CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN ADANA MİTİNGİNDE YAPTIĞI

21/2/2009 · Kategori: Haber-Izlenim

GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN

ADANA MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

21 ŞUBAT 2009

Sevgili Adanalılar, sevgili Çukurovalılar, hepinizi hiçbir siyasi parti ayrımı gözetmeden bütün Çukurovalı kardeşlerimi içten sevgilerle, saygılarla selamlıyorum.

Böyle muhteşem bir mitingde, böyle bir toplantıda sizlerle beraber olmaktan çok büyük bir mutluluk duyuyorum. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum, hoşgeldiniz, şeref verdiniz.

Bugün Adana’da bir yerel seçim öncesinde hep bir aradayız. Sizleri çok özlemiştim. Uzun bir süreden beri... Bu pankartları indirelim. Hepsine teşekkür ediyorum, sağolun, hepsini gördüm. Çok teşekkür ederim. Çok güzel hazırlıklar yapmışsınız, elinize sağlık. Hepinize teşekkür ederim. Ama indirelim, herkes rahatça toplantıyı izleyebilsin.

Sevgili Adanalılar, bir yerel seçim öncesinde hep bir aradayız. Ama benim dikkatimi çekiyor bu seçim giderek bir yerel seçim olmaktan çıkıyor. Bu seçimde halkımızın konuya ilgi gösterişi, Türkiye’nin içine girdiği sorunlar, sıkıntılar maalesef artık bu seçimi bir yerel seçim olmaktan çıkarmaya başladı. Çünkü hepimiz görüyoruz ki dertlerimizin, sorunlarımızın kaynağı aslında çok derindedir. Yerel seçimin ötesinde Türkiye siyasetinin temellerinden kaynaklanan sorunlarımız, sıkıntılarımız var. Olay belediye seçimi olmanın ötesine geçti. Bakın bu seçimde bir araya gelen insanlarımız, bu seçimde kendilerini ifade etmek isteyen insanlarımız aslında belediye seçiminin ötesindeki sorunlarını, sıkıntılarını ortaya koymak, onlara yönelik bir çözüm sağlamak istiyorlar. Herkesin derdi var, herkesin sıkıntısı var. Bu sıkıntıların kaynağını insanlarımız yeni yeni görmeye başladılar. Siyaset halkın dertlerini çözmek için yapılır. Halkın sorunlarına çare bulmak için yapılır. Siyaset sandığa gidip oy vermekten ibaret değildir. Siyaset halkın kendisini rahat, mutlu, özgür, huzurlu hissedebilmesini sağlamak için yapılır.

Şimdi sevgili Çukurovalılar, hiçbir parti ayrımı yapmadan size soruyorum halinizden memnun musunuz? Elinizi vicdanınıza koyunuz, kimseye haksızlık yapmayınız. İçinde bulunduğunuz durumu bir düşününüz. Bugünü düşününüz, dünü düşününüz, önceki günü düşününüz, yarını düşününüz. Bulunduğunuz durumdan Allah aşkına memnun musunuz? Çiftçiyseniz memnun musunuz? Esnafsanız memnun musunuz? Gençseniz memnun musunuz? Emekliyseniz memnun musunuz? Ev kadınıysanız memnun musunuz? Öğrenciyseniz, gelecekten umutlu musunuz? Aldığınız, sattığınız birbirini karşılıyor mu? Geliriniz, masrafınız birbirini tutuyor mu? Yarına güvenle bakabiliyor musunuz? Borçlarınız ödeniyor mu?

Değerli arkadaşlarım, siyasetin amacı ne? Siyaset ne için yapılır? İnsanları müreffeh, mutlu, huzurlu, güvenli hissettirmek için yapılır öyle değil mi? Peki siz bunu hak etmiyor musunuz? Dünyanın her yerindeki insanların yaşadığı gibi yaşamayı, yani borcunuzu ödeyebilmeyi, çocuğunuzu okutabilmeyi, ailenize bakabilmeyi namerde muhtaç olmadan namusluca bir hayat sürdürebilmeyi siz hak etmiyor musunuz?

Değerli arkadaşlarım, bu Türkiye’nin gerçeği. Türkiye buraya nasıl geldi? Hangi yoldan geldi? Kimlerin kaptanlığında geldi Türkiye buraya? Türkiye buraya gelirken bu işin buraya varacağını söyleyenler yok muydu? Bunları anlatanlar yok muydu? Bu gidişin gidiş olmadığını söyleyenler yok muydu? Geldik işte. Nedir bugünkü Türkiye tablosu? Artık büyüyen Türkiye bitmiş, kalkınan Türkiye bitmiş, küçülen Türkiye dönemi gelmiş. Yeni fabrikaları açılan Türkiye dönemi bitmiş. Fabrikaları kapanan Türkiye dönemi gelmiş. İnsanlarına iş veren, gençlerine ekmek veren, gelecek veren, umut veren, istihdam imkanı sağlayan Türkiye bitmiş, işten çıkaranların Türkiye’si gelmiş. İşini terk edenlerin Türkiye’si gelmiş. Esnaf, Türkiye’nin dürüst namuslu insanları, ekonomiyi sırtında taşıyan insanlar. Bu insanlar sabah dükkanını açar besmeleyle akşam dükkanını kapatır şükrederek. Nedir onların hali? Sabah akşam dükkanını açıyor, kapıyor. Ama bir sor bakalım ne oluyor?

Değerli arkadaşlarım, Türkiye sermayeden yemeye başladı. Hazırı yiyor Türkiye. Yani devlet hazırı yiyor, şirketler hazırı yiyor, aileler hazırı yiyor, vatandaşlar kişiler hazırı yiyor. Öyle değil mi? Türkiye’ye bu böyle gelmedi mi? Göz göre göre gelmedi mi? Türkiye küçülüyor. Türkiye’nin borçları artıyor. Ailelerinde borçları artıyor. Kredi kartları borçlarınızı ödüyor musunuz? Aldığınız konut kredisi, tüketici kredisi borçlarını ödüyor musunuz? 2,5 milyon insan borçlarını ödeyemedi takibat altında, 2,5 milyon insan. İnsan deyip geçme, her bir insanın arkasında aile var, aile. 2,5 milyon aile. Bugün eyvah ne zaman haciz gelecek, ne zaman malımı, mülkümü elimden alacaklar korkusuyla yatıyor. Millet doğru dürüst uyuyamaz hale geldi, uyuyamaz. Kabus görüyor, kabus millet. İşini kaybetme kabusunu görüyor, malını kaybetme kabusunu görüyor.

Sevgili Çukurovalılar, bakınız sadece Kasım ayında 1 yıl dikkate alınınca 2008’de 1 yılda eklenen işsiz sayısı Türkiye’ye 645 bin. 645 bin kişi yeni işsiz oldu. Ne zaman? Kasım ayında, 1 yıl için. 645 bin kişi. 300 bin kişide işsiz ama bana iş mi verirler diye kendini kaydettirmemiş. Ama işsiz. Uğraşmıyor. 300 binde onlar. 945 bin. 1 yılda sevgili Adanalılar 1 yılda 945 bin kişi Türkiye’de işini kaybetti, işsiz oldu. Bu resmi rakam. Gerçeğine bakarsan daha fazla. Gerçek fazla, bu indirilmiş, örtbas edilmiş, makyajlanmış, pudralanmış rakam bu. Resmi rakam. Ama o bile görüyor ki 945 bin kişi 1 yılda işsiz kalmış. Türkiye’nin ordusu ne kadar? Türk Silahlı Kuvvetleri ne kadar? 700 bin kişi. 700 bin kişilik ordumuz var, 945 bin 1 yılda işsiz kalan işsiz kalan insanımız var. İyimi? Bu iyi bir Türkiye tablosu mu? İşsiz ordusu Silahlı Kuvvetleri geçmeye başlamış değerli arkadaşlar. Yılda gelen işsiz sayısı. Tümünü toplarsan çoktan milyonlar geçmiş.

