arkadaşlarım, sizin bir tütününüz vardı değil mi? Dünya çapında meşhur bir tütünü vardı Adıyaman tütünü. O tütün Adıyaman halkının da en önemli gelir kaynağıydı. İşte görmeyenlere gösterelim. Adıyaman’ın tütünü. Adıyaman’ın en önemli geçim kaynağı, en önemli geçim kapısı. Öyle değil mi? Adıyaman’da 55 bin aile tütünden geçimini sağlıyordu. Ne oldu? İndi, indi, şimdi 20 bine indi. 2010 yılında da yasak değil mi? Tütünü yasaklıyoruz.

Şimdi değerli arkadaşlarım, tütünü niye yasaklıyoruz. İnsanlar sigara içmekten vaz mı geçtiler. Yani sigara yaygın bir tüketim maddesi. Dünyanın her yerinde. Türkiye’de de öyle. Türkiye’de eğer sigara içilecekse o sigaranın tütününün Adıyaman’da yetişmesini önlemenin anlamı ne? Niye Adıyaman’da tütün yetiştirilmesini önlüyorsunuz, niçin? Ne yarar bekliyorsunuz. Yani Marlboro tütünü içeceğiz, sigarası içeceğiz. Yabancı sigara içeceğiz. Dünyanın en önemli sigara pazarlarının başında Türkiye. Senin gücün o sigara firmalarına Adıyaman’ın tütününü kullanmak zorundasın demeye yetmiyorsa orada sen niye duruyorsun.

Değerli arkadaşlarım, bu tütün konusu önemli. Bakınız; 2004 seçimine girerken Başbakan buraya gelip 200 kiloya indirilen, inşallah sizin alacağınız kararla onu sağlayacağız merak etmeyin. 400 kilo olan kota 200’e indirildi, bunu tekrar 400 kiloya çıkaracağız dedi mi demedi mi? Dedi değil mi? Ne oldu? O kota 200’den 400’e çıktımı? Ne oldu? 200’de yasak haline gelmeye başladı değil mi? Yasak oldu değil mi? 2010’da yasak. Böyle bir şey olabilir mi? Yani Adıyaman’ın tütün yetiştiricisinin ekonomik durumu, geçimi bakımından bir ilin en önemli geçim kaynağının kurutulmasına nasıl sessiz kalınabilir. Bunun haklı hangi gerekçesi olabilir. Bunu anlamak mümkün mü? Adıyaman’da tütün ekmek yasak olacakmış, tütün ekilmeyecekmiş.

Değerli arkadaşlarım, bakın burada açıkça size söz veriyorum. Ben çok söz veren bir insan değilim. İnandığım bir dava oldu mu açıkça söylerim. Şimdi o duygular içinde Adıyaman’da söz veriyorum. Bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında tütüne alternatif tarım faaliyetinin sağlanabilmesi için gerekli sulama projeleri tamamlanıp yürürlüğe girinceye kadar o kırsal alanlarınız sulanabilir oluncaya kadar Adıyaman’da tütün ekmek serbest olacaktır! Adıyaman’da tütün ekimini sulama projeleri tamamlanıncaya kadar serbest bırakmayı Cumhuriyet Halk Partisi Deniz Baykal sözü olarak Adıyaman’da size ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, nedir bunların tütünle alıp veremediği. Çelikhan’ın dağ köylerinde kendine özgü kıyılmış tütün var. Yani bunu neredeyse yasaklamaya vardıracak tedbirlere ne gerek var. 5 milyar ceza ile, ağır para cezasıyla bunu cezalandırmanın ne anlamı var. Esrar mı yetiştiriliyor, eroin mi yetiştiriliyor orada?

Değerli arkadaşlarım, hatırlayacaksınız biz Afyon’da Türkiye’ye yapılan uluslararası baskılar sonucu haşhaş ekimi yasaklandığı zaman gene söz vermiştik. Demiştik ki, Afyon’da haşhaş ekimini serbest bırakacağız. Bıraktırdık. Şimdi de Adıyaman’da tütün ekimini serbest bıraktıracağız.

Sevgili Adıyamanlılar, tütün öyle bir şey ki sadece çiftçi bakımından değil, tütün işleme faaliyetinde çalışan işçiler bakımından da büyük önem taşıyor. Tekel tütün işleme fabrikası ne durumda? Kapanmak üzere değil mi? 1500 işçi 700’e indirildi. Şimdi 700 işçide 4C diye her türlü sosyal haklarından arındırılarak, tütün eken çiftçi geçim kaynağı kurutularak, tütünde çalışan işçide sosyal haklarından mahrum bırakılarak 4C statüsünün içine sokulacak ve bir süre sonrada kapının önüne bırakılacak. 700 işçi. Eğer bu hükümette şu kadar insaf varsa buradan göreve çağırıyorum derhal o 700 işçiyi 4C statüsüne geçirmeden 29 Mart’a kadar başka kurumlara transfer etmelidir ve onların haklarını, hukukunu güvence altına almalıdır.

