CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN ÇORUM MİTİNGİNDE YAPTIĞI

25/2/2009 · Kategori: Etkinlik

GENEL BAŞKAN DENİZ BAYKAL’IN

ÇORUM MİTİNGİNDE YAPTIĞI KONUŞMA

25 ŞUBAT 2009

Buraya siz belediye başkanlığı seçimi için mi koşup geldiniz. Bunun ötesinde bir düşünceniz var gibi geliyor. Sizin aklınızdan bir şeyler geçiyor. Sizin bir niyetiniz var, sizin bir düşünceniz var, bir hesabınız var. Boşuna böyle ayağa kalkmazsınız. Bunun anlamı olmak gerekir.

Sevgili Çorumlular, birileri bana meydana gel, meydana gel diyor. İşte meydan, işte Çorum, işte millet! Yani bu meydanda bulunan sizler millet değil misiniz? Milletin bir parçası değil misiniz? Şimdi bu meydanda muhteşem bir toplantı, Çorum ayağa kalkmış, koşmuş gelmiş. Hepsi ilgiyle, coşkuyla Cumhuriyet Halk Partisine kulak vermiş. Ne olmuş yani? Ne demek istiyorsun? Buraya gelenler millet değil mi? Buraya gelenler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil mi? Buraya gelenler senin meydanına gelenlerden bir eksiği olan insanlar mı, bir noksanlığı olan insanlar mı? Buraya gelen insanlar buraya yevmiyeyle geldiler yevmiyeyle mi? Bunlara bir şey vaad edildi de mi geldiler? Buraya gelen insanlar vatan sevgisiyle geldiler, millet sevgisiyle geldiler.

Sevgili Çorumlular, her zamankinden daha biraz farklısınız. Daha değişik bir nabız atıyor Çorum’da. Bir değişik durum var görüyorum. Acaba neden? Bunun altında ne yatıyor? Sizin bir bekleyişiniz var, sizin bir şikayetiniz var, sizin bir talebiniz var, siz bir şeyler söylemek istiyorsunuz. Bir şey arıyorsunuz siz, arayışınız var. Bu olmadı diyorsunuz. Daha iyisini istiyoruz diyorsunuz. Daha iyisi mümkündür diyorsunuz. Daha iyisini biz yaparız diyorsunuz. Öyle değil mi? Biz bu yaşadıklarımızı hak etmiyoruz diyorsunuz. Bana öyle geliyor. Öylemi? Çorumlular ben sizi çok severim. Siz Anadolu’nun en çalışkan, en bilinçli, en ekonomik kabiliyeti yüksek, dürüst, ahlaklı ama ticaretin gereğini en başarılı yapan insanların arasındasınız. Çorum Türkiye’nin yüz akıdır. Kendi emeğinizle, kendi çabanızla kalkınmak için çok büyük adımlar attınız. Devletin fazla bir katkısı olmadı. Fazla bir desteği olmadı. Çorumlu göbeğini kendi kesti. Çiftçiliği, tarımı en iyi şekilde yapar. Ticareti en güzel şekilde yapar, sanayiye en önce giren yerdir. İhracat yapar Çorum ihracat. Anadolu’nun göbeğindedir ama 100 milyon doların üzerinde Çorum’un ihracatı var.

Değerli arkadaşlarım, siz iş bilen insanlarsınız, hesabını bilen ahlaklı, dürüst iş yapan insanlarsınız. Çorum’a ne zaman gelsem ülkemin geleceğine olan güvenim artar. Medeniyetin merkezidir burası. İnsanlık tarihinin merkezidir. Tarih boyunca böyle olmuştur.

Şimdi Çorum ne noktada? Böylesine büyük başarıları ortaya koymuş olan Çorumlular şimdi hayatından memnun mu? İşleriniz yolundamı? Aldığınız sattığınız birbirini karşılıyor mu? Geliriniz, gideriniz birbirini tutuyor mu? Masrafınızı kazancınız karşılıyor mu? Çiftçi hayatından memnun mu? Esnaf memnun mu? Genç iş bulabiliyor mu? Emekli hayatının bu son döneminde namerde muhtaç olmadan çoluğuna, çocuğuna da yardımcı olarak huzur içinde yaşayabiliyor mu? Yüzü gülüyor mu emeklinin? Türkiye kalkınıyor diyorlar, Türkiye zenginleşti diyorlar. Türkiye zenginleşti, Türkiye kalkındı peki Çorum kalkınmadı mı? Çorum kalkınmayı bilmiyor mu, ekonomiyi bilmiyor mu, iş yapmayı bilmiyor mu, ticareti bilmiyor mu, üretimi bilmiyor mu, çiftçiliği bilmiyor mu? Niye kalkınmıyor niye? Kim kalkındı ki kim? Neyle kalkındı?

Değerli arkadaşlarım, siz en güç dönemlerde toprak sanayiini burada geliştirdiniz. Toprak sanayiinin merkezi. Ne oldu şimdi toprak sanayi? 40 tane tesis geçen sene stoka çalıştı, bu sene yarısı fırınları kapattı, yarısı da 2 ay çalışmayı planlıyor. 120 işçi var o 40 tesisin her birinde 5 bine yakın insan var orada çalışan. Ne oldu onlar? Organize sanayideki iş yerleri yeni yeni tesisler kuruyorlar, yeni yeni işçiler alıyorlar mı? İşyerleri kapanıyor, işçiler çıkarılıyor. Öyle değil mi?

Değerli arkadaşlarım, niye böyle oluyor, niye? Hani ekonomi yolundaydı, ülke kalkınıyordu, zenginleşiyordu, Türkiye büyüyordu. Ne oldu? Türkiye kalkınıyorsa Türkiye’nin borçları ödeniyor mu? Bu iktidar işbaşına geldiği zaman 220 milyar dolar borcu vardı Türkiye’nin. Gelmiş, geçmiş bütün hükümetlerin ortak borcu. Atatürk – İnönü’den, Celal Bayar – Menderes’ten, Süleyman Demirel’den, Turgut Özal’dan daha sonraki hükümetlere kadar tümünün borcu 220 milyar dolardı 2002’de. Bunlar geldiler 6 yıldır işbaşındalar. Şimdi Türkiye’nin borcu azaldı mı? Madem Türkiye zenginleşti, bu borçları ödeyecek. Ödedi mi bu borçları? 220 200’e indimi, 150’ye indimi? Hayır. Ne oldu? 220 500 oldu, 500 milyar dolar.

Değerli arkadaşlarım, 6 yıllık Tayyip Erdoğan döneminde Türkiye’nin borçları 500 milyar dolara çıktı. 80 yıllık Türkiye Cumhuriyetinde bütün o gelmiş geçmiş Başbakanlar döneminin tümünde 220 milyar dolar olmuş, sadece Tayyip Erdoğan döneminde 2 katın üzerinde artmış 500 milyara. Sadece bumu? Bu daha önceki Başbakanlar Türkiye’ye fabrikalar açtılar, tesisler kurdular. Tümü yaptı. Bu ne yaptı? Var olan tesisleri sattı, kapattı, özelleştirdi, ucuz pahalı, yerli, yabancı demeden ne bulursa ona buna sattı. Öyle değil mi? 500 milyar dolara borcu çıkar. Elde avuçta ne varsa Ereğli demir-çeliğinden Tüpraş’ından Petkim’ine kadar Türkiye’nin ne kadar geçmiş iktidar dönemlerinde yapılmış, her birisinin alın teriyle oluşturulmuş, Demirel’iyle, Özal’ıyla, İnönü’süyle, Menderes’iyle, Bayar’ıyla, tümünün emeğiyle oluşmuş tesisleri, tümünü elden çıkar. E sonra ne var? O dönem içinde bu borç alınırken, bu hazırdakiler satılırken aman ne güzel refaha kavuştuk, zenginleştik, her şey rahatladı diye milleti oyala, ama kısa bir süre sonra gerçek ortaya çıksın, arabanın benzini bitti, yedek parçası bitti, araba yolda tıkandı kaldı ne yapalım diye elin böğründe şimdi meydan meydan dolaş bakalım.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin 1 yılda işini kaybetmiş insan sayısı 1 yılda, 2008 Kasım’ına göre söylüyorum. İşini kaybetmiş insan sayısı 645 bin. 645 bin kişi çalışırken işini kaybetti. Yani bunlar eski alışılmış, kronik, gizli işsizler değil. İşi varken birden arkadaş teşekkür ederiz, artık sana iş veremeyeceğiz diyerek kapının önüne konulmuş olan insan sayısı 645 bin. Bu ne demektir biliyor musunuz? 645 bin aile demektir. 645 bin aile işsiz kaldı demektir. Hangi işsiz? Canım işsizlikte düşüp kalkan insan değil, taze işsiz taze, çiçeği burnunda, damat. 2 aylık çocuğu var, 2 yaşında çocuğu var, 3 yıllık evle, 5 yıllık evli, yuva kurmuş. Tam hayatı kazanacağım, ayağımı yere basıyorum derken patır patır işten atılıyorlar. 645 bin insan işini kaybetti. Ve bunlar Kasım sonu itibariyle. Daha Aralık var. Ekonomik krizin asıl acısını hissettirdiği Aralık var, Ocak var, Şubat var, önümüzdeki aylar var. Allah muhafaza bu ciddi dert değerli arkadaşlarım. Bu en büyük dert. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Meydan meydan ben seçim kavgası yapmıyorum. Siyasi propaganda peşinde değilim. Milletin derdine bir çare bulunması için feryat ediyorum.

Başbakan çıkıyor bize hakaret ediyor, medyaya hakaret ediyor, ona buna laf çarpmaya çalışıyor. Diyojenlerden bahsediyor, diyojenleri karıştırıyor. Ziya Paşa’dan laf çarpmaya çalışıyor. Yüzüne, gözüne bulaştırıyor. Eşeği, semeri, eseri birbirine karıştırıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu meydanda milletin karşısına çıktında hiç olmazsa milletin derdine şifa verecek, sadre şifa olacak bir şey söyle, bir umut ver. Onun dertlerini nasıl çözeceğini çık da bir söyle. 7 yıldır Başbakansın millet karnını doyuramıyor. palavrayla milletin karnını doyurma dönemi bitti.

Değerli arkadaşlarım, dünde buraya gelmiş galiba inden, cinden bahsetmiş. Alaaddin’in lambasından bahsetmiş. Masal anlatıyor. Masal anlatma zamanı değil. Yani gel sen şu Çorum’a bir gel Çorum’a. Çorum’da kapanan işyerlerine gel. Çorum’da işsiz kalan insanlara gel, esnafın derdine gel, kapanan fabrikalara gel. Çık bunların bir hesabını ver. Bunları bir anlat bakalım. Yok. Geçen gün bir meydanda dedi ki, işsizlikten bahsediyor Baykal, çıksın çaresini söylesin. Eğer söylediklerini yapmazsam siyasi hayatımı bitireceğim dedi. Aynen söyledi.

Şimdi biz onun siyasi hayatını bitirmesini istemiyoruz. Onun hükmünü millet verir. Onun siyasi hayatının bitip bitmeyeceğine millet karar verir. Millet ne karar verirse bizim başımızla beraber. Biz onun milletin derdine çare bulmasını istiyoruz. Bana işsizlikten şikayet ediyorsun, nasıl bu yenilir, senin kafanda ne çözüm var söyle uygulayacağım. Uygulamazsam bırakırım dedi. Bende dün çıktım kendisine işsizliği yenmek için yapılması gereken 7 tane teklif söyledim. Bunların hepsi iyi düşünülmüş, ciddi, biz iktidarda olsak uygulayacağımız, hazırlığını yaptığımız politikalar. Dünyayı inceledik. Amerika’yı biliyoruz, Fransa’yı biliyoruz, Avrupa’yı biliyoruz, ne yapıyorlar görüyoruz. Ne yapılması lazım biliyoruz. Yüreğimizde işsizlik yanıyor, çaresini bulmayı ahdettik, çarelerini de dün söyledik.

Şimdi Başbakan çıksın ya desin ki, bunlar çare değildir tartışalım öyle midir, değil midir? Ya da öyleyse uygulasın. Eğer onları uygulamak için bir yardıma ihtiyacı varsa biz hazırız. Bizim derdimiz işsizliğin yenilmesi. Bu önerilerimizi hayata geçirmek istiyor ise bize haber versin, derhal biz uzmanlarımızı, arkadaşlarımızı görevlendirelim. Bir araya gelsinler hükümetin adamlarıyla, birlikte çalışsınlar, tedbirleri kararlaştırsınlar, ilan etsinler. Kanun çıkarılacaksa birlikte çıkaralım. Yönetmelik hazırlanacaksa birlikte hazırlayalım. Ne yapılacaksa hep beraber yapalım yeter ki şu milletin işsizlik derdine bir şifa olalım, bir çare bulalım, bir merhem sürelim.

Arkadaşlar, çareleri söyledik. Şimdi burada sizi onunla meşgul etmek istemem ama birkaç öneriye dikkatinizi çekmek istiyorum. Mesela dedik ki, kardeşim bazı sanayi kuruluşlarında o sanayi ürünleriyle ilgili olarak KDV’yi belli bir süre için kaldırıver, indiriver belli bir süre için. Süreyi de söyle. 6 ay için indir mesela. O ürünler, o otomotiv ürünleri, o dayanıklı tüketim malları üretimleri eğer piyasada daha ucuza indiği için satılır ise yan sanayiiyle birlikte oralarda ekmek yiyen, oralara malzeme üreten, nakliyecilik yapan, orada çalışan herkes bundan yararlanır, ekonominin çarkı döner. O insanlar ceplerine girecek parayı piyasaya akıtırlar. Piyasa canlanır, esnaf canlanır, ekonominin çarkları döner. KDV’nin şuanda belli yerli üretim alanlarında indirilmesi ekonomiyi harekete geçirir dedik. Yapın bunu. Dünyanın her yerinde uygulanıyor. Türkiye’de işçi başına kesilen stopaj ve vergi dünya rekoru. En yüksek vergi bizde işçi üstünden alınıyor. Yani adam çalıştırmak cezalandırılıyor Türkiye’de. Bütün dünyada kolaylaştırılıyor, Türkiye’de cezalandırılıyor. İndirin bunu, 10 puan indirin dedik. 10 puan indirin bunu. Maliye Bakanı toplayacağı paradan biraz azalmayı göze alsın, merak etmesin bu çarkı çevirir, o çevrilen çarktan çok daha fazla kazanç sağlanır. Bunu yapın dedik. İndirin. Bankalar kredi vermiyor vatandaşa. Kredi garanti fonu kuralım dedik. Kredi garanti fonu kurarsak bankalar daha rahat kredi verirler. Bunları uygulayalım dedik. 7 tane öneri yaptık. Şimdi bu önerilere Başbakanın cevabını bekliyorum. Eğer ciddi ise bütün dünyada uygulanan tedbirlere benzeyen bu önerileri müzakere etmeye başlar, birlikte çalışırız, bir çare buluruz. O tabi öyle bize çağrı yaparken bir çare aradığı için değil de aklınca muhalefete meydan okuyacağı, bunlar konuşuyorlar çareleri yok demek için öyle konuştu. Ama çaremiz var, politikamız var, hazırlığımız var, niyeti samimi ise gelsin bunu birlikte uygulayalım. Çorum’dan bu çağrıyı bir kez daha yapıyorum. Başbakan bu sese kulak versin. İşsizlik ve ekonomik kriz çığ gibi geliyor. Buna karşı el ele hep birlikte bir çare bulmamız lazım. Biz bu çare arayışı içinde muhalefet partisi olarak iyi niyetle, vatanseverce duygularla her türlü hazırlığı, işbirliğini gerçekleştirmeye hazırız. Çorum’dan bunu ilan ediyorum. Çorum’un sesine kulak versin o Başbakan.

Sevgili Çorumlular, Türkiye’nin sorunlarını tasnif etsek bir yerde ekonomik sorunlar var. Ki işsizlik en acı şekilde yansımasıdır. Üretimsizlik, yatırımsızlık, işsizlik, gelir kaybı, yoksullaşma. Bütün bunlar ekonomiden kaynaklanan ana sorunlar. Ama o sorunların yanında bir başka sorun türü daha var. Nedir o? Türkiye’de hem ekonomik sıkıntı ve işsizlik var, hem de yolsuzluk var. Öyle değil mi? Çorum’da da yolsuzluk var mı? Türkiye’de var. Çorum’da da mı var? Nerede var belediyede de mi var? Yok canım. Çorum belediyesinde de yolsuzluk var. Nasıl halledecek misiniz bu işi? İnşallah.

Şimdi yolsuzluk her zaman her yerde olur. Ama artık değişik bir durum var. Şimdi Türkiye’deki yolsuzluk artık eski bildiğimiz sütü bozukların, haramzadelerin, ahlak, kanun, din iman dinlemez birilerinin yaptığı kişisel yolsuzluk olmaktan çıktı. Şimdi yolsuzluk teşkilatlı yolsuzluk, örgütlü yolsuzluk, kolektif yolsuzluk. Şimdiki yolsuzluk öyle bir kişinin kalbini bozmasıyla yaptığı yolsuzluk değil. Yolsuzluk için teşkilat kuruluyor, düzen kuruluyor, dernek kuruluyor dernek. Derneğin başkanı var, yöneticisi var, muhasebecisi var. Hepsi birlikte yolsuzluğun içinde. Şirkette bir kişi yolsuzluk yapar. Bu öyle değil. Bu yolsuzluk şirketi. Böyle kuruluyor.

Şimdi Türkiye bunu gördü kısa bir süre önce. Adamlar gitmişler Almanya’da bir dernek kurmuşlar yardımsever derneği. Yoksula, muhtaca yardımcı olacak güya. Koca bir teşkilat para topluyor herkesten. Ramazan mübarek gün, millet vatan hasreti içinde Almanya’da. Ona gidiyor diyorlar ki, sen burada kazancın yolunda ama Türkiye’de insanlar aç muhtaç hadi bakalım yardımcı ol. Onlarda büyük bir samimiyetle yardımcı oluyor, fitresini veriyor, zekatını veriyor. Onlara emanet ediyor. Alıyorlar, topluyorlar bu parayı kuryelerle Ankara’ya taşıyorlar. Ankara’ya gelen para ne oluyor? Ankara’da şirket kuruyorlar. Televizyon kanalı kuruyorlar, televizyon kanalı. Televizyon kanalı hangi siyaseti destekliyor? AKP siyasetini destekliyor. AKP’ye hizmet etmek üzere televizyon kuruyorlar, şirket kuruyorlar, para kazanıyorlar. Peki bunu nasıl yapabiliyor bunlar? Devletin haberi yok mu? Ülkeyi yönetenlerin bilgisi yok mu? Bundan haberdar mı değil mi? Bunu yapanları tanıyor mu, tanımıyor mu? Beraber olmuşlukları var mı, yok mu? Yoksa hısım akrabalık bile mi var?

Şimdi değerli arkadaşlarım, böyle bir iş olur mu? Yani böyle bir şey tasavvur edilebilir mi? Şeytanın aklına gelmez. Milletin fitresini, zekatını toplayacaksın, buraya getirip şirket kuracaksın, yolsuzluk yapacaksın, televizyon kuracaksın, kendi siyasetini destekleyeceksin. Bu insanlarda buna son vermesi gerekenlerin yakınları olacak, eşi dostu olacak, arkadaşı olacak, bunu yapan insanları devletin en önemli yerlerinin başına geçireceksin kuryelerini, para taşıyan adamları. Kanun çıkaracaksın bunlar için. Ne diye kanun çıkarıyorlar? Bu diyorlar bu kuruluş millete yararlı bir kuruluştur, milletin hayrına çalışan bir kuruluştur diye bakanlar kurulu kararıyla karar çıkarıyorlar, önünü açıyorlar devletin her kapısından geçsin, her işi yapılsın, önü açılsın diye. Yetmiyor birde diyorlar ki, herkes vergi verecek ama bunların vergi vermesine gerek yok. Bunlar çünkü hayır işi yapıyorlar. Bunlar vergiden muaf diyorlar. Mehmetçik vakfına tanımadığı, Mehmetçik vakfına vermediği vergi muafiyetini bunlara veriyor. Bu sahtekarlara veriyor. Kim veriyor? Tayyip Erdoğan, arkadaşları, bakanlar kurulu, AKP. Niye veriyor? Yararlı olacağı, iyi olacağı, hayırlı olacağı için mi veriyor? Niye veriyor niye? Samimiyet nerede, dürüstlük nerede Allah aşkına nerede? Hangi vicdan buna razı olabilir? Bu melanete kim göz yumabilir Allah aşkına?

Şimdi bunu Alman hükümeti fark etti, derhal konuyu inceledi, polisi inceledi, emniyeti inceledi, savcısı dosyayı iddianameyi hazırladı. Hakimi bunları yargıladı ve mahkum etti, ceza evine koydu 3 tanesini. Şimdi kim, hangi mahkeme yapıyor bunu? Alman mahkemesi. Bu suçu işleyenler kim? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Parasını kaybedenler kim? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. O parayı buraya taşıyanlar kim? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. O paralarla burada kurulan şirketler hangi ülkenin şirketleri? Türkiye’nin şirketleri. Kurulan televizyon kanalı hangi ülkenin televizyon kanalı? Türkiye’nin televizyon kanalı. Suç bizi ilgilendiren suç. Bizim vatandaşımızın işlediği suç. Mağdur? Bizim vatandaşımız. İlan edilen kanun bizim kanunumuz. Şimdi ben aylardır dilimde tüy bitti Türkiye’nin yargısı yok mu, Türkiye’nin emniyeti yok mu, Türkiye’nin savcısı yok mu niye bu davayı açmıyorsunuz diyorum. Bana diyorlar ki, dosyayı istedik Almanya’dan dosya gelsin. Hay o dosya başınıza düşsün. O dosya gelmese, o dosya hiç olmasa, Almanlar bu işi soruşturmasa sen ne yapacaksın? Seni ilgilendiren bir tarafı yok mu? Almanlar pekala diyebilirler ki bana ne? Almanya’da işlenmiş ama Türkleri ilgilendiren suç deseler, ilgilenmeseler sen ne yapacaksın? Dosya bekliyoruz. Dosya nihayet geldi. 6 ayda güç geldi. Kaplumbağanın sırtına koysalar dosya çoktan gelirdi buraya. Dosya geldi, şimdi dosyayı tercüme edeceklermiş. Sen Alman’dan bu konuyu öğrenmek için bilgiye mi ihtiyaç duyuyorsun Allah aşkına. Sen bilmiyor musun? Bak o diyor ki, falan falan kişi bununla ilgili. Bir çağır bir ifadesini alıver bakalım. O televizyonun başındakilerin bir ifadesini alıver. O kuryeleri bir çağırıver, bir ifadesini alıver. Bak bu kadar şikayetçi insan var hepsi Türk vatandaşı bir dinleyiver. Nerede? Tercüme edeceklermiş. Koca Türk adaletini bu hale düşürenler utansın, utansın. Niye böyle oluyor? Çünkü o bizim yolsuzluk yapan arkadaşlarımız. O yolsuzluk yapanlar bize hizmet ediyor, bize destek veriyor. Böyle düşünülebilir mi? Böyle düşünülürse memleketin işleri yoluna girebilir mi? Yani yolsuzluk yapanı senin yolsuzluk yapanın, benim yolsuzluk yapanım diye ayırabilir misin? Canım bu yolsuzluk işini de mübala etme, olabilir, yapıyor işte, idare ediverelim mi diyorsun? Sadece Deniz Feneri değil, bu Sabah – ATV’nin satışı. Biliyorsunuz değil mi? Türkiye’nin en önemli medya kuruluşu. Şimdi medyaya atıp tutuyor Başbakan. Medyayla bu iş olmaz, medyayla siyaset yapılmaz. Peki dünyayı dar ettin herkese o medyayı kapacağım diye. Sabah’ı – ATV’yi almak için yapmadığın şey kalmadı. TMSF satışa çıkardı Sabah – ATV’yi, almak isteyen bir sürü talip var. Her birisi caydırıldı, her birisi vazgeçti. Tek bir talip kaldı. Kim o? Başbakanın damadının başında bulunduğu şirket. Bizim Çalık grubu Başbakanın ifadesiyle.

Değerli arkadaşlarım, böyle siyaset olur mu, böyle dürüst siyaset olur mu? Siyaset bu hale gelmişse, siyasetle ticaret iç içe girmişse senin damat bu işlerin içinde olacaksa nasıl rekabet edecek diğerleri onunla. Bak damat aldı para yok. Parayı nereden bulacağız? Ziraat Bankası gelsin, Halk Bankası gelsin. Hangi Ziraat Bankası? Çiftçinin derdine merhem olması gereken Ziraat Bankası. Bak bu sene çiftçi tarlaya gübre atamadı, gübre aldı başını gitti. Gübre atamayan çiftçiye yardımcı olması gereken Ziraat Bankası Başbakanın damadının şirketine Sabah gazetesiyle ATV televizyonunu satın alsın diye 750 milyon dolar Halk Bankasıyla birlikte kredi verdi. Hangi Halk Bankası? Dükkanı kapanmak üzere olan esnafa kredi açması gereken, destek vermesi gereken Halk Bankası. İş yeri kapanan fabrikaya destek olması gereken Halk Bankası. Onların hiçbirisine elini uzatamaz halde. Ama şimdi bunlara destek oluyor. Kime? Gazete alsın, medya alsın diye.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olabilir mi? Bu konular soruşturulması gereken konular değil mi? Yani siz geçmişteki devlet adamlarının böyle bir şey yaptığına tanık oldunuz mu? Bunca insan geldi geçti birisi böyle bir şeye tenezzül etti mi? Bunlar böyle. Milletin işi çıkmaza girmiş, dükkanı kapatma tehlikesiyle karşı karşıya. Bir bakıyoruz Bakanlar Kurulundaki Bakanların çocuklarının tümü maşallah aldı, verdiler. Dükkanlar açtılar, işyerleri açtılar, yatırımlar yapıyorlar. Türkiye krizde. Onlar en rahat dönemlerini yaşıyorlar. Yakışıyor mu bu tablo Türkiye’ye? Üstelik bunu yapan insanların din, iman, ahlak demeye hakları var mı? Yetim hakkı yenmiyor mu, haram yenmiyor mu? Dürüst olmak, Müslüman olmak önce yetim hakkına saygı duymak değil mi? Önce haramı, helalı bilmek değil mi? Haramı, helali bilmeyenlerin inancına, imanına, dinine saygı göstermek nasıl mümkün olur.

Değerli arkadaşlarım, yolsuzluk işi aldı başını gitti. Nereye baksanız yolsuzluk. Çorum’dakileri siz benden iyi biliyorsunuz. Ama her yerde öyle olduğunu biliyoruz.

Şimdi sevgili Çorumlular, Başbakan ekonomik krizle ilgili bana reçete sordu söyledim. Türkiye’nin yolsuzluk derdi de var. Yolsuzlukla ilgili olarak da bana reçete sorsa ya Başbakan. Bana dese ya Deniz Baykal yolsuzluklardan şikayet ediyorsun peki nasıl ortadan kaldıracağız bir çare biliyorsan söyle de uygulayalım dese ya. Diyor mu? Niye demiyor? Çaremiz var. Her yerde söyledim bir kez de Çorum’da söyleyeyim.

Değerli arkadaşlarım, yolsuzluk işbirliğiyle yapılıyor. 3 tane ayağı var yolsuzluğun. Bir tane bir haramzade işadamı, haramı helali unutmuş, para olsunda nereden gelirse gelsin diyen bir işadamı bir. İki; ona yol gösterecek bir devlet memuru, bir bürokrat. Usul erkan bilen, kanun nizamname bilen, neyin nasıl yapılacağını ona söyleyecek bir bürokrat, bir memur, devlet memuru iki. Üç; bunlara sahip çıkacak, bunları himaye edecek bir sahtekar siyasetçi. Dürüstlükten uzak bir siyasetçi. Öyle değil mi? Bu üçü bir araya geldi mi yolsuzluk çarkı döner. Şimdi bunu ortadan kaldırmanın yolu nedir, bu zincirin en zayıf halkası nedir? Siyasetçiden yakalayacaksın. Siyasetçiyi yakalamanın yolu da milletvekili dokunulmazlığını kaldırmaktır. Milletvekili dokunulmazlığını kaldırıvereceksin. Yani milletvekili bana savcı soru soramaz, emniyet ifademi alamaz, hakim beni yargılayamaz dediği sürece bu yolsuzluk çarkı döner, dönüyor. Dünyanın her yerinde bu konu çözüldü. Türkiye’deki gibi milletvekilini asilzade yerine koyan imtiyazlı bir konuma çeken, kanunların üstünde bir duruma taşıyan bir başka ülke yok. Amerika’da yok, İngiltere’de yok, Fransa’da yok, Yunanistan’da yok. Orada herkes hesabını veriyor. Yakasından tutuyorlar hesabı soruyorlar. Türkiye’de? Türkiye’de hiçbir şey olmuyor. Bunu değiştirelim arkadaşlar. Demokrasi, demokrasi diyorsunuz. Demokrasi 4 yıldan 4 yıla sandığa gidip oy vermek değil. Demokrasi; suç işlediği zaman yakasına tutulabildiği rejim. Yolsuzlukla mücadele için buna ihtiyaç var.

Şimdi Başbakan kendisini emniyete almak için nerede tehlike varsa üzerine yürümeye çalışıyor. Şimdi biz bu yolsuzlukları anlatıyoruz. Yolsuzlukları vatandaşa kim ulaştırıyor? Televizyonlar, gazeteler. Yazacak tabi vatandaş merak ediyor. Bizde söylüyoruz. Doğru belgeler ortada, dosya ortada. Yazdığı zaman Başbakan sinirleniyor. Şimdi bunları susturmak için akla havsalaya sığmaz tedbirler uygulamaya başladı. Önce gazetelerini almayın diye kampanya yaptı. O yetmedi şimdi mali kuşatma altına alıp, mali baskı altına alıp çökertmeye çalışıyor. Bunun için akla mantığa, hukuka sığmaz uygulamalar yapıyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın Başbakanla aramda benim bir tartışma var. O bana avukat der, bende ona savcı derim. Avukatlık yapıyor der. Elbette avukatlık yapıyorum. Avukatlık yapmaktan da onur duyuyorum. Ben milletin avukatıyım milletin. Hakkı yenenlerin avukatıyım. Mağdur edilenlerin avukatıyım. Yanlışlığa maruz kalanların avukatıyım. 70 milyonuz. Köşesinde kim haksızlığa uğruyorsa ben onun sahibi olmak zorundayım. İşim bu benim, mesleğim bu benim. Ben Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanıyım. Ben vicdan sahibi bir siyasetçiyim. Elbette haksızlığa isyan ederim. Sen adamı alacaksın, 13 ay içerde tutacaksın. Niye tuttuğunu söylemeyeceksin. Adam niye tutuklandığını bile bilmeyecek. Ondan sonra delil yetersizliği deyip bırakıvereceksin. Buna vicdan sığar mı, buna hak verilir mi? Adamı alacaksın bu kasa diyeceksin, para bunun elinde diyeceksin, adamı aylarca içerde tedavi olamaz durumda tutacaksın. İçerde ölecek adam. Sonra adamın cenazesini bizim Edirne Belediyesi kaldıracak. Adamın parası yok, pulu yok, ailesine bakacak mecali yok, perişan edeceksin orada o insanı. Görmemezlikten geliver. Gözleri var görmezler diyor. Aç gözünü de bu haksızlıklara bir bak bakalım görecek misin, görmeyecek misin?

Değerli arkadaşlarım, kime haksızlık yapılırsa karşı çıkarız. Yoksula da sahip çıkarız, zengine de sahip çıkarız. Bizimle ilişkisine de bakmayız. Bizim sahip çıktığımız insanlar bize haksızlık yapmış olabilir. Bize çok yanlış yapmış olabilir hiç önemli değil. Bizim görevimiz hakkı tutup kaldırmaktır. Hak yerde, yerde! Ona sahip çıkacak kolu bekliyor. O kol bizim kolumuzdur elbette kaldırırız. Benim avukat olmam çok doğal. Zaten mesleğimde avukat. Yani hem siyasetim, hem mesleğim onu gerektiriyor. Ama Başbakanın savcı olması mümkün değil. Çünkü Başbakanlıkla savcılık ayrı. Kanunlar, kuvvetler ayrımı diye anayasamızın bir temeli var. Yürütme ayrı, icra, başbakanlık ayrı, yargı ayrı. İkisini iç içe geçiremezsin. Başbakan sıfatıyla ne savcı olabilirsin, ne de hakim olabilirsin. Onlar bağımsız.

Bakın İspanya’da Adalet Bakanı bir Yüksek Yargıçla ava gitmiş. O Yüksek Yargıçta bir siyasi davaya bakıyormuş. Adalet Bakanının böyle bir siyasi davaya bakan bir hakimle birlikte ava gittiği öğrenilince bakan çıktı özür diledi ve istifa etti. Bakın demokrasi ne? Benim hakimle böyle ilişki içine girmem olmaz diyor. Bir araya gelmemem lazımdı, hata ettim diyor. Av seviyordum, o da seviyordu gittik. Kendim hakkında cezamı veriyorum diyor.

Şimdi ona bakınız. Birde bizimkinin savcılığına bakınız. Başbakan savcılığa kalkıyor. Mahkemenin alacağı kararı önce o söylüyor. İddianamenin ne zaman yayınlanacağını o söylüyor. Hukuku siyasete alet etmiş. Ben buna işaret etmek için dedim ki, ben avukat olabilirim haksızlığa maruz kalan herkesin avukatıyım. Ama sen savcılık yapamazsın. Sen savcılık yapıyorsun dedim. Bu da savcıysam savcıyım dedi. Sen savcıysan savcıyım dediğin zaman ne hukuk kaldı, ne anayasa kaldı farkında bile değil.

Şimdi değerli arkadaşlarım, savcı olamazda, pek çok nedeni var, pek çok neden dolayı savcı olması mümkün değil. Sadece birini söyleyeyim, o savcı savcı dediği kişi aslında Cumhuriyet Savcısıdır. Başında Cumhuriyet yazar onun. Yani o Cumhuriyetin savcısıdır. Şimdi Başbakan savcılığı bıraktı son zamanlarda defterdarlığa başladı. Maliyeciliğe başladı, mali zabıta oldu. Vergi kaçağı arıyor.

Değerli arkadaşlarım, Deli Dumrul’un hikayesini biliyorsunuz. Köprünün başına geçmiş Deli Dumrul, köprüden geçenden 1 akçe, geçmeyenden 5 akçe alıyormuş. Şimdi bizimkide defterdarlığa kalkıştı vergi rekortmeninden vergi kaçakçısı çıkarıyor. Vergi kaçakçısından da bakan çıkarıyor. Yani ölçü, endaze kalmadı. Her şey allak bullak oldu artık.

Böyle bir tablonun içindeyiz. Böyle gitmez değerli arkadaşlarım. Bu yolsuzluk böyle devam etmez. Bu sıkıntı böyle devam etmez. İnşallah en yakın zamanda, en kısa vadede her şey değişmeye başlayacaktır. Türkiye’nin ufku açılacaktır, önü açılacaktır, kader değişecektir, milletinde yüzü gülmeye başlayacaktır. Hepimiz bu temenni içindeyiz, bu arayış içindeyiz.

Şimdi Türkiye’de bu önümüzdeki yerel seçim çok büyük ilgi çekiyor. Ve anladığım kadarıyla bu ilginin altında bütün bu sıkıntıların aşılması umudu var. Sadece bir belediye başkanı seçmeyi değil, insanlarımız Türkiye’nin kaderini değiştirmeyi amaçlıyorlar. Bu yaşadıklarımız bizim kaderimiz değildir. Bizimde yüzümüz gülmelidir. Biz bu memleketin dürüst, namuslu insanlarıyız. Çalışıyoruz, çabalıyoruz ama elde avuçta yok. Her birisi geliyor, geçiyor. Bunu değiştirecek bir müdahaleye ihtiyaç var. Yiğidin birisi çıksın, namuslu, dürüst bir parti çıksın Türkiye’nin bu gidişine el koysun, Türkiye’ye el koysun diye istiyor.

İnşallah hep beraber bunu başaracağız. Bunun ilk adımı da önümüzdeki seçimlerde. Önümüzdeki seçimlerde Türkiye’nin ufkunu inşallah sizler açacaksınız. Bunu şimdiden görüyorum. Bunu birlikte başaracağımıza da inanıyorum. Çorum bunu yapar.

Bakın Çorum’a şöyle bir bakıyorum bunca yıldır Çorum’da şöyle bir Çorum’un çehresini değiştirecek, Çorum’un hak ettiği modernleşmeyi, yenileşmeyi, hak ettiği ilerlemeyi ortaya koyacak bir belediyecilik uygulamasına, sosyal bir belediyecilik uygulamasına maalesef hala tanık olamamanın acısını yaşıyorum. Bunu en çok hak eden yerlerden birisidir Çorum. Ve kolayca gerçekleştirilebilir. Ama ne yazık ki, yıllarca burada sorumluluk üstlenenler kendilerini düşündüler, bu işlerle ilgilenmediler. Artık bunu değiştirmenin zamanı geldi. Çorum’da bu eski Allah rahmet eylesin Turan beyin zamanında tanık olduğumuz o belediyecilik anlayışını yeniden Çorum’da iktidara geçirmenin zamanı geldi. Turan Kılıçcıoğlu’nu rahmetle, hasretle anıyoruz. Garip bir şey var. Böyle başarılı belediye başkanlarının böyle isimlerinde hep kılıç geçiyor. İstanbul’da bir Kılıçdaroğlu var. İnşallah o da çok başarılı bir belediyeciliği gerçekleştirecek. Burada da biz Turan beyin belediyeciliğini inşallah canlandıracağız. Yeni, güzel bir belediyeciliği hep beraber hayata geçireceğiz. Bu defa bunu Çorum’da görüyorum. Bundan da çok büyük mutluluk duyuyorum.

Şimdi belediye başkan adaylarımızı sizlere tanıtmama izin verir misiniz? Önce Çorum İl Belediye Başkan Adayımız Sayın Sait Börekçi. Belediye başkanlığını hak ediyor maşallah çakı gibi. Kendisini yürekten kutluyorum, başarılar diliyorum. İnşallah Çorumlunun bu bekleyişine layık olacaktır. Hepimizi mutlu edecektir. Kendisine gösterilen bu ilgiyi hak ettiğini ortaya koyacaktır.

Şimdi izin verirseniz komşu illerden bu mitingimiz için buraya gelmiş olan belediye başkan adayı arkadaşlarımı da sizlerle tanıştırmak isterim. Amasya Belediye Başkan Adayımız Sayın Orhan Şahin. Kırıkkale Belediye Başkan Adayımız Sayın Sahir Koçak. Tokat Belediye Başkan Adayımız Sayın Halil İbrahim Bozdemir ve Yozgat Belediye Başkan Adayımız Sayın Kadim Doğan. Maşallah her birisi pırıl pırıl, çok iyi yetişmiş, çok değerli arkadaşlarımız. Artık belediyeciliğe yeni bir atılım kazandırmanın zamanıdır. Türkiye’de bir dönüm noktasına geldiğimiz anlaşılıyor. Sadece Çorum’daki manzaraya bakarak söylemiyorum. Ankara’daki manzaraya bakarak, İstanbul’daki manzaraya bakarak, İzmir’deki manzaraya bakarak, Karadeniz’e, İç Anadolu’ya, Güney Anadolu’ya, her yere bakarak bunu görüyorum. Bir yeni nabız var, yeni bir bekleyiş var, yeni bir umut var, yeni bir coşku var, yeni bir dönem geliyor Çorumlular. Yeni bir dönem geliyor.

İlçe Belediye Başkan Adaylarımı sizlere sunuyorum. Osmancık Belediye Başkan Adayımız Cennet Yücel. Kargı Belediye Başkan Adayımız Recep Akyıldız. Alaca Belediye Başkan Adayımız Aşır Dönç. Bayat Belediye Başkan Adayımız Yağız Tatar. İskilip Belediye Başkan Adayımız Cevat Kaygusuz. Laçin Belediye Başkan Adayımız Mehmet Çınar. Mecitözü Belediye Başkan Adayımız Selçuk Aksoy. Oğuzlar Belediye Başkan Adayımız Orhan Ateş. Ortaköy Belediye Başkan Adayımız Hacı Ömer Atak. Sungurlu Belediye Başkan Adayımız Nedim Tunçkılıç.

Bu kadroya destek olmaya var mısınız? Çorum için ve Türkiye için yeni bir dönemi açmaya var mısınız? Seçim gününe kadar bu doğrultuda hep beraber çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye’ye sahip çıkacağız, sandıkları boş bırakmayacağız. Gerçekleri anlatacağız, haksızlığa karşı çıkacağız, dürüstlüğü sahipleneceğiz, hakkı yükselteceğiz. Tamam mı? Milletin yüzünü hep beraber güldüreceğiz.