Değerli arkadaşlarım, bu vahim bir tablo. Çünkü işsizlik deyip geçmeyeceksin. İşsiz olan insanın huzuru yoktur, ailesinde saadeti yoktur, gelecekten güveni yoktur. O insanın özgürlüğü de, demokrasisi de bir anlam taşımaz. En temel özgürlük çalışma özgürlüğüdür, çalışma! İş bulma özgürlüğüdür. Akşam evine ekmek götürme özgürlüğüdür, çoluğuna çocuğuna bakabilme özgürlüğüdür.

Şimdi bunlar elimizden alındı. Bunlar iş başına geldiği zaman Türkiye’nin 220 milyar borcu vardı. 220 milyar dolar. Aradan 6,5 yıl geçti, 7 yıl geçti. Şimdi Türkiye’nin borcu azaldı mı? Hani ekonomi çok iyi gidiyordu? Ekonomi iyi gidiyorsa önce borcunu ödeyeceksin borcunu. Sen borcun olsa, bir yerden para bulsan ne yaparsın? Önce borcunu ödersin, bir rahatlarsın değil mi? Türkiye’nin ekonomisi iyi gidiyormuş. 220 milyar dolar borcu vardı ödeyip azalttın mı onu? 200 milyar dolara mı indirdin, 150 milyar dolarımı indirdin? Ne oldu? 220 milyar dolar 500 milyar dolar oldu 500 milyar! İki katından daha fazla arttı bu dönemde. Devletin ekonomisi böyle. Senin ekonomin nasıl gidiyor bunu en iyi sen biliyorsun. Çiftçinin ekonomisi nasıl gidiyor çiftçi biliyor. Narenciye dalında kaldı ağaçta. 30 bine, 35 bine alan yok. Gübre fiyatı patladı millet yeni tarım yılı geliyor toprağa gübre atamadı. Çiftçi boynu bükük.

Değerli arkadaşlarım, ne buğdaycı teşvik ediliyor, ne pamukçu teşvik ediliyor. Yunanistan pamuk ekmeye, dünyaya ve Türkiye pamuk satmaya başladı. Bizim Çukurova dünyanın en güzel pamuk bölgesi boynu bükük kaldı. Türkiye Yunanistan pamuğunu getiriyor, Çukurova çiftçisi eli böğründe Çukurova’nın bereketli topraklarında pamuk yetiştiremiyor.

Değerli arkadaşlarım, bu doğru bir politikamı demektir? Türkiye içeriye giriyor. Çiftçinin boynu bükülüyor, genç iş bulamıyor, esnaf kendini oyalıyor. Sabah açıyor akşam kapatıyor. Demin verdiğim işsiz rakamlarında esnafın sayısı yok. Halbuki o esnaf gerçek işsiz. Yani işi var gibi, dükkanı var gibi gözüküyor ama sen git bir berberlere sor bakalım, sen git bir esnafa sor bakalım şöyle bir dolaşıver Anadolu’nun kentlerinde, Adana’nın sokaklarında. Esnafın halini bir soruver bakalım. Yanındaki çocuğun primini, sigortasını ödeyebiliyor mu, aidatını verebiliyor mu, dükkanın kirasını, suyunu, elektriğini karşılayabiliyor mu? Hazır yiyor esnaf hazır, sermayeden yiyor.

Şimdi Türkiye’nin tablosu bu. Bu tablo bu iktidar elinde oluştu değerli kardeşlerim. Bugün fabrikalar kapanmaya başladı, çalışamıyor. Bugün ekonomi allak bullak oldu. İşsizlik patladı, borç patladı. Türkiye bunların yönetiminde çok ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya. Türkiye zaten kötü yönetiliyordu, birde ekonomik kriz bindi üstüne. O ekonomik kriz konusunda da hiçbir tedbir almıyorlar, ha bugün geçer, ha yarın geçer diye kulaklarının üstüne yatmışlar bekliyorlar. Tedbir yok, çare yok. Dünyada 38 ülkenin içinde tedbir almamış tek Türkiye var. Ne yapacağını bilmiyor. Tedbir araması gereken iktidar bir bütçe çıkardı. Bütçe delik deşik. Bütçenin hiçbir ciddiyeti yok. Çıkarken söyledik yanlış bütçe diye. %4 kalkınacak diye bütçe yaptılar. Ona göre vergi geliri alırız dediler, ona göre harcama yapacağız dediler. Fakat Türkiye bırak %4 büyümeyi küçülmeye başladı. Küçülen Türkiye’de o rakamlar anlamını kaybetti. Ama harcamayı sanki Türkiye büyüyormuş gibi yapıyorlar. Nereye yapıyorlar harcamayı? Çiftçiye mi yapıyorlar, esnafa mı yapıyor, sanayiye mi yapıyorlar, fabrikalara mı yapıyor, emekliye mi yapıyorlar? Kime yapıyorlar? Seçim kazanmak için yapıyorlar. Seçim rüşveti dağıtıyorlar. Türkiye kalkınan Türkiye’ymiş gibi seçim rüşveti dağıtmak için harcama yapıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, bakın Türkiye’de işsizlik var, yoksulluk var. Buna karşı devletin alması gereken tedbirler var. Ama bu tedbirlerle sakın ha Tunceli’de buzdolabı dağıtmayı karıştırmayın ha. Tunceli’de buzdolabı dağıtmak, çamaşır makinesi dağıtmak, bulaşık makinesi dağıtmak yoksullukla mücadele programı değildir. milletin gözünü boyama, oyunu alma mücadelesidir. Oy rüşvetidir, seçim hovardalığıdır.

Değerli arkadaşlarım, bu iktidar eğer yolsuzlukla mücadele etmek istiyorsa yapması gereken şey açıktır. Ne yapacak? Her aileden en az bir kişiye iş bulacak. Yoksullukla mücadelenin en doğru yolu her aileden en az bir kişinin iş sahibi olmasını, sigortalı olmasını, ailesine sigorta imkanı getirmesini sağlamaktır. Bunu sağlandın mı o insan yoksullukla nasıl mücadele edeceğini kendisi bilir. Sen onun yerine buzdolabı almaya kalkma. O neye ihtiyacı var, neye muhtaç, ne yapması lazım senden iyi bilir. Kendi adamından aldığın buzdolabını senin ihtiyacın diye Tunceli’de satmaya kalkma. Onun parasıyla o insanlar kendi ihtiyaçlarını daha iyi karşılar. Ama onlara iş ver, iş, iş, iş!!!

Sevgili Adanalılar, bakın yıllar öncesinden beri biz Cumhuriyet Halk Partisi şunu söylüyoruz. Bizim siyasetimizin temelinde insan vardır. Biz siyaseti insan için yaparız. Bizim amacımız insana hizmettir derdik ve insana hizmeti de şöyle yansıtırdık. İnsanın en temel ihtiyacı iştir, iş. İnsana iş lazım iş. Emeğini kullanacağı imkan lazım, gücünü kullanacağı imkan lazım. Ailesine, çoluğuna, çocuğuna bakabileceği imkan lazım. Bunun yolu iş vermektir iş. Devletin en temel görevi insana iş sağlamaktır diyor idik. Ve sonra diyorduk ki, insanın ve toplumun bir başka temel ihtiyacı ahlaktır, ahlak diyorduk. Hatırlıyor musunuz? İş ve ahlak. İşte lazım, ahlakta lazım. Ahlak dediğimiz ne? İşte bugünkü manzara. İş dediğimiz ne? Türkiye’nin buraya gelmekte olduğunu görüp onu anlatıyorduk. Bırakın kendinizi aldatmayı, parayla oynamayı, faizle oynamayı üretime bakın. Üretim demek iş vermek demektir. İnsan olmadan üretim olmaz. Toprağına sahip çık, tarlana sahip çık, tezgahına sahip çık, madenine sahip çık, fabrikana sahip çık. İş yaptır iş. Yok falan bankayı sattım, falan bankayı aldım. Şuradan şu kadar faiz, buradan bu kadar repo. Al sana faizi repoyu batırdın ülkeyi öyle diye diye. Başka temel ihtiyaç ne? Ahlak diyorduk ahlak. Canım nereden çıktı ahlak. Ahlak çıkmazsa ne olur. İşte bugünkü manzara olur.

Değerli arkadaşlarım, şu yolsuzluk tablosunu görüyor musunuz? Dünyada hiçbir ülkede Türkiye’deki kadar büyük, yaygın yolsuzluk manzarası yoktur. Türkiye’de yolsuzluk artık kişisel yolsuzluk olmaktan çıktı yolsuzluk teşkilatlı yolsuzluk oldu teşkilatlı. Örgütlü, organize. Yani birisi tek başına yolsuzluk yapmıyor. Şirket kuruyor şirket, dernek kuruyor dernek. Dernekli yolsuzluk dönemi. Dernek kuruyorsun, ne için kuruyorsun? Hayır için mi? Hayır yolsuzluk için dernek kuruyorsun.

Değerli arkadaşlarım, adam derneği kurmuş Almanya’da. Gitmiş oradaki vatan hasretiyle yüreği yanan, Ramazanda iyice vatan diyen, millet diyen benim durumum gene iyi işsiz kalmış hemşehrilerim diyen, yüreği yanan insanlara gidiyor diyor ki, Ramazanda yapacağın hayrı, vereceğin fitreyi, zekatı benim derneğime ver. Ben senin için en iyi şekilde onu yerine götürürüm diyor. Ve insanlarda ellerindeki, avuçlarındaki kaynakları bunlara emanet ediyorlar. Topluyorlar. Sonra ne oluyor? Oradan alıyorlar Türkiye’ye kuryeyle taşıyorlar. Teşkilat var ya. Teşkilatlı iş. Herkesin bir görevi var, kuryesi var. Kurye alıyor parayı getiriyor. Nereye getiriyor? İstanbul’a, Ankara’ya. Ne oluyor orada? İstanbul’da, Ankara’da şirket kuruluyor. Kişilerin üzerine şirketler kuruluyor, işler yapılıyor, paralar kazanılıyor. Başka ne kuruluyor? Televizyon kuruluyor televizyon. Televizyon kuruluyor. O televizyon ne yapıyor? İktidara destek oluyor. Kimin televizyonu oluyor o? Ergenekon’un televizyonumu oluyor? Kimin televizyonu oluyor? AKP’nin televizyonu oluyor. Ergenekon’un kasasını arıyorlardı. Ergenekonun kasasını aradılar. Araya araya bulamadılar. Birisini buldular işte kasa bu dediler. Adam vefat etti, öldü cenazesini belediye karşıladı. Şimdi bir sendikacıyı bulmuşlar, Metal-iş sendikasının Sayın Başbakanını, Mustafa Özbek’i. O kasadır diye onun üzerine gidiyorlar. Sen işçiden kasa çıkarmayı bırak. Sen kasa arıyorsan etrafına bir bakıver. Etrafında çok kasa var senin, çok kasa var. İşte o kasalardan biriside bu. Deniz Feneri kasası. Televizyon kanalı kurulmuş, televizyon kanalı AKP’ye destek oluyor. Vatan adına, millet adına, din adına, iman adına, ahlak adına anlatıyor. Dibinde ne var? Dibinde yetimin hakkı var. Dibinde haram var haram!

Şimdi millet bunu görecek, o kanalı dinleyecek bunlara oy verecek. Bunlarda millete hizmet edecek, hayırlı çalışmalar yapacak, namuslu çalışmalar yapacak Türkiye kalkınacak. Olur mu böyle bir şey sevgili Çukurovalı? Olur mu böyle bir şey? Sende akıl yok mu? Sende zeka yok mu? Sende vicdan yok mu? Bu gidişe nasıl olurda evet dersin. Aradan aylar geçti. 5,5 ay geçti hala Almanya’daki dosya gelmedi. Bunlara ne oldu bu iş diyoruz. Almanya’dan dosyayı istedik diyorlar.

Şimdi sevgili Çukurovalılar, elinizi vicdanınıza koyunuz. Almanya’da dosya olmasa, Almanya’da bu insanlar yargılanıp mahkum olmasalar biz bir şey yapmayacak mıydık? Bizim bir şey yapmamız gerekmiyor muydu? Yani biz Almanya’ya bağımlı mıyız? Orada yolsuzluğu yapanlar Türk bizim vatandaşlar. Yolsuzluğa para kaptıranlar bizim vatandaşlar. Türkiye’nin vatandaşları. Buraya getiren kuryeler, Türkiye’nin vatandaşları. Üstelikte önemli devlet noktalarında, saygıdeğer vatandaşlar RTÜK’ün başında.

Değerli arkadaşlarım, yolsuzluğu yapan vatandaş, parası çalınan vatandaş, aracılık yapanlar vatandaş, buraya getirenler vatandaş. Burada kurulan şirketler Türk şirketleri. Burada kurulan televizyon Türk televizyonu. Şimdi adalet bakanı diyor ki Almanya’dan dosya bekliyoruz, dosya gelsin bakacağız. Almanya’dan dosya gelmese bu yolsuzluk karşısında senin harekete geçmen gerekmiyor mu? Almanya’ya boynumuz eğik mi bizim? Senin kanunun yok mu, senin emniyet görevlin yok mu, savcın yok mu, yargın yok mu, adaletin yok mu, kanunun yok mu?!!! Almanya’dan dosya bekliyormuş. Kaplumbağanın sırtına koysalar gelirdi dedim. Yılın yarısı geçti hala dosya yok. Dosya yok, dosya yok. Onun üzerine geçenlerde mecliste gösterdim. Al sana dosya işte, al sana dosya! Dosya bu, işte dosya. Sen getiremedin dosyayı Cumhuriyet Halk Partisi getirdi. Hadi yap gereğini de görelim.

Sevgili Adanalılar, yok da yok olan dosya değil. Yok alan niyet. Niyet yok. Peki niye niyet yok? Bu yolsuzluk yapanları Başbakan tanıyor mu, tanımıyor mu? Tanımıyorum falan der gibi oldu. Sonra fotoğraflar çıktı kondu. Akraba. Tanıyor mu? Tanıyor. Peki bu yolsuzluk yapanların faaliyetlerine himaye getirmiş mi Başbakan? Teşvik getirmiş mi? Evet. Bunlara bir kanun çıkarmış. Demiş ki, siz devlete, millete yararlı derneksiniz. Bak, bak, bak. Devlete, millete yararlı derneksiniz demiş bunlara. Öyle deyince bütün devlet teşkilatı bunlara açılıyor. Önce bunlara bu rütbeyi vermiş. Sonra demiş ki sizi vergiden de muaf ediyorum. Siz vergi vermeyeceksiniz demiş.

Değerli arkadaşlarım, bu milletin, bu vatanın huzuru ve barışı için sınırda canını veren Mehmetçiğe yardım etmek için kurulmuş olan Mehmetçik Vakfı vergi veriyor bu sahtekarlar vergi vermiyor AKP sayesinde. Kim çıkardı bu kanunları? Bu himayeleri kim getirdi?

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de yoksullukta var, işsizlikte var. Halkın ızdırabı da var, halkın acısı da var, sıkıntısı da var. Ama Türkiye’de büyük yolsuzluk var. Her yerden daha büyük yolsuzluk var. Resmi himaye altında yolsuzluk var. İşte örnek.

Şimdi değerli arkadaşlarım, bu seçim sadece yerel seçim değil derken size bunu anlatmaya çalışıyorum. Bu seçimde oy kullanırken dürüst, namuslu belediye başkanını arayacaksınız bulacaksınız. Denenmemiş yeni bir belediyecilik kuşağını işbaşına getireceksiniz. Pırıl pırıl insanları seçeceksiniz. Ama aynı zamanda bu seçimde oy kullanırken şu Deniz Feneri’nin hesabını da soracaksınız. Sakın ha unutmayın. Bu seçim Deniz Feneri seçimi. Yani hem bu yolsuzluğu yapıyorlar, hem de din imandan yanlarına yaklaşılmıyor. Ağızlarını açtılar mı Allah diyorlar, peygamber diyorlar, din diyorlar, iman diyorlar. E yaptığın ne senin, yaptığın ne? Bu sahtekarlığa hak ettiği şamarı vuracak mısınız? Göreceğiz. Buna mecburuz.

Şimdi bakın, Türkiye’de bu kadar olay yaşanıyor. Türkiye’de bir Başbakan var, bir hükümet var. Ekonomi yangın yeri, işsiz sayısı patlamış, fabrikalar kapanmış, iş yerleri, dükkanlar kapanmış. Halk ızdırap içinde. Başbakan bu konuları konuşuyor mu? Meydana çıktığında bir gün işsizlikten bahsettiğini görüyor musun? Kapanan fabrikalardan bahsettiğini görüyor musun? Halkın, emeklinin acılarına ne yapmayı düşündüğünü anlattığını görüyor musun? Neyle meşgul o? Bunları bırakmış, bunları yok sayıyor. Varsa yoksa Cumhuriyet Halk Partisi. Varsa yoksa medya.

Değerli arkadaşlarım, başbakanın büyük sıkıntısı var. Başbakan ne söyleyeceğini bilemez halde. Çok tehlikeli bir yola girdi. Bakınız bir süredir diyor ki; benim hakkımda yolsuzluk iddiaları yapıyorlar. Bu iddiaları yapacağınıza gidin savcılığa ihbar edin diyor. Tamam mı? Peki biz savcılığa dosyayı vereceğizde senin dokunulmazlığın ne olacak? Gel senin dokunulmazlığını kaldıralım. Sadece senin değil gel Deniz Baykal’ında dokunulmazlığını kaldıralım. Sen ne biliyorsan mahkemeye ver, ben ne biliyorsam ben mahkemeye vereyim. Böyle dosyası varsa gitsin mahkemeye versinle bu iş olmuyor. Kaldır dokunulmazlığı. Bak şu vatandaşlar gibi bir oluver. Normal bir vatandaş oluver. Bak ben hazırım bunlar gibi olmaya. Dokunulmazlık falan istemiyorum ben. Vatandaş olmak yetiyor bana.

Sevgili Adanalılar, dokunulmazlıktan korkan Başbakan Türkiye’ye yakışıyor mu? Dokunulmazlığa muhtaç, mecbur Başbakan Türkiye’ye yakışıyor mu? Ahlak, dürüstlük, hukuk diyorsan, demokrasi diyorsan, demokrasi eşitlik değil mi? Sen halk gibi eşit olmayı bir kabul ediver de bir görelim. İmtiyaz isteme imtiyaz. Niye istiyorsun? Çünkü benim arkamda dosyalar var. Sen dosyalarının hesabını vermemişsin.

Değerli arkadaşlarım, bakın Türkiye siyasetini bu konuda yeni bir anlayışa getireceğiz. Türkiye’de şimdi şöyle anlayışlar vardı. Şimdi bazı belediye başkanları hem çalıyor, hem iş yapıyor derler. Bazıları için. Bazılarına adam iş yapmıyor çalıyor derler. Bazılarına da adam hem çalmıyor, hem iş yapıyor derler. Değil mi? Şimdi hedefimiz ne? Hedefimiz hem çalmayacak, hem de iş yapacak iş, iş!!!

Şimdi çalanlarda iki türlü. Bazı belediye başkanları kendisi çalıyor. Bazı belediye başkanları hem kendisi çalıyor, hem başkalarına çaldırıyor. Başkaları bazen kendi belediyesinin etrafında oluyor, bazıları Ankara’ya kadar uzanıyor. Ankara’ya kadar uzatıyor hırsızlığı. Bazıları da ne çalıyor, ne de çaldırtıyor. Hedefimiz ne olacak? Ne kendi çalacak, ne Ankara’ya çaldıracak. Bunun yolu ne? Bunun yolu önce milletvekili dokunulmazlığını kaldıracaksın. Kaldıracaksın ki, Ankara çalma tezgahının bir parçası olmasın. Çünkü çalma üç ayaklı masa gibi. Üç ayaklı masa. Masanın bir ayağında uyanık bir iş adamı oluyor. Masanın öbür ayağında onunla işbirliği yapan bir bürokrat oluyor. Bir devlet memuru, yol, yöntem gösterecek, usul erkan gösterecek, ona kanun gösterecek, nizamname gösterecek bir bürokrat lazım. O oluyor. Üçüncüsü hem bürokrata sahip çıkacak, hem işadamını kollayacak ve payını alacak siyasetçi bulunuyor. Üç ayak. İş adamı, bürokrat ve siyasetçi. Haramzade işadamı, gözü para için dönmüş bürokrat ve sahtekar namussuz bir siyaset adamı. Üçü el ele veriyorlar Türkiye’yi soyuyorlar Türkiye’yi.

Şimdi buna son vermenin yolu milletvekili dokunulmazlığını kaldırmaktır. İlk bunu yapacağız arkadaşlar. Hala yapılmadı. Milletin önünde söz verdi Başbakan ama unuttu verdiği sözü. İnşallah önümüzdeki dönemde Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında ilk yapacağımız işlerin başında milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması geliyor.

Şimdi sevgili Adanalılar, Başbakan milletin derdiyle uğraşmayı bıraktı, yolsuzlukları ortadan kaldırmayı bıraktı, onunla mücadele etmeyi bıraktı, yolsuzlukları dile getirenleri susturmaya çalışıyor. Şimdiki hevesi yolsuzlukların konuşulmasını önlemek. Yolsuzlukların konuşulmasını önlemek istiyorsan yapman gereken şey çok açık. Yolsuzlukların kendisini önleyiver. Kendisini önle sende rahat et, millette rahat etsin. Hayır yolsuzlukları yapacağız ama konuşulmayacak. Dile getirilmeyecek, söylenmeyecek.

Şimdi biz Deniz Fenerini Türkiye’de soruşturulması gereken yolsuzluk olarak ortaya koyduk. Bu Cumhuriyet Halk Partisinin çabasıyla çıkmıştır. Bu dosyaları Cumhuriyet Halk Partisi getirttirmiştir, davayı başından beri biz izledik. Hep bu konuyu Türkiye’ye biz anlattık. Ama gazetelerin bir kısmı Başbakanın denetiminde olmayan kısmı bu konuya ilgi gösterdi. Onlarda bu konuyu yazmaya başladılar. Şimdi Başbakan bunaldı. Siz misiniz Deniz Fenerini yazan, bu yolsuzluğu dile getiren. Bende size ne yaparım görürsünüz dedi. Ve şimdi hiçbir hukuk devletinde, hiçbir demokratik ülkede olamayacak olan, olmaması gereken zulüm niteliğinde mali uygulamalar başladı. Yani buradaki esnaf ve işadamı arkadaşlarım bilirler. Arada sırada biraz sesi yüksek çıksa bir iş adamının hemen maliyenin memurları gelip şu defterleri getir derler. Öyle değil mi? Bir kişi sesini çıkarmıyor. Bir kişi sesini çıkarsa hemen getir bakalım defterlerini diyecekler diye korkuyor diyor. Kim diyor bunu? Odalar Borsalar Birliğinin Başkanı diyor. Şimdi bu boş laf olmaktan çıktı açıkça uygulamaya başladı. 820 trilyon Türkiye’nin vergi rekortmenine vergi kaçakçılığı yapıyorsun diye ceza kesmişler.

Şimdi değerli arkadaşlarım, bunun bir siyasi amaçlı baskı niteliğinde olduğunu bütün dünya gördü. Ama bunun ötesinde olay. Olay şu; bir demokratik ülkede böyle bir şey olabilir mi? Bir hukuk devletinde böyle bir şey olabilir mi? Yani sen böyle yaparak demokrasiyi ve hukuk devletini işlemez hale dönüştürmüş olmuyor musun? Peki demokrasi ne o zaman? Ne demokrasi? Senin aleyhinde yazan, senin işine gelmeyen şeyi yazanın sen çanına ot tıkayabilirsen, boğazını sıkabilirsen, onu konuşamaz hale getirirsen demokrasiden, basın özgürlüğünden söz etmek imkanı var mıdır?

Türkiye’de bakın burada soruyorum değerli arkadaşlarım, sevgili Adanalılar size soruyorum Türkiye’de medya, basın, televizyonlar 7 yıl öncesine göre bugün daha özgür müdür, daha serbest midir, daha rahat mıdır, değil midir? 7 yıl öncesine göre Türkiye’de basın ve televizyonlar iktidar karşısında doğru bildiklerini daha kolayca söyleyebiliyor mu, söyleyemiyor mu? Bitti, bitti. Türkiye’de yolsuzluklar 7 yıl öncesine göre azaldı mı, arttı mı? Türkiye’de vatandaşların temel kişisel özgürlükleri, telefonla serbestçe konuşma hakkı 7 yıl öncesine göre daha çok mu, daha az mı? Telefonlarınız dinleniyor mu, dinlenmiyor mu? E bu ne? Eskiden hafiye teşkilatı vardı. Padişahlar, kendinden korkan padişahlar eyvah bana karşı bir hareket olur mu diye korkanlar biz gizli hafiye teşkilatı, jurnalciler teşkilatı kurardı, o teşkilatla kim ne konuştu, kim ne söyledi, kim kimin aleyhinde raporlar tanzim ettirirdi, takibat yapardı değil mi? İstibdat döneminde değil mi? Şimdi demokrasi dönemindeyiz öylemi? Bu demokrasi döneminde herkes telefonla konuşmaya korkuyor. İçinden geçip şöyle rahatça bu iktidara yüreğini boşaltamıyor. İki kişi akrabasıyla konuşacak, komşusuyla konuşacak bırak konuşsun. Hayır. Herkes korku içinde değil mi? Türkiye bir korku toplumuna dönüştürülüyor değil mi? Bunun demokrasi neresinde. Size bir şey daha soracağım. Bakın önemli sorular sordum. Basın daha özgür mü? Değil. İnsanlar daha özgür mü? Değil. Yolsuzluklar daha az mı? Peki çok kritik bir soru daha soracağım. Yargı 7 yıl öncesine göre daha bağımsız mı? Daha tarafsız mı? E ne oldu, nereye gidiyor Türkiye? Nereye gidiyor? Yargı elden gidiyor, basın elden gidiyor, insan hakları elden gidiyor, yolsuzluklar yaygınlaşıyor. Bunun adı demokrasi öylemi? Seçim öncesinde buzdolabı dağıtarak, onu bunu dağıtarak milletin oyunu almak demokrasi mi, demokrasinin yaygınlaşması mı? Yoksullukla mücadelemi? Bu yozlaşma, yozlaşma. Bu çürüme, çürüme. Demokrasi yozlaşıyor demokrasi. Toplum yozlaşıyor toplum. Bu gidişe dur diyecek artık Türkiye’de milletin dışında güç yoktur. Milletin dışında bu gidişe kimse dur diyemez. O nedenle görev milletindir, halkındır, sizindir. Bu seçimi bir fırsat olarak değerlendirip hep beraber bu gidişe dur demek zorundayız. Bu bir milli görevdir milli. Belediye görevi olmanın ötesinde bu bir millet görevidir, millet.

Sevgili Çukurovalılar, sizlere bu güzel buluşma için ben yürekten teşekkür ediyorum. Çok doluyum. Sizde dolusunuz. Söylenecek çok şey var. Bakın burada sözkonusu olan Başbakanın bir basın grubuyla kavga etmesi değildir. Bir basın grubuyla Başbakanın kavgası değildir burada önemli olan. Burada önemli olan basının ötesinde Başbakanın milletin doğruları öğrenme hakkına karşı çıkıyor olmasıdır. Başbakan milletin doğruları öğrenme hakkına karşı çıkıyor. Vahim olan bu. Bu sizi ilgilendiriyor. Bana ne itişsinler, kakışsınlar, o ona vursun, bu buna vursun. Al birini vur birine. Bunu deyip sıyrılmak imkanı yok. Sözkonusu olan senin, benim, milletin gerçekleri öğrenme hakkı. O gerçekleri birileri mutlaka söyleyebilmelidir. Bununla bilen, yansıyan gerçekler bunlar. Ama bunun çok ötesinde daha neler var, neler! Türkiye’yi karanlık bir toplum haline dönüştürüp gerçeklerin ortaya çıkmasını önlemek istiyorlar. Hala bu noktadayız. Başbakan çıkmış meydanlarda ona saldırıyor, buna saldırıyor. Yok İsmet Paşa şöyleymiş, yok Cumhuriyet Halk Partisi böyleymiş. 40 yıl önce nüfus cüzdanına damga vururlarmış da ekmek karnesi dağıtırlarmış. Bunları anlatıyor Başbakan. Ne söyleyeceğini şaşırmış halde. Diyojenleri karıştırıyor, Ziya Paşadan deyişler aktarmaya çalışıyor yüzüne gözüne bulaştırıyor. Ona saldırıyor, buna saldırıyor. Sen onu bunu bırak da şu işsizlik hakkında milleti rahatlatacak bir laf söyleyiver canım.

Merak etmeyin Türkiye sahipsiz değildir. Türkiye’yi kimseye teslim etmeyiz. Türkiye’yi bunlara teslim etmeyiz. Türkiye böyle çok iktidarları gördü geçirdi. Bunlarda geldi ve geçer. Ama millet kalır, milletin özü kalır, Türkiye’nin bağımsızlığı kalır, Türkiye’nin temelleri kalır, Mustafa Kemal Atatürk Türkiye’si kalır!!!

Başbakan bana meydanlara gel meydanlara diyordu. E geldik işte meydana. Adana’dayız, Çukurova’dayız. Meydanın hasındayız hasında. Anadolu’nun özündeyiz özünde. Sadece bugün değil, ben 30 yıldır bu meydanlardayım. Başbakan bana meydanlara gel diyor ben geldim meydana. Şimdi bende Başbakana diyorum ki, Sayın Başbakan gel de seninle şu tarafsız gazetecileri de önümüze alalım, televizyonda bir güzel tartışıverelim. Yani böyle mitingde çıkıp da mikrofon elinde, kimse soru soramaz, mikrofonun sesi de çok yüksek. Bütün yandaşlarını da toplayıp esip savurmak kolaydır. Yani bu Türkiye’de adet. Bizde yapıyoruz. Ama asıl dünyada demokrasilerde olan nedir? Demokrasilerde Başbakanla ana muhalefet lideri çıkar televizyona, karşı karşıya gelirler o onun hakkında soracağını sorar, öbürü öbürünün hakkında soracağını sorar. Herkes anlatacağını anlatır. Millet bunu dinler, aracısız dinler. Evinde oturur ve bunu dinler. Kim doğru söylüyor, kim kıvırıyor, kim samimi, kim sahtekar bunun hükmünü millet verir. Gel çıkalım şu televizyona. Çıkalım televizyona birbirimize bir soralım. Benim arkamdan konuşmayı bırak. Söyleyecek bir şeyin varsa yüzüme söyle. Müsaade et bende söyleyeceklerimi senin yüzüne söyleyivereyim. Ne kaçıyorsun? Ayrıca her görüşten gazetecilerden bir grubu çağıralım televizyonculardan gazetecilerden 5 kişi, 6 kişiyi çağıralım. Onlarda bize soru sorsunlar, eşit zaman versinler. O sorulara ben cevap vereyim. O sorulara sen cevap ver. Millette izlesin. Aklından geçen soruları birisi sorsun, onu dinlesin. Niye gelmiyorsun? Bak Amerika’da seçim oldu. Amerika’daki seçimde ne oldu? İki partinin lideri çıktılar, konuştular, sorular soruldu. Millette izledi hükmünü verdi. Fransa’da seçim oldu. Orada da aynı şekilde. Dünyanın her yerinde demokrasi böyle işler. Demokrasi vatandaşın bilgilenebilmesini gerektirir. Bilgi tek taraflı şartlama değil. Yüksek sesle bağırıp çağırma değil. Bilgilenme her iki görüşünde ifade edilmesine tanık olsun vatandaş. Onu da dinlesin, onu da dinlesin aklı neye yatarsa ona oy versin. Niye kaçıyorsun? Demokrasi kaçağı, demokrasi bu Başbakan!!!

Medyayı susturarak, medyayı ağır para cezalarıyla susturarak vatandaşın demokrasi anlayışına hizmet edilmez. Türkiye’de demokrasiye hizmet edilmez. Demokrasiden kaçmıyorsan medyadan korkmayacaksın. Muhalefetten korkmayacaksın. Muhalefetin arkasından konuşmayacaksın. Kaçmayacaksın, kaçmayacaksın. Çıkacaksın televizyona tartışabileceksin. Yapıyor musun? Yapamıyorsun. Niye? Korktuğu bir sürü soru var. Yüzüne sorulmasından korktuğu bir sürü soru var. Hem benimle çıkmıyor. Hem de bütün dünyada örneği görülen basın toplantılarını yapmıyor. O basın toplantılarında gazeteciler gelir özgürce istediği soruyu sorar. Bu Başbakanla adım atmasını engelliyor bazı gazetecilerin. İşine gelmeyen haber yaptı diye Başbakanla mitinge katılmasını önlüyor. Bu korku ne? Onun korktuğu sorular var. O sorular bende. Ben o soruları soracağım. O nedenle Başbakan bizim karşımıza çıkmıyor. Ne yapıyor? Buralarda esiyor, savuruyor. Yok Türkiye böyle kalkınmış, Türkiye şu kadar zenginleşmiş. Boş laf, boş laf. Palavrayla milletin karnı doymuyor.

Sevgili Adanalılar, şu seçimde şöyle silkinelim. Şöyle bir toparlanalım. Çok fazla meydanı boş bıraktınız. Çok fazla bunlara fırsat verdiniz. Olmaz işe sahip çıkacaksın. Oydu buydu diye ayrılmak, bölünmek, parçalanmak, onun oyduydu, bunun busuydu bunları bırakın. İş açık, iş açık. Oraya mı destek olacaksın yoksa ona karşı mücadele eden Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Partisine mi? İş çok açık.

Sevgili Çukurovalılar, bakın bu seçimde biz Çukurova’ya yakışan, Çukurova’nın hak ettiği yeni bir dönemi açabilecek arkadaşlarımızla yola çıkıyoruz. Sizlerden de bizim bu çabamıza sahip çıkmanızı, destek vermenizi bekliyoruz.

Bakınız bu seçimde bizim bu bölgedeki adaylarımızı sizlere tanıtmak istiyorum. Önce Kilis’ten başlayalım. Sayın Abdullah Cançelik Kilis Belediye Başkan Adayımız. İşte Abdullah Cançelik aslan gibi bir Anadolu çocuğu. İnşallah Kilis halkının desteğiyle belediye başkanı olarak da Kilis’e hizmet edecek. Genç, enerjik, tuttuğunu koparacak, inşallah belediye başkanı olarak seçilecek.

Komşumuz Osmaniye’nin Belediye Başkan Adayı Sayın Haydar Aktürk. Haydar Aktürk Osmaniye Belediye Başkan Adayımız. Kahramanmaraş Belediye Başkan Adayımız Rifat Kabakçı. Hatay Belediye Başkan Adayımız İdris Şentürk. Gaziantep Belediye Başkan Adayımız Mustafa Yılmaz. Sizin Mustafa evet. Mustafa’nız hayırlı olsun. Ve Mersin Belediye Başkan Adayımız Macit Özcan. Deneyimli, başarılı, Mersin’i hak ettiği güzelliğe taşımış çok değerli, Türkiye çapında kendisini kabul ettirmiş bir belediye başkanımız. Hayırlı olsun Mersin’imize.

Şimdi Adana’ya da bir Macit Özcan gibi bir Belediye Başkanına ihtiyaç var mı? Adana’yı şöyle sahiplenecek, kuzeyini, güneyini ayırmadan bütün Adana’ya hizmet edecek bir belediye başkanına ihtiyaç var mı? İşte Ümit Özgümüş. Gerçekten Adana’da yeni bir dönemin başlamakta olduğunu görüyorum. İnşallah bunu en güzel şekilde geçekleştireceksiniz. Çok deneyimli, başarılı, kendisini kabul ettirmiş, sanayi odamızda Adana gibi çok önemli bir sanayi merkezinin desteğini alarak başkanlığını kabul ettirmiş, çizgisi sağlam, ahlakı sağlam, başarılı olacağı açık, enerjisi yerinde pırıl pırıl bir belediye başkan adayı. Hayırlı olsun sevgili Adanalılar.

Şimdi Adana metropol bölgede ilçe belediye başkan adayı arkadaşlarımı çağırıyorum. Seyhan Belediye Başkan Adayımız Turan Özer. Yeni bir isim. Siyasete, belediyeciliğe her türlü hizmeti vermenin altyapısına sahip. İnşallah önümüzdeki dönemlerde Adana kendisiyle iftihar edecek. Adana’mıza büyük hizmetler yapacak. Hayırlı olsun, kutluyorum kendisini. Çukurova Belediye Başkan Adayımız Yıldıray Arıkan. Hem deneyim var, hem de yeterince yenilik. O dengeyi kurmak lazım. Adana’da onu kuruyoruz. Yeni isimler, deneyimli isimler. Yüreğir Belediye Başkan Adayımız Turgay Develi. Sarıçam Belediye Başkan Adayımız Latif Uluç. Onun dışında hadi ben almışken bırakmayım, ayrım yapmayalım arkadaşlarımıza. Onları da buraya çağırıyorum. Karaisalı Belediye Başkan Adayımız Hikmet Akçam. Ceyhan Belediye Başkan Adayımız Hüseyin Cerit. Karataş Belediye Başkan Adayımız Boğaçhan Ünal. Tufanbeyli Belediye Başkan Adayımız Mustafa Bulun. Saimbeyli Belediye Başkan Adayımız Uğur Yıldırım. Kozan Belediye Başkan Adayımız Mustafa Azgın. Feke Belediye Başkan Adayımız Yaşar Sapmaz. İmamoğlu Belediye Başkan Adayımız İbrahim Erdoğan. Aladağ Belediye Başkan Adayımız Mustafa Üz. Pozantı Belediye Başkan Adayımız Adem Aydın.

**************************************

GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN

KOCAELİ MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

22 ŞUBAT 2009

Teşekkür ederim, sağolun, eksik olmayın, çok teşekkürler. Bu pankartları biraz indirebiliriz. Gördüm, çok teşekkür ediyorum. Pankartlardaki sözler için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Onları indirebiliriz. İndirelim. Ha şöyle birbirimizi görelim. Özlemiştim. İzmit’i, Kocaeli’yi çok özlemiştim.

Sevgili İzmitliler, sevgili Kocaelililer, önce bu muhteşem toplantı için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Eksik olmayın. Hoşgeldiniz, sefa verdiniz, bize güç kattınız. Sefa verdiniz diyorum. İnşallah seçimde de bir sefa vereceksiniz. Her seçim Kocaeli’de heyecanlıdır, canlıdır. Ama bu seçim biraz daha heyecanlı, biraz daha canlı, biraz daha coşkulu. Kocaeli ayağa kalkmış, Kocaeli Türkiye’ye sahip çıkma, Kocaeli’ye, İzmit’e sahip çıkma kararını almış. Bunu görüyorum. Bu kararınızdan dolayı da hepinizi yürekten kutluyorum. Size bu yakışır.

Kocaeli spor, Antalya spor iki kardeş takım. Çok teşekkür ederim, eksik olmayın. Bu akşamki maç içinde başarılar diliyorum.

Şimdi değerli arkadaşlarım, belli büyük heyecan var, büyük coşku var. Millet ayakta. Genellikle yerel seçimlerde böyle olmaz. Ama bu defa bir başka heyecan var. Acaba bunun altında ne yatıyor? Niçin acaba insanlarımız bu seçime bu kadar büyük coşkuyla, heyecanla, umutla katılıyorlar. Niçin? Bana öyle geliyor ki sizin amacınız elbette Kocaeli’nde, Büyükşehirde Sefa Sirmen’i Büyükşehir Belediye Başkanı yapmaktır. Elbette Kocaeli’ndeki belediyelere Cumhuriyet Halk Partili başkanları geçirmektir. Bunu görüyorum. Ama öyle bir hissiyatım var ki sanki bu size yetmeyecek gibi geliyor. Öyle bir ayağa kalkmışsınız ki, sizi belediye başkanlığı kesmeyecek. Daha daha diyeceksiniz. Sadece kent yönetimi değil, Türkiye yönetimi de değişsin diyeceksiniz. Öylemi? Yani siz buraya Kocaeli için geldiniz elbette ama Türkiye içindemi geldiniz? Türkiye içindemi buradasınız? Bence de öyle. Kocaeli bu meseleyi çok doğru kavramış. Yürekten kutluyorum. Sizlerle iftihar ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki siz buradasınız sevgili Kocaelililer.

Sevgili kardeşlerim, nasılsınız iyi misiniz? Siyaset bir yana durumlar nasıl durumlar? Siyaseti, seçimi bırakalım şimdi. İşler yolundamı? Geçiminiz yolundamı? Kazancınız, masrafınız birbirini karşılıyor mu? Geliriniz, gideriniz birbirini tutuyor mu? Kredi kartı borçları ödeniyor mu? Konut kredileri, araba kredileri, banka kredileri, tüketici kredileri ödeniyor mu?

Şimdi değerli arkadaşlarım, gerçekten elinizi vicdanınıza koyunuzda bir değerlendirme yapınız. Durumunuz nasıl, ekonomi, gelir gider tablosu nasıl gözüküyor ev içinde, aile içinde? Yani çalışıyorsunuz, işsizseniz iş arıyorsunuz, işiniz varsa bütün gücünüzle çalışıyorsunuz, emekliyseniz bunca yılın karşılığı olarak devletin verdiği emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyorsunuz, çocuğunuza yardımcı olmaya çalışıyorsunuz. İşsiz kalmışsa onun yarasına merhem olmaya çalışıyorsunuz. Nasıl gidiyor, oluyor mu? Kalkınma var mı kalkınma? Büyüme var mı? Güçlenme var mı ekonomik olarak? Niye böyle? Yani çiftçiyseniz çiftçinin kazancı artmadı mı? Yani mazot fiyatları, gübre fiyatları çok mu yükseldi? Bu sene gübre fiyatları dolayısıyla çiftçi tarlasına gübremi atamadı. Öylemi oldu? Sattığıyla masrafı birbirini tutmuyor mu? Banka borçları ödenemiyor mu? İcra takibatı başladı mı köylerde? Yani ziraat bankası, diğer bankalar alacaklarını tahsil etmek için çiftçinin malına, mülküne, evine haciz memuru göndermeye başladı mı? Öyle değil mi? Kocaeli’de icra dairesinin sayısı hızla artıyor mu katlanarak? İcraya düşenlerin sayısı 10 binleri katlanarak aşmaya başladı mı? Esnaf ne halde esnaf? İşler yolundamı, alışveriş yolundamı? Kazanıyor mu? Sermayeyi koruyor mu esnaf? Kazancını arttırabiliyor mu? Niye değerli arkadaşlarım, bu iş niye böyle oldu? Hani Türkiye kalkınıyordu? Hani Türkiye zenginleşmişti. Hani adam başına 10 bin dolar yıllık kazanç vardı? Yani 15 milyar dolar. 4 kişilik bir ailede 60 milyar dolar. 4 kişilik bir ailede 60 milyar dolar kazancı olan kimse bu miting meydanında yok mu? Burada yok. Nerede onlar? Nerede?

Değerli arkadaşlarım, Türkiye kalkınıyor, zenginleşiyorsa bu zenginlik nereye gidiyor? Çiftçiye gidiyor mu, esnafa gidiyor mu, emekliye gidiyor mu emekliye? Memura gidiyor mu, işçiye gidiyor mu?

Değerli arkadaşlarım, burası Kocaeli, burası İzmit. Türkiye’de sanayiinin başkenti. Kalkınmanın, sanayiinin motoru burası. Otomotiv sanayi burada. Türkiye’nin en güçlü sanayi tesisleri burada. Siz Türkiye’nin kalkınmasının amiral gemisisiniz. Türkiye sizin arkanızdan kalkınacak. Nasıl İzmit şimdi kalkınmaya devam ediyor mu? Fabrikalar açılıyor mu? Kapanıyor mu? Üretim artıyor mu? Azalıyor mu üretim? Yarı yarıya inmeye başladı mı? İşsiz sayısı katlanarak artıyor mu? 30 bin kişi sadece İzmit’te bir yılda işsiz kaldı mı değerli arkadaşlarım? Kaldı mı? İşsiz kalmak ne demektir Türkiye’yi yönetenler bunu biliyorlar mı? İşsiz kalmak sadece bir insanın meşgalesini, işini kaybetmesi anlamına gelmez. İşsiz kalmak bir insanın ailedeki, mahalledeki, toplumdaki yerini kaybetmesi anlamına gelir. Siz çocuğunun ihtiyacını karşılayamayan bir babanın ızdırabının ne demek olduğunu bilir misiniz? Eşinin ihtiyacına cevap veremeyen bir aile reisinin ne demek olduğunu bilir misiniz? 30 bin kişi işte burada o durumda şimdi. 1 yılda sizin yüzünüzden.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de 1 yılda Kasım ayı itibariyle 1 yılda işini kaybeden insanların sayısı 635 bin. 1 yılda Türkiye’de Kasım ayı itibariyle işini kaybeden insan sayısı 635 bin. 300 bin kişide işsiz olup da ne de olsa bana iş veren yok diye iş aramayan insan. Toplam 935 bin kişi. Türkiye’nin ordusunun, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sayısı 700 bin. 700 bin askerimiz var. İşsizler ordusuna 1 yılda katılan vatandaş sayısı 935 bin. Bu iyi bir tablomu arkadaşlarım? Dünyada yani 200 ülkenin olduğu BM’ye mensup ülkelerin arasında işsizlik oranında Türkiye 4. ülke. Dünyada işsizlik oranı en çok yüksek olan ve yükselmekte olan ülke Türkiye.

Değerli arkadaşlarım, bu güzel bir Türkiye mi? Bunun arkasında ne var? Bunun arkasında kalkınmayı, yatırım yapmak, sanayi tesisi kurmak, üretim yapmak olarak görmeyen, kalkınmayı banka, kredi, faiz, repo işi zanneden, ithalatla zenginleşeceğini zanneden, devletin parasını, dövizini, birikimini, sermayesini ithalata dayayıp yapay bir refah ortamı yaratarak kalkınmayı gerçekleştirdiğini zanneden yanlış zihniyet var. Üretim yapmayan, yatırım yapmayan, fabrika açmayan, tam tersine fabrika satan zihniyet var. Bunun arkasında özelleştireceğim diye Türkiye’nin en güçlü kuruluşu, telekomu 2 yıllık, 3 yıllık kazancına karşılık karıyla ödeyecek taksitlere bağlayıp, kim olduğunu bilmediğimiz, arkasında kimin olduğundan haberdar olmadığımız, iktidarla ilişkisi netleşmemiş karışık bir uygulama var. Özelleştirme uygulaması var.

Şimdi sen o telekomları sattın, rekor karlar etti diye gazetelerde haberleri okuyorsunuz. E ne olurdu onu satmasaydın da bu devletin insanına hizmet ederek, bu devletin insanını çalıştırarak, bu ülkenin zenginliğine katkı vererek Türkiye’de çalıştırabilseydin onu. Verdik gitti.

Değerli arkadaşlarım, bu bu ülkeye hizmet vermiş, Atatürk’ten, İnönü’den, Celal Bayar’dan, Adnan Menderes’ten, Süleyman Demirel’den, Turgut Özal’a kadar kimlerin eserleri varsa, kimlerin hizmetleri varsa, kimlerin ortaya koyduğu tesisler varsa ne yazık ki bunlar bu geride bıraktığımız 6 – 7 yılda bir bir ucuz demeden, pahalı demeden elden çıkarıldı, satıldı, savıldı ve o paralarla zenginleştik diye hava basıldı. Lüks harcamalar yapıldı. Gümrük kapıları kaldırıldı, ithalat serbest bırakıldı. Zenginleştik denildi ama 3 gün sonra acı gerçek ortaya çıktı. Şimdi artık büyüme dönemi bitti, küçülme dönemi başladı. Şimdi borç ödeme dönemi başladı. Bunlar iktidar oldukları zaman 220 milyar dolar Türkiye’nin borcu vardı. Bütün Türkiye’nin. Yani Atatürk döneminden başlayarak 80 yılın borcu 220 milyar dolar. 6 yılda 500 milyar dolara çıkardılar. Bu borç senin borcun kardeşim senin borcun. Senin borcun, milletin borcu, halkın borcu. 500 milyar dolar borç oldu. Geçmişte yapılmış ne kadar eser varsa hepsi satıldı. Tüpraşlar, Ereğli Demir-çelikler, Telekomlar, SEKA’lar ne varsa hepsi satıldı. Satıldı savıldı ne oldu? Elde yok, avuçta yok, sen işsiz, ben işsiz ne olacak halimiz diye kara kara düşünen bir Türkiye tablosu yaratıldı.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin ekonomide durumu dünyadaki benzer ülkelerin tümünden farklıdır. En büyük sıkıntıyı yaşayan ülke Türkiye. Büyük açıklarımız var, büyük borçlarımız var, büyük işsizliğimiz var, fabrikalar kapanıyor. Türkiye gerçekten sıkıntılı bir noktada duruyor şuanda. Buraya da yıllardan beri izlenen bu politikayla geldik.

Şimdi bu tabloyu kimlerin ortaya koyduğu açık. Türkiye bu kadar büyük sorunlarla karşı karşıyayken bana söyler misiniz bu seçim döneminde Başbakan gittiği yerlerden vatandaşlara bu konuyu fark ettiğini gördüğünü, bu konunun nereden kaynaklandığını ve bu konuyu nasıl çözeceğini söyleme ihtiyacını hissediyor mu? Gittiği yerlerde vatandaşın bu derdinden söz ediyor mu? Başbakana bakarsanız Türkiye’nin siyasetinde sanki ekonomik sıkıntı yok, işsizlik yok, kapanan fabrikalar yok, kapanan işyerleri yok, esnafın sıkıntısı yok. 1,5 milyon insan kredi kartı borcunu ödeyemediği için takipte. 1,5 milyon insan. 500 bin insan banka kredisini, konut kredisini ödemediği için sıkıntıda. Bir çare arıyor musun? Dünyada bu tabloya çare aramayan bir tane ülke var sevgili İzmitliler. Bir tane ülke var Türkiye. Her ülke iyi kötü çare, tedbir söyledi. Biz 1,5 aydır bu hükümete bu konuda alması gereken tedbirleri anlatmaya çalışıyoruz.

Bakın, bunu önlemek için yapılması gereken şey açıktır. Bütün dünya onu yapıyor. Vatandaşın alım gücünü takviye edeceksin. İşsiz vatandaşın, emekli vatandaşın, dar gelirli vatandaşın alım gücünü takviye edeceksin. Ona destek olacaksın, o piyasaya çıkacak. Onun piyasada ortaya koyacağı talep ekonominin çarklarını döndürecek, fabrikaları çalıştıracak. Yarım çalışan fabrikalar tam çalışacak. Yatırımı, üretimi, sanayii kolaylaştıracaksın. İşçi başına aldığın primi, aldığın sigorta ödeneğini, stopajı düşüreceksin. Bugünkü düzeyde pirim ve stopaj keserek işçi çalıştırılması mümkün değildir. Dünyada işçi çalıştırmayı en çok vergiyle ağırlaştıran ülkelerin başında Türkiye var. İşsizliğin en çok olduğu yer Türkiye. Kalkınması gereken yer Türkiye. Ama sanki işçi çalıştırmak, istihdam etmek suçmuş gibi vergi üzerine vergi bindiriliyor.

Değerli

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »