08 04 2011

Böcekler dahil tüm canlılar öldü

Böcekler dahil tüm canlılar öldü

04/07/2008

Böcekler dahil tüm canlılar öldü

 

allowtransparency="" frameborder="0" scrolling="no" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=tr_TR&href=http%3A%2F/www.radikal.com.tr/Radikal.aspx%3faType%3DRadikalEklerDetayV3%26ArticleID=886366%26Date=08.04.2011%26CategoryID=40&layout=standard&show_faces=true&width=450&action=like&colorscheme=light&height=80" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; width: 450px; height: 80px; overflow: hidden; border-top: medium none; border-right: medium none">>

Levent Şenyürek, Alacagöl Efsanesi’nde, Hakkâri dağlarında geçen dört gizemli ve gerilimli günün hikâyesini anlatıyor. Yıl 1993. Hakkâri’de bir kış mevsimi. Aladağ’da düşen bir çığ yolları kesmiş, yollar açıldığında mezradaki köylülerin hepsinin katledildiği anlaşılmıştır. Cesetler dağın yamacında bir krater gölü olan Alacagöl’ün kıyısındaki köye taşınır. Alacagöl’de meydana gelen esrarengiz ölümlerin sebebini araştırması için Asteğmen Haluk Günay görevlendirilir.

Roman kahramanı Asteğmen Haluk, yirmi beş yaşında, yaşadıklarıyla daha da olgunlaşmış, hayata eleştirel bir pencereden bakan eğitimli bir genç. Ne var ki hem kriminal olayları çözmek gibi bir tecrübeye sahip değil hem de askerliğin sonu yaklaştıkça tırmanan tedirginlik içinde. Her an gözlendiği endişesi ve PKK kurşunlarına hedef olmak korkusuyla dolaşıyor köy halkı arasında. Yine de savcıya yardımcı olabilecek bilgileri toplamak için, rasyonel akıl sahibi bir detektif gibi soruşturma yürütecektir.

Köylüleri sorgulayan, gölde keşif gezileri yapan, notlarını alt alta yazarak bir çözüme ulaşmaya çalışan Asteğmen, gölün ve köylülerin bir şeyler gizlediğinden emindir. Araştırmasına göre, önce birkaç el silah atılmış ve muhtemelen bu yüzden çığ düşmüş, ardından da gölde dalgalar çıkaracak kadar- büyük bir patlama olmuş. Mezrada bitkiler hariç, böcekler dahil bütün canlılar aynı anda ve kısa sürede ölmüşler. Ölümlerin boğulma nedeniyle olduğu anlaşıldığından kimyasal silah kullanıldığı düşünülüyor. Ancak ne ordu ne de PKK bu türden silah kulanmadıklarından saldırının kimin tarafından yapıldığı belirsiz.
Gizemin kaynağı Alacagöl, sönmüş bir volkan olan Karadağ’ın yamacında oluşmuş bir krater gölü. Milyonlarca yıl önce yanardağın bacası yoğunlaşarak bir kaya kütlesine dönüşen mağmayla tıkanmış; böylece gölün çanak biçimli tabanı ortaya çıkmış ortaya. Derinliği elli metreyi bulan Alacagöl, bu çanakta zamanla biriken yağmur sularından başka bir şey değil. Tabanı oluşturan kaya kütlesinin altında ise kaynayan mağmayla dolu bir cehennem çukuru var. Tanıkların ifadelerine göre olaydan önce gölün rengi değişmiş, kırmızımsı, çamurlu bir görüntü almıştır. Kimileri dedelerinden Birinci Dünya Savaşı yıllarında da böyle bir olayın meydana geldiğini duyduğunu söylüyor kimileri ise gölün dibinde çatıları görülen- evler olduğunu iddia ediyor. Bölgede çalışma yapılmadığı halde, gölün dibindeki evlerden, kurban sunaklarını andıran taş yapılardan, buranın eski Urartu medeniyetinden kalmış olabileceğini düşünmektedir Haluk Asteğmen.

Öte yandan, köylüler çok ketum davranırlarken Ağa ve adamları suçu PKK’ye yükleyen gelişigüzel bir açıklamayla olayı kapatmaya fazla istekli. Bir şey saklıyorlar. Sonunda birileri olup biteni fısıldar; ağa mezrada yaşayan ailelerden birinin gönlü başkasında olan kızını zorla- almış, kızın sevdiği delikanlı ise ihbar edilerek askere gönderilmiştir. Karakol komutanı Yüzbaşı, savcının ordudan şüphelendiğini söyleyerek soruşturmayı hem gizlilikle sürdürmek hem de bildik yöntemlerle yani kaba karakol dayağıyla- tez elden bitirmek niyetinde.

Bu cehennem fantastik değil
Bu sırada gerçekleşen gizemli olaylarla birlikte kanlı çatışmalar da baş göstermiştir. Düğümler yavaş yavaş çözülürken gündelik hayat da ürpertici bir hal almaya başlar. Bir gece vakti PKK karakola saldırı düzenlediğinde göldeki kıpırdanma yenden başlayacak ve telsizden Haluk Asteğmen’in çığlığı duyulacaktır; “Kaçın! Üstünüze doğru bir şey geliyor! Kaçın!” Alacagöl cehennem yerine dönecektir...

Haluk Günay, yaklaşık bir yıl sonra, televizyonda belgesel bir film izlerken anlayacaktır yaşananların nedenini; Ama beklenen sonuç hiç de sanıldığı gibi değildir. Geçekler ortaya çıktığında, geride boşu boşuna ölmüş tüm o insanlardan ve çocuklardan başka bir şey kalmamıştır...

Yüz kırk sayfalık bu kısa romanın hem meraklı bir kurgusu hem çok akıcı bir temposu var. Tehlikeli olduğu kadar güzel bir coğrafyada, insanın soğuk kış koşulları altında doğayla ve insanla mücadelesini aktarırken, özellikle karakoldaki askerlerin hayatını çok iyi canlandırmış Şenyürek. Türkiye Cumhuriyeti’nin en doğusunda, modern hayatın çok uzağındaki bir dağ başında sıradan bir karakol bu. Her türlü iletişimden uzak bir köyde komutanın akıl almaz gücünü; savcı, hakim ve infaz memuru rolünü üstlenen Yüzbaşı üzerinden sergilerken militarizme ve hiyerarşik ilişkilerin irrasyonel yapısına yönelik bir eleştirisi var yazarın. Erlerse şaşkın; kimisi bu atmosfere ayak uydurmuş kimisi orda bulunmaktan öfkeli. Onlar atılmışlık duygusu veren, ölümün kol gezdiği bir coğrafyada inançları öfkeye dönüşen, neden başkalarının değil de kendilerinin gönderildiğini sorgulayan, evlerine dönmek için ‘şafak sayan’ halk çocukları. Ve onların hüzünlü türküleri...

Ve bir kez daha Türkiye’nin Batısı ile Doğusu arasındaki uçurum; “Haberler detaysız olarak geçiştiriliyordu ve ölümler bir alışkanlığa dönüşmeye, bu yüzden de sanki gerçekliklerini yitirmeye başlamışlardı. Zaten hemen ardından, İstanbul’da gece kulüplerinde eğlenen kalabalıkların görüntüsü geldi ekrana”...

Hele ki Levent Şenyürek hakkında biraz da bilgi sahibiyseniz, hikâyenin gidişatından fantastik bir final sahnesi bekleyebilirsiniz. Şenyürek, ODTÜ Bilim Kurgu ve Fantezi Topluluğu’nun, Türkiye Bilişim Dergisi’nin ve Nostromo Dergisi’nin düzenlediği öykü yarışmalarında birincilik ve ikincilik dereceleri kazanmış, öyküleriyle bilimkurgu ve fantastik kurgu öykü seçkilerinde yer almıştı. İlk kitabında da -Çıldırtan Kitap (2007)- hep bu türden öykülere yer vermişti. Ancak Alacagöl Efsanesi’nde fantastik olan bu hayatın ta kendisi. Şenyürek, Doğu kırsalındaki gerçek hayatın gerilimini aşan başka bir gerilim öğesinin sönük kalacağının farkındalığıyla, bu gerçeklere eğiliyor. Savaşın ekonomik ve toplumsal boyutlarını; boşaltılan köyleri, yakılan evleri; koruculuk sistemini, orduyla PKK arasına sıkışıp kalmış, hangi vatanın haini olduklarına şaşırmış köylülerin geçimlerini temin edebilmek için buldukları yasadışı çareleri; yaylalara çıkamayan köylülerin hayvancılık yapamayınca gelirlerini kaçakçılıkla temin etmelerini; en çok kadınları zorlayan yerelin çözülemeyen feodal kültürünü, bu kültürün yarattığı acıları, ve diğerlerini ekonomik bir dil kullanarak sığdırmış romanına. Uzun anlatımlar ya da tasvirlere ihtiyaç duymadan, roman kişileri arasındaki gerçekçi diyaloglarla temas ediyoruz bu yakıcı sorunlara. İlk romanı Alacagöl Efsanesi ile, Şenyürek hedefini tutturuyor.

ALACAGÖL EFSANESİ

Levent Şenyürek
Çitlembik Yayınevi
2008 145 sayfa 9.5 YTL.


 

8
0
0
Yorum Yaz