CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN KIRIKKALE MİTİNGİNDE YAP
17/3/2009 · Kategori: Soylesi
GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN
KIRIKKALE MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
17 MART 2009
Bu ne güzel Kırıkkale, ne muhteşemsiniz, ne büyüksünüz, ne güzelsiniz. Sevgili Kırıkkaleliler, çok değerli kardeşlerim, hepiniz hoşgeldiniz, şeref verdiniz. Çok teşekkür ediyorum hepinize.
Kırıkkale’mizde bu güzel büyük buluşmamızda, bu mitingde sizlerle bir arada olmaktan çok büyük bir onur duyuyorum, mutluluk duyuyorum. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum, şeref verdiniz, hoşgeldiniz. Yurdumuzun her kenti güzel, her kenti değerli. Ama Kırıkkale’nin bizim gözümüzde bir başka değeri var, bir başka güzelliği var. Kırıkkale bize bir aile emaneti. Kırıkkale bize cumhuriyetin bir eyaleti, vesayeti, bir emaneti, cumhuriyet birikiminin Türkiye’ye sahip çıkma, Anadolu’ya sanayiyi götürme, medeniyeti götürme, Türkiye’yi kalkındırma mücadelesinin hepimizin gönlünde ayrı bir yeri olan en güzel örneklerinden birisi Kırıkkale. Ne mutlu Kırıkkale’de bir aradayız.
Sevgili Kırıkkaleliler, nasılsınız iyi misiniz? Keyfiniz yerinde mi? Bizim gözümüzde özel bir yeriniz var, bir değeriniz var. Ama Kırıkkale ne alemde? Kırıkkale’de işler iyimi? Gidişat iyimi? Hayatınızdan memnun musunuz? Geliriniz, masrafınız birbirini karşılıyor mu? İşleriniz yolundamı? Çiftçiyseniz ektiğinizin karşılığını alıyor musunuz? Yaptığımız masraf, sattığınız ürün birbirini tutuyor mu? Cebinizde sonunda bir şey kalıyor mu? Esnafsanız çekler, senetler dönüyor mu? İşler yolundamı? Ticaret genişledi mi, rahatladı mı, ferahladı mı? Yanınızdaki çocuğun primini, sigortasını, stopajını ödüyor musunuz? Kendi borçlarınızı ödüyor musunuz? Çoluğu çocuğu gönlünüzden geçtiği gibi şöyle bir yaşatabiliyor musunuz? Bayramda, Ramazanda, Kurbanda ananızı, babanızı ziyaret edip gönlünüzce onlara birer hediye alıyor, onların gönlünü hoş edebiliyor musunuz? Borçlar ödeniyor mu? Kredi kartı borçları var mı? Ne yapıyorsunuz ödüyor musunuz? Bir bankanın kredi kartıyla bir başka bankanın borcunu mu ödüyorsunuz? Döndürüyor musunuz böyle? Peki arada hiç tökezlemiyor mu? Arada tıkanıveriyor değil mi? Hiç sormayın. Peki çiftçi hayatından memnun değil diyorsunuz. Gençler iş buluyor mu? Çoluk çocuğunuzu bir kısmınız okutuyorsunuz, bir çocuğu okutmanın ne demek olduğunu analar, babalar bilir. Bu güç zamanlarda okutuyorsunuz, hatta bazılarınız üniversiteye gönderiyorsunuz, Yüksek okula gönderiyorsunuz, bir diploma aldırıyorsunuz. Çocuk diplomayı alıyor geliyor. Geldikten sonra mesela öğretmense tayini çıkıyor mu? Bir işe girebiliyor mu? Devlet onu bağrına basabiliyor mu? Peki burada fabrikalar, işyerleri, sanayi tesisleri açıldı da o çocuk oralarda iş bulabiliyor mu? İşçi olabiliyor mu? Çocuklar iş bulamıyor diyorsunuz o zaman herhalde emekliler huzur içinde yaşıyordur. Onlar hayatından memnundur. Onların durumu nasıl? Emekliler ne halde? Yani şöyle hayatının bu ileri aşamasında çoluğu çocuğu yanında, onlara katkı vererek, destek olarak, onlarında yüzünü güldürerek, kendiside hayatının bu son dönemini huzur içinde, güvenlik içinde geçirebiliyor mu? Yoksa çocuk işsiz olduğundan emekli babasının maaşına muhtaç. Çocuk işsiz, eşi boynu bükük, okula giden çocuk var. Okuldan para istiyorlar. Baba işsiz parası yok. Emekli büyükbabaya mı bakıyorlar? Emekli büyükbaba kendisi kendi geçimini, eşinin geçimini sağladı da şimdi birde işsiz çocuğun, işsiz çocuğun eşinin, onun çocuklarının sorunlarına yetişmeye çalışıyor mu? Öylemi? Manzara bumu? Kırıkkale’de bumu? Peki siz sanayiinin öncü kentisiniz burada fabrikalar vardı. O fabrikalar şimdi katlandı mı? Kapandı mı demiyorum bakın katlandı mı? Yani 3 ken 6 oldu mu? 5 ken 10 oldu mu? Yeni fabrikalar açıldı mı, işyerleri açıldı mı? Gençler iş bulabiliyor mu? Çalışabiliyor mu? Ekmek parası kazanabiliyor mu? Kırıkkale’ye para giriyor mu para? Yani diyorsunuz ki Kırıkkale’nin boynu bükük öylemi? Allah Allah niye öyle Kırıkkale büyük zenginlik merkezi, güç merkezi, sanayi merkezi. Şimdi boynu bükük Kırıkkale’nin öylemi? Peki devlet diyor ki Türkiye çok zenginlendi. Türkiye kalkındı. Türkiye şimdi dünyanın zengin ülkeleri arasına girdi. Adam başına gelir 10 bin dolar diyor. Bu zenginlik Kırıkkale’ye gelmedi mi? Sizin 10 bin dolar değil mi ailedeki gelir. E niye bu böyle? Bakın bu hükümet çok para harcadı. Büyük para harcadı. Cumhuriyet tarihinin en büyük parasını bu hükümet harcadı. Hiçbir hükümetin harcamadığı kadar büyük parayı bu hükümet harcadı. Öyle değil mi? 2002’de bunlar geldiği zaman Türkiye’de gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin, 85 yıllık cumhuriyetin ve Atatürk döneminden, Celal Bayar – Menderes döneminden, Süleyman Demirel döneminden, Turgut Özal döneminden, Erbakan dönemine kadar gelmiş geçmiş bütün başbakanların, bütün hükümetlerin harcadıkları para 220 milyar dolardı. Yani cumhuriyet tarihi 2002’ye kadar dünyaya 220 milyar dolar borçluydu. Bu borçla ne yapılmıştı şöyle bir düşünün. Türkiye’de sanayi diye ne varsa, enerji diye ne varsa, altyapı diye ne varsa, demiryolu diye ne varsa, denizyolu diye ne varsa, asker, silahlı kuvvetler, donanma, uçak ne varsa hepsi 2002’deki haliyle yapıldı. Borç 220 milyar dolar. İçinde Keban barajı da var, Atatürk barajı da var. Şeker fabrikaları da var, dokuma fabrikaları da var. Karabük demirçelikte var, Ereğli demirçelikte var. Kırıkkale’deki makine kimya tesisleri de var. Etibank tesisleri de var. Seydişehir’deki alüminyumda var. Tüpraş’ta var, Ataç’ta var, rafinerilerde var. Her şey var. Demiryolları var. Yapılan, imar edilen, kalkınmaya yönelik harcanan bütün paralar, bütün Türkiye’nin masrafı 220 milyar dolar. 85 yılın faturası. Bunlar geldi 7 yıl tek başlarına zenginleştik dediler. Zenginleşsen ne yapacaksın? Önce o borcu azaltacaksın değil mi? Sırtındaki yükü kaldıracaksın değil mi? Ayağındaki gülleden kurtulacaksın değil mi? Madem o kadar borç var, mademki zengin oldun ver parayı kurtul onlardan istediğini yap değil mi? Öylemi oldu? 220 milyar dolar borç Türkiye zenginledi de 200’emi düştü? 150’yemi düştü? 7 yılda bunlar 280 milyar dolar ek 220’nin üzerine borç yaptılar. Toplam borç 500 milyar dolar oldu.
Şimdi diyorsunuz ki Kırıkkale’nin boynu bükük, çiftçinin boynu bükük, esnafın boynu bükük. Bende size diyorum ki, sizin boynunuz bükük, milletin boynu bükük ama bu devlet çok para harcadı diyorum. O harcanan para kimin parası? Sizin paranız, milletin parası. O borç kimin borcu? Sizin borcunuz. Kim ödeyecek o borcu? Bunlar mı ödeyecek? Yarın bunlar geldikleri gibi gidecek. Oylarını keseceksiniz, düşüreceksiniz bunların. Gidecekler. Ama o yaptıkları borç milletin omzunda. Bunlar sadece borç yapmadılar. Birde ne yaptılar? Bunlar elde avuçta ne varsa sattılar. Değil mi? Ne kadar tesis varsa, ne kadar yükte hafif, pahada ağır, değerli tesis varsa, fabrika varsa, işyeri varsa, işletme varsa tümünü de sattılar. 280 milyar dolar borcun üzerine onu da ekle. Tamam mı? O kadar para. O kadar paradan Kırıkkale’ye ne geldi Allah aşkına? Yani Kırıkkale halkına ne geldi, çiftçiye ne geldi? Gübreniz, ilacınız ucuzladı mı? Mazotunuz ucuzladı mı? Pancardaki kota kalktı mı? Çiftçinin cebine daha fazla para girdimi? Şimdi haciz memurları köylerde çiftçinin traktörünü, evini, arazisini haczetmeye çalışıyor. Niye? Köylü borcu ödeyemiyor. Hele bazı yerlerde sulama yapacağım diye çiftçi elektrik kullanıyor, kullandığı elektriğin parasına gücü yetmiyor, ödeyemiyor, borç içinde, haciz gelmeye başladı. Çiftçi borçlu, emekli borçlu, memur borçlu, işçi borçlu, ev kadını borçlu, herkes borçlu. Geçenlerde Başbakan çıktı diyor ki bu borçlular dürüst değildir diyor. Valla ne söylemek gerekiyor bilemiyorum. Buradaki insanlar borçlu. Niye borçlu? Evinin mutfak masrafına yetişebilmek için borçlu, çocuğunun okul masrafına yetişebilmek için borçlu. Ameliyat parası için borçlu. Yani mecbur kaldığından, muhtaç kaldığından borçlu. Peki senin damadının şirketi neden borçlu? Sabah ve ATV’yi satın alacağım diye sen devletin 2 bankasından 750 milyon dolar borç para aldın da damadının başında bulunduğu şirkete televizyon ve gazete desteği verdin. Milletin sırtından verdin. Yani mutfak masrafı için kredi kartı borcu olan dürüst değil, iktidara hizmet etmek için televizyon alıp devlet bankasından borç alanlar muteber vatandaş. Böyle şey olur mu? Olur mu, olur mu? Olacak mı? Olmaması için size düşen bir görev var mı? Bu seçimde oylarını indiriverin bunların bakalım el mi yaman, bey mi yaman?
Sevgili kardeşlerim, ekonomik tablo ortada. Bugün Türkiye’de öyle bir zamanda bunlar geldiler ki bütün dünya ferah, rahat. Dünya genişliyor, zenginleşiyor, her yer kalkınıyor, enflasyon düşmüş dünyada. Para bol. Böyle bir ortamda geldiler 2002. Ve aradan geçti şimdi geldiğimiz noktada Türkiye’de büyüme, ekonomik kalkınma fren yaptı. Kalkınma durdu. Küçülme dönemi başladı. Büyüme dönemi bitti şimdi Türkiye’de ekonominin küçülme dönemini getirdiler. Bugün sanayide 10 tezgahtan 4 tanesi stop etti. 10 tane tezgahtan 4 tanesi artık çalışmıyor. Halbuki o tezgahların kurulması için para harcandı, borç alındı, kredi alındı, döviz bulundu. Hepsinin faizi var, yükü var. Halbuki o tezgahların üzerinden ekmek yiyen işçiler var, ustabaşıları var, mühendisler var, teknisyenler var. Ona yatırım yapmış insan var. Hepsi kurudu kaldı. Eli böğründe şimdi onlar. Türkiye’de cumhuriyet tarihinin en büyük işsizlik olayı daha dün açıklandı. Tarihimizin en büyük işsizlik olayı.
Değerli kardeşlerim, yani insanlar çalışırken işini kaybediyor. Bu alışılmış eski usul işsizlik değil. Çalışırken teşekkür ederiz diyorlar. Otomotivde böyle oldu, beyaz eşya üretiminde böyle oldu, inşaatta böyle oldu. Bakın sizin makine kimyada şöyle düşünün 7 yıl önce kaç kişi çalışıyordu, şimdi kaç kişi çalışıyor. İşsizlik artık Türkiye’nin bir gerçeği haline dönüştürüldü. En büyük sorun haline geldi. Pasta küçülüyor, ekmek küçülüyor, ekmek ufalıyor. Sofrada insanlara yer verilemez hale geliyor. İnsanlar iflas ediyorlar ailesini, çoluğunu çocuğunu toplayıp intihar edenler var. Öğretmen çocuktan 2 milyon temizlik parası istiyor çocuk babasına geliyor, babası işten yeni çıkmış, parası yok. 2 milyonu veremiyor çocuğuna. Ezik, mahcup, perişan. Oğlum yok param söyle öğretmenine diyor. Çocuk öğretmene söylüyor o temizlik kolu parası 2 milyon ödeyeceksin diye çocuğu tekrar babasına gönderiyor. Bu manzaralar yaşanıyor.
Değerli kardeşlerim, bunlar Türkiye gerçeği. Bu iyi bir manzaradır denilebilir mi? Ekonomi iyi yönetildi, Türkiye kalkındırıldı, Türkiye doğru yönetiliyor denilebilir mi? İşsizlikte dünya çapında ikinci sıradayız. Ekonominin tahrip olması, küçülmesi konusunda gene en önde biz varız, en büyük darbeyi biz yiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bunun bir siyasi nedeni yok mu? ..........(ses kesildi)........ hakaretler bize. 40 fırın ekmek ye, iktidara sen gelemezsin. Git ehlinden öğren. Ya arkadaş sen bana sordun bende söyledim. Beğenmiyorsan yanlışını söylersin ister uygularsın, ister uygulamazsın. Bu sinir nereden geliyor? Bu asap bozukluğu nereden geliyor? Çareyi söyledik, aradan 10 gün geçti bizim söylediğimiz çarelere başvurmaya başladı. Şimdi onu uygulayacağız diyor. Bugün gazetelerde var. Otomotiv biraz canlanmaya başlamış.
Şimdi değerli arkadaşlar, biz dedik ki hükümete. Burada sizinle de paylaşayım. Bakınız sanayiden, ekonomiden vergi alıyorsunuz. Bu vergiyi elbette devletin ihtiyacı alacaksınız. Ama şunun hesabını yapın. Eğer ortada bir ciddi üretim, kazanç yoksa, istihdam yoksa sen vergi alacağım dersen hazır var olan sanayiyide çökertirsin. Şuanda vergi üstünde çok fazla durma bırak çark dönsün. Ekonominin çarkı dönsün, alışveriş yapılsın. Biraz insanların cebine para girsin. Bırak müsaade et. Sen o kazancından, o vergi gelirinden yoksun kalıver, eksik olsun yapacağın harcama. Ona buna dağıtacağın siyasi rüşveti dağıtmayıver. O israfı yapmayıver. Bırak ekonomi dönsün. KDV’ydi, ÖTV’ydi diyorsun ne vatandaş da güç var alabiliyor, ne fabrikada imkan var üretebiliyor. Tıkanıyor işte. Tıkanınca sen vergide alamıyorsun. O nedenle bu ÖTV’yi, KDV’yi azalt dedik. Şimdi hafifçe uyguladı piyasa canlandı. Bak sana çare söylüyoruz. Dünyanın her yerinde uygulanan çareleri biz incelemişiz. Uzmanlarımız var, arkadaşlarımız var, bakıyoruz. Al sen yönet deseler biz ne yaparız onun hesabını yapmışız, çareyi bulmuşuz. Bak sana da söyledik.
Şimdi önerdiğimiz bazı çareler var. bir tanesine sizinde dikkatinizi çekeyim. Hiç buna ilgi göstermiyor. Bu şu değerli arkadaşlarım, siz burada bir sanayi kentindesiniz, bunu en iyi anlayacakların başındasınız. Türkiye’de çalışan işçinin üzerinden alınan vergi dünyanın en yüksek vergisi. Yani bir insanı çalıştırdığı için onu çalıştıranı neredeyse devlet cezalandırıyor. Ne kadar işçiye ücret veriyorsa asgari ücret diyelim. Onun yarısı kadar devlet ayrıca mademki sen bir işçi çalıştırıyorsun gel bakalım onun yarası kadar bana da öde diyor. Bu bir defa dünyanın hiçbir ülkesinde böyle değil. Her ülke vergi alıyor ama öldürmeden vergi alıyor, makul düzeyde vergi alıyor. Herkes vergisini makul ölçüde tutmuş. Bizde %50. Olmaz. %50’yle kalkınma olmaz, yatırım olmaz, sanayi olmaz, ekonomi hızlanmaz. Ekonomiyi hızlandıracaksın. Onun için o vergiyi düşüreceksin diyoruz. İstihdam vergisi gibi vergi alınmaz diyoruz. Ve bunlara şimdi krize girince Türkiye dedi ki, normal zamanda dahi alınmaması gereken vergiyi şimdi sen krizde almaya kalkıyorsun. Bu hiç olmaz. Öbürü olmazda, krize girmiş Türkiye’de bir adam çalıştırandan %50 vergi almak yanlış. Bırak bir kişiyi çalıştırıyorsa onu çalıştıran adam bu memlekete en büyük hizmeti yapıyor. Bir eve ekmek gitmesine izin veriyor. Hayır madem senin imkanın var, madem ona maaş veriyorsun bana da maaş ver diyor devlet. Eksik olsun senin maaşın. Sen almayıver, sen dur o birisine daha veriversin o maaşı. Çark dönsün, üretim yapılsın, sanayi işlesin.
Şimdi mesela bunu söylüyoruz farkında değil. Meşgul değil. Bütün iktisatçılar bu doğrudur diyor. Türkiye’de uygulanması gereken budur diyor. O paraya ihtiyacı var. Arkadaş senin paraya ihtiyacın varda evinde hasta anası olan, çocuğu karnını doyuramayan, çocuğuna süt alamayan ailelerin paraya ihtiyacı yok mu? Onları niye düşünmüyorsun? Önce onları düşünmek lazım değil mi? Velhasıl Türkiye’de yapılması gereken şey açık. Bakın dünyanın o güzel günlerinde, refahlı günlerinde yapılması gereken şey hazır borç alıp ithal kapılarını açıp Türkiye’ye dünyanın neresinde pamuğu, buğdayı, mısırı, meyvesi, sebzesi, lüks malı varsa gelsin Türkiye’de satsın demek yerine Türkiye’nin imkanlarıyla yatırım yapmaktı, kalkınma yapmaktı, işyeri açmaktı, altyapı yapmaktı, sulama yapmaktı, baraj kurmaktı, enerji santrali kurmaktı. Bak paraların hepsi şimdi petrole gidiyor, doğalgaza gidiyor. Niye yapmıyorsun Türkiye’nin kaynaklarını ayağa kaldırmak için yatırım? Bunları yap dedik. Yatırım yapmadı, yan geldi yattı bizimki. İhracat yerine ithalat yaptı, borç yaptı, caka sattı. Şimdi rüşvet dağıtarak seçimi toparlamaya çalışıyor.
Sevgili Kırıkkaleliler, ne diyorsunuz bu Tunceli’de olan işlere? Ne diyorsunuz Tunceli’de olanlara? Yani şimdi yoksullukla mücadeleyi anlıyorum. Yoksullukla gerçekten mücadele etmek lazım. Yoksula yardımcı olmak lazım. Ama elinizi vicdanınıza koyunuzda söyleyiniz Tunceli’de yapılan yoksullukla mücadele etmek midir? Yani sen gideceksin Tunceli’ye, Nazimiye’ye buzdolabı dağıtacaksın, bulaşık makinesi dağıtacaksın, çamaşır makinesi dağıtacaksın, üçlü kanepe dağıtacaksın, çekyat dağıtacaksın. Ne o? Yoksullukla mücadele ediyorum. Orada insan senden bunumu istiyor? Onun ihtiyacı omu? Sen bunu verince yoksulluk kalkıyor mu? Yoksulluk sadece Tunceli’de mi? Gel bakalım Kırıkkale’deki yoksula da dağıt onları. Ne bu? Yoksullukla mücadelemi? Seçime 15 gün kalmış, valiye de talimat vermiş, Yüksek Seçim Kurulu çıkıyor ya yanlıştır diyor, hukuka aykırı, eşitliğe aykırı olmaz bu diyor. Yüksek Seçim Kurulu beni ırgalamaz diye bu açıklama yapıyor.
Değerli arkadaşlarım, bunlar iyi şeyler değil. Bakın eksik olmayın bugün siz buraya geldiniz. Çok mutlu oldum, çok teşekkür ediyorum. Buraya siz nasıl geldiniz yevmiyeyle mi geldiniz? Yevmiye verdiler mi size? Vermediler mi? Kumanya dağıttılar mı? Kumanyada yok. Peki vali yazı yazdı mı bugün Kırıkkale’de Deniz Baykal’ın mitingi var. Bütün daire müdürleri, daire amirleri, daire memurları hemen işlerini güçlerini bırakıp gitsinler diye yazı yazdı mı? Ankara’dan otobüsler kaldırıldı mı? Niğde’ye Başbakan açılış yapacakmış, Ankara’da karayollarının önünden otobüs kaldırıyor, dizmişler otobüsleri eşleriyle birlikte memurları alıyorlar, iş günü. Götürülüyorlar orada alkışlama ekibi. Eskişehir’de açılış var trenle bu defa gene Ankara’dan Eskişehir’e karşılama götürüyorlar. Ondan sonrada bana geliyor Başbakan meydana gel, meydana gel diyor. İşte geldim, işte meydan, işte Kırıkkale, işte Cumhuriyet Halk Partisi.
Sevgili Kırıkkaleliler, siz hayatın içindesiniz gerçekleri görüyorsunuz. Peki Türkiye’deki yolsuzlukları da izliyor musunuz? Yani ne dümenler dönüyor biliyor musunuz? Neler oluyor biliyor musunuz? Deniz Fenerini de biliyor musunuz? Biliyorsunuz. Aklınız alıyor mu bu Deniz Fenerini? Yani böyle bir şey olur mu? Şeytanın aklına gelmez. Bakın, Deniz Fenerine bakıyorum ve diyorum ki Türkiye’de yolsuzluk çağ atlamış. Yani eski yolsuzluklar artık solda sıfır, lafı edilmez. Yeni icat bu. Ne yapıyorlar? Eskiden yolsuzluk kişisel olaydı, bireysel, ferdi olaydı. Şimdi yolsuzluğu teşkilatlı yapıyorlar. Teşkilatla, dernekleşmiş, şirketleşmiş olarak yapıyorlar. Eskiden kanuna karşı yolsuzluk yapılırdı şimdi mevzuatla yolsuzluk yapıyorlar. Yani iktidarın himayesinde yolsuzluk yapıyorlar. Eskiden yolsuzluk yapan günah işlediğini düşünürdü. İlk fırsatta hacca gideyim, günahlarımdan kurtulayım diye içinde bir korku olurdu. Şimdi yolsuzluk yapanlar haşa Allah’ı, peygamberi, kitabı aldatmak için yolsuzluk yapıyorlar. Yani yolsuzluk yapan adam Almanya’ya gidiyor cami cami dolaşıyor. Ağzında din iman, kitap kuran, Allah peygamber başka laf yok. Bakınca haza Müslüman diyorsun, için açılıyor, güven duyuyorsun. Cami cami dolaşıyor. Ondan sonra geliyor diyor ki mübarek ramazan gün hadi bakalım diyor fitrelerinizi, zekatlarınızı verin, yardımlarınızı bize yapın. Biz gideceğiz muhtaçlara elimizi uzatacağız, açları doyuracağız, yoksulları giydireceğiz. Sizin yerinize sevabınızı sizin adınıza, sizin için biz yapacağız. Bize emanet edin diyor. O temiz Müslüman insanlarda ah ne güzel, zaten bende hayrımı ta Türkiye’ye şimdi nasıl gidip yapacağım, biz buradayız, vatan hasreti içinde bunlar yapıversin diyor veriyor buna değil m? Aynen böyle topluyor. Topladığı paraları sonra bir kuryeye veriyor. Yani bankayla göndermiyor çantayla gönderiyor. Çantaya dolduruyor, mutemet bir adamın eline veriyor, o paraları alıyor, getiriyor Türkiye’ye. Ne oluyor o para Türkiye’de? Vatandaşın hayır için fitre, zekat diye verdiği, yardımcı olunsun diye verdiği o paralar ne oluyor? Şirket kuruyorlar şirket. Sonra o şirket için sahte fatura topluyorlar. Çift defter tutuyorlar Almanya’da. Defterin biri oraya, biri Ankara’ya. Yani insanın aklı, fikri şaşıyor. Yani buradaki esnaf doğru dürüst kendi defterini tutamıyor, bunlar melanet için çift defter tutuyorlar, yolsuzluk yapıyorlar. Buraya geliyor herkes şirketini kuruyor kendi adına. Alışveriş merkezi yapıyor. Sizlerde gidip o alışveriş merkezlerinde alışveriş yapıyorsunuz. Televizyon kanalı kuruyor. Hangi parayla? Aman aç insanlar doyurulsun, yoksullar giydirilsin diyen insanın verdiği fitre parasıyla, zekat parasıyla, yardım parasıyla televizyon kuruyorlar. Televizyonda ne anlatıyorlar? Varsa yoksa Recep Tayyip Erdoğan ve AKP. AKP aşağı, AKP yukarı.
Şimdi değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olabilir mi? Bu sadece o parayı veren insanları aldatmak anlamına gelmiyor. O paranın uğrunda verildiği güzel duyguları, imanı, inancı, dini, Allah’ı, kitabı, peygamberi de aldatmaya teşebbüs etmek anlamına geliyor. Bunu yapıyorlar, ortada bunlar. Alman hükümeti bunu duyuyor hemen konuya el koyuyor, yargılıyor. Ve bize de yazı yazıyor. Diyor ki, bak ben bunları tuttum ama asıl elebaşıları sizde. İsimleri de veriyor. Sende gereğini yap diyor. Aylar geçiyor Türkiye’de kimsenin kılı kıpırdamıyor. Biz sorduk Almanlar mahkum etti sen niye yargılamıyorsun diye. Bize dedi ki, yazı yazdık Almanya’ya dosyayı göndereceklerde bakacağız. Arkadaş elin Alman’ı kendisi dosyasını hazırlamış. Niçin? Kendi toprağında bu suç işlendi diye. Halbuki bu suçu işleyenler bizim vatandaşımız. O suça kurban edilenler bizim vatandaşımız. O parayı taşıyanlar bizim vatandaşımız. Burada kurulan şirket bizim şirketimiz. Televizyon kanalı bizim, senin televizyon kanalın. Yani bunu Almanlar yargılıyor da koca Türkiye Cumhuriyetinin polisi yok mu, emniyeti yok mu, jandarması yok mu, savcısı yok mu, hakimi yok mu, kanunu yok mu, hukuku yok mu, vicdanı yok mu? Sen ne duruyorsun? E onlar yaptılar biz ondan kopya çekeceğiz. Bu senin işin, sen gir. Kıpırdamadı. 6 ay geçti. Dosyayı Almanya’da kaplumbağanın sırtına koysalar Türkiye’ye çoktan gelmişti. Onun üzerine ben bir arkadaşımızdan rica ettim Ali Kılıç arkadaşımızdan. Almanya’yı bilen birisi. Ya git şunu al getir dedim. Ayıp oluyor, koca Türkiye, koca devlet getirememiş. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak getirelim dedim arkadaşımız gitti, aldı getirdi dosyayı. Bende meydanda, mitinglerde çıktım dosya dosya diyordun al sana işte dosya diye dosyayı gösterdim. Başbakan diyor ki buna kırtasiyecilerde kırmızı kaplı dosya çok diyor. Şu pişkinliğe bakın. Sen dosyanın kırmızı kabını bırak da içindeki belgelere bak, belgelere. Orada ne var onlara bir bak. Dosya geldi güya. Aradan gene günler, haftalar geçti hiçbir şey yok. Ne duruyorsunuz diyoruz. Diyorlar ki, tercüme ediyoruz. Almanca’dan Türkçe’ye tercüme ediyorlarmış. Şuna dese ki benim gönlüm yok, kıyamıyorum bunlara. Onları korumak istiyorum desene. Sordum Başbakana tanıyor musun bunu dedim. Ik mık deyip böyle idare etmeye çalıştı. Sonra anlaşıldı ki çocukları bacanakmış.
Sevgili Kırıkkaleliler, mesela Deniz Feneri dediğimiz budur. Deniz Feneri dedik mi şöyle bir kaldır, şöyle bir silkele içinde teşkilatlı, dini imanı tanımayan bir büyük ahlaksızlık, yolsuzluk görürsün. Manzara bu. Hem de iktidarın yakınları, onlara hizmet eden insanlar. Ve bu yolsuzluğun üzerine gidemeyen bir iktidar görürsün. Tablo bu. Sadece burada değil diğerlerinde de öyle. Geçenlerde ben Tüpraş’ı anlattım mesela, Tüpraş’ın %14.75’i satılığa çıkarıldı. Yalnız satılığa çıkarıldığı ilan edilmedi. Sadece bir yabancı İsrailli işadamı, bir Musevi işadamı Ofer adında birisi o %14.75’i aldı, onun üzerine bu satış mahkemeye verildi. Başbakana sorduk sen tanıyor musun bu Ofer’i diye. Önce sabahleyin tanımıyorum dedi. Ama öğlen fotoğraflar çıktı beraber. Tanıdığı görüldü. Yani bir anlamda suçüstü oldu, tanıdığı kanıtlandı. Mahkeme bu satışın kanunsuz, yanlış olduğunu hükme bağladı. Türkiye bu işten 750 milyon dolar kaybetti. Başbakanın ve maliye bakanının özel tanıdığı birileri herkese duyurulmayan özel, gizli tutulan bir özel ihaleyle bunu alıverdi. Suç mahkemeyle tespit edilmiş. Şimdi ben bunu söylüyorum. Başbakan ne Ofer’i tanıdığından, ne Ofer’den başka kimseye haber verilmeden bu ihalenin yapılmasından, ne mahkemenin iptal kararından bahsetmiyor. Diyor ki, Deniz Baykal bir Musevi, Yahudi işadamına Türkiye’de bir Tüpraş satışı yapıldı diye kıyamet koparıyor. Olur mu böyle şey, Musevilerde insan, onlarda hak sahibi, sen niye Museviliğe karşı çıkıyorsun diye aklınca beni ihbar etmeye çalışıyor. Biz orada kanunsuzluktan şikayet ediyoruz, hukuksuzluktan şikayet ediyoruz. Musevi’ye yönelik olarak da yapılsa şikayet ederiz, Müslüman’a yönelik olarak yapılsa da. Yanlış, yanlış. Kanunsuzluk var, haksızlık var. Mahkemeyle kanıtlanmış bir yolsuzluk var. Ondan şikayet ediyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu her alanda böyle. Yani telekom satışı. İzlediniz mi telekom satışını? Hiç yani o da bir ele alındığı zaman neler çıkacak. Telekomu sattık, taksitle sattık. Ödenmesi gereken taksit telekomun yıllık karının altında. Yani telekomu alan aldığı yıllık karın bir kısmıyla taksitini ödeyecek, gerisiyle de kazanç sağlayacak. Yani tarlanın taşıyla tarlanın kuşunu. Telekomun karıyla telekomun satışını gerçekleştirdik. Üstelik birde ne oldu biliyor musunuz? Telekom satıldı ve %10 KDV anında indirildi. Ve böylece telekomu alanlar %10 KDV ödemediler. Yüzmilyonlarca dolar. Şimdi bu kadar parayı bu defa Lübnan’daki Hariri ailesinin cebine koyduk. Şimdi onun cebine mi koyduk, başkasının cebine mi girdi? Onlar bizim cebimize konmuş gibi gözüksün biz gereğini yaparız mı dediler? Bilemem. Ama şunu biliyorum ki bu milletin %10’luk KDV hakkı hibe edilmiştir. Ve yıllık taksitiyle yıllık karının altında bir ödeme imkanı getirilerek bu kuruluş, Türkiye’nin gözbebeği telekom satılmıştır.
Şimdi bunun içindeki yolsuzluklar bugün ortaya çıkar mı? Çıkmıyor değil mi? Ne zaman ortaya çıkar? Bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bunlar ortaya çıkar. Bakın ben bunları söylüyorum Başbakan çok kızıyor ve olur olmaz şeyler söylüyor. Ben ona karşı şunu söylüyorum. Bak ben senin arkadan konuşmak istemem. Sende benim arkamdan konuşuyorsun. Dedikodu yapıyorsun yakışmaz. Gel ikimiz çıkalım televizyona, 70 milyonun önünde adam gibi konuşalım. Bana soracağın ne soru varsa sor ben cevap vereyim. Ve bırak ben sana ne soracaksam sorayım sende bir cevap ver. Yani bundan daha samimi, daha dürüst bir öneri olabilir mi? Ben gel konuşalım diyorum. Bütün dünyada iktidar muhalefet bir araya gelip konuşmuyor mu? Amerika’da konuşmadı mı, Fransa’da konuşmadı mı? 2002’de biz konuşmadık mı seçime giderken? E şimdi de gel. Şimdi dosyalar birikti. O nedenle yok. Şimdi konuşmayız. Böyle şey olur mu, böyle demokrasi olur mu? Gel konuşalım diyoruz gelmiyor. Kaçan bir Başbakan olur mu, hesap vermekten korkan bir Başbakan olur mu? Ondan sonra çıkıyor benim aleyhimde, CHP’nin aleyhinde orada, burada ağzına ne gelirse söylüyor. Yakışmıyor. Kendine güveniyorsan çık karşıma söyle cevabını al. Gene Başbakana diyorum ki, ya bu kadar iddian varsa gel mecliste 550 milletvekili var. Bu 550 milletvekilinin değil, Deniz Baykal’
Değerli arkadaşlarım, demokraside yanlış olur. Bak bunlar yanlış yapıyor. Yolsuzlukta yapıyorlar. Milleti de adam yerine koymuyorlar, çiftçiyi de ezdiler, esnafı da perişan ettiler, milleti borca batırdılar. Olabilir. Ama demokraside iktidarlar yanlış yaparda demokraside iktidarlar yanlış yapınca millet hesap sorar. Sandıkta hesap sorar. Bakın sandık geliyor. Eğer sandıkta bu hesabı millet sormazsa o zaman bunlar çıkarlar derki bizim yaptığımız her şey bizim hakkımızmış. Millet bunu bize bağışlıyor, millet bize bu imkanı veriyor derler. Desinler mi? Aman gereğini mutlaka yapalım. Yapacak mıyız? Başbakan seçim gezisi yaparken parti otobüsüne oyuncakları dolduruyor, sonra çocuklara oyuncak dağıtıyor, arkasından çocuklar koşsunlar diye.
Şimdi değerli arkadaşlarım, sen çocuklara oyuncak dağıtacağına babalarına iş ver, iş. Senin görevin o, senin sorumluluğun o. Şimdi böyle bir manzarayla karşı karşıyayız. Başbakan vatandaşı tehdit ediyor, 13 yaşındaki çocuğun ümüğünü sıkıyor, kadının biri bunalmış AKP’nin otobüsü geçiyor. Dönüyor otobüse diyor ki, yetti artık millete biraz huzur ver diyor. Millete biraz rahat ver diyor. Yüreğinden söylüyor. Birisi yönlendirmiş değil. Yaşadıklarından dolayı içinden geliyor ve söylüyor. Hemen otobüsü durdurup üzerine yürüyorlar. 13 yaşındaki çocuk babası işsiz kalmış çıkıyor Allah senin cezanı bu seçimde verecek diyor. Bakın bu sese kulak vermek lazım. Bu masum bir çocuğun sesi. Bu yaşanan ızdırabın sesi. Bu çocuğun ve ailesinin acısının sesi. O çocuğun ümüğünü sıkarak bu sesi susturmak mümkün değildir. Bunu söylemiyor ama o duyguları paylaşan milyonlarca insan var bugün Türkiye’de.
Değerli arkadaşlarım, buna karşı sen valileri baskı altına alıp, onu bunu dağıtıp muhalefete oy verirseniz hizmet gelmez diye vatandaşı tehdit edip bunu önleyemezsin. Bu yakışmaz, bir yere varamazsın. Milleti tehdit ediyor. Ya sen kim oluyorsun? Seni oraya millet getirdi. Yarın inşallah o millet seni oradan indirecek. Sen ne hakla milleti tehdit ediyorsun.
Sevgili Kırıkkaleliler, asabı bozuk. Dediğim gibi kafaya CHP’yi ve Deniz Baykal’ı takmış. Akşam yatağa Deniz Baykal’la giriyor, sabah Deniz Baykal’la kalkıyor. Deniz Baykal’a veriyor, veriştiriyor. Kesmiyor İsmet Paşa’ya veriyor veriştiriyor. Ya İsmet Paşa’dan ne istiyorsun? Adam haysiyetli, dürüst, vatansever bir insan. Bu memleketi düşmandan kurtarmışlar, gelmişler vatanı kurmuşlar. Yani İsmet Paşaya bir insan niye dil uzatır? Efendim nüfus cüzdanının arkasında ekmek karnesi verildi diye damga varmış. Ne zaman? 85 yıl önce. Yani daha anasının karnında yokken Başbakan Türkiye devleti kurulurken 2. dünya savaşı acıları, sancıları yaşanırken millet sıkıntı çekmiş, ızdırap çekmiş doğrudur tek parti dönemi. Doğrudur. O dönem içinde namuslu, dürüst çalışmışlar, millette acı çekmiş onlarda acı çekmişler. O günlerden çıkmış bu günlere gelmişiz. Allah’a şükür, Allah razı olsun, nur içinde yatın demek varken şimdi dönüp dönüp bunlara sataşmanın hangi ihtiyaçtan kaynaklandığını takdirinize bırakıyorum. Hani müflis tüccar vardır iflas etmiştir, düşünür bir yerden gelecek alacak var mıydı? Bir yerde benim bir hakkım var mıydı? Üzerimde bir tapu, bir hisse, bir senet bir yerde var mıydı düşünür, düşünür çıkmaz. Sonra getirir eski defterleri o defterlerden bir alacak var mı, bana gelecek bir şey var mı diye karıştırır ya bizimkide bu hale düştü. Bir müflis tüccar gibi İsmet Paşa döneminde ne olmuş, CHP ne yapmış? Ya bırak CHP’yi. Bak millet sana iktidar verdi 7 yıldır iktidarsın artık bırak sen kendi hesabını ver. Bugünü konuş. Deniz Baykal diyor, İsmet İnönü diyor, gözü kesse bir adım daha gidecek ama gidemiyor orada duruyor. Atatürk diyemiyor İsmet Paşada frene basıyor. Niyet belli.
Şimdi ne yapacağız bu tablo karşısında sevgili Kırıkkaleliler, bakın hepinizin üzerinde büyük vebal var, büyük sorumluluk var. Vereceğiniz oy çok kıymetli. Bütün bu olaylara en doğru cevap için elinizde bir şans var oy, onu doğru kullanacaksın. Onu doğru kullanacaksın Türkiye’nin önünü açacaksın. Onun bunun emrine, onun bunun tehdidine boyun eğmeyeceksin. Bakanmış, Başbakanmış, valiymiş, yok dağıtılan kömürmüş, dağıtılan torbaymış, buzdolabıymış, çamaşır makinesiymiş, oy senin haysiyetindir, senin şerefindir, senin namusundur, senin ırzındır! Onu en iyi şekilde kullanacağınıza inanıyorum. Siz Kırıkkaleliler iyiyi, kötüyü yaşadınız gördünüz, hayatın acısını tatlısını bilirsiniz. İnanıyorum en güzelini, en doğrusunu yaparsınız. Size güveniyorum. Aman ha bu kuru gürültüye pabuç bırakmayın. Bu bağırıp çağırışlara pabuç bırakmayın. Vicdanınıza, gönlünüze, yüreğinize, beyninize ne yatıyorsa onu tartın ve gereğini yapın. Tamam mı?
Şimdi size ben belediye başkan adaylarımızı sunmak istiyorum. Delice Belediye Başkan Adayımız Enver Çelgin. Bahşılı Belediye Başkan Adayımız İsmet Keskin. Balışeh. Belediye Başkan Adayımız Ahmet Koçoğlu. Keskin Belediye Başkan Adayımız Osman Samet Meral. Çelebi Belediye Başkan Adayımız Yahya Kayabağlı. Yahşihan Belediye Başkan Adayımız Eftal Sarısu.
Belde Belediye Başkan Adaylarımızın da isimlerini söyleyeceğim onlarda gelsinler. Çelikli Haydar Demirtaş, Büyükavşar Mahmut Ayazgün, Irmak Osman Nuri Gümüş, Kılıçlar İrfan Şengöz, Köprüköy Muzaffer Büken, Konur Şenel Mamak, Koçubaba İlhami Tuncer, Karaahmetli Uğur Karayel, Hamzalı Celal Öcal, Kulaksız Şaban Kaplan, Hasandede Veysel Güngör.
Nasıl güzel mi ekip? Hepsi Kırıkkale’nin pırıl pırıl evlatları. Hepsi pırıl pırıl memleketine hizmet aşkıyla dolu tertemiz insanlar. Hepsini kutluyorum, başarılar diliyorum, hayırlı olsun. Güzel bir ekip. İnşallah sizde destek olacaksınız onları göreve getireceksiniz. Peki takım güzelde bu takıma bir kaptan lazım değil mi? Kaptansız takım olur mu? Olmaz değil mi? Bu takımada bir kaptan, deneyimli bir kaptan, başarılı olmuş bir kaptan Sahir Koçak.
Şimdi sizden ricam şu; bir defa hepiniz nüfus cüzdanınızı bir çıkarın. Nüfus cüzdanınızda kimlik numaranız var mı, yok mu bir bakın. Eğer kimlik numaranız yoksa derhal seçimden önce kimlik numaranızı nüfus cüzdanınıza işletin. Kendiniz için yapın, ailenizdekiler için yapın, konu komşu için, çoluk çocuk için, herkes için yapın. Bunları yapın sonrada inşallah 29 Mart Pazar günü sabah erkenden kalkın, o gün saatlerde ileri alınmış olacak o karışıklığı da düşmeyin. Kalkın eşinizi, oy kullanacak olan kardeşinizi ve mutlaka ananızı, babanızı yanınıza alıp, konuyu komşuyu da ayağa kaldırıp, varsa nenenizi, dedenizi de alıp cümbür cemaat sandığa. Tamam mı? Ama sakın ha ananızı unutmayın. Çünkü ananızı merak edenler var. Ananıza deyin ki anacığım seni görmek istiyorlarmış. Gel de şu yüzünü onlara bir gösteriver. Hadi bakayım deyin ananızı alın sandığa götürün. Tamam mı? Herkese güzel bir ders verin. Herkes payını bir alsın tamam mı? Ve millet görsün bakalım el mi yaman, bey mi yaman? Bunlara meydanı bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız? Millet neymiş bir görelim. O beni ırgalamaz, bu beni ırgalamaz. Bakalım millet seni ırgalar mı, ırgalamaz mı? 29 Martta hep beraber göreceğiz.
Sevgili Kırıkkaleliler hepinize yürekten teşekkür ediyorum, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. İnşallah güzel günlerde de Kırıkkale’de beraber olacağız.