Değerli arkadaşlarım, buraya gelip insanlara yeşil kart dağıttık diye övünmesi değil, insanları işinden, aşından mahrum edip yoksullaştırıp ortada bıraktıktan sonra yeşil kart veriyoruz diye övünmek bir iktidarın hakkı değildir. iktidarın görevi vatandaşına iş vermektir iş. Geçim kapısı vermektir.

Sevgili Adıyamanlılar, 1 yılda Türkiye’de 645 bin kişi işsiz kaldı. 645 bin kişi işsiz konumda 1 yılda. Kasım ayı itibariyle. Aralık’ta, Ocak’ta, Şubat’ta ekonomi daha sıkıştı. Yatırımlar bitti, büyüme küçülmeye döndü, fabrikalar kapanmaya, işçi çıkarmaya başladı. Böyle bir noktada şimdi Türkiye’de önümüzdeki günlerde işsizlik daha büyük dert olacaktır. İşsiz kalmak bir ailenin başına gelebilecek en büyük felakettir.

Değerli arkadaşlarım, 645 bin aileyi konuşuyoruz. 3 milyon insan demek bütün insanlara bakarken. 3 milyon vatandaşımız 1 yılda geçim kaynağından yoksun bırakıldı. Bu büyük konu, bununla uğraşmak lazım, buna çare bulmak lazım. Bunu anlatmaya çalışıyoruz iktidara. Başbakan geziyor, dolaşıyor. Geziyor, dolaşıyor ne yapıyor, ne anlatıyor? Çiftçinin derdini konuşuyor mu? İşsizin işsizliğini konuşuyor mu? Esnafın sıkıntısını konuşuyor mu? Emeklinin derdini konuşuyor mu? Onlara çare olacak bir söz söyleyebiliyor mu? Yok. Varsa yoksa Cumhuriyet Halk Partisi, varsa yoksa basın, medya, tutturmuş bizlerle uğraşıyor. Sen işine bak işine. Senin görevin Türkiye’yi yönetmek. Milletin sorunlarına, sıkıntılarına çare bulmak. Benimle bir derdin varsa kendi düzenlediğin mitingde arkamdan atıp tutma. Benimle bir derdin varsa, bana yönelik bir suçlaman varsa, bir şikayetin varsa meydanlarda miting toplayıp, devletin bütün güvenlik gücünü ortaya yığıp binaların tepesine de keskin nişancıları yerleştirip, askerle, polisle buraya taşıdığın kalabalıklarının önünde benim aleyhimde konuşma. Kendine güveniyorsan çık karşıma televizyonda konuşalım. Kendine güveniyorsan televizyona çık milletin önünde, 70 milyonun önünde konuşalım. Bak buraya geldiğin zaman beni meydanlara çağırmıştı koştum geldim işte Adıyaman’dayım, meydandayım. İşte Adıyaman, işte Cumhuriyet Halk Partisi!

Sevgili Adıyamanlılar, öyle değil mi, haklı değil miyim? Yani benim aleyhimde söyleyecek bir lafın varsa karşıma çık da söyle. Dünyanın her yerinde bunun usulü var. Televizyona birlikte çıkarız. Tarafsız gazetecilerde dizilir, 70 milyonda televizyonu açar ve izler. Varsa söyleyecek bir şeyin söyle. Ben cevap vereyim. Sonra bırak ben senin hakkında söyleyeyim. Sende bir onları dile birde sen cevap ver. İnandırabiliyorsan milleti inandır. Başbakan kaçıyor. Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı kaçar mı? Kaçıyor. Meydana çağırıyor. İşte meydan geldik ne olmuş. Sen kendi meydanında konuşuyorsun, bende kendi meydanımda. Böyle bir şey olmaz. Gel birlikte çıkalım. Birlikte çıkalım televizyonun önünde, millet izlesin. Bizim hakkımızda birbirimize ne söylenecekse herkes söylesin. Biz birbirimize söyleyelim. Vatandaşta görsün hükmünü versin. Ben razıyım. Sende razı mısın?

Şimdi sevgili Adıyamanlılar, Başbakan Adıyaman’a verdiği sözleri tuttu mu? Yani önce bir defa kotayı kaldıracağım dedi. Bitirdi değil mi? Peki nizibi köprüsünü kuracağım dedi mi, demedi mi? Buraya geldiğinde demiş miydi, dememiş miydi? Demişti. Ama aradan geçen 3 – 4 yıl sonra şimdi unuttu galiba değil mi? Haberim yok dedi değil mi bu son gelişinde. Değil mi, aynen öyle oldu değil mi? Buraya geldi köprüyü kuracağız dedi. 4 yıl sonra bu seçimde geldiğinde dedi ki ne köprüsü benim haberim yok bundan. Kardeşim 4 tane milletvekili gönderdi Adıyaman oraya. O 4 milletvekilinin işi ne Allah aşkına? Oy veren insanın bu kadar derdi var. O derdini Başbakana söylemedikleri anlaşılıyor. Geçen seçime girerken vaat et diye söylemişler o da söylemiş. Söylemiş ama dudağıyla söylemiş yüreğiyle değil, beyniyle değil, dudağıyla söylemiş dudağıyla! Şimdi hatırlatınca a hatırlamıyorum öylemiymiş bilmiyorum diyor.

Şimdi değerli arkadaşlarım, iktidarın manzarası bu. Bu manzara en iyi Adıyaman’dan gözüküyor. İktidarın tablosu, manzarası Adıyaman’dan baktın mı en güzel şekilde görünüyor.

Sevgili Adıyamanlılar, seçimler niçin yapılıyor Allah aşkına? Bu seçimin anlamı ne? Niçin seçim var? Yani kuru gürültü yapmak için, karşılıklı suçlamaları birbirine yöneltmek için mi var? Benim gözümde seçim vatandaşın derdini dile getirmek için var. Vatandaşın sorununu anlatmak için var. Ben onun için buradayım. Adıyaman’ı hatırlatmak için buradayım. Adıyaman’ı konuşmak için buradayım. Adıyaman’a verilip de tutulmayan sözleri takip etmek için buradayım. Eksik olmayın sizde bize destek vermek için söyle bunları, anlat onlara demek için buradasınız.

Şimdi seçimin bir anlam taşıması bu meydanda söylenen sözlerin boşta kalmamasıyla mümkündür. Meydanın kutsiyeti var demokraside, şerefi var. Ona buna çamur atmak için meydan toplanmaz. Meydan vatandaşa söz vermek için toplanır. Verdiği sözü tuttuğunu göstermek için toplanır.

Sevgili Adıyamanlılar, şimdi Türkiye’nin bu seçime giderkenki manzarası nasıl? Şöyle elinizi vicdanınıza koyun bir bakın. Nasıl bir Türkiye tablosu var. Yani vatandaşın ekonomik durumu ortada, çiftçininki ortada, esnafınki ortada, emeklinin ortada. Herkesin durumu ortada, işsiz kalan gencin durumu ortada. Bu sorunlar konuşuluyor mu burada? Başbakan bir çare biliyorsan söyle dedi bana. Ben bir değil 7 tane çare söyledim, 7 tane. Dedi ki, çare söyle uygulamazsam siyaseti bırakacağım. Bak, bak, bak. Çare söyle uygulamazsam siyaseti bırakacağım dedi. Onun üzerine bende çıktım 7 tane çare söyledim. 1 değil, 7 tane çare. Doğru dürüst ağzını açıp bir değerlendirme yaptı mı? Bize meydan okumaya çalıştı cevabını verdik. Şimdi o cevabı tekrar etmek istemiyorum. Ama o cevap geçerli olmaya devam ediyor. Bir davet yaptı, o davete ben cevap verdim gereğini yapmadı. Gereğini derken siyaseti bırakmasını kastetmiyorum. Gereğini derken o 7 çarenin uygulanmasını kastediyorum. Uygula da milletin şu ekonomik sıkıntısına biraz çare bul. Bak dünyadaki ülkelerin içinde ekonomisine çare aramayan, tedbir aramayan bir Türkiye kaldı. Bütün ülkeler, Amerika’sı, Almanya’sı, Fransa’sı, İtalya’sı tümü tedbir paketlerini açıkladı. Vatandaşa bir şeyler veriyor. Bu sıkıntıyı vatandaşını ezdirmeden taşıtabilmek için herkes bir çözüm yolu arıyor. Çözüm yolu yok derken al dedik 7 tane çözüm yolu gösterdik. Ama Başbakanın kılı kıpırdamadı.

Değerli arkadaşlarım, ekonomide sıkıntı var Türkiye’de. Çok açık. Ekonomi küçülmeye başlamış, insanlar işinden çıkarılıyor, senetler ödenmiyor, çekler ödenmiyor, haciz gelmeye başlamış, çiftçiye haciz geliyor. Çiftçinin sulama için kullandığı elektrik parası ödenebilir gibi değil. Ne oluyor sonuçta? Haciz uygulanmaya başlıyor. Tarlasına, toprağına, traktörüne haciz gelmeye başlıyor. Sanayiye teşvikli ucuz elektrik veriyorsun. Ama Adıyaman’ın suyunu baraja toplamışsın, Adıyaman’ın toprağını işgal etmişsin. Söz verdiğin sulama projelerini, barajları uygulamamışsın. Sen uygulamadığın için vatandaş elektrik enerjisiyle toprağını suluyor. Ona sattığı elektriği de sanayiciye sattığından daha pahalıya satıyorsun. Bunda insaf var mı? Bunda çiftçi dostu olmak var mı? Köylüye sahip çıkmak var mı? E ne olacak bunları konuşacağız, konuşacağız ortada kalacak mı bu laflar? Gereğini yapacak mıyız? Ne zaman yapacağız? 29 Martta inşallah, hep birlikte. Yaparsanız buralarda boş söz konuşulmaz olur. Ama yapmazsanız her gelen bir şey söyler gider, oyları alır ve ondan sonrada bu lafların bir anlamı kalmaz. Demokrasinin anlam kazanması vatandaşın haksızlığa karşı çıkmasıyla, hakkına sahip çıkmasıyla, hesap sormasıyla mümkündür.

Değerli arkadaşlarım, bakınız bugün Türkiye’de benim gözümde iki önemli konu var. Birisi ekonomik sıkıntı. Yani işsizlik. Yani ekonomik daralma. Yani insanların hayat pahalılığı, geçim sıkıntısıyla karşı karşıya kalması. Birinci ana temel konu bu. İkinci temel konu şu değerli arkadaşlarım hepimizi yakından ilgilendiren. Nedir o? Yolsuzluklar. Türkiye’de yolsuzluk var mı? Adıyaman’da yolsuzluk var mı? Adıyaman’da da mı var? Türkiye’de yolsuzluk cumhuriyet tarihinin en yüksek düzeyinde var. Gelmiş geçmiş hiçbir hükümet döneminde yaşanmamış yolsuzluklar var Türkiye’de.

Değerli arkadaşlarım, her ülkede yolsuzluk olabilir. Ama bu yolsuzluklarla iktidar mücadele eder. Türkiye’de yolsuzluk var. Hem de nasıl var. Fakat Türkiye’deki yolsuzlukla hükümet mücadele etmiyor. Sorun bu. İktidar yolsuzlukları mücadeleyi bırakın kolu kanadı altına almış, himaye ediyor. Bakın bir Deniz Feneri yolsuzluğu var. Biliyorsunuz değil mi? Deniz Feneri yolsuzluğu yolsuzluğun tarifini değiştirdi. Eskiden yolsuzluk deyince insanın aklına eline fırsat geçmiş sütü bozuk birisi devletin imkanlarını alıp götürür diye bilirdik değil mi? Eskiden öyleydi. Şimdi öyle değil. Şimdi yolsuzluk teşkilatlı yolsuzluk, örgütlü yolsuzluk, dernekleşmiş yolsuzluk, şirketleşmiş yolsuzluk, hep birlikte yapılıyor. Yolsuzluk yapmak için şirket kuruluyor, dernek kuruluyor, derneğin genel müdürü var, yardımcısı var, muhasibi var, kuryesi var, personeli var. Ne için? Yolsuzluk için. Eskiden bir şirkette birisi yolsuzluk yapardı, gerisi bunu fark edince onun üzerine giderdi mahkemeye verilirdi. Şimdi? Şimdi olay o değil. Şimdi yolsuzluk için teşkilat kuruluyor. Şimdiki yolsuzluklar aldı verdi artık. Şimdiki yolsuzluklar teşkilatlı yolsuzluk, örgütlü yolsuzluk, mevzuata uygun yolsuzluk. Mevzuatı kullanıyor, kanunu kullanıyor.

Değerli arkadaşlarım, sevgili Adıyamanlılar insaf ediniz adam dernek kurmuş gitmiş Almanya’ya. Almanya’da Ramazan mübarek gün. Milletin fitresine, zekatına göz dikmiş. Diyor ki, yardım edin ben açları doyuracağım, yoksullara bakacağım, kimsesizleri himaye edeceğim. Paraları bana verin diyor. Vatan hasreti içinde Almanya’daki insanlarda bunu destekliyorlar, paralarını, pullarını veriyorlar. Bunlar topluyor paraları sonra özel kurye aracılığıyla parayı Türkiye’ye gönderiyor. Türkiye’ye gelen para ne oluyor? Gene o insanların şirketlerine dönüşüyor. Şirket kuruyorlar, televizyon kuruyorlar. O televizyonda siyaset yapıyorlar. Hangi siyaseti yapıyorlar? Sosyal demokrat siyaseti mi yapıyorlar? Ne siyaseti yapıyorlar? AKP siyaseti yapıyorlar. Deniz Baykal’ı mı met ediyorlar orada? Kimi met ediyorlar? Tayyip Erdoğan’ı met ediyorlar. AKP yöneticilerini met ediyorlar. Yolsuzlukla paraları alıyorlar AKP siyasetini destekliyorlar değil mi? Bu ortaya çıktımı? Bunu ortaya kim çıkardı? Türk emniyet güçlerimi, polisimiz mi, güvenlik kadrolarımız mı, bizim savcılarımız mı, bizim hakimlerimiz mi, kim çıkardı? Almanya’nın güvenlik güçleri, Almanya’nın savcıları, Almanya’nın yargıçları çıkardı. Öyle değil mi? Ne yaptı? Kısa bir süre içinde tümünü topladı, iddianameyi hazırlardı, yargıladı, suçluların bir kısmını cezaevine koydu, sonra bize bir yazı yazdı. Suçluların hepsi burada değil, bir kısmı Türkiye’de, isimleri de şunlardır dedi. Tamam mı? Ne oldu sonra? Şimdi bunu soruyoruz bizim hükümete bu dosyayı ne yaptınız diye. Diyorlar ki Almanya’ya yazı yazdık, Almanya bize cevap verecek, dosyayı gönderecek, bizde öğreneceğiz konuyu. Bu konunun suçlusu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Mağduru Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Çalanda bizim, çaldıranda bizim. Onları alıp Türkiye’ye taşıyanda bizim. Şimdi RTÜK’ün başında Başbakanın yakın dostu. Bütün televizyonlara yön verecek kuruluşun başında kuryelik yapan kişi. Kurulan şirketler, o haram parayla kurulan şirketler Türkiye’deki şirketler. Kurulan televizyon kanalı Türkiye’de. E sen niye Almanya’dan yazı bekliyorsun, dosya bekliyorsun. Senin savcın yok mu, senin emniyet müdürün yok mu, senin güvenlik teşkilatın, polisin yok mu, senin mahkemen yok mu, senin kanunun yok mu, senin devletin yok mu?!! Almanya’dan dosya gelecekmiş de bunu takip edeceklermiş. Onun üzerine bir arkadaşımızı gönderdik dosyayı alıp getirdi. Meydan meydan gösterdim işte sana dosya diye. Ondan sonra geldi. Şimdi diyorlar ki, dosyayı tercüme etmemiz lazım. Dosya Almanca diyorlar.

Şimdi bu yolsuzları yapanları sen tanıyor musun diye Başbakan sordum. Başbakan önce tanımıyorum demeye çalıştı. Ama tam diyemedi, ık mık, sonra tanıdığı ortaya çıktı. Geçen günde diyor ki, canım tanıyor olabilirim tanımanın ne kabahati var. Tanıma değil, çok yakın ilişki içindeler. Hısım akrabalık ilişkilerine kadar gidiyor. Olabilir. Adam diyor kavun değil ki, dibine bakasın da koklayasın. Ne yapalım diyor öyle çıkmış diyor. Ben sen bir suçluyu tanıyorsun diye seni suçlamıyorum. O suçlunun suçunun cezasını vermek için kılını bile kıpırdatmıyorsun, himaye ediyorsun diye seni suçluyorum. Bu Deniz Feneri. Başka şöyle bir düşünün Türkiye’de Sabah ve ATV iki önemli medya kuruluşu değil mi? Ne oldu? Satıldı. Kim aldı, nasıl aldı? Başbakanın damadının başında bulunduğu şirket aldı değil mi? Nasıl aldı, başka almak isteyen yok muydu? Almak isteyenler yavaş yavaş kenara çekildi. Bir baktık bir tek kişi kalmış, bir tek talip. Başka talip yok. Bir kişi istiyor. E ne yapalım dediler başka birisi istemediğine göre buna verelim verdiler. Kim o? Başbakanın damadının başında bulunduğu şirket. Peki parayı nasıl verdi o şirket? Kendi cebinden mi çıkardı verdi? Ziraat Bankasından, Halk Bankasından. Yani çiftçiye destek olması gereken, haciz memuru gönderdiği çiftçiye destek olması gereken Ziraat Bankası çiftçiye değil, Başbakanın damadının başında bulunduğu şirkete televizyon ve gazete kazandırmak için kredi verdi. Halk Bankası esnafa kredi vermesi gereken Halk Bankası bunu yaptı. Çok özel koşullarda. Şimdi versin de görelim bakalım. Bu ekonomik krizde onun ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. 750 milyon dolar verildi. 750 milyon dolar ve şirket alındı. Şimdi 750 milyon dolar ödeniyor mu, ödenecek mi? Ne zaman ödenecek? Burada yolsuzluk yok mu değerli arkadaşlarım? Böyle bir olay bir Avrupa ülkesinde olsa yer yerinden oynamaz mı? Başbakan kendi damadına devletin bankasından kredi verip, teminatsız kredi verip böyle bir alışverişi yaptırabilir mi? Yaptıramaz. Yaptırdı. Bunların hepsi yolsuzluk.

Değerli arkadaşlarım, gene hatırlatayım bir Tüpraş satışı vardı. %14,76’sı birisine el altından konuldu. Tanıyor musun dediler Başbakana? Önce tanıyorum dedi, daha sonra tanıdığı ortaya çıktı. 14.76, 750 milyon dolar mahkeme kararıyla tespit edilmiş. Gitti. Bir telekom satışı oldu. Telekomun karıyla satışın parası ödeniyor. Öyle şartlar yaratmışlar ki telekomun yıllık karıyla taksitleri ödeniyor. Ve tarlanın taşıyla tarlanın kuşunu vurdular. Kim vurdu? Yabancılar. Hariri ailesi, Lübnanlılar. Kim sattı? Bu iktidar sattı.

Şimdi değerli arkadaşlarım, bunların hepsi kuşkulu işler. Bunların hepsi incelenecek. Ama bu dönemde incelenemiyor. Bunların incelenmesi gerek mi yor mu? Bunlar incelenmeden Türkiye’de gerçekler ortaya çıkarılabilir mi? Türkiye’deki kirliliğin, yolsuzlukların özü, temeli bu konuların üzerine gidersek çözülür. Başbakan bana ekonomiye çaren ne dedi 7 tane çare söyledim sustu. Ağzını bıçak açmıyor. Niye bana yolsuzlukların çaresi ne diye sormuyor? Yolsuzlukların çaresi ne diye sorsun o çareyi de söyleyeyim. Nedir o çare? O çare şu; önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la Deniz Baykal’ın dokunulmazlıklarını kaldıracaksın. İlk çare bu. Kaldır. Bana sormuyor, çare ne demiyor. Sor da söyleyeyim bende çareyi. Çare bu işte. Gel senin ve benim dokunulmazlıklarım kaldırılsın, mahkemeler serbestçe bizi soruştursun. Sen ne biliyorsan git ver savcıya.

Şimdi biz şikayet ediyoruz. Bize diyor ki, ne şikayet ediyorsun millete git savcıya ver. Arkadaş savcıya vereceğizde senin dokunulmazlığın var. Kaldır dokunulmazlığını savcıya verelim. Bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında ilk yapılacak işlerden biri bu milletvekilliği dokunulmazlığı imtiyazını, zırhını, kalkanını ortadan kaldırmak, milletvekilinin de sade bir vatandaş gibi olmasını sağlamak. İlk işlerden birisi bu. Türkiye öyle temizlenir. Önce eşitlenelim. Bugün milletvekiline emniyet dokunamıyor, savcı soru soramıyor, hakim yargılayamıyor, sorgu hakimi ifadesini alamıyor. Böyle şey olur mu? O da neler yapıyor, neler yapıyor? Milletin sırtından bütün bunlarda. Milletvekili dokunulmazlığı niçin verilmiştir? Kürsüde özgürce herkesin düşüncesini ifade edebilmesi için. O var olmaya devam edecek, kürsünün dokunulmazlığı olacak. Kürsüde konuşulan lafın sorumlusu olacak, suç olmayacak. Milletvekili çıkacak neyi doğru biliyorsa suç olsa dahi o kürsüde, o kutsal kürsüde konuşacak. Dokunulmazlık bu. Yoksa dokunulmazlık hostes tokatlamak, ev sahibini yumruklamak, çeki senedi ödememek, olunca kavga çıkarmak, yolsuzluk tezgahı kurmak, sahtekarlık yapmak değildir.

Bugün 1 Mart 2009. 6 yıl önce bugün TBMM’de tarihi bir oturum yaşandı. Bu hükümet ve Recep Tayyip Erdoğan ve bütün AKP yönetimi meclise geldi dedi ki, Irak’a müdahale yapılacak, bu müdahaleye biz topraklarımızı açalım, Irak’ı işgal edecek olan güçler gelsinler Türkiye’ye yerleşsinler. Ne zaman çıkacakları konusu da belli değil. Türkiye’yi bir üs gibi kullanıp Irak’a saldırsınlar, Irak’ı işgal etsinler. Bunun iznini istiyoruz, tezkeresini istiyoruz diye meclise geldiler. Hatırlıyorsunuz değil mi? Eğer o tezkere kabul edilmiş olsaydı bugün Türkiye’nin Adıyaman’ına kadar uzanan bölgesinde, Güneydoğu Anadolu’sunda, Şanlıurfa’sında, Diyarbakır’ında, Antep’inde 70 bin Amerikan askeri helikopterler, uçaklar, üsler kurulmuş olacaktı. Ve hala oralar o güçlerin bulunduğu, barındığı yer olacaktı. Ve oradan Irak’a yönelik askeri harekat yapılacaktı. Bunu nasıl önledi Türkiye? Bunu önleyen, buna karşı mücadele eden temel güç neydi? Bakın bugün 6 yıl geçti. Bunu ilk ortaya çıktığı zaman Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz çok kararlı bir şekilde reddettik. Biz topraklarımızda yabancı asker, yabancı ordu istemiyoruz dedik. Türkiye’yi komşu bir ülkeye Irak’a saldırının üssü olarak kullandırtmayız dedik. Buna izin vermeyiz dedik. Buna kimsenin hakkı yoktur dedik, büyük bir mücadele verdik. O kadar etkili, o kadar haklı, o kadar vicdanlara hitap eden bir mücadeleydi ki, AKP milletvekillerinin bir kısmı da bize destek verdi. Bizimle beraber davrandı ve Türkiye Cumhuriyetini tarihi bir vebalden, tarihi bir sorumluluktan kurtaran o muhteşem kararı TBMM’de CHP’nin öncülüğünde 6 yıl önce hep birlikte aldık.

Bakın, bugün Başbakan Gazze’deki İsrail saldırısı dolayısıyla orada hayatını kaybeden 1300 kişi için büyük üzüntü duyduğunu ifade ediyor ve bunun mücadelesini veriyor. Bu mücadeleyi anlıyoruz. Gazze’deki 1300 kişinin zalimce öldürülmesine en büyük tepkiyi hep birlikte gösteriyoruz. Ama insaf etmez misiniz Gazze’deki 1300 kişinin ölümüne karşı çıkanlar Irak’ta 1 milyon Müslüman öldürülürken ne yapıyorlardı? Irak’ta 1 milyon Müslüman hayatını kaybetti. Eğer biz 1 Martta o kararı almamış olsaydık Türkiye’de bugün o sorumluluğun bir parçasıydı.

Bakın şimdi Amerika’da bir seçim yapıldı. Yeni bir Cumhurbaşkanı seçildi Barack Obama. İlk aldığı karar bu askerleri geri çekeceğim dedi. Bakın o askerleri geri çekeceğim dedi. Amerika diyor Amerika. Biz o zaman buna karşı çıkarken oraya asker gönderilmesi Türkiye’nin aleyhinedir. Sadece Türkiye’nin değil Amerika’nın da aleyhinedir diyor idik. Ama o zamanki Bush yönetimi onun farkında değildi. Ama şimdi yeni bir yönetim geldi o işin yanlış olduğunu gördü. CHP’nin noktasına onlarda geldiler. Şimdi soktukları askerlerini geri çekmeye çalışıyorlar. Yanlıştan dönmeye çalışıyorlar. Amerika yanlıştan dönmeye çalışıyor, bizi de o yanlışa sürükleyeceklerdi. Türkiye’nin o yanlışa sürüklenmesine engel olan temel güç Cumhuriyet Halk Partisidir. Sümerbankı, sütü, hepsini biliyoruz. Kapatılan fabrikaları biliyoruz. Yani bu iktidarın ne getirdiğini, ne götürdüğünü hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Türkiye’de de biliyorsunuz, burada da. Bakın bu iktidar işbaşına geldiği zaman Türkiye’nin 220 milyar dolar borcu vardı. 220 milyar dolar borç. Kimin borcu? 80 küsur yıllık Türkiye Cumhuriyetinin borcu. İçinde Atatürk-İnönü’den, Celal Bayar – Adnan Menderes’ten, Süleyman Demirel’den, Turgut Özal’a kadar gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin borcu var. Hangi tarih itibariyle? 2002. 1923-2002. Türkiye’nin toplam borcu 220 milyar dolar. Bunlar işbaşına geldiler, 7 yıldır işbaşındalar. Bu 7 yıllık dönemde bu borç azaldı mı? 220’den 200’e düştü mü, 150’ye düştü mü? Hayır. Ne oldu? 220 milyar dolar borç yükseldi, yükseldi, yükseldi. Nereye kadar yükseldi? 500 milyar dolara kadar yükseldi. 500 milyar dolar. Yani 80 yılın borcunu 2 katına katlamıştır bu iktidar 7 yılda. Ayrıca ne yapmıştır? Gelmiş geçmiş hükümetlerin yaptığı, yani cumhuriyet döneminin, Atatürk-İnönü döneminin, Bayar – Menderes döneminin, Demirel döneminin, Özal döneminin eserlerini, tesislerini, fabrikalarını, işletmelerini ucuz pahalı demeden, yerli yabancı demeden satmıştır. Öyle değil mi? Yani Türkiye’nin bilançosu çıkarılırken Türkiye’nin borcu nerden nereye geldi. Elindeki avucundaki ne oldu? Bunları düşünmek gerekmez mi? Yani bir aileyi düşün, ailenin ekonomik durumuna el koymuş birisi, gelmiş demiş ki ben toparlayacağım sizi ailenin borcu 3 ken 7 olmuş. Ananın elindeki, kolundaki altınlar, beşibiryerdeler alınmış, götürülmüş satılmış, evin ne kadar varlığı varsa elden çıkarılmış. Bu arada deniliyor ki, bak size sıkıntı çektirmedik. Rahatça harcama yaptınız, bir güçlük çekmediniz deniliyor. Şimdi ne oldu? Onun sonuna gelindi. Şimdi sıkıntı kendisini hissettirmeye başladı. Fabrikalar kapanıyor, işyerleri kapanıyor, insanlar işini kaybediyor. Adıyaman’da da aynısı olmadı mı? Değil mi? Sümerbanklarda gitti, süt tesisleri de gitti, tarımsal tesislerde gitti. Şimdi de tekel gidiyor değil mi?

Şimdi sevgili Adıyamanlılar, bütün bunların değerlendirmesini en iyi şekilde sizin yapacağınıza ben inanıyorum. Adıyaman bu seçimi bir fırsat olarak kullanmalıdır. İktidara bir uyarı yapmalıdır. Buna ihtiyacı var iktidarın. Yani bunlara büyük oy verildi. Sizde verdiniz. Öyle değil mi? Şimdi o oyları bunlar hak ettiler mi? O oyların hakkını verdiler mi? O oyların gerektirdiği hizmeti ortaya koyabildiler mi? Ne yaptılar? Oyla şımardılar. Yanlarına yaklaşılmaz oldu. Ne de olsa millet bize oy veriyor diye hiç kimsenin lafını, sözünü dinlemez oldular. Çok oyu taşımak iktidarlar için kolay değildir. Çok parada insanı bozar, çok oyda bazen partileri bozar. Yani birisi hiç aklına gelmeden bir yerden, spor lotodan, milli piyangodan büyük bir para bulursa şaşırabilir, dengesi bozulur, aile düzeni bozulur, çoluğu çocuğuyla ilişkisi bozulur. Vay ben ne oldum der gider İstanbul’da bir yer tutar. Kumara, zevki sefaya kaptırır kendisini. Üç gün sonra elde avuçta bir şey kalmaz. Sonra süklüm püklüm döner geri değil mi? Bu arada da hastalanır, tedavi olur, ruh sağlığı gider değil mi? Allah muhafaza. Bazı partilerde hak etmeden birdenbire büyük oy sahibi olunca ne oldum başlarlar, ona çatarlar, buna çatarlar, ortalığı karıştırırlar, millete hükmetmeye başlarlar. Seçime giderken çıkarlar mesela millete derler ki, oyunu bana vereceksin ha. Bana vermezsen sana gösteririm hizmet vermem derler. Milleti tehdit etmeye, millete şantaj yapmaya başlarlar. Değil mi? Yani sen milleti ne hakla tehdit ediyorsun, sen kim oluyorsun da millete hükmetmeye kalkıyorsun. Seçim niye yapılıyor, seçim yapmanın anlamı ne? Seçimi yapacaksın, millet kimi isterse onu getirecek. Bak şimdi işbaşında bir iktidar, bir belediye. Bu belediye aynı anlayışta bir iktidar var diye büyük hizmet verdimi?

Şimdi değerli arkadaşlarım, bakın belediyeyi getirdiniz, Adıyaman’ın temel sorunları çözüldü mü? Su sorununuz çözüldü mü? Çözülecek diye söz verildi mi? Daha önce verildi değil mi? Peki söz verildi sorun çözüldü mü? Ne oldu? Bizim bir sürü belediyemiz var. CHP’li belediye. Öyle bir hizmet veriyorlar ki o belediyeler. Şimdi hepsi yeniden adayımız, inşallah yeniden seçilecekler. Hepsi bölgelerinin sevgilisi. En büyük hizmeti vermeyi başarmışlar. Yani aynı partiyi belediyeye teslim ettin diye hizmet mi geliyor? Nerede geliyor? İşte Adıyaman’ın hali ortada.

Değerli arkadaşlarım, hizmet erbabı tarafından getirilir. Bu işi de bizim belediyelerimiz en iyi şekilde bilip uygularlar. Türkiye’deki gidişatta zaten bir iktidar değişimine doğru yelken açmış durumunda. İnşallah önümüzdeki dönemde yeni bir Türkiye ortaya çıkacak, yeni bir Adıyaman, yeni bir hükümet, yeni bir Türkiye hep beraber yola koyulacağız.

Şimdi size Adıyaman’daki Belediye Başkanı Adayı arkadaşlarımı sunmak istiyorum. Önce Adıyaman Belediye Başkan Adayımız Zeynel Aslan. Zeynel Aslan pırıl pırıl bir Adıyamanlı evladınız, kardeşiniz, ağabeyiniz. İnşallah onu seçeceksiniz. Hep beraber destek olacağız. Adıyaman’ın kaderini değiştireceğiz. Hep birlikte her şeye yeniden başlayacağız. Besni Belediye Başkan Adayımız Fahri Serter. Besni Belediye Başkan Adayımız Fahri Serter bana Kemal Tabak’ı hatırlattı. Kemal Tabak çok değerli bir arkadaşımdı, kardeşimdi, yiğit bir insandı. Kendini halka adamış, millete adamış bir insandı. Örnek bir şahsiyetti. Şimdiki siyasetçiler gibi karışık işlerle ilgisi yoktu, para, pul peşinde değildi. İhale peşinde değildi, çıkar peşinde değildi, derdi günü Adıyaman’dı, derdi günü Besni’ydi. İnşallah o güzel insanların siyaset dönemini Türkiye’mize yeniden taşırız. Gene inşallah, o anlayışı, o ahlakı, o memleket sevgisini, o fedakarlığı Türkiye siyasetine hep beraber taşırız. Başkanımızı yürekten kutluyorum, başarılar diliyorum.

Gölbaşı Belediye Başkan Adayımız Necati Kurupınar. Tut Belediye Başkan Adayımız Cemal Avcı. Gerger Belediye Başkan Adayımız Erdal Özdemir. Çelikhan Belediye Başkan Adayımız Abdurrahman Yolcu. Kahta Belediye Başkan Adayımız Mehmet Gürses.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »