GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN

6/3/2009 · Kategori: Gunluk

GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN

BURDUR MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

(6 MART 2009)

Sevgili Burdurlular, çok sevgili hemşehrilerim, sevgili kardeşlerim, Burdur’da sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Hepinize hoşgeldiniz diyorum.

Burdur’da bu güzel toplantıda, Çivril’i de selam, eksik olmayın. Hepinize, ilginize, desteğinize, güzel sözlerinize, hepsinden önemlisi buradaki varlığınıza yürekten teşekkür ediyorum, sağolun. Şimdi o pankartları artık indirelim mi? Kapatılan belediyeler dolayısıyla o pankartı açan Kozağaç belde örgütümüze yürekten teşekkür ediyorum. Eksik olmayın, görevimizi yaptık. Hepsini biliyorum, merak etmeyin sağolun. Kozluca’ya da teşekkür ederim, sağolun. Onu da gördüm çok teşekkür ederim. “Cennet toprakları satılan Türkiye. Uyan Türkiye kurtulmaya bak” demiş 83 yaşında bu yazıyı yazan dede bütün Türkiye’yi uyarıyor. Sağolsun teşekkür ederiz.

Sevgili Burdurlular, çok değerli kardeşlerim, nasılsınız iyi misiniz? İşleriniz yolundamı, keyfiniz yerinde mi? Değil yani öylemi? İşler yolunda değil mi, keyfiniz yerinde değil mi? Kazancınız, masrafınız birbirini karşılıyor mu? Geliriniz, gideriniz birbirini tutuyor mu? Yani açığa çalışıyorsunuz öylemi? Borçlar ödeniyor mu? Ne yapıyorsunuz? Kredi kartlarını bir bankadan alıp öbür bankaya döndüre döndüre idare ediyoruz diyorsun. Patlayıncaya kadar. Arada patlıyor değil mi? Yani şöyle bir bakıyorum Burdur bizim bu bölgemizin çalışkan insanlarının, dürüst insanlarının, üretici insanlarının yaşadığı bir yer. Çiftçi kardeşlerimi görüyorum. Çok değişik yerlerden gelmiş, Burdur’un Yeşilova’sından gelmiş, Çavdır’ından gelmiş çiftçi kardeşlerimi görüyorum. İşçi arkadaşlarımı görüyorum. Esnaf aranızda, emekliler var, gençler var, kadınlar var. Hep beraberiz, hep bir aradayız. Şimdi kimin işi iyi değil, çiftçinin işimi iyi değil? Çiftçinin işi iyi değil mi? İşçinin iş nasıl? İşçinin işi iyimi? Gençler iş bulabiliyor mu? Bulamıyor. Emeklilerin yüzü gülüyor mu? Emeklilerinde işi yolunda değil. Ev kadınları mutfağı idare edebiliyor mu? Harcamayla gelir birbirini tutmuyor mu? Bağ-kurluların yüzü gülmüyor mu? SSK’lıların gülmüyor mu? Niye böyle değerli kardeşlerim. Hani iktidardakileri dinlerseniz Türkiye kalkınmış, almış vermiş. Büyük bir zenginlik patlaması yaşıyor Türkiye. Milli gelir katlanarak artmış, Türkiye çok zenginleşmiş, refah yükselmiş, ekonomi yoluna girmiş, borçlar ödenmiş. Doğru değil mi bunlar? E öyle söylüyorlar. Duyuyorsunuz değil mi? Güzel masallar anlatıyorlar. Ama gerçek o değil diyorsunuz öylemi?

Şimdi daha bir yakından bakalım. Yani çiftçinin durumu gerçekten her şey bir yana çiftçinin durumu hiç tartışma götürmez ki bu iktidar döneminde zaten iyi değildi, şimdi beter oldu. Öyle değil mi? Yani burada pancar eker Burdur’da bizim hemşehrilerimiz. Ne oldu pancar işi? Bitti. Bucak’ta tütün eker. Ne oldu tütün işi? Virjinya tütünü? Bitti yasaklandı tütünde yok. Pancar işi battı değil mi? Buğday ekenlerin yüzü güldü mü? Buğdayı 85’e veriyorlardı şimdi 55’e düştü değil mi? İlaç ne oldu, gübre ne oldu, mazot ne oldu? Onlar katlanarak arttı ama çiftçinin ürettiği ürün bırakınız kazancı masrafı dahi karşılayamaz hale geldi. Öyle değil mi? Borçlar ödenemez hale geldi ilk kez çiftçinin kapısına icra memurları dayanmaya başladı. Haciz uygulaması yapılmaya başlandı. Milletvekili arkadaşlarımız Ramazan Kerim Özkan, Ardahan Milletvekilimiz Ensar Öğüt daha yeni ya ayıp oluyor, çiftçiyi perişan ettiniz, bu halde haciz memuru göndermek yakışık almıyor. Şunları bir donduralım, bir nefes aldıralım diye bir kanun teklifi verdi. Bir süre önce görüşüldü ve reddedildi. AKP reddetti.

Değerli arkadaşlarım, çiftçinin durumu bu. Sizin şeker fabrikasının durumu nasıl? Ne oluyor şeker fabrikasını satmaya çalışıyorlar değil mi? Özelleştirmeye çalışıyorlar. Özelleştirmeye çalıştıkları bu fabrika eğer özelleştirse artık Burdur için orası da bir umut kapısı olmaktan büyük ölçüde çıkacak. Öyle değil mi? Peki besicilik yapan Burdurlu çiftçilerimizin durumu nasıl? Yani sütün durumu nasıl, etin durumu nasıl? Hayvancılık ne durumda? 65 kuruşa satılan süt şimdi 48 kuruşa düştü. Örgütsüz olan yerlerde daha da düşük. 38 kuruşa değil mi? Buna karşılık yem iki katın üstüne çıktı. Her türlü masraf arttı. Yani kim bunlara sahip çıkacak?

-Biz!!!

İnşallah, onu anlatmaya çalışıyoruz herkese, durumu görelim diyoruz.

Bakınız Türkiye’de bu iktidarın izlediği politika çiftçiye yönelik devletin desteklerini çekti aldı. Çiftçiden desteği çekti. Şimdi bu çiftçinin topraklarına karşılık gelir desteği vardı, gelir desteği de seneye artık tümüyle kalkıyor. O gelir desteği de verilmeyecek. Ayrıca çiftçiye verilen destekler indirildi, indirildi. 4 kuruş bir prim vardı, bir destek vardı sütte onu bile çok gördüler. 3.6 kuruşa indirdiler. Yani dünyanın her yerinde bunun çok daha fazlası veriliyor. Türkiye’de arttırmak lazım. Ama bunların çiftçinin yüzünü gördüğü yok, çiftçinin derdine sahip çıktığı yok. Gerçek ortadadır, göz göre göre çiftçi AKP’nin 7 yıllık iktidarı döneminde perişan edilmiştir. İzlenen politikayla perişan edilmiştir.

Şimdi boş sözün anlamı yok. Yapılması gereken iş çok açık. Türkiye’nin ortak zenginliğini, GSMH’sının %1’ini bile çiftçiye destek olarak bunlar vermiyor. %1’i dahi değil, 0.75.

Şimdi ben bakın Burdur’da huzurunuzda söz veriyorum bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında çiftçiye verilen destek tümü hayvancılığa, süte, ete dahil olmak üzere bütün tarımdan geçimini sağlayan insanlara verilen destek bizim milli gelirimizin içinde bugünkü düzeyin üç katına çıkarılacaktır. 0.75 destek veriyor bunlar. Biz %2’sinin üzerine bunu çıkaracağız. Bu bizim hedefimiz. Eğer bunu koyarsak ona göre neyi desteklememiz gerekiyorsa onu destekleriz. Sütse süt, hayvancılıksa hayvancılık. Pamuksa pamuk, buğdaysa buğday, anasonsa anason, tütünse tütün, neyse o. Devletin yararı, Türkiye’nin menfaati neyi gerektiriyorsa oturup hesabını yapacağız ve ona göre o desteği bugünkünün 3 katı desteği oraya yönelteceğiz. Çiftçiye verilecek olan mazottan özel tüketim vergisi alınmayacaktır, ucuz mazot çiftçiye kullandırılacaktır bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında. Gübreden alınan KDV %1’e indirilecektir. KDV tümüyle kalkmayacaktır. Çünkü kontrol açısından buna ihtiyaç vardır. Ama %1’e indirelecektir. Bunlar bizim politikamız. Biz bunların hesabını, kitabını yaparak açıkça ilan ettik, ortaya koyduk. Bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında yapacağımız ilk işlerin başında çiftçiye sahip çıkmak geliyor. Niye çiftçiye sahip çıkmak istiyoruz? Ekonomik kalkınma tabanda sağlamsa, kalkınmanın temeli sağlamsa Türkiye’deki kalkınma binası o kadar yüksek olabilir. Önce taban, önce temel, önce işin özü, toprağı sağlam tutacak.

Değerli arkadaşlarım, dünyanın bütün kalkınmış ekonomilerinde toprağa, çiftçiye sahip çıkmak esastır. Avrupa’da sahip çıkıyor, Amerika’da sahip çıkıyor, Japonya’da sahip çıkıyor. Sahip çıkmayan yok. Bir biz sahip çıkmıyoruz. Bir bizimkiler kalkınmayı çiftçinin dışındı, tarımın dışında mümkün zannediyor. Gökdelen dikerek, otoyol yaparak kalkındık zannediyor. Eğer çiftçinin boynu bükükse, eğer topraktan sen üretim alamıyorsan, vatandaşın yoksullaşmaya başlamışsa o diktiğin gökdelenlerin kimsenin refahına hizmet etmesi mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, önce bu temel felsefe. Bunu oturtmak lazım. Çiftçinin durumu bu. Çiftçinin durumu bu olunca, esnafın durumu iyi olur mu? Esnafın işi yolundamı? Esnaf vergisini ödeyebiliyor mu, stopajını ödeyebiliyor mu? Yanındaki çocuğa harçlığını verebiliyor mu? Kendisi gidip bir kahveye oturup eşini dostunu çağırıp çay kahve ikram edebiliyor mu?

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de çiftçinin de boynu bükük, esnafında boynu bükük. Emekli hiç sorma zaten. Emekli unutulmuş, yok sayılmış. Hayatının son döneminde çoluğu çocuğuyla onların yanında, onlara 3-5 kuruş yardımcı olarak huzur içinde yaşaması gereken insan eline verilen parayla ne yazık ki kendisini maalesef çoluğun çocuğun yanında bir sığıntı gibi hissetmek durumunda kalıyor. Onları ayakları üstünde bir müstakil yaşam imkanını maalesef sağlayamadık. Büyük üzüntü verici bir tablo. Emeklide defterden silinmiştir. Gençlere iş bulunabiliyor mu gençlere? Niye? Yatırım yapılmıyor. Niye yatırım yapılmıyor? Çünkü ithalat kapıları açıldı. Dışarıdan hazır getiriyoruz. Dışarıdan hazır gelince içerde üretmeye gerek yok. İçerdeki fabrikayı kapatıyoruz çiftçiye diyoruz ki sen üretme. Hangi çiftçiye diyoruz? Tütün üreticisi çiftçiye dahi diyoruz. Amerika’dan tütün getirtiyoruz, Bucak’taki Virjinya tütünü üretenleri susturuyoruz, kapatıyoruz. Yunanistan’dan pamuk ithal ediyoruz. Bizim Serik’teki pamuk üreticisine sen pamuk üretme diyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bunun sonu ne? Bunun sonu borç, borç bunun sonu. Bunun sonu ekonomik çöküntü. Kasım kasım kasılıyorlardı ne oldu bunlar? Ne oldu bütçe, ne oldu ekonomi? Fabrikalar kapanıyor fabrikalar. Fabrika kapatılarak halkın refahı arttırılır mı? Kalkınma fabrika kapatılarak olur mu? Sen var olan fabrikaların yanına yeni fabrikalar yapması gereken bir iktidarsın. Türkiye kalkınacak. Bizim daha çok fabrikaya, daha çok tesise ihtiyacımız var. Ne oldu bunlar yaptılar mı? Eldekini avuçtakini sattılar, daha önce yapmış olan insanlara bir şükran ifadesini, bir takdir ifadesini, Allah razı olsun onlar yaptılar demeyi çok gördüler, ama ucuzdur, pahalıdır demeden sattılar. Şimdi milletin kendisinin açtığı fabrikaları da çalıştıramıyorlar. Onlarda kapanmaya başladı. Böyle ekonomi olur mu?

Değerli arkadaşlarım, bütün dünyada başbakanlar, hükümetler aman ne yapacağız diye tedbir arıyor, bir araya geliyor çareler, politikalar oluşturuyorlar. Şimdi Türkiye’de uzun süreden beri kıyamet kopuyor. Biz ısrarla bu gidiş iyi gidiş değil tedbir alın buna dedik. Derhal hazırlık yapın, biz katkı verelim dedik. Bilen insanları çağırın dedik. Örgütlü toplum kesimlerine sorun dedik. Hiçbirisinden sadre şifa olacak bir şey talep etmediler. Sahipsiz ekonomi serbest düşüşte. İşçi uyarıyor, işveren uyarıyor, sanayici uyarıyor, muhalefet olarak biz uyarıyoruz ama hiçbir şeye ihtiyaç yok diyor. Seyrediyor. Neyi seyrediyor? Kapanan fabrikaları seyrediyor, işsiz kalan insanları seyrediyor, tarımdaki sıkıntıyı seyrediyor, yükselen doları seyrediyor, artan, ödenemez hale gelen borçları seyrediyor.

Değerli arkadaşlarım, bir yılda 2008 yılının Kasımı itibariyle söylüyorum. 1 yılda, önceki bir yılda 645 bin kişi işini kaybetti. Resmi rakama göre sevgili Burdurlular. Gerçeği bu değil. Gerçek çok daha fazla. Ama resmi rakama göre bu makyajlanmış, ayarlanmış rakama göre 645 bin kişi. Onlarda itiraf ediyorlar. 645 bin kişi işini kaybetti. Bu ne demektir biliyor musunuz? 4 kişi olsa 2,5 milyonluk bir aile toplumun evine ekmek götürecek insan işinden atıldı demektir. 2,5 milyon insan boynu bükük hale geldi demektir.

Değerli arkadaşlarım, Kasım’daki tabloyu söylüyorum. Asıl sıkıntı Aralıkta, Ocakta, Şubatta yaşanmaya başladı. Maalesef daha da yaşanacak. Bunlar o rakama yansımadı. Önümüzdeki aylarda o rakamlarda çıkacak ortaya. Türkiye’de sanayi düşmüş, büyüme bitmiş, küçülme başlamış. Ama ara ki Başbakanı bulasın. Başbakan nerede? Meydanda. E meydanda ol. Meydanda ne konuşuyor vatandaşın karşısına çıkıp da? İşsizliği konuşuyor mu, çiftçinin derdini konuşuyor mu, esnafın derdini konuşuyor mu, emeklinin sorununu konuşuyor mu? Ne konuşuyor? Ona buna bağırıp çağırıyor. Ona buna hakaret ediyor. Boş laf, anlamsız söylem. Zannediyor ki, böyle bir kavga tahrik ederse ekonomik sıkıntıyı unuttururum. Yani o bizimle kayıkçı kavgası yapacak, bağıracak, çağıracak asıl meseleler unutulacak. Öyle yağma yok. Biz kavga için burada değiliz. Biz burada milletin derdini dile getirmek için buradayız. Ona çözüm talep etmek için buradayız. Türkiye’de siyasetin amacı külah kapma yarışı değildir. Siyaset koltuk kavgası değildir. Siyaset vatandaşın yüzünü güldürme sanatıdır, onun derdine çare bulma sanatıdır. Şimdi vatandaşın derdi ortada ama derde sahip çıkan bir iktidar Türkiye’de gözükmüyor.

Değerli arkadaşlarım, bu konunun üzerine hep beraber yürüyeceğiz. Bu sadece bizim işimiz değil sizinde işiniz. Bu konuyu siz takip edeceksiniz. Birlikte takip edeceğiz. Başbakanın bu konuları konuşmak istememesi karşısında ısrarla bu konuları ortaya getireceğiz. Birlikte takip edeceğiz. Bana diyor ki, meydana çık meydanda konuş. Meydanda konuşuyorum. Sende gidip kendi meydanında konuşuyorsun. Meydanda konuşmayı bırak da gel şöyle birlikte milletin karşısına bir çıkalım televizyonda. Bağırıp çağırmadan, güzel güzel sen benim hakkımda ne biliyorsan söyle. Ben senin hakkında ne biliyorsam söyleyeyim. Milletin dertleri için ne gerekiyor onu birlikte konuşalım. Birlikte bir tartışalım. Dünyada böyle olmuyor mu? Amerika seçime giderken bunu yapmadı mı? Fransa seçime giderken bunu yapmadı mı? Biz niye yapmıyoruz? Yani milletin sorunlarını muhalefetle konuşmaktan korkan, çekinen bir başbakan olabilir mi?

Şimdi dün demiş ki buna ben demiş bana maganda üslubuyla konuşuyor diyen birisinin karşısına niye çıkıyım.

Değerli arkadaşlarım, Başbakanın bu şikayetini konuşmak istiyorum. Diyor ki, ben seninle konuşmak isterim ama sen bana maganda üslubuyla konuşuyor dedin. Böyle diyen bir insanla ben ne konuşayım diyor. Peki sen bana, partime, Cumhuriyet Halk Partisine tıynetsiz dedin, mezhepsiz dedin. Bakın ben bunları anlayamadım. Çünkü benim tıynetimden de mezhebimden de kuşkum yok. Senin bu laflarının beni üzmesi için bir neden yok. O konuda bir kompleksim yok, bir ezikliğim yok. Bir tıynet problemim yok, bir mezhep problemim yok. Sen öyle desen ne olur, böyle desen ne olur? Sen kendini tarif edersin beni değil. O nedenle sen öyle dedin diye ben sana ben Başbakanla konuşmam demiyorum. Bak ben sana ne dedim? Maganda üslubudur bu dedim. Yani haksız mıyım? Muhalefet partisine mezhepsiz diyen, tıynetsiz diyen bir üslup maganda üslubu değil midir? Yani kendisine ne olacak bu çiftçinin hali diyen bir vatandaşa, bir çiftçiye ulan ananı da al git diyen bir üslup maganda üslubu değil midir? Başbakan diyor ki, benim aile terbiyem, benim tahsilim, terbiyem bu anlayışa müsaade etmez. Peki senin aile terbiyen, tahsilin Cumhuriyet Halk Partisine, Atatürk’ün kurduğu partiye, devleti kurmuş olan partiye, vatanı kurtarmış olan partiye mezhepsiz demeye, tıynetsiz demeye müsait mi? Sana o terbiyeyi kimler verdi? Öğretmediler mi sana? Bunun söylenemeyeceğini sana öğretmediler mi? Bunu söylüyor. Peki daha düne kadar bu maganda lafı yokken niye çıkmıyordun benim karşıma? O zaman niye çıkmıyordun? Yani maganda lafı daha yeni çıktı. Ben sana aylardır gel karşıma çık konuşalım diyorum. O zaman hiçbir şey söylemiyordun şimdi maganda lafının arkasına saklanmaya çalışıyorsun. E üsluba diyoruz sana demedik canım. Sana ben demiyorum. Diyen der ama ben demiyorum. Ben üslubunu yakışıksız buluyorum. Başbakanlığa yakışmaz diye buluyorum. Sana yakışmaz diye buluyorum. Doğru değildir bu üslup diyorum, ayıptır böyle konuşma diyorum. Terbiyeli ol, nazik ol, kibar ol, saygılı ol diyorum.

Şimdi tabi Başbakanın sıkıntısı bir; ekonomik güçlükler karşısında söyleyecek bir sözü olmamasından kaynaklanmıştır. Bir bu. İki; ister istemez karşı karşıya gelince yolsuzluklar konusu gündeme geliyor. Yolsuzluklar gündeme geldi mi? Başbakanın asabı bozuluyor. Yolsuzlukların konuşulmasını da istemiyor. Peki şimdi ben size soruyorum sevgili Burdurlular, Türkiye’de yolsuzluk var mı, yok mu? Çok açık değil mi? Peki yolsuzlukların olduğu bir ülkede seçime gidersen iktidar muhalefet yolsuzluklar konusunu konuşmak durumunda değil mi? Bu bizim görevimiz, mecburiyetimiz değil mi? Bak sen her zaman konuşuyorsun yok çetelerle mafyalarla uğraşıyorum, temiz eller operasyonu yapıyorum diyorsun. Sen temiz eller operasyonu yaparken önce bir kendi elini temizleyiver ondan sonra operasyonu yap. Senin yaptığın işin temiz eller işi olduğuna inanmak mümkün mü? Önce sen kendi elini temizle gel. Şimdi Türkiye’de yolsuzluklar olacak, seçime giderken biz bunu konuşmayacağız. Öyle şey olabilir mi? Türkiye’de yolsuzluklar var hem de iktidar himayesinde var. Her toplumda yolsuzluk olabilir. Ama o yolsuzluğun üzerine iktidar yürürse, mücadele ederse gereken yapılır. Şimdi Türkiye’de yolsuzluklarla bu iktidar mücadele ediyor diyebilir miyiz? Şu Deniz Feneri konusunda üzerine düşeni yaptı diyebilir miyiz? Deniz Feneri Almanya’da olmuş. Almanya’da olmuş ama Deniz Feneri yolsuzluğunun arkasındakiler bizim vatandaşlarımız. Deniz Fenerinde parasını kaptıran insanlar bizim vatandaşımız. Onları teşkilatlandıran, şirketleştiren gene bizim vatandaşlar, o paraları bir Türk vatandaşı kurye olarak Ankara’ya taşımış, Ankara’da o parayla şirketler kurulmuş, televizyon kanalları kurulmuş, iktidara destek vermeye başlamış. Hepsi göz göre göre oluyor. Bunu yapanlara bugünkü iktidar destek olmuş ve kamuya yararlı dernek diye Bakanlar Kurulu kararı olarak himaye vermiş, kol kanat germiş, vergi muafiyeti getirmiş bu yolsuzluğu yapanlara, vergi bağışıklığı getirmiş. Mehmetçik Vakfına vermedikleri bağışıklığını, yani bu vatanı korumak için canını vermiş olan, kimisi mayına basmış gazi, kimisi şehit, insanlara yardım etmek üzere kurulmuş olan bir vakfa tanımadığı vergi muafiyetini bu yolsuzluk yapanlara tanımış. 

Değerli arkadaşlarım, şimdi bunu konuşmayacakmışız. Konuşursak ayıp oluyormuş. Bende bu konuları konuşuyor olmaktan büyük üzüntü duyuyorum. Ama bu konuyu konuşmamamızı önlemenin yolu bu konunun üzerine yürümekten geçer. Bu ayıbı ortadan kaldırmaktan geçer.

Geçenlerde Başbakan bana Mardin’de dedi ki, ekonomik sıkıntıları çözmek için ne biliyorsan söyle. Uygulamazsam siyasi hayatımı bitiririm dedi. Bende al sana 7 tane madde dedim koydum. Bu 7 tane maddeyi ekonomiden anlayan, bu işi bilen her çevre çok önemli, çok doğru bulduğunu söyledi. Bu ciddi dediler. Bunu konuşmak lazım dediler. Başbakan ağzını bozdu bize hakaret etmeye başladı. Şimdi bize ekonomiden çıkışın reçetesini sordu cevabını verdik, uygulamadı. Ama dikkatinizi çekerim yolsuzluklardan kurtulmanın reçetesini bize sormuyor. Sen bize birde onu sor. Yani şu yolsuzluklardan Türkiye’yi nasıl kurtarırız diye sor. Sana onunda bir çaresini söyleyeyim. Sormuyor. Niye sormuyor? Eğer sen yolsuzlukla mücadele etmekte samimiysen çareyi sor söyleyeyim birlikte el ele verelim mücadele edelim. Yok.

Değerli arkadaşlarım, Burdur meydanında bir kez daha söylüyorum. Türkiye’de yolsuzluklar çığırından çıkmıştır. İktidar yolsuzluklarla mücadele etmeyi bırakmış, yolsuzlukları himayesine almıştır. Yolsuzluktan yararlananların önemli bir kısmı bunların yakınlarıdır, yandaşlarıdır, çevresidir. Türkiye’deki asıl sorun budur. Bu sorunu çözmek için ne gerektiği açıktır. Bunu yolu milletvekili dokunulmazlığını kaldırmaktan geçer. İlk iş bu. Önce siyasetçi hesabını vermeye hazır olduğunu ortaya koyacak. Önce çıkacak diyecek ki kardeşim kim yolsuzluk yapmışsa sonuna kadar gidelim. Kim gitsin. Devletin savcısı gitsin, emniyeti gitsin, polisi gitsin, jandarması gitsin, hakimi gitsin, Yargıtay’ı gitsin. Bir korkum yok benim. Yapanın yakasına birlikte yapışalım diyecek. İktidar bunu derse bu iş olur değil mi? Bugün bu denebiliyor mu? Bunu demeden yolsuzluklarla mücadele olur mu? Şöyle bir bakın neler oldu, neler bitti ve neler oluyor hala. Her gün yeni yeni olaylar. Özelleştirme uygulaması bir bakıyorsun içinde bir bit yeniği. Bir karışık iş. %14.75’i Tüpraş’ın Ofer’e satılmış. Kim bu Ofer, nereden çıktı, tanıyor musun diyoruz Başbakana. Önce tanımıyorum diyor. Öğleden sonra tanıyorum, tanıyorum diye açıklama yapıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu Deniz Feneri yolsuzluğunu yapanları tanıyor musun diye soruldu. Tanımıyorum demek ister gibi oldu arkasından ortaya çıktı ki çocukları bacanak.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin bir gerçeği bu yolsuzluk. Bir gerçeği de ekonomik bunalım, ekonomik sıkıntı. Yani ekonomi sıkıntıya girdi Başbakan yok bir şey canım, yok canım önemli değil, gelip geçici, teğet geçti dedi. Ama şimdi hep birlikte gördük ki teğet geçmemiş bizim Burdurlu çiftçilerimizin söylediği gibi 5’li birgen böğründen girip çıkmış. Teğet geçmiş. Ne teğeti? Böğründen girdi ve çıktı.

Değerli arkadaşlarım, şimdi boş lafı bırakmak bu meselelere gelmek lazım. Yapılması gereken iş budur. Hep beraber bunu konuşmak durumundayız. Bakın geçen seçime giderken biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir şey söyledik. Dedik ki, bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak politikamız önce insan. Arkasından bir şey ekledik. Önce iş, önce ahlak. Üç öncemiz var dedik. İnsan; insan kim? Burdur’daki çifti, Burdur’daki esnaf, Burdur’daki emekli, Burdur’daki işsiz, genç kardeşim. Burdur’daki ev kadını. Burdur’daki açtığı fabrikayı çalıştıramayan, organize sanayideki fabrikasını kapatmak zorunda kalan iş adamı, insan, önce insan. Lafı bırak, önce insan. İki; insana nasıl hizmet edersin? Boş lafla değil, işle hizmet edersin. İnsana iş vereceksin.

Değerli arkadaşlarım, insana yapılacak en büyük katkı onun emeğini, alın terini, becerisini, içindeki gücü ortaya koyabileceği, kendisini ifade edebileceği, kendisini ve ailesini mutlu edebileceği bir çalışma fırsatına, bir iş olanağına kavuşturmaktır. İlk iş bu. İş arkasından bir öncelik daha ne? Ahlak, ahlak. Yani gücü yeten gücü yetene değil. Ezen ezene değil. Yolsuzluk yapan bırak yapıversin değil. Her işin bir doğrusu var, bir helali var, bir haramı var, bir uygunu var, uygun olmayanı var, doğrusu var, yanlışı var, kabul edilebiliri var. Sen gideceksin Almanya’da Ramazan mübarek gün milletin fitresini, zekatını toplayacaksın, sonra burada televizyon kurup AKP propagandası yapacaksın. Olur mu böyle bir şey? Yani sen helali haramı bilmezsen, yetim hakkını bilmezsen, kalkınmanın, işin, ekonominin bir anlamı olur mu? Hepsi beraber. Bakın bu günden öngörmüşüz. İş diyoruz bugün iş en kıymetli şey. Ahlak diyoruz, yolsuzluk diyoruz. Çare ne ahlak. İşte onu söylemişiz. Ve hedef demişiz insan kardeşim insan. Yani tahsili ne olursa olsun, işi ne olursa olsun ister köyde, ister kasabada, ister kentte. Mesleği ne olursa olsun, cinsiyeti ne olursa olsun, mezhebi ne olursa olsun, insan oğlu insan. Memleketi ne olursa olsun. Bizim insanımız, insanımız, Allah’ın yarattığı insan. Odur her şeyin hedefi, özü, temeli. Şimdi bu noktaya geldik. Tunceli’de bir şeyler oluyor. Ne oluyor? Tunceli’de buzdolabı dağıtıyorlar, kanepe dağıtıyorlar kanepe.

Değerli arkadaşlarım, yani Türkiye’de bu sorunlar yaşanıyor, ekonomi sahipsiz, dolar almış başını gidiyor, borçlar ödenemez hale gelmiş, Türkiye tıkanmış, iş yerleri kapanıyor, fabrikalar kapanıyor, insanlar işinden atılıyor. Böyle bir ortamda seçim öncesinde vali aracılığıyla Tunceli’de buzdolabı, çamaşır makinesi ve kanepe dağıtılıyor. Ne o? Halka sahip çıkmak. İnsaf ediniz, rica ederiz olacak iş mi bu? Böyle bir şey düşünülebilir mi? Benim valim bunu böyle yapacak diyor. Şimdi ortaya çıktı. YSK karar aldı. Bu seçiminin adalet ve tarafsızlık anlayışını bozuyor dedi. Böyle seçim olmaz dedi. YSK söyledi. Başbakan valimin arkasındayım diye demeç veriyor. Hukuk ne oldu, kanun ne oldu? Yani sen aklından her geçeni Türkiye’nin, devletin imkanlarıyla izlediğin siyasi amaca yönelik olarak kullanacaksın. Türkiye’de bu hukuku ihlal edecek. Demokrasiyi ihlal edecek, eşitliği ihlal edecek, kimse bir şey yapamaz falan diyeceksin. Beni ırgalamaz diyor.

Değerli arkadaşlarım, bakınız bunlar iyi işaretler değil. Bunlar iyi gidiş değil. Bir yandan bunlar oluyor. Bir yandan bir hafiye teşkilatı kurdu Başbakan. Bir teşkilat, başında sadece kendisinin atadığı birisi. Ne Cumhurbaşkanı, ne bir başka bakan. Kimseye sormadan tek başına bir kişiyi atıyor ve o bütün vatandaşların telefonlarını dinleme imkanına sahip. Sonra o dinledikleri şantaj olsun diye, tehdit olsun diye kullanılıyor. Oraya, buraya gazetelere veriliyor. Yani padişahlık zamanında, mutlakiyet döneminde hafiye teşkilatı vardı. Büyükler anlatır bilirsiniz. Hafiye teşkilatı falan falanla şöyle konuştu diye ihbar yapar ve karşılığında da bir para alırdı o zamanlar. Şimdi iş teknolojiyle oluyor artık. Modern teknolojiyle, aletlerle dinleniyor. Vatandaşın özgürlüğü nerede kaldı, mahremiyeti nerde kaldı? İnsan karısıyla doğru dürüst konuşamaz hale geldi. Arkadaşıyla doğru dürüst konuşamaz hale geldi. İçini boşaltmaz hale geldi. Devletleri şikayet edemez hale geldi. Yani bu demokrasi. Özel hayatında istediğini söyler sana ne? İsterse açar telefonu iktidarına da küfreder, istediği hakareti de söyler. O ikisi arasındaki arasında laf sana ne? Şöyle ağız tadıyla bir küfür etme imkanını bile ortadan kaldırdılar. Medyayı, basını, televizyonları baskı altına alacağız diye her türlü tehdit, şantaj harekete geçirildi. Kanun yetmezse maliye memuru kapıda. Maliye memurunun baskısıyla, raporuyla en ağır suçlamalar, bir korku ortamı yaratma çabası.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olur mu? Geçen gün çıkmış bana diyor ki, dün, daha dur bakalım o Ergenekon’da diyor bekle daha neler çıkacak diyor.

Şimdi değerli arkadaşlarım, çıkan çıkar da, çıkacağını sen Başbakan olarak nereden biliyorsun? Yani sen Başbakansın. Sen mi soruşturma yapıyorsun? Bu olayın savcısı sen misin? Nelerin çıkacağını sen mi biliyorsun? Sen mi kararlaştırıyorsun? Senin vizenden mi geçiyor, senin onayından mı geçiyor? Seninle istişare ederek mi bu işler oluşturuluyor? Nasıl oluyor bu işler? Daha dur neler olacak diyor. Gerçekten bugün baktık sizin hemşehriniz, evladınız Mustafa Balbay’ı hemen aldılar.

Değerli arkadaşlarım, hepimizin yargıya saygısı var. Ama yargının da kendisine saygısı olmalıdır. Hepimizin birbirimize saygısı olmalıdır. Yani şimdi Mustafa Balbay ömür boyu hapis cezasıyla yargılanıyor. Eğer ölüm cezası kaldırılmamış olsaydı ölümle yargılanacaktı. Şimdi ömür boyu hapis cezasıyla yargılanıyor. Memleketin bir yazarı, bir gazetecisi eğer bir ülkede değerli arkadaşlarım bir memleketin değerli gazetecileri, düşünürleri, bir memleketin değerli insanları eğer öylesine gece yarıları alınıp müebbet hapisle, ömür boyu hapisle yargılanıyorlarsa o ülkede demokrasinin, hukuk devleti anlayışının sorgulanmasına ihtiyaç vardır. Normal değildir. Hiçbir normal demokraside, hiçbir normal hukuk devletinde böyle bir şey olmaz. 40 yılda bir olur. Ama bizde her an yaşanan olaylar.

Değerli arkadaşlarım, bu doğru değil. Yani gariptir bir tutuklananların içinde bir tane AKP’ye yandaş kimse yok. Allah Allah, AKP’den ne kadar şikayetçi varsa hepsi gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, davanın hedefi haline geliyor. Canım suç işlediyse ortaya koy. 1 yılı geçti hala, 2 yıla yaklaşıyor hala ne olduğu belli olmadan içerde tutulan insanlar var. 1 yıldır içerdeyim neyle suçlandığımı bilmiyorum diyen insanlar var. Böyle bir hukuk ölçüsü olur mu?

Değerli arkadaşlarım, şimdi bunlar iyi işaretler değil onun için söylüyorum. Bu gidiş iyi değil. Bundan kimseye yarar çıkmaz. Başbakana da yarar çıkmaz. Birbirimize saygı göstereceğiz. İktidarı herkes beğenmek zorunda değil. Eleştirmek özgür, eleştirmek hak, eleştirmek demokrasinin gereği. Beğenir beğenmez ve yarın sende gideceksin oradan. Sende gideceksin. Millet getirdi, milletin elini kolunu bağlamaya da çalışsan, buzdolabıydı, koltuktu diye önüne geçmeye de çalışsan, kömürde desen, bu millet bir yolunu bulur, iğne deliğinin içinden deveyi geçirir seni gene oradan indirir. Sen kendine güvenme bir. İkincisi de herkeste sana güvenmesin. Yani arkamda bu iktidar var, Tayyip Erdoğan var diye kimse hesap yapmasın. Bu günler gelir, geçer.

Bakın, devletin valisine YSK suç isnadı yapıyor. Başbakan ben sahip çıkıyorum diyor. Şu manzara bak. Ne olacak bu? Hukuk mu gidecek, valimi kalacak? Vali kimin valisi? Devletin valisi mi, Tayyip Erdoğan’ın valisi mi? Bakın, kamu görevlileri ve sırtını AKP’ye dayayan, Tayyip Erdoğan’a dayayanlar için söylüyorum. AKP ile gelenler APS’yle giderler. AKP ile gelmişlerdir ama Acele Posta Servisiyle, APS’yle giderler. Bu böyle olur bu işler. Bunlar hesabını yapsınlar. Ve hiçbir kimse bulunduğu yerde ebedi değildir. Hiç kimse. Ne başbakanlıkta, ne valilikte, ne savcılıkta, ne devlet memurluğunda, hiçbir yerde kimse ebedi değildir. İyi günüde, kötü günüde dikkate alacaksın, hepsinin hesabını yapacaksın, doğrudan şaşmayacaksın. Doğru lafla belli olmaz. Yani bak ağzından di, iman lafı düşmeyenler milletin fitresine, zekatına göz dikiyorlar. Yani doğru şimdi onların dediği doğrumu?

Şimdi değerli arkadaşlarım, Başbakan bu yolsuzluklarla ilgili biz iddialarımızı anlatıyoruz. Almanya’dan dosyayı getirmemişlerdi. Dosyayı da biz getirdik. O getirdiğimiz dosyayı da gösteriyorduk. Şimdi Başbakan diyor ki geçenlerde çıkmış diyor Baykal millete dosya gösteriyor diyor. Kırmızı bir dosya diyor. Kırmızı dosyayı gösteriyor diyor. Şimdi kırtasiyecilerde dosya çok diyor. Doğrudur kırtasiyecilerde dosya çokta dünyada hakkında senin gibi fezlekesi olan, dosyası olan Başbakan yok. Dosya çok. Ama dünyada senin gibi zimmetten ve evrakta sahtecilik yapmaktan, cürüm işlemek için teşkilat oluşturmaktan fezleke tanzim edilmiş, dosya oluşturulmuş Başbakan yok. Kırtasiyecide dosya çokta içi boş. Ama bir dosya var ki içi dolu, içi dolu. Sen onun hesabını bir ver. O nedenle bak hiç kaçma. Bir dokunulmazlığı kaldır. Canım milletvekillerinin dokunulmazlığı kalkmasın diyorsan hadi o kalkmasın. Seninkiyle benimki kalksın. İkimizinkini kaldıralım. Yani Recep Tayyip Erdoğan’la Deniz Baykal’ın dokunulmazlığı kalksın. Bak dilinin altında da baklalar var, Ergenekon mergenekon konuşuyorsun. Ergenekon falan lafları var ağzında. Ben onları bilerek diyorum. Gel senin ve benim dokunulmazlığımız birlikte kaldırılsın. Şimdi bu kaçma değil mi arkadaşlar? Bunun cevabı olur mu? Bu kaçma değil mi? Gel televizyonda konuşalım diyorum televizyona çıkmıyor. Uzun süre gerekçe söylemiyordu şimdi işte bana sen maganda üslubuyla konuşuyor dedin ben çıkmam. Bahane arıyor ya. Ya kardeşim sen bana tıynetsiz demişsin, sen bana bilmem mezhepsiz demişsin. Partime, Cumhuriyet Halk Partisine, Atatürk’ün kurduğu partiye ben onları ciddiye almıyorum gene gel konuşalım diyorum. Sen niye gelmiyorsun? Bahane arama. Eğer düşünüyorsan ki, bir araya geldiğimizde yolsuzlukları konuşuruz. Sana söz veriyorum yolsuzlukları da konuşmayacağım. Yani senin ilgili yolsuzlukları da konuşmayacağım, çocuklarının işte kuyumcu dükkanlarını, pırlantadan KDV’yi kaldırdığını da konuşmayacağım. Çocuklarına aldığın gemiyi de konuşmayacağım. Deniz Feneri’ni de konuşmayacağım. Gel şu milletin işsizliğini konuşalım, çiftçinin derdini konuşalım. Ona gel. Bak iki tane çağrı sana. Dokunulmazlıklarımızı kaldıralım birlikte. İki; gel televizyonda bunları konuşmayalım. Oğlanların meselelerini, senin meselelerini konuşmayalım, çiftçinin meselesini, esnafın meselesini, ekonomik krizi konuşalım. Bundan daha doğal ne var? e buna da evet diyemezse ey Burdurlu senin içine nasıl sinecekte gidip de onun partisine oy vereceksin? Çünkü senin vereceğin oyunda vebali var. Onunda bir sorumluluğu var değil mi? Yani o işi gürültüye getirip, laf kargaşasına getirip, karşılıklı bağırıp çağırmaya getirip bu işi kapatabilirse yarın o yolda devam etmek isteyecek. Ve de çıkıp diyecek ki, millet bana izin verdi arkadaş. Söyledin söylediğini bak gene de yapmaya devam et dedi yapıyorum diyecek. Bunu bilin şimdiden.

Sevgili Burdurlular, bugün Atatürk’ün Burdur’a gelişinin 79. yıldönümü. Atatürk nur içinde yatsın, Allah rahmet eylesin gerçekten her an önemini, değerini tekrar tekra yüreğimizde hissettiğimiz bir insan. Ne mutlu ki, Mustafa Kemal Atatürk hem bu memleketi bağımsızlığına kavuşturmuş, Anadolu’yu yabancı işgalinden kurtarmış, hem de çağdaş bir devletin temellerini atmış, bizi bugünlere getiren altyapıyı, temel önemli dönüşümleri, adımları, devrimleri gerçekleştirmiş. Gerçekten bugün eğer bütün bu çalkantılara, sarsıntılara rağmen hala ayakta duruyorsak işin temelinde onun attığı o sağlam temel vardır. Onun kardığı o maya vardır maya. Sağlam maya karmış, sağlam. Sağlam temel atmış Allah razı olsun.

Şimdi Atatürk Türkiye için bir yeni istikamet çizdi o istikamette ilerliyoruz. Ama bir süreden beri çok ciddi sorunlarımız, sıkıntılarımız var. geçenlerde Başbakanı karşılayan birileri son Osmanlı Padişahı Recep Tayyip Erdoğan diye bir pankart açtılar hatırlarsınız. Şimdi yani bunca yıl sonra Türkiye’deki Atatürk Cumhuriyetinin bir Başbakanına Osmanlı Padişahı özentisinin, son Osmanlı Padişahı, yani Vahdettin değil, Recep Tayyip Erdoğan son Osmanlı Padişahı diye düşünmenin arkasında ne yatıyor olabilir? Hangi duygular, hangi düşünceler, hangi özlemler, hangi tohumlar atılmış ki, insanlar bunları söyler hale gelmeye başlamışlar. Geçenlerdede bir genç kız çıkmıştı hatırlayın televizyona. Demişti ki, ben Atatürk’ü sevmiyorum, ben Humeyni’yi seviyorum demişti.

Şimdi değerli arkadaşlarım, bir genç kız yetişmiş bu dönemde Atatürk’ü sevmiyor Humeyni’yi seviyor. Yani bunun arkasındaki anlayışı, bu duruma kimlerin sebep olduğunu, kimlerin cesaret verdiğini, güç verdiğini, bu anlayışın nerelerden kök aldığını dikkate almak durumunda değil miyiz? Türkiye nereye gidiyor diyorlar.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye kaygı duyanlar var. Cumhuriyet çizgisi kırılıyor diyenler var. Türkiye nereye gidiyor diye kaygıyla soranlar var. Türkiye iyiye gidecek hiç kuşku yok. Atatürk’ün eserine hep beraber sahip çıkacağız. Türkiye’nin bağımsızlığına, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne, Türkiye’nin barışına, laik demokratik cumhuriyetine hep beraber sahip çıkacağız. Ama bu sanmayın ki sadece bizim işimizdir. Bu sizin ve bizim ortak işimizdir. O nedenle Türkiye’nin nereye gideceğine siz karar vereceksiniz. Türkiye’ye sahip çıkın Burdurlular, Cumhuriyete sahip çıkın, Atatürk Cumhuriyetine sahip çıkın, Burdur’a sahip çıkın, emeğinize, toprağınıza, ürününüze, pancarınıza, fabrikanıza sahip çıkın sevgili Burdurlular. Sizlerle dayanışma içinde olmaktan gurur duyuyorum. Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.

Sevgili Burdurlular, şimdi belediye başkan adaylarımızı sizlere sunmak istiyorum. Önce belde belediye başkan adaylarımızı sunayım. Bir kadın belediye başkan adayımız var. Salda Belediye Başkan Adayımız Sayın Emine Erdoğan. Kozluca Belediye Başkan Adayımız Sayın Rahmi Çetin. Hasanpaşa Belediye Başkan Adayımız Bayram Yıldız. Kozağaç Belediye Başkan Adayımız Hasan Erden. İbecik Belediye Başkan Adayımız Rasih Konuk. Ürkütlü Belediye Başkan Adayımız İbrahim Keskin. Kızılkaya Belediye Başkan Adayımız Naci Aktaş. Çamlık Belediye Başkan Adayımız Recep Acar. Bayır Belediye Başkan Adayımız Mustafa Yücel. Güney Belediye Başkan Adayımız Cemal Altay.

Şimdi İlçe Belediye Başkan Adaylarımızı sunuyorum. Bucak Belediye Başkan Adayımız Osman Dilek. Gölhisar Belediye Başkan Adayımız Necla Atasagun. Yeşilova Belediye Başkan Adayımız Nuri Özbek. Karamanlı Belediye Başkan Adayımız Mehmet Özger. Tefenni Belediye Başkan Adayımız Hüseyin Erdem. Çavdır Belediye Başkan Adayımız Ömer Akın. Çeltikçi Belediye Başkan Adayımız Ramazan Aydın.

Hepsi Burdur’un dürüst, namuslu, memleketini seven, memleketine hizmet aşkıyla dolu evlatları. Hayırlı olsun, başarılar diliyorum.

Şimdi bu takıma bir kaptan lazım değil mi? Bu takıma bir kaptan lazım. Burdur’a Merkez ilçeye, Burdur Merkezine bir belediye başkanı lazım. Cumhuriyet Halk Partisinin Burdur Belediye Başkan Adayı Şevket Aksöz.

 

CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN KOCAELİ MİTİNGİNDE YAPTI

22/2/2009 · Kategori: Gunluk

GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN

KOCAELİ MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

22 ŞUBAT 2009

Teşekkür ederim, sağolun, eksik olmayın, çok teşekkürler. Bu pankartları biraz indirebiliriz. Gördüm, çok teşekkür ediyorum. Pankartlardaki sözler için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Onları indirebiliriz. İndirelim. Ha şöyle birbirimizi görelim. Özlemiştim. İzmit’i, Kocaeli’yi çok özlemiştim.

Sevgili İzmitliler, sevgili Kocaelililer, önce bu muhteşem toplantı için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Eksik olmayın. Hoşgeldiniz, sefa verdiniz, bize güç kattınız. Sefa verdiniz diyorum. İnşallah seçimde de bir sefa vereceksiniz. Her seçim Kocaeli’de heyecanlıdır, canlıdır. Ama bu seçim biraz daha heyecanlı, biraz daha canlı, biraz daha coşkulu. Kocaeli ayağa kalkmış, Kocaeli Türkiye’ye sahip çıkma, Kocaeli’ye, İzmit’e sahip çıkma kararını almış. Bunu görüyorum. Bu kararınızdan dolayı da hepinizi yürekten kutluyorum. Size bu yakışır.

Kocaeli spor, Antalya spor iki kardeş takım. Çok teşekkür ederim, eksik olmayın. Bu akşamki maç içinde başarılar diliyorum.

Şimdi değerli arkadaşlarım, belli büyük heyecan var, büyük coşku var. Millet ayakta. Genellikle yerel seçimlerde böyle olmaz. Ama bu defa bir başka heyecan var. Acaba bunun altında ne yatıyor? Niçin acaba insanlarımız bu seçime bu kadar büyük coşkuyla, heyecanla, umutla katılıyorlar. Niçin? Bana öyle geliyor ki sizin amacınız elbette Kocaeli’nde, Büyükşehirde Sefa Sirmen’i Büyükşehir Belediye Başkanı yapmaktır. Elbette Kocaeli’ndeki belediyelere Cumhuriyet Halk Partili başkanları geçirmektir. Bunu görüyorum. Ama öyle bir hissiyatım var ki sanki bu size yetmeyecek gibi geliyor. Öyle bir ayağa kalkmışsınız ki, sizi belediye başkanlığı kesmeyecek. Daha daha diyeceksiniz. Sadece kent yönetimi değil, Türkiye yönetimi de değişsin diyeceksiniz. Öylemi? Yani siz buraya Kocaeli için geldiniz elbette ama Türkiye içindemi geldiniz? Türkiye içindemi buradasınız? Bence de öyle. Kocaeli bu meseleyi çok doğru kavramış. Yürekten kutluyorum. Sizlerle iftihar ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki siz buradasınız sevgili Kocaelililer.

Sevgili kardeşlerim, nasılsınız iyi misiniz? Siyaset bir yana durumlar nasıl durumlar? Siyaseti, seçimi bırakalım şimdi. İşler yolundamı? Geçiminiz yolundamı? Kazancınız, masrafınız birbirini karşılıyor mu? Geliriniz, gideriniz birbirini tutuyor mu? Kredi kartı borçları ödeniyor mu? Konut kredileri, araba kredileri, banka kredileri, tüketici kredileri ödeniyor mu?

Şimdi değerli arkadaşlarım, gerçekten elinizi vicdanınıza koyunuzda bir değerlendirme yapınız. Durumunuz nasıl, ekonomi, gelir gider tablosu nasıl gözüküyor ev içinde, aile içinde? Yani çalışıyorsunuz, işsizseniz iş arıyorsunuz, işiniz varsa bütün gücünüzle çalışıyorsunuz, emekliyseniz bunca yılın karşılığı olarak devletin verdiği emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyorsunuz, çocuğunuza yardımcı olmaya çalışıyorsunuz. İşsiz kalmışsa onun yarasına merhem olmaya çalışıyorsunuz. Nasıl gidiyor, oluyor mu? Kalkınma var mı kalkınma? Büyüme var mı? Güçlenme var mı ekonomik olarak? Niye böyle? Yani çiftçiyseniz çiftçinin kazancı artmadı mı? Yani mazot fiyatları, gübre fiyatları çok mu yükseldi? Bu sene gübre fiyatları dolayısıyla çiftçi tarlasına gübremi atamadı. Öylemi oldu? Sattığıyla masrafı birbirini tutmuyor mu? Banka borçları ödenemiyor mu? İcra takibatı başladı mı köylerde? Yani ziraat bankası, diğer bankalar alacaklarını tahsil etmek için çiftçinin malına, mülküne, evine haciz memuru göndermeye başladı mı? Öyle değil mi? Kocaeli’de icra dairesinin sayısı hızla artıyor mu katlanarak? İcraya düşenlerin sayısı 10 binleri katlanarak aşmaya başladı mı? Esnaf ne halde esnaf? İşler yolundamı, alışveriş yolundamı? Kazanıyor mu? Sermayeyi koruyor mu esnaf? Kazancını arttırabiliyor mu? Niye değerli arkadaşlarım, bu iş niye böyle oldu? Hani Türkiye kalkınıyordu? Hani Türkiye zenginleşmişti. Hani adam başına 10 bin dolar yıllık kazanç vardı? Yani 15 milyar dolar. 4 kişilik bir ailede 60 milyar dolar. 4 kişilik bir ailede 60 milyar dolar kazancı olan kimse bu miting meydanında yok mu? Burada yok. Nerede onlar? Nerede?

Değerli arkadaşlarım, Türkiye kalkınıyor, zenginleşiyorsa bu zenginlik nereye gidiyor? Çiftçiye gidiyor mu, esnafa gidiyor mu, emekliye gidiyor mu emekliye? Memura gidiyor mu, işçiye gidiyor mu?

Değerli arkadaşlarım, burası Kocaeli, burası İzmit. Türkiye’de sanayiinin başkenti. Kalkınmanın, sanayiinin motoru burası. Otomotiv sanayi burada. Türkiye’nin en güçlü sanayi tesisleri burada. Siz Türkiye’nin kalkınmasının amiral gemisisiniz. Türkiye sizin arkanızdan kalkınacak. Nasıl İzmit şimdi kalkınmaya devam ediyor mu? Fabrikalar açılıyor mu? Kapanıyor mu? Üretim artıyor mu? Azalıyor mu üretim? Yarı yarıya inmeye başladı mı? İşsiz sayısı katlanarak artıyor mu? 30 bin kişi sadece İzmit’te bir yılda işsiz kaldı mı değerli arkadaşlarım? Kaldı mı? İşsiz kalmak ne demektir Türkiye’yi yönetenler bunu biliyorlar mı? İşsiz kalmak sadece bir insanın meşgalesini, işini kaybetmesi anlamına gelmez. İşsiz kalmak bir insanın ailedeki, mahalledeki, toplumdaki yerini kaybetmesi anlamına gelir. Siz çocuğunun ihtiyacını karşılayamayan bir babanın ızdırabının ne demek olduğunu bilir misiniz? Eşinin ihtiyacına cevap veremeyen bir aile reisinin ne demek olduğunu bilir misiniz? 30 bin kişi işte burada o durumda şimdi. 1 yılda sizin yüzünüzden.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de 1 yılda Kasım ayı itibariyle 1 yılda işini kaybeden insanların sayısı 635 bin. 1 yılda Türkiye’de Kasım ayı itibariyle işini kaybeden insan sayısı 635 bin. 300 bin kişide işsiz olup da ne de olsa bana iş veren yok diye iş aramayan insan. Toplam 935 bin kişi. Türkiye’nin ordusunun, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sayısı 700 bin. 700 bin askerimiz var. İşsizler ordusuna 1 yılda katılan vatandaş sayısı 935 bin. Bu iyi bir tablomu arkadaşlarım? Dünyada yani 200 ülkenin olduğu BM’ye mensup ülkelerin arasında işsizlik oranında Türkiye 4. ülke. Dünyada işsizlik oranı en çok yüksek olan ve yükselmekte olan ülke Türkiye.

Değerli arkadaşlarım, bu güzel bir Türkiye mi? Bunun arkasında ne var? Bunun arkasında kalkınmayı, yatırım yapmak, sanayi tesisi kurmak, üretim yapmak olarak görmeyen, kalkınmayı banka, kredi, faiz, repo işi zanneden, ithalatla zenginleşeceğini zanneden, devletin parasını, dövizini, birikimini, sermayesini ithalata dayayıp yapay bir refah ortamı yaratarak kalkınmayı gerçekleştirdiğini zanneden yanlış zihniyet var. Üretim yapmayan, yatırım yapmayan, fabrika açmayan, tam tersine fabrika satan zihniyet var. Bunun arkasında özelleştireceğim diye Türkiye’nin en güçlü kuruluşu, telekomu 2 yıllık, 3 yıllık kazancına karşılık karıyla ödeyecek taksitlere bağlayıp, kim olduğunu bilmediğimiz, arkasında kimin olduğundan haberdar olmadığımız, iktidarla ilişkisi netleşmemiş karışık bir uygulama var. Özelleştirme uygulaması var.

Şimdi sen o telekomları sattın, rekor karlar etti diye gazetelerde haberleri okuyorsunuz. E ne olurdu onu satmasaydın da bu devletin insanına hizmet ederek, bu devletin insanını çalıştırarak, bu ülkenin zenginliğine katkı vererek Türkiye’de çalıştırabilseydin onu. Verdik gitti.

Değerli arkadaşlarım, bu bu ülkeye hizmet vermiş, Atatürk’ten, İnönü’den, Celal Bayar’dan, Adnan Menderes’ten, Süleyman Demirel’den, Turgut Özal’a kadar kimlerin eserleri varsa, kimlerin hizmetleri varsa, kimlerin ortaya koyduğu tesisler varsa ne yazık ki bunlar bu geride bıraktığımız 6 – 7 yılda bir bir ucuz demeden, pahalı demeden elden çıkarıldı, satıldı, savıldı ve o paralarla zenginleştik diye hava basıldı. Lüks harcamalar yapıldı. Gümrük kapıları kaldırıldı, ithalat serbest bırakıldı. Zenginleştik denildi ama 3 gün sonra acı gerçek ortaya çıktı. Şimdi artık büyüme dönemi bitti, küçülme dönemi başladı. Şimdi borç ödeme dönemi başladı. Bunlar iktidar oldukları zaman 220 milyar dolar Türkiye’nin borcu vardı. Bütün Türkiye’nin. Yani Atatürk döneminden başlayarak 80 yılın borcu 220 milyar dolar. 6 yılda 500 milyar dolara çıkardılar. Bu borç senin borcun kardeşim senin borcun. Senin borcun, milletin borcu, halkın borcu. 500 milyar dolar borç oldu. Geçmişte yapılmış ne kadar eser varsa hepsi satıldı. Tüpraşlar, Ereğli Demir-çelikler, Telekomlar, SEKA’lar ne varsa hepsi satıldı. Satıldı savıldı ne oldu? Elde yok, avuçta yok, sen işsiz, ben işsiz ne olacak halimiz diye kara kara düşünen bir Türkiye tablosu yaratıldı.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin ekonomide durumu dünyadaki benzer ülkelerin tümünden farklıdır. En büyük sıkıntıyı yaşayan ülke Türkiye. Büyük açıklarımız var, büyük borçlarımız var, büyük işsizliğimiz var, fabrikalar kapanıyor. Türkiye gerçekten sıkıntılı bir noktada duruyor şuanda. Buraya da yıllardan beri izlenen bu politikayla geldik.

Şimdi bu tabloyu kimlerin ortaya koyduğu açık. Türkiye bu kadar büyük sorunlarla karşı karşıyayken bana söyler misiniz bu seçim döneminde Başbakan gittiği yerlerden vatandaşlara bu konuyu fark ettiğini gördüğünü, bu konunun nereden kaynaklandığını ve bu konuyu nasıl çözeceğini söyleme ihtiyacını hissediyor mu? Gittiği yerlerde vatandaşın bu derdinden söz ediyor mu? Başbakana bakarsanız Türkiye’nin siyasetinde sanki ekonomik sıkıntı yok, işsizlik yok, kapanan fabrikalar yok, kapanan işyerleri yok, esnafın sıkıntısı yok. 1,5 milyon insan kredi kartı borcunu ödeyemediği için takipte. 1,5 milyon insan. 500 bin insan banka kredisini, konut kredisini ödemediği için sıkıntıda. Bir çare arıyor musun? Dünyada bu tabloya çare aramayan bir tane ülke var sevgili İzmitliler. Bir tane ülke var Türkiye. Her ülke iyi kötü çare, tedbir söyledi. Biz 1,5 aydır bu hükümete bu konuda alması gereken tedbirleri anlatmaya çalışıyoruz.

Bakın, bunu önlemek için yapılması gereken şey açıktır. Bütün dünya onu yapıyor. Vatandaşın alım gücünü takviye edeceksin. İşsiz vatandaşın, emekli vatandaşın, dar gelirli vatandaşın alım gücünü takviye edeceksin. Ona destek olacaksın, o piyasaya çıkacak. Onun piyasada ortaya koyacağı talep ekonominin çarklarını döndürecek, fabrikaları çalıştıracak. Yarım çalışan fabrikalar tam çalışacak. Yatırımı, üretimi, sanayii kolaylaştıracaksın. İşçi başına aldığın primi, aldığın sigorta ödeneğini, stopajı düşüreceksin. Bugünkü düzeyde pirim ve stopaj keserek işçi çalıştırılması mümkün değildir. Dünyada işçi çalıştırmayı en çok vergiyle ağırlaştıran ülkelerin başında Türkiye var. İşsizliğin en çok olduğu yer Türkiye. Kalkınması gereken yer Türkiye. Ama sanki işçi çalıştırmak, istihdam etmek suçmuş gibi vergi üzerine vergi bindiriliyor.

Değerli arkadaşlarım, yanlıştır indirin o primleri. İndirin o stopajları. Efendim maliyenin şu kadar geliri azalırmış. Bak indirmiyorsun fabrika kapanıyor fabrika. Onun kaybının sen farkında mısın?

Değerli arkadaşlarım, bakın daha dün basına yansıdı. Fransa’da Sarkozi, Amerika’da Obama aynen bu tedbirleri uyguluyor. Sarkozi düşük gelirlilere destek olmak için 4,5 milyar euro kaynak ayırdı. 4,5 milyar euroyu halka, tabana, topluma, millete aktaracağım diyor. Seçim kazanmak için değil, buzdolabı dağıtmak için değil, kömür dağıtmak için değil, milleti kalkındırmak için.

Aynı şekilde Obama Amerika’da benzer bir program ortaya koyuyor. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Bunu söylüyoruz uzun bir süreden beri. Kimsenin aldırdığı yok, herkes kulağının üstüne yatmış bu da geçer diye bekliyorlar. Yok teğet geçermiş, yok dibini görmüşüz. Sen dibini görünceye kadar milletin hayatı kayıyor hayatı.

Sevgili Kocaelililer, bakın ekonomik ciddi sorunlarla karşı karşıyayız ama hükümet bununla meşgul değil. Ne tedbir alıyor, ne meydanda vatandaşa bu konuyu açıklayabiliyor. Düşüncesini söylüyor, sahip çıkıyor. Ne yapıyor? Sanki bu konular hiç yokmuş gibi kayıkçı kavgası. Onu suçluyor, bununla kavga ediyor. Ona hakaret ediyor. Olmadık laflar. Yok bilmem işte tarihten örnek vermeye kalkıyor. Diyojenleri karıştırıyor. Ziya paşadan deyişler söylemeye kalkıyor yüzüne gözüne bulaştırıyor. Semerleri, eşekleri birbirine karıştırıyor. Sen bırak bunları, sen bırak sadede gel. Gel Türkiye’nin gerçek sorunlarına, gerçek derdine. Ne düşünüyorsun, ne yapacaksın onu bir anlat. Onunla meşgul değil. Kavga çıkaracak, onu bunu suçlayacak, buradan milleti meşgul edip durumu idare etmeye çalışacak. Bu tuzağa düşmeyin sevgili İzmitliler. Bunu çok iyi gördüğünüzü biliyorum. Ben İzmitli vatandaşlarımın aklına, fikrine, zekasına, bilincine inanıyorum. Bunlara hak ettiği dersi inşallah ayın 29’unda vereceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, millet sıkıntı içinde de, milletin çocukları sıkıntı içinde de bunların çocukları nasıl? Yani eğer Türkiye sıkıntı yaşayacaksa o sıkıntıyı hep beraber yaşarız. Harp olur, darp olur. İyi gün var, kötü gün var. Eğer milletçe bir acıyı paylaşacaksak hep beraber paylaşırız. İkinci dünya savaşı sırasında bunu paylaştık. Milli mücadele zamanında bunu paylaştık. Bu millet o acıyı, o ızdırabı yaşadı. Milli mücadele döneminde milletten toplanan paralarla zenginleşen insan lafı var mıydı ortalıkta? Atatürk’ün bir yolsuzluğu var mı? İnönü’nün bir yolsuzluğu var mı? Fevzi Çakmak Paşanın bir yolsuzluğu var mı? Kazım Karabekir Paşanın bir yolsuzluğu vr mı? Hepsi şerefleriyle yaşadılar.

Değerli arkadaşlarım, ne oldu? Ne oldu şimdi? Milletin çoluğu çocuğu okula gidemiyor, okula gittiyse diplomayı aldıktan sonra tayin olamıyor, bir iş bulamıyor. Sermaye yok bir yatırım yapamıyor. Bir iş yeri açamıyor, bir dükkan açamıyor. Açılmış olan dükkanlar zaten kapanıyor. Kapatmayanlarda namus belasına bu işi devam ettiriyor gibi gözüküp dostlar alışverişte görsün, sabahleyin besmeleyle açıyor, akşam şükrederek kapanıyor. Durumu idare ediyor, sermayeden yiyor, hazırdan yiyor. Türkiye’nin hali bu değil mi? Çiftçinin yaptığı da bu değil mi? Gelecek yıl inşallah, gelecek yıl inşallah diyerek sabırla dayanıyor değil mi? Peki bunların çocukları ne yapıyor? Yakışıyor mu değerli arkadaşlarım? Yakışıyor mu? Yani bunun insanlıkta yeri var mı, vicdanda yeri var mı? Dinde imanda yeri var mı? Orada da yok değil mi? Yani komşusu aç yatarken tok yatan bizden değildir demiş peygamberimiz değil mi? Bunlar ne yapıyorlar? Bunların iç yüzü ortaya çıktı değerli arkadaşlarım. Bunların iç yüzü görüldü. Niyeti görüldü.

Bakınız; Türkiye’de şimdi büyük ekonomik sıkıntı var. Ama cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzlukları da bu dönemde yaşanıyor. En büyük yolsuzluklar. Böyle bir yolsuzluk furyası cumhuriyet tarihimizin hiçbir döneminde yoktu. Şimdi var. Şimdi yolsuzluk artık bir kişisel olay olmaktan çıktı. Yolsuzluk artık teşkilatlı yolsuzluk olmaya başladı. Yolsuzluk artık şirketle yapılıyor, dernekle yapılıyor. Birlikte yapılıyor, kolektif yapılıyor. El ele yapılıyor. Yolsuzluk artık bir kişinin ahlaki bozulmasının, paraya dayanamamasının, sütü bozuk olmasının, haramzade olmasının sonucu değil. Şimdi yolsuzluk akılla yapılıyor, fikirle yapılıyor, planla yapılıyor, mevzuatla yapılıyor, teşkilatla yapılıyor, dernekle yapılıyor. Öyle değil mi? Adam gidiyor Almanya’da milletin en temiz duygularını kullanmak için dernek kuruyor. Neymiş? Yoksullara yardım edecek, açları doyuracak, mazlumların yarasına merhem olacak. Onlar için çalışacak. Dolaşıyor camileri, dolaşıyor mahalleleri Almanya’da. Ramazan mübarek günler fitrenizi, zekatınızı buraya verin diyor. Fitreyi, zekatı topluyor, yardımı topluyor. Bak burada siz iyi kazanıyorsunuz ama Anadolu’da insanlar ızdırap içinde. Bu kazancının karşılığı ver birazda gidip onlara da bakalım diyor. Oda çıkarıyor veriyor. Topluyor değil mi? Sonra ne oluyor? Hep beraber topluyorlar dernek olarak. Bir kuryeye veriyorlar o kurye Türkiye’ye taşıyor. Bankayla değil. Banka yoluyla değil, kuryeyle çantada taşıyorlar. Türkiye’ye geliyor. Türkiye’de ne oluyor bu paralar? Şirket oluyor, şirket. Arsa oluyor. Bunlar Türkiye’de yatırım oluyor. Bu paralar televizyon kanalı oluyor. Kanal kuruluyor. O televizyon ne yapıyor. Ne anlatıyor vatandaşı aydınlatıyor. Vatandaşın ufkunu açıyor, memleket gerçeklerini söylüyor. İnsanlara hizmet ediyor değil mi? Ne yapıyor? AKP’ye hizmet ediyor. AKP’ye destek oluyor. Bunun için kuruluyor değil mi o televizyon.

Şimdi değerli arkadaşlarım, bu iş ortaya çıktı. Nerede ortaya çıktı? Kim ortaya çıkardı? Almanlar. Biz söylüyoruz buralarda ama dinleyen yok. Almanya’da Alman adliyesi el koydu, soruşturdu, aydınlattı, yargıladı, mahkum etti davayı bitirdi. Tamam mı? Şimdi Türkiye’de de bunun uzantıları var. Alman mahkemesi diyor ki, kuryelik yapan adam sizin TRT’nizin başındadır diyor. Sizin RTÜK’ünüzün, Radyo Televizyon Üst Kurulunuzun başındadır o diyor. Başbakanın arkadaşı, yakını, onu oraya koymuş. Bu kuryelik yapan kişi. Bu televizyonu kuran falan kişi diyor. Başbakana soruyoruz tanıyor musun bu kişiyi? Başbakan ık mık tanımıyorum demeye kalkıyor ama fotoğraflar çıkıyor gerçek gösteriyor ki akrabası, dünürü, bir şeyleri işte.

Şimdi kim bunlar? Başbakan bunları tanıyor mu? İktidar bunları tanıyor mu? Peki Başbakan, iktidar bunlara destek oldu mu? Bunları himaye etti mi? Bu işi yapan derneğe sen vatana, millete hayırlı bir derneksin diyorlar. Sana devletin bütün kapıları açık olmalıdır diyorlar karar alıyorlar. Ve gene buna diyorlar ki senin vergi vermemen gerekir. Vergiden muafsın sen diyorlar. Bunu bu yolsuzluk yapan derneğe diyorlar ama Mehmetçik vakfına, yani bu vatan için, bu millet için sınırda, ülkede mayına basmış, şehit olmuş, bu memleket için en büyük fedakarlığı yapmış insanlara yardımcı olmak için kurulmuş Mehmetçik vakfına o vergi kolaylığını vermiyorlar.

Şimdi bu tesadüfen mi oluyor arkadaşlar? Bu hazırlıklı, planlı, bilinçli bir oluşum değil mi? Bunun arkasında ne yaptığını bilen birileri yok mu? Onun için bu dava soruşturulmuyor. Almanya’da soruşturuldu Türkiye’de hala kimsenin kılı kıpırdamıyor. Bende bunu anlayamıyorum. Yolsuzluğu yapanlar bizim vatandaşlarımız. Yolsuzlukla paraları ceplerinden alınanlar bizim vatandaşlarımız. Onları Türkiye’ye taşıyan kuryeler bizim vatandaşlarımız. O paralar Türkiye’de şirkete dönüştürülüyor, dönüştürenler bizim vatandaşlarımız. Televizyona dönüştürülüyor dönüştürülen televizyon bizim televizyonumuz. Her bakımdan bizimle ilgili. Peki nerede Türkiye’de dava? Nerede Türkiye’de soruşturma? Diyor ki Adalet Bakanı müracaat ettik dosyayı bekliyoruz. Almanya’dan dosyayı bekliyorlarmış. Kaplumbağanın sırtına koysalardı o dosyayı bugüne çoktan gelmişti. Dosya gelmiyor bir türlü. Ya sen niye dosyayı bekliyorsun Alman dosyasını? Bu vatandaş senin vatandaşın, suç senin vatandaşınla ilgili. Senin polisin yok mu, senin emniyet güvenlik güçlerin yok mu, senin savcın yok mu, senin hakimin yok mu, kanunun yok mu, hukukun yok mu? Niye sen gidemiyorsun da Almanya’dan dosya gelsin, dosya gelsin diye bekliyorsun? Dosya istiyorsan işte al sana dosya. Dosya istiyorsan al dosya. Dosya burada.

Değerli arkadaşlarım, koca Türkiye Cumhuriyeti dosyayı hala getiremedi. İnşallah yarın gelecek. Ama Cumhuriyet Halk Partisi bu dosyayı getirdi. İşte burada dosya. Bunların ihtiyacı dosya falan değil. Bunların ihtiyacı Almanya’dan gelecek olan bilgi değil. Bunların eksiği başka. Bunlar siyasi iradeden yoksun. Bu işi takip etme kararından yoksun. Bu işin üzerine yürüme anlayışından yoksun. Sorun o. Bütün bu konular çözülecektir değerli arkadaşlarım. Bütün bunlar çözülecektir inanıyorum. Buralarda konuşuyoruz yarın işte bakıldı edildi diyecekler. Bunlarla bir yere varacaklarına inanmıyorum. İnşallah bu Deniz Feneri ve onun arkasındaki ilişkilerin sırrını Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında biz çözeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, Deniz Feneri bu iktidarın fotoğrafı. Deniz Feneri bu iktidarın röntgeni, emarı. Baktın mı tamam diyorsun. Ne olduğu belli, niçin yapıldığı belli. Yani böyle bir olay her yerde kolay yakalanmaz. Burada ortaya çıktı. Her gün benzer bir sürü olay var. Hiç şüphe yok. Yani dünyanın neresinde değerli arkadaşlarım bir maliye bakanı kendisi hakkında 5 defa af yasası çıkartır? Dünyanın neresinde Allah aşkına? Bunlara alıştık gülüp geçiyoruz. Evet öyle yapıyor falan diyoruz. Allah şifa versin ameliyat oldu Amerika’da. Allah sağlık versin. Ama dünyanın neresinde 5 defa bir maliye bakanı için af yasası çıkar. Çıktı. Ama öte yandan Türk halkının sevgilisi, hepimizin gönlünde taht kurmuş olan Gazanfer Özcan 50 milyar borcu 500 milyara çıktı ödenemez hale geldi. Adam kaybettik, öldü gitti. Bu Türkiye tablosu.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Gazanfer Özcan’ına sahip çıkabilmelidir. Türkiye bu sahtekarlara teslim olmamalıdır. Kendi değerlerine sahip çıkabilmelidir.

Şimdi ne oyunlar, arsa oyunları, imar oyunları, çoluk çocuğa ortaklıklar. Yakışmıyor, yakışmıyor, Türkiye’ye yakışmıyor bunlar. Ama manzara bu.

Şimdi bu tablo karşısında hepimiz gerekeni yapacak mıyız, yapmayacak mıyız? Bakın önemli konu budur. Türkiye’de ekonomi kötü bir gidiş içinde. Ama ciddi tedbir arayışı yok, ciddi bir politika yok. Hükümet bir bütçe yaptı. Yaptığı bütçenin gerçeklerle hiçbir ilgisi yok. Türkiye büyük kalkınma yapacak, %4 kalkınacak diye rakamları koydular. Sanki o kalkınmayla ilgili vergiler toplanacakmış gibi harcamalar plandılar. Harcamaları yapıyorlar, gelirler yok, bütçe büyük açık veriyor. Kimsede sesini çıkarmıyor. Niye? Seçime kadar bu iş böyle gitsin. Seçime kadar gidelim. Sen seçime kadar harcama yapmalısın ama harcamayı kendi seçim masraflarını karşılamak için değil, işsiz kalmış olan vatandaşın, geliri azalmış olan dar gelirlinin, emeklinin ihtiyacına cevap vermek için harcamalısın. Ama onu bırakmış Tunceli’ye buzdolabı götürüyor.

Şimdi değerli arkadaşlarım, yani elbette biz kendi ülkemizde ihtiyacı olan vatandaşa yardımcı olmalıyız. Yardımcı olmak doğaldır. Ama elinizi vicdanınıza koyunuz Tunceli’deki vatandaşa buzdolabı, çamaşır makinesi dağıtmak yardımcı olmak anlayışıyla mı ilgilidir yoksa başka hesaplarla mı ilgilidir? Yani yardımcı olmak istiyorsan yapman gereken iş açık. Her ailede bir kişiye iş ver, iş, iş, iş!!! Türkiye’nin ihtiyacı iş. Her ailede bir kişi iş sahibi olsun. Sağlık sigortası kapsamı içine giriversin ailesi, anası, babası, çoluğu, çocuğu. Bunu sok bunu. Bir kişiye iş ver. Buzdolabı dağıtacağım diye şov yapmayı, seçim rüşveti vermeyi, hovardalık yapmayı, gösteriş yapmayı bırak vatandaşın derdine çare ol, iş ver!

Değerli arkadaşlarım, bakın biz yıllardır bir şeyi söylüyoruz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Dedik ki, önce insan. Arkasından dedik ki, önce iş. Arkasından dedik ki, önce ahlak. Bakın önce insan, önce iş, önce ahlak. Bu Cumhuriyet Halk Partisinin ta yıllar öncesinden beri söylediği temel düşünce. Önce insan ne demek? Önce rant değil demek. Önce kazanç değil, önce insan. İnsanı düşüneceksin. İnsan işin esasıdır, siyasetin esasıdır demek. İki; insanın en temel ihtiyacı iştir demektir. İnsana iş vereceksin. Ama işi de verdikten sonra çalıp çırpmayacaksın. Çaldırtıp çırptırmayacaksın. Onun için önce ahlak.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’deki yolsuzluk çarkının nasıl döndüğünü biliyorsunuz. Önce haramzade bir bürokrat olacak. Kanunu, mevzuatı bilen, yolsuzluk çarkı nasıl döndürülür, nerede boşluk var bilen bir memur olacak değil mi? Yüksek bir memur. Ondan sonra uyanık bir iş adamı olacak. Haram helal bilmeyen, nereden gelirse gelsin paraya kendini kaptırmış bir işadamı olacak. Birde sahtekar bir siyasetçi olacak. Üçü el ele verecek, üçü birlikte bir çark oluşturacak yolsuzluk çarkı öyle dönecek öyle değil mi? Şimdi bu yolsuzluk çarkının ön hassas ayağı siyasetçi ayağıdır. O siyasetçi ayağını kırmak lazımdır. Nasıl kıracağız? Milletvekili dokunulmazlığını kaldırarak kıracağız. Milletvekili dokunulmazlığı kalkacak. Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiği zaman ilk yapılacak işlerin başında bütün milletvekillerine sizin bir vatandaştan hiçbir imtiyazınız yok demek olacak. Dokunulmazlık zırh olmaktan çıkacak. Türkiye böyle ayağa kalkar. Yolsuzluklar böyle ortadan kaldırılır. Hep beraber bunu başaracağız.

Sevgili vatandaşlarım, sevgili Kocaelililer, bakın şimdi bir yerel seçime gidiyoruz ama bu seçime giderken dikkatinizi çekerim ekonominin gidişi iyi değil. Peki siyasetin gidişi iyi mi? Şimdi size bazı sorular soracağım. Bana söyler misiniz Türkiye 6-7 yıl öncesine göre bugün daha özgür, daha serbest, iktidara daha kolayca muhalefet edebilen bir medyaya, basın ve televizyon düzenine sahip midir? 6 – 7 yıl öncesine göre Türkiye’nin medyası daha özgür müdür, daha serbest midir? O alanda demokrasi daha gelişti mi? Hükümet daha kolay denetlenebiliyor mu? Yanlışı söylenebiliyor mu? Peki bir başka soru daha soracağım. Elinizi vicdanınıza koyunuzda söyleyiniz Türkiye 6 – 7 yıl öncesine göre adalet sistemi, yargı sistemi daha bağımsız, daha tarafsız, siyasi etkiden uzak bir noktada bulunuyor mu? Adalet ve yargı daha bağımsız mı, daha özgür mü? Son 7 yılda bu konuda olumlu bir gelişme oldu mu? Kim söyleyebilir? Bir soru daha size. Son 7 yılın içinde Türkiye yolsuzlukları daha denetlenen, takip edilen, sonuçlandırılan, yolsuzlukları ortadan kaldırılan bir ülke haline geldi mi, gelmedi mi? Yolsuzluklar arttı mı, artmadı mı? Yolsuzluk arttı. Medya özgürlüğü daraldı, adalet, yargı bağımsızlığını 7 yıla göre kaybetti. Peki insanlar, kişiler, kadınlar kendilerini daha özgür hissediyorlar mı? Mahalle baskısı, araştırmaların söyledikleri. Ne oluyor, nereye gidiyor Türkiye siyaseti. Yani Türkiye daha bağımsız, daha özgür olmayacak mı? Daha demokrat olmayacak mı? Ne oluyor? Birileri Türkiye’nin iplerini eline geçiriyor, Türkiye’nin kontrolünü eline geçiriyor, Türkiye’nin demokrasisi, adaleti, dürüstlüğü bu arada tahrip oluyor. Böyle bir süreç var değerli arkadaşlarım. Bu süreç böyle giderek topluma kendisini dayatıyor. Buna biran önce son vermek lazımdır. Bu iyi bir gidiş değil. Ekonomide sıkıntı, siyasette sıkıntı, ahlakta sıkıntı. Hepsi bir arada gidiyor. Bunları önümüzdeki yerel seçimlerde hep beraber etkisiz kılmak zorundayız. Bu üzerimize düşen tarihi bir görevdir, büyük bir görevdir.

Yani eskiden istimdat dönemlerinde jurnalcilik vardı. Şimdi telefonlar dinleniyor. Vatandaşlar telefonlarının dinlendiğinden kaygı içinde hısım akraba, eş dost kendi arasında dedikodu yapamaz hale geldiler. Birbirlerinden şikayet edemez hale geldiler. Şöyle içinden geldiği gibi iktidara bir küfredemez hale geldiler.

Değerli arkadaşlarım, bunlarla bu gidişat önlenemez. Bakın en son olarak da kendisine muhalefet eden basını susturmak için para cezası yöntemine başvurduğu görüldü. Gerçekten bu artık gidişin emaresidir, işaretidir. Bu işi sürdüremeyeceğinin kanıtıdır. Artık umutsuzluk onlara da hakim olmaya başlamıştır. Bu gidişi inşallah hep beraber sonuçlandıracağız.

Şimdi bu seçim öyle bir seçim ki siz İzmit, Kocaeli olarak çok şanslısınız. Bu seçimde bir oy vereceksiniz, verdiğiniz oyla hem bütün bunlara cevap vereceksiniz. Hak ettikleri tepkiyi göstereceksiniz. Bu yanlışlıkları yapanlara hak ettikleri şamarı vuracaksınız. Hem de bir muhteşem belediye başkanını İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı olarak seçtireceksiniz. Ne kadar büyük bir şans. Ne kadar uygun bir nokta. Yani bir oyla bütün güzellikleri aynı zamanda gerçekleştireceksiniz.

Sefa Sirmen Türkiye’nin en başarılı belediye başkanlarından biri. Hiç kuşku yok. Yaptığı çalışmaları en iyi sizler biliyorsunuz. Başbakan buraya gelmiş, her yerde CHP’yle uğraşır, bizimle uğraşır. Burada Sefa’yla uğraşmış. Şimdi onun iki derdi var. Bir CHP, birde bazı belediye başkan adayları. Bir Kılıçdaroğlu’na taktı İstanbul’da. Birde burada Sefa Sirmen. Burada söylediklerinin tamamen yanlış bilgiye dayalı, gerçeklerden uzak, yanlış sözler olduğunu bütün İzmitliler, Kocaelililer, çok iyi biliyor. Yani Sefa’nın 100 milyon dolar harcayarak yaptığı doğalgaz düzenini bunlar 500 trilyona yaptı diye ilan ediyorlar. 500 milyon dolara kendileri sattılar 100 milyon dolara yapılanı. Halbuki şimdiki değeri 2,5 milyar dolar. Körfeze 8 tane arıtma tesisi kurduk diyor Başbakan. Sefa Sirmen diyor ki bir tane bile kurmadılar diyor. Bir tane bile kurmadılar. Bizim kurduklarımızı Avrupa’da eğitip getirdiğimiz insanları işten attıkları için doğru dürüst çalıştıramaz hale geldiler. Ve körfezi bozmaya başladılar diyor.

Şimdi bunların hesabını siz önümüzdeki seçimde inşallah en iyi şekilde göreceksiniz. Eğer önümüzdeki seçimde Sefa Sirmen Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı olursa hizmet nasıl yapılırmış, Kocaeli’nin sorunları nasıl çözülürmüş herkese en iyi şekilde onu göstereceğinize inanıyorum.

Sevgili İzmitliler, sevgili Kocaelililer, yağmur falan dinlediğiniz yok bakıyorum. Şemsiyesi olan olmayan meydanda hep beraberiz bir aradayız. Eksik olmayın bize büyük güç katıyorsunuz.

Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Türkiye’de meydanın boş olmadığını, Türkiye’de ülkenin sahipsiz olmadığını bir kez daha burada gösterdiniz. İnşallah bunu sandıkta da hep beraber kanıtlayacağız. Görmeyenlere orada göstereceğiz. Biz şimdi görüyoruz. Ama görmeyenler olabilir. Onlarda inşallah sandıkta bu tabloyu görecekler. Ve Türkiye’nin önünü açacaksınız. Türkiye’nin geleceğini aydınlatacaksınız. Size inanıyorum, size güveniyorum. Hep birlikte Türkiye’mizi bunlardan kurtaracağız. Ülkemizi hak ettiği yere hep beraber taşıyacağız. Hiç kuşku duymuyorum. Hiçbir iktidar ebedi değildir. bunlarda gidecektir. Geldikleri gibi gideceklerdir. Milletin kararıyla gideceklerdir.

Şimdi İzmit’teki belediye başkan adaylarımızı buraya çağırıyorum hep beraber bir selamlayalım, birde fotoğraf çektirelim. İzmit’in Belediye Başkan Adayı Fikret Toker. Başiskele Belediye Başkan Adayımız Hasan Hüseyin Çakar. Çayırova Belediye Başkan Adayımız Hamit Tandoğdu. Darıca Belediye Başkan Adayımız Hüseyin Özdincel. Derince Belediye Başkan Adayımız İrfan Kabaloğlu. Dilovası Belediye Başkan Adayımız Salim Kaygısız. Gebze Belediye Başkan Adayımız Halil Çalık. Gölcük Belediye Başkan Adayımız Necdet Barış. Kandıra Belediye Başkan Adayımız Mustafa Öğren. Karamürsel Belediye Başkan Adayımız Merih Kuruçelik. Kartepe Belediye Başkan Adayımız Yaşar Sönmez. Körfez Belediye Başkan Adayımız Salih Şirin.

9. Dalga... Mustafa Balbay - Gündem

28/9/2008 · Kategori: Gunluk

Mustafa Balbay   - Gündem

9. Dalga...

Gökhan Aydıner, Emniyet Genel Müdürlüğü döneminde tüm ulusal gazete ve televizyonların yöneticilerine Türkiye’deki terör olgusunu bütün yönleriyle ortaya koyan bir brifing sırasında şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“20. yüzyılın ikinci yarısında dünyanın neresinde nasıl bir terör yaşanmışsa, onu Türkiye de yaşadı. Kimi coğrafyalarda dini motifli terör oldu, biz de yaşadık. Kiminde ideolojik terör yaşandı, biz de yaşadık. Etnik kökene dayalı terörün kıskacına düşen oldu, biz de... O nedenle Türkiye terör olgusunun sosyolojik, toplumsal, uluslararası her boyutuyla ilgilenmek durumundadır...”

Gerçekten de Türkiye, gerek bulunduğu coğrafyanın kaderi gerekse iç dengeleri nedeniyle terör belasının pek çok türüyle karşı karşıya kaldı... Hâlâ da kalmaya devam ediyor.

Ne yazık ki, pek çok ülke “bana zarar vermeyen terör hareketlerine terör demem” yaklaşımında olduğu için Türkiye’nin işi daha da güçleşiyor.

İşte dibimizde Irak... Ülkenin kuzeyine hâkim olan yönetime yıllardır “PKK terör örgütüdür” dedirtemedik...

                                    * * *

Girişte vurguladığımız gibi, Türkiye terörün deyim yerindeyse bin bir çeşidiyle uğraşırken gündeme yeni bir terör örgütü düştü:

Ergenekon.

16 aydır devam eden bir operasyon.

Bu hafta kimilerine göre 8., kimilerine göre 9. dalga yaşandı.

Dalga dalga yayılan bir terör örgütü...

Operasyonun ilk başladığı Haziran 2007’de, Ümraniye’de bir evde el bombaları ve çeşitli patlayıcılar ele geçti.

Önce şunun altını çizelim:

Bir evde patlayıcı ele geçirilmişse, bu suçtur. Hiç kuşku yok. Gereği neyse de yapılmalıdır.

Ancak, operasyonun o aşamasından sonra yaşananlar kamuoyu önünde seyrediyor. 2007 sonundan itibaren dalga dalga yayılan operasyonlarla terör örgütü üyelerinin şu mesleklere yayıldığı anlaşılıyor:

Profesör, gazeteci, asker, polis, yargıç, yayıncı, hekim, siyasetçi, dernek yöneticisi, sanatçı, manken...

Yaş ortalaması da kabaca 50!

Saydığımız meslek gruplarından insanların evlerinde yapılan aramalarda da ne patlayıcı ne de terör örgütlerinin kullandığı silahlar ele geçti.

Daha önce de vurgulamıştık; bu operasyon Türkiye’nin toplam gücünü erozyona uğratan bir hal aldı. Özellikle AKP medyasının, kurallarını kendisinin koyduğu özel medya mahkemesinde hükümler verip infazlar yaptığı bir ortamdayız.

                                    * * *

Yeniden genele dönersek...

Terör özellikle genç kuşakları teslim alıyor. Yapılan araştırmalar 14-18 yaş grubundan çocuk denebilecek kişilerin terör örgütünün kıskacına düştüğünü gösteriyor. Başta terör uzmanları olmak üzere aklı başında her kesimin başlıca kaygısı şu:

Terörle mücadele için öncelikle örgüte katılımların durdurulması gerekir.

Durdurulamazsa, terörle mücadele sepete su doldurmaya benzer.

Bu amaçla hükümet, devlet kurumlarıyla da birlikte çalışarak “eve dönüş”ten “topluma kazandırma”ya kadar bir dizi adla tam 7 yasa çıkardı. Tümünde temel amaç şuydu:

Mademki, biz pek çok kişinin terör örgütüne katılımını engelleyemedik, bari örgütten çıkmasını sağlayalım. Bunun için de eline silah almamış örgüt üyelerini eve dönmeye çağıralım, biz de yardımcı olalım.

Türkiye bir yandan terör örgütüne bulaşmış olsa dahi, insanlarının terörist olmasını engellemeye çalışıyor...

Bir yandan da kamuoyunun gözü önündeki pek çok insandan kurulu yepyeni bir terör örgütünü toplumun her katına bulaştırıp genişletiyor!

27 Eylül 2008 - Cumhuriyet