13 07 2014

Misyonu talan, vizyonu yalan!

Misyonu talan, vizyonu yalan! Erdoğan, Köşk seçimleri vizyon belgesini açıkladı. Her kesime eşit mesafede durduğunu öne süren Erdoğan basının özgür olduğunu iddia etti Cumhurbaşkanı adayı olan Başbakan Erdoğan “Vizyon belgesi”ni açıkladı. Haliç Kongre Merkezi’nde yapılan toplantıda Erdoğan tüm ayrımcı politikalarına rağmen “birlik beraberlik” mesajı verirken ölüm tehditleri aldığını, suikastlerin son anda önlendiğini iddia etti. Erdoğan’ın, “Demokrasiyi geliştirmek, refahın yükseltilmesi, öncü ülke” gibi ana temalardan oluşan vizyon belgesi “Yeni Türkiye Yolunda” başlığını taşıyor. YANDAŞLAR TOPLANDI Başbakan salona eşi Emine Erdoğan ile birlikte geldi. Sahnede katılımcıları selamladı, ön sırada oturan konuklarla tokalaştı. Toplantıda Zerrin Özer, Alişan, Hande Yener, Hidayet Türkoğlu Berksan, Şafak Sezer, Bülent Ersoy, Orhan Gencebay, Şahan Gökbakar, Mustafa sandal gibi yer aldı. Başbakan’ın bir yanında eşi Emine Erdoğan, diğer yanında da ise Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç oturdu. Açılışta Erdoğan yerel seçimlerde kullandığı ‘Dombra’ şarkısı çalınırken daha sonra sinevizyon gösterisi yapıldı. İHSANOĞLU’NA YÜKLENDİ Konuşmasında muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu’na gönderme yapan Erdoğan, “Kendileri yarışa giremediği gibi ısmarlama adaylarla yarışa giriyorlar. Bunların durumu bu. Ben halk başkanını seçecek dedim, bu beyler bundan rahatsız oldular. Diyorum ya bilmiyor, anlamıyor. Ne demek, cumhur halktır, cumhur halktır, başkan da onun başkanıdır” dedi. Erdoğan, Gazze’yi bombalayan İsrail’e de mesaj göndererek, “Dengeler adına, strateji adına susan dünyaya rağmen Filistin’in h... Devamı

13 07 2014

‘Onun en hassas yeri para’

‘Onun en hassas yeri para’ “Türkiye’de 17 Aralık ve 25 Aralık 2013 Operasyonları’yla ortaya çıkan gerçekler, Türkiye’deki siyasal İslam adına silinemeyecek bir utanç oldu. Bugün göreceli sandık başarısı bunun üzerini kapatmış görünse de, sonsuzluğun avukatı tarih, bunu unutmaz” CAN UĞUR canugur@birgun.net @canugur1987 Başbakan Erdoğan’ın siyasi hayatı ve hakkındaki yolsuzluk iddiaları her dönem tartışmalı konularından. Erdoğan hakkında açılan davalar ve çevresinde bulunan isimlerle ilgili yolsuzluk davaları 17 Aralık ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonu sonrasında kamuoyunun daha fazla ilgisini çekti. Belediye Başkanlığı döneminden Başbakanlığı sürecine kadar geçen sürede aile üyeleri ve çevresindeki isimlerin malvarlıklarındaki artış Soner Yalçın’ın yeni kitabı “Kayıp Sicil, Erdoğan’ın Çalınan Dosyası”nda geniş biçimde anlatılıyor. Yalçın’la son kitabında yer alan bu konuları ve Başbakan Erdoğan’ın ‘hikayesini’ konuştuk. »Kitabın başından itibaren bugün Erdoğan’ın yanında duran isimlerin yolsuzluk vb operasyonlarda sürekli isimlerinin geçtiği görülüyor. Bugün AKP içerisindeki ‘organik’ hal suç ortaklığından mı kaynaklanıyor? AKP özünde Müslüman Kardeşler örgütüdür. Hasan el Benna’dan bugüne talepleri aynıdır; günlük yaşamı dinin/şeriatın belirlemesi koşuluyla emperyalizme boyun eğmek. Yani dış politika tam bağımlılık ve içpazarı küresel sermayeye sonuna açmak. Düşmanlar ise zaten ortaktı; tam bağımsızlıkçı ulusalcı -devrimci hareketler. Bu nedenle emperyalistler tarafından sol’a karşı dalgakıran olarak kullanıldı... Devamı

07 12 2012

Yılmaz Güney hakkında gerçekler ve yanılsamalar

  Yılmaz Güney hakkında gerçekler ve yanılsamalar 27EYLÜL2010 Ağustos ayında, Zeki Demirkubuz ile Firuzağa’da Yılmaz Güney’i konuşuyoruz. Söz dönüp dolaşıp Nihat Behram’ın kitabına geliyor. Benim tezim Behram ile Güney arasında gerçek anlamda bir efendi/köle diyalektiğinin işlediği üzerinde. Demirkubuz da buna katılıyor, kölenin eseri ve tanıklıklarının Güney’i anlamak için işlevli olduğunu savunuyor. Portrenin çıplak olduğunu belirtiyor. Şurası önemli, buradaki köle/efendi diyalektiği bir zenginlik, bir soyluluk ya da bir eğitimden kaynaklanmıyor. Buradaki ilişkinin zembereğinde, sanatsal yaratıcılık, bütün zor koşullara rağmen, bir insanın direnişi en uygun mevzilere ve eserlere dönüştürme inadı, en önemlisi de bir iç dünya zenginliği açısından ortaya çıkıyor. Yoksa aslında diploma açısından bakarsanız ya da ailenin kökeni açısından bakarsanız, efendi gibi duranı Behram’dır. Ve tipik bir durum olarak Behram, yurtdışına çıktıklarında, büyük işler başarmış adam edasına büründüğünde herhalde yediği tokadın etkisiyle, efendisinin “kirli çamaşırlarını ortaya dökmeyi” büyük bir marifet saydı. Ama tarihin diyalektiği burada da işlemektedir: Ortaya dökülenler, yalnızca Behram gibi bakıldığında kirliydi. Anlatılmayanlar, ya da ortadaki gerçek çatışmayı derinliğine kavrayanlar için bir insanın nasıl korkunç koşullarda böylesi eserleri üretebilmesi arasındaki mesafeyi gösterdiğinden Yılmaz Güney’in gerçek bir ‘masal kahramanı olacak denli’ işler yaptığını, nihai olarak ise inadının, isyanının, öfkesinin, meşruiyetinin, erdeminin göstermektedir. Elimizde iki seçenek var, korkunç koşullar... Devamı

02 03 2012

GÜNLÜKTEN: NEREDEN NEREYE / ALİ ŞAHİN

  GÜNLÜKTEN: NEREDEN NEREYE ALİ ŞAHİN   Nereden nereye?.. Yıl 1970, aylardan ağustos. Öğretmen okulunu yeni bitirip 1 temmuz1970 de diplomamızı almış, 31 Temmuzda da kur’a ile Araç ilçesinin Olucak Köyü İlk Okulu Müdür Yetkili Öğretmeni olmuşuz. Peşimde babam yaşlarında bir amca, ille becayiş yapalım diye dolanıp duruyor: O’nun da kızına kurada Tosya’nın Gökçeöz Köyü çıkmış, benim çektiğim köy ise kendi köyleriymiş; kızının peşinden gidecek kimseleri yokmuş, zor durumdalarmış, falan filan.. O gece geç olduğu için ertesi gün konuyu görüşmek için Kastamonu’ya gelmeye sözleşip Taşköprü’ye dönüyorum.   Kendi köyleri ise bana rahat vermeyecekleri gibi bir düşünce yanında haritaya baktığımda Gökçeöz’ün Kastamonu –Tosya yoluna yakın olduğunu bize ise ulaşımının Çiftlik üzerinden traktörle de kısa süre alacağını düşünüp, olur diyorum Olucaklı’ya. Dilekçeleri veriyoruz karşılıklı ama öğretmen kız yok piyasada. Hala o bayan öğretmen hakkında bir bilgi edinemedim, iyilik mi yaptım kötülük mü bilemiyorum: belki de babası onu köyden bir akraba ile falan da evlendirdi, yaşamını o köyde tamamlamak zorunda kaldı, bana hep beddua etti.   31 Temmuz 1970de Gökçeözde göreve başladığıma göre, bu kura vb olaylar, belki de ayın 27-28inde oluyor.. 31 Temmuzda Tosya’da göreve başlıyorum. İlk öğretmenlik, ilk heyecan. 11 Eylül 2006 günü Taşköprü’den kalkıp küçük kızımın öğretmenliğe başlaması için Ankara’ya geliyor, İl Milli Eğitimden evraklarımızı alıp Haymana’nın yolunu tutuyoruz. İlk öğre... Devamı

25 08 2011

Yaşar KEMAL-İnce Memed 1 (S. 351-375)

Topal gülümsedi: "İyi ki Kalaycıdan kurtuldunuz. Ben her şeyi öğrendim: Abdinin Ali Safa Beye gidip ayağına düştüğünü, Ali Safa Beyin seni öldürtmek için Kalaycıyı kasabaya çağırışını, her şeyi öğrendim. Sana geldim ki, sen ortalarda yoksun. Vay, dedim, kendi kendime, vaaay dedim, Kalaycı yedi Memedimi. Düştüm yollara. Akkalede duydum ki, Kalaycıyla karşılaşmışsın, sen Kalaycıyı yaralamışsın. Daha iki kişilerini de vurmuşsun. Şapkamı havaya atıp döndüm geldim köye. Bekle babam bekle! Bir ay sonra Çiçeklideresinden aldım haberini. Göde Duran söyledi onu da..." Koca Osman: "Şahinim," dedi, "ben Vay vay köylülerinin elçisiyim. Kalaycı, Ali Safanın iti. Bizde adam koymadı vurmadık. Ali Safa tarlalarımızı alır. Biz hakkımızı ararsak Kalaycıya vurdurur. Duyduk ki..." Memed, Topal Aliye: "Demek, bunlar hep Abdi Ağanın başının altından çıkıyor? Öyle ha? Bilmiştim böyle olduğunu zaten. Koca Osman sabırsız: "Duyduk ki şahinim, sen o gavuru yaralamışsın. Keski vu-raydm, öldüreydin kafiri. Ah keski..." Memed, son derece durgun, telaşsız: "Dün bir haber geldi. Aldığı yaradan iflah olmamış, birkaç gün önce cehennemi boylamış." Koca Osman yerinden kalkıp, Memedin üstüne atıldı, ellerini öpmeye başladı: "Doğru mu bu? Doğru mu, şahinim! Tarlalarımız bizim olacak gayri. Tarlalar bizim... Doğru mu, şahinim?" Memed: "Doğru," dedi. "Ben de nasıl oldu da Kalaycıyı öldürmedi o kurşun diyordum. Nişan alıp da sıkmıştım." Koca Osman: "Allah ne muradın varsa versin. Amin..." dedi. *¦ Sonra gitti, heybesini açtı. İçinden büyücek bir çıkın çıkardı. Memede verdi: "Bunu köylü gönderdi, şahinim. Ç... Devamı

25 08 2011

Yaşar KEMAL-İnce Memed 1 (S. 326-350)

bir gürültüdür doldurdu. Köpekler havlıyor, horozlar ötüşüyorlar, tavuklar bütün telaşlarıy-la oradan oraya kaçışıyorlardı. Çocuklar ağlaşıyorlardı. Ahırda eşekler anırıyor, atlar kişniyordu. Değirmenoluk köyü, Değir-menoluk oldu olalı böyle gürültüyü hiçbir zaman duymamıştır. Az sonra köy, toz dumana karıştı. Köyün üstünü büyük bir toz bulutu kapladı. Sonra birden köyün ortasından sevinç çığlıkları gelmeye başladı. Davul zurna başladı. Türküler başladı. "Bizim İnce Memedimiz." "Bizim İnce Memedimiz." "Onun böyle bir adam olacağı çocukluğundan belliydi zaten." "Belliydi." "Öküzler de bizim." "Herkes ektiği tarlayı, istediği gibi ekecek. Üçte ikisini vermek yok gayri." "Aç kalmak yok gayri, kış ortasında." 325 "İt gibi yalvarmak yok." "Bizim İnce Memedimiz." "İnekleri satmak yok." "Zulüm yok." "Herkes istediği yere gider." "Herkes evine misafir bile alır." "Dilediği..." "Herkes kendi başına buyruk." "Bizim İnce Memedimiz." "Çatır da çatır." "Çukurova korkusundan tir tir titriyor." "Bizim İnce Memedimiz." "Çatır da çatır." "Hatçe hapisten çıkacak." "Beş köy bir düğün kuracak." "Bizim İnce Memedimiz." "Memedin düğününü beş köy yapacak." İki gün, iki gece davullar zurnalar durmadan çaldı. Öteki dört köy şenlik içindeydi. Koygun koygun davul sesleri geliyordu oralardan da. Geceleri bütün Dikenlidüzü ışık iç... Devamı

25 08 2011

Yaşar KEMAL-İnce Memed 1 (S. 301-325)

Hükümetten, köylüden korkmadan, bir koca köyü yakan adamdan korkulur. Bir haftadır, bütün dağlar candarmaya, adama kesti. Yok. Bulunmuyor. Aktozlu köyünden tam elli kişi peşinde. On beş tane köyden seçilmiş iyi silah kullanan adam var peşinde. Bulamıyorlar. Bu adamdan korkulur. Bu adamı ortadan kaldırmak zor." Abdi Ağa renkten renge giriyor, bir kızarıyor, bir bozarı-yordu. Ali Safa Beyin eline sarıldı: "Ne yaparsan yap da, bunun elinden beni kurtar. Yarın gelir Çukurovada ne kadar köy varsa yakar. Ne yaparsan yap." Ali Safa Bey: "Zor olacak Abdi Ağa, zor olacak, ama ne yapalım!" Abdi Ağa: "Ne yaparsan yap!" Ali Safa Bey: "Bu adamın çaresine bakmaya çalışırım. Ama senden bir isteğim olacak..." Abdi Ağa: "İsteğin başım üstüne. Canımı iste Ali Safa Bey. Canımı iste kardeşliğimin oğlu. Senin için vereyim," diye heyecanla ayağa kalktı. Ali Safa Bey elinden tutup geri oturttu. "Sağ ol Ağa," dedi. "Bilirdim beni sevdiğini. Sakın aklına bu iş için senden karşılık istiyorum gelmesin. Sakın ha! Gelecekse hiç söylemem. Ben İnce Memedin icabına bakacağım. Sakın aklına bunun karşılığı olarak gelmesin." Abdi Ağa gene aynı taşkınlık, aynı heyecanla: "Gelmez, gelmez," dedi. "Vallahi gelmez. Benim sevgili kardeşliğimin oğlu, Ali Safa Bey." Ali Safa Bey bir zaman susup düşündükten sonra, başını kaldırdı, Abdi Ağanın gözlerinin içine baktı: "Biliyorsun ki Ağam benim de başımda türlü türlü işler var. Çok şükür son yıllarda gailem azaldı. Azaldı azaldı ama, şu Vayvay köyü arazisi davası bana uyku uyutmuyor." Abdi Ağa aynı heyecanla: "Ben bilirim," dedi. "Vayvay köyünün cümle arazisi senin babanındı. Baban eker bi&cc... Devamı

25 08 2011

Yaşar KEMAL-İnce Memed 1 (S. 276-300)

Memed gönülsüz gönülsüz yeniden başladı. Bu sırada dut ağaçlarının ardından bir ses geldi. "Sabaha kadar kurşun yakın bakalım. Abdiyi dışarı çıkarabilir misiniz?" Memed sordu: "Sen kimsin?" Ses: "Ben Hüseyin Ağayım. Kürt Reşitten sonra Çukurovaya hiçbir eşkıya inmedi. Kürt Reşidi bile Çukurova yedi. Sabah olunca bu ovanın yüzünde sizi armut gibi düşürürler. Bırakın gidin." Recep Çavuşun karıncalanmış, bozuk sesi bütün hıncıyla evin arkasından geldi: "Cabbar! Cabbar! Söyletme şu yezidi. Kapa ağzını." Cabbar dut ağaçlarının altını kurşun çemberine aldı. İşte tam bu sırada olan oldu. Evin üstünden, yanından yönünden bir kırmızı yalımdır birden patladı. Belki bir saniye içinde bütün ev ateş içinde kaldı. Recep Çavuş: "Hüseyin Ağa, Hüseyin Ağa, koca deyyus," diye seslendi. "Kürt Reşidi avlarlar ama, beni avlayamazlar. Ben Recep Çavuşum. Çukurovanın kurduyum. Ya Abdiyi öldürürüm bu gece, ya da bu köyü yakarım." Dutun altındaki adam bir çığlık kopardı, sonra kadınlar, çocuklar bir köy toptan çığırışmaya başladı. Recep Çavuş: "Memed," dedi, "kes ateşi de, o gavur bunalsm da kapıdan çıksın." Memed ateşi kesti. Poyraz, kavak boyu kalkan yalımları sağa sola savuruyordu. Evin yanındaki bir ev de az sonra ateş aldı. Daha sonra ateş üstteki eve geçti. On beş yirmi dakika içinde on kadar ev ateş almış yanıyordu. Cabbarla Memed tam siper yatmışlar bekliyorlardı. Recep Çavuş evin yöresinde fırıl fırıl dönüyor, bağırıyordu: "Çık abdi çık! Çatır çatır yanacaksın. Çık da Memedin eline ayağına düş.... Devamı

25 08 2011

Yaşar KEMAL-İnce Memed 1 (S. 251-275)

"inanma bu namussuzlara, güvenme bunlara. Durmuş Ali Emmine de güvenme. Bunlar hep o gavur Abdinin adamları. Belki şimdi, seni ahıra sokarlar, arkasından da gider candarma-ya haber verirler. İnanma onlara. Durmuş Ali Emmine de güvenme. Onun için ben, gider, iki gün değirmenin orda beklerim. Candarmalar gelirken size haber ulaştırırım. Dışarı çıkar kaçarsınız. Yaa Memedim sana kötülük gelmesini bir ben istemem bu köyde. Sen Dönemin bana teberiğisin. Senin baban ne iyi adamdı! Sen onun bana teberiğisin. Yatağınızı yaptırayım ahıra! Hemen yatar mısınız?" "Uykusuzluktan öldüm Hürü Ana," dedi Memed, "öldüm. Üç günden beri..." Hürü: "Vay," dedi. "Benim gözüm önüme aksın. Vay!" dedi. Kadınlara bağırdı: "Gavurun kızları, gavurun kızları! Çocuklar uykusuzluktan oluyorlarmış da bizim haberimiz yokmuş. İneklerin eski ahırına yatak götürün. Samanların üstüne serin." Recep Çavuş: "Oyyy," dedi. "Oy anam!" Memed: "Ne oldu Çavuş?" diye sordu. Çavuş: "Baksana boynuma. Nasıl da şişti! Baksana! Omuzlarımın arası almıyor." Memed: "İlaç yaparız şimdi." Hürü: "Sana şimdi Hürü Anan bir ilaç yapar ki, hiçbir şeyciğin kalmaz." Yataklar çabucak ahıra götürüldü. Misafirler de arkasından ahıra gittiler. Ahırın orta direğinde küçücük bir çıralık asılıydı, ipil ipil yanıyordu. Ahır yarısına kadar samanlarla doluydu. Saman kokusu insanın genzini yakıyordu. Saman kokusu bir hoş, tozlu bir kokudur. Bir tarafta da tezek yığılıydı. Tezekler de acı kokar. Ahırın tavanı örümcek ağlarıyla doluydu. Örümcek ağlarına saman çöpleri yapı... Devamı

19 07 2011

ILIMLI İSLAMCILAR, ALLAH SİZİ BİR GÜN ÇARPARACAK

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) hikmetyavas@gmail.com  hikmetyavas  Şubat 10, 2011 YAZI BAŞLIKLARI ( Lütfen okumak istediğiniz yazının üzerini tıklayın ) Filed under: Köşe Yazılarım ( Denemeler ) — hikmetyavas @ 5:01 pm 1.DÜĞMEYE KİM BASTI? 2.BEYİNLERİMİZİ YIKIYORLAR. DÜŞÜNMEMİZİ, SORGULAMAMIZI VE GERÇEKLERİ GÖRMEMİZİ İSTEMİYORLAR 3.CUMHURİYET, ATATÜRK VE ORDU DÜŞMANLIĞINI DİN VE DEMOKRASİ ÜZERİNDEN SÜRDÜRMEYE ÇALIŞANLAR 4.BİR DEVLET VE SİLAHLI KUVVETLER İÇERİDEN NASIL PARÇALANIR? 5.BU ÜLKEDE HUKUK KATLEDİLMİŞTİR. HAK, HUKUK VE ADALET TÜKENMİŞTİR 6.NE İDİĞÜ BELİRSİZ ETTİĞİNDEN BELLİ; AHLAKSIZ VE NAMUSSUZ SUÇ ŞEBEKESİ 7.DİN MASKESİ TAKMIŞ SAHTEKARLAR (DİNİN İSTİSMARI VE SİYASAL İSLAM) 8.BÖLÜNMEYE VE KÜRT BAĞIMSIZLIĞINA GİDEN YOL HARİTASI 9. SİZ ALLAH MISINIZ? 10. LÂİKLİK VE BAĞNAZLIK 11. MÜNTAZER TÜRKÖNE, İŞTE O SENSİN 12. ASKER EŞLERİNE ÇAMUR ATMAYA ÇALIŞAN YARATIKLAR 13.TÜRKİYE CUMHURİYETİ TASFİYE EDİLİYOR, HÂLÂ UYANMAYACAK MISINIZ? 14.VATANSEVERLERE VE MİLLETVEKİLLERİNE ÇAĞRI 15.BÜLENT ARINÇ’A SİTEM 16.İLERİ DEMOKRASİNİN TEMEL TAŞLARI; TARİKATLAR, CEMAATLER VE AŞİRETLER. 17. MÜSLÜMANLIK, DİN GÖREVLİLERİ, SİYASET VE DEMOKRASİ 18. İŞTE O SENSİN ENGİN ARDIÇ 19.İKTİDARIN, GÜCE TAPAN UŞAKLARI 20. CEMİL ÇİÇEK’E CEVAP 21.ESER KARAKAŞ’A CEVAP 22.ARTIK FAİLİ MECHULLERİN ADRESİ DEĞİŞTİ, O KATİLLERİ KENDİ CENAHINIZDA ARAYIN 23.ALİ BA... Devamı

19 07 2011

Özrünü Kabul Edemeyeceğiz Cengiz Çandar…

Özrünü Kabul Edemeyeceğiz Cengiz Çandar… Dünkü Radikal’de Yıldırım Türker, Bianet’e atfen, 18 yıl önce Sivas katliamından sonra kimlerin neler yazdığını ortaya koymuştu. Nazlı Ilıcak ve Mehmet Barlas gibi yazarların arasında Cengiz Çandar’ın da adı geçiyor ve o günkü yazısından alıntı yapılıyordu. Bugün Cengiz Çandar, Radikal’deki köşesinde “Madımak”ı Unutmamak” başlıklı bir “özür” yazısı yazmış ve şöyle demiş: “Katliamın kitlesel çatışma potansiyeli taşıdığının farkında olarak, ‘İslamcılar”ı özellikle eleştiri oklarına bilinçli olarak hedef kılmadım. Yazı yayımlandıktan sonra ‘İslamcı’ diye tanımlanan çevrelerden ‘dikkatli’ ve ‘sorumlu’ davrandığım için övgüler aldım. Övgülerden etkilenmedim. Tam tersine, o yazı içimde hep bir sıkıntı yumrusu olarak kaldı. Ve, uzun meslek hayatım boyunca, isabetini savunmakta kendime karşı zorlandığım pek az sayıda yazının başında geldi. İki nedenle: 1) Birçok gözlem doğru olmakla birlikte, Aziz Nesin’e haksızlık ettiğimi ve yakışıksız sıfatlar kullandığımı düşündüm.[1] Öyle yapmam yanlıştı; 2) Kimin provakasyonda payı ne olursa olsun, 37 kişinin canını alan öylesine bir kundakçılık olayında “siyasi denklem” kurmayı değil, “vicdanın sesi”ni dinlemeliydim. Ölenler –üstelik ölüm biçimleriyle – bağrımı yakmıştı ama bu duygum, ne yazık ki, yazıya yansımamıştı. … Yanlışlar insanın peşini bırakmaz. O yazının belki gözlemleri değil ama ruhu yanlıştı… O yazının yanlış ruhundan ötürü incittiklerim olmuşsa, hepsinden özür dilemeyi borç bilirim.” Gerçekten öz&u... Devamı

19 07 2011

Çankırı-Dersim…

Çankırı-Dersim… Seçimlerden önce yazdığım yazımda seçimlerin ve parlamentonun bir şeyi değiştirmeyeceğini, ancak ona katılanları değiştireceğini yazmıştım. Şimdi bir şey daha eklemeliyim: Seçimler hiçbir şeyi değiştirmez ama toplumdaki dinamikleri ve eğilimleri göstermesi ve toplumsal eğilimlerin anlaşılması bakımından eşsiz istatistiklerdir. Bu bakımdan illeri, partilere verilen oy oranlarına göre sosyolojik bakımdan kategorize etmemiz mümkündür: Bir: En tutucu ve reaksiyoner iller hem AKP’nin hem de MHP’nin Türkiye ortalamalarının üstünde oy alıp birlikte zaman zaman %90 oy oranına vardıkları illerdir ki, bunlar büyük çoğunlukla orta Anadolu’da yer alan, şehir olarak küçük ticaretle uğraşan, kırsal alanları verimsiz, yekpare Sünni ve Türk nüfusa sahip, dışarıya göç verse de dışarıdan pek göç almayan, dinsel taassubun fazlasıyla etkisi altındaki yerlerdir: Burdur, Isparta, Afyon, Kütahya, Bilecik, Sakarya, Düzce, Bolu, Karabük, Kastamonu, Çankırı, Kırıkkale, Kırşehir, Yozgat, Nevşehir, Niğde, Aksaray, Karaman, Konya, Osmaniye, Trabzon, Gümüşhane, Bayburt İki: AKP’nin oy oranının Türkiye ortalamasının epey üstünde olup da MHP’nin kendi Türkiye oy ortalamasını geçemediği illerin ise, orta Anadolu’nun görece daha doğu kısımlarında yer alan ve orta Karadenize de uzanan, yine aşağı yukarı aynı yapıda olmakla birlikte orta Anadolu’nun durgunluğundan nispeten kurtulmuş, yeni yükselen ve dünyaya açılan Anadolu ticaret-sanayi burjuvazisine yataklık eden, bazıları Alevi-Sünni karışık, kısmen Kürt nüfus barındıran iller olduğu dikkate çekmektedir: Gaziantep, K.Maraş, Adıyaman, Malatya, Kayseri, Sivas, Tokat, Elazığ, Erzurum, Rize, Çorum, Amasy... Devamı

19 07 2011

Kendi Eliyle Kendi Defterini Dürmek!

Kendi Eliyle Kendi Defterini Dürmek! Şu “defterini dürmek” sözünü hiç sevmem. Hele siyasi ve düşünsel alanda bu söz çok kötü anlamlar yüklüdür. Birinin “işini bitirmek”, “buruşturup bir kenara atmak” anlamına gelir. Özellikle düşünsel alan açısından bu çok tehlikeli bir şeydir. Çünkü “işi bitmiş” gibi görünen bir düşünce gün gelir yıldız gibi parlar. Bu bakımdan özellikle düşünsel alanda hiç kimsenin “defterini dürmemek” gerektiğine inanırım. Evet ama ya birisi kendi kendisinin defterini dürüyorsa ne olacak? “Dürme” “yapma” demekten başka bir şey gelmez elimizden. Murat Belge, bugünkü Radikal’de (4 Temmuz 2011), içinde “ceketinin önünü iliklediği” kocaman bir fotoğrafı da bulunan, Ezgi Başaran’la yaptığı söyleşisinde, üzülerek belirteyim ki, ettiği bazı laflarla kendi kendisinin “defterini dürmüş”. Hopa’daki çatışma sırasında kalp krizi geçirip ölen emekli öğretmen Metin Lokumcu’yu doğrudan değil ama onun “çevresini”, “çevresinin çevresini” “Ergenekon”la bağlantılı göstermeye çalışmış. Bununla da kalmayıp devlet yetkililerine yumurta atan öğrencileri de 1940’ların sonunda Tan Matbaasını basan sağcı gençlerin geleneğinin devamı olarak göstermiş. Belge’ye göre, “ülkedeki polis despotizmi hep var”mış ama, “Hopa’daki gariban adamın bu kadar heyecanlanacağı bir durum yok”muş. İşte Murat Belge’nin, hayatı bir sokak çatışmasında son bulan devrimci bir öğretmen için gösterdiği “duyarlık” b... Devamı

19 07 2011

Belgeler ve Murat Belge’ler!!!

Belgeler ve Murat Belge’ler!!! Murat Belge, Taraf gazetesinin 13 Aralık tarihli nüshasındaki, Anayasa Mahkemesi’nin DTP’yi kapatmasıyla ilgili makalesinde, Ecevit Hükümeti zamanında çıkan 1974 Affına ilişkin olarak şöyle yazmış: “O sırada Devlet Parti’sinin ağırlıklı kesimi böyle bir af çıkmasından yanaydı (ne de olsa, darbe ortamı yaratılsın diye, “affedilen” o solculara “Yürü, ya kulum!” demiş olan da Devlet Partisi’nin kendisiydi). Bunun için de, Meclis’te çok net bir biçimde tecelli etmiş olan iradeyi çiğnemekte tereddüt etmedi.” (Murat Belge, “Beklenen Karar) İki cümlede ikiden epeyce çok  hata yapmak da bir beceridir. Bu hataların belli başlılarına kısaca değineyim: Birincisi, Devlet Partisi’nin ağırlıklı kesimi 1974 affının çıkmasından yana değildi. Af, bu ağırlıklı kesime rağmen çıkmıştır ve tamamen toplumun o andaki özgürlükçü eğiliminin sonucudur. İkincisi, Murat Belge’nin Devlet Partisi adını taktığı kesim yekpare bir blok değildi. Dolayısıyla, “affedilen solculara” daha önce “Yürü, ya kulum” demiş yekpare bir Devlet Partisi’sinden söz edilemez. Ordunun bir kesiminin (Gürler-Batur) solcuları darbe için destekledikleri ya da “yürü, ya kulum” dedikleri doğruydu ama ordunun diğer kesiminin  (Tağmaç-Türün kesimidir bu; dolayısıyla “Devlet Partisi”nin diğer ve hatta daha sonraki gelişmelere bakacak olursak ağırlıklı kesimi oluyor) solculara “dur, ya kulum” dedikleri de bir diğer doğrudur. Ayrıca Murat Belge, 12 Mart döneminin en vahşi işkencelerinin, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamının arkasında yer alan “Devlet Partisi”nin bu kesiminin, aynı zamanda parlamentoyu ... Devamı

19 07 2011

Analar… ve Oğullar… (Münir Aktolga, İrfan Uçar)

Analar… ve Oğullar… (Münir Aktolga, İrfan Uçar) Muazzez Aktolga, Bir Annenin ‘68 Anıları, Sistem Yayıncılık,Ekim 2000 Yakın zamanlarda aramızdan ayrıldığını sandığım ‘68′in çilekeş annelerinden Muazzez Aktolga’nın anılarını iki türlü okumak mümkündür. Gerçekten de çok çile çekmiş, İstanbul’da yargılanmakta olan oğlu Münir Aktolga’yı ziyaret etmek için belki yüz kere Ankara-İstanbul yolunu arşınlamış, kar kış, sıcak soğuk demeden Mamak cezaevini belki otuz, Niğde Cezaevi’ni bir o kadar ziyaret etmiş, oralarda da çeşitli yokluklara, hakaretlere tahammül etmiş, üstelik, görüşlerinden dolayı sol kesimde itibarını kaybetmiş oğlunu her şeye rağmen savunmak zorunda kalmış, ne olursa olsun yüreğini ondan hiç ayırmamış, oğlunun yoğun okumaları için Türkiye’den ve dünyanın çeşitli yerlerinden, dar maddi olanaklarıyla getirttiği kitapları yedi buçuk yıl boyunca cezaevlerine taşımış bir annenin, bütün bu gidiş gelişlere ilişkin tuttuğu notlardan oluşturduğu bir kitap Muazzez hanımın anıları. Onu okurken, anne sevgisinin, anne yüreğinin ne demek olduğunu bir kez daha anlıyor, kendi analarımızı hatırlıyoruz. Sevginin, yüreğin, hiçbir baskı, hakaret, ayrılık, bilinmezlik, hüsran karşısında yenilmediğini bir kez daha görüyoruz. Oğlunun görüşlerini doğrulamak için gösterdiği umutsuz çabalar, bu uğurda içine düştüğü çelişkiler ne olursa olsun, dünyada değeri hiçbir şeyle tartılamayacak bu koskoca ana yüreğinin önünde saygıyla eğiliyoruz. Kitabı, bir de, Münir Aktolga’nın ve Muazzez hanımın daha sonra damadı olacak İrfan Uçar’ın (ilginçtir ki, Muazzez Aktolga, damadı İrfan Uçar’ın s... Devamı

18 07 2011

Enver Gökçe - Şiirler

 Cevahir Yürekliler Zulüm Bayraklarına Küffetiğimiz Çağdı Fırat Akardı Munzur İnlerdi Ciğerparem Ve Cevahir Yürekliler Daha Sağdı Ve Malatya Dağlarında Keban Deresinde Yaban Keçileriyle Seğirttim Kurda Kuşa Yem Oldum Ben Halkın Ulusuydum Yani Doğdum Yeniden Şimdi Mor Işıklı Ağulu Bir Kenger Dikeni Oldum Ve Yılan Kemiği Boğazlara... Döner Ha Dönerim Şimdi Alıcılar Gibi Düşmanın İman Tahtasına... Enver Gökçe      Bu Balabanın Dünyadan Göçtüğüdür Bu Balabanın Dünyadan Göçtüğüdür Aklı karalı seçilirken su, Aklı karalı seçilirken ova, Aklı karalı seçilirken dağ Çakal, kurt, kuş, yılan ve tosbağa Ve ışırken ıpıl ıpıl üzümler Işırken orman Yusuf kuytuda otururdu Gözünü kekitmeden Eline filinta tüfek... Karşıdan gelirdi Balaban Ak yelek, gümüş köstek Atı zorlayı zorlayı. Yusuf bağırttı barutu Yalağın kenarından : "Al" dedi "lan" Düştü Balaban Karnı şorlayı şorlayı Enver Gökçe     Memleketimin Şarkıları Ben, bizden olan bütün insanların dostu; Adı, haritalarda bile bulunmayan Bir köyündenim Anadolu'nun. Güzel şeylere hasrettir memleketim, Güzel şeylere hasret bu dünya. Yıllardır, kanda ve ateşte mısralarım Yanan şehirlerin, Ağır tankların tekerlekleri arasında. Biliyorum, Yaylım ateşlere girilmiştir gönlümüzce Pasifik kıyılarından Volga'ya kadar. Benim arzumanım kaldı Hürriyet boylarında tank oynatanlarda. ... Devamı

18 07 2011

Enver Gökçe - Şiirler

Ah Len Ah Üşürülmüş Yılan Dilli Bir Hançerdi Kardeşim Yüreğime Göğsüme Kollarıma "Bir Dönüm Mülk Kan Değerdi Bizim Buralarda Kebanda Ezirganda Al Sizin Olsun Helal. Benden" Sırtımda Alacalı Mintan Boynumda Yazma Afilli Kasketim Düşmüş Yere Ayağımda Kara Kabar Ayağımda Soğuk Kuyu Lastiği Boynu Buruk Kalmışım Böyle Ah Len Ah. ************************************************** ******** Panzerler Ustumuze Kalkar Panzerler Üstümüze Kalkar Armut Çiçeğindeyiz Meğer Sokakta Düşenler Var Ve Okulda Gösteride İşkencede Ve Mağarada Kışda Karda Kıyamette Silahlı Silahsız Ve Yalnız... ************************************************** ******** Hastir Lan Ben gider oldum kardaşlar. Ve de kız kardaşlar, Ben gider oldum, Gayri Haram bana Bu toprak damlar Bu ağaçlar, Bu taşlar bana. Apat dediğin Şişirilmiş oto lastiği Ve bir kaç Tahtadan ibaret Bir saldır. Suda yüzer. Oğul, uşak, bir de karım Kurt bana Hastir çeker Kuş bana Yılan bana Hastir çeker Çiyan bana Lan kardaş Bu nasıl yara Kanar heryerimden. Döğülmüşüm Süğülmüşüm Koğulmuş. ****** çekilmişim yani Kendi öz yurdumda. Bir meri keklik gibi Çeker giderim. ************************************************** ******** Bir Milli Kurtuluş Türküsü Zalım! Hemi de kötü dinli gavur, Nasıl da bağdaş kurmuş toprağıma Gülümü harmanımı savurur! Kara gözlerini Sevdiğim oğlan, Bize oldu olan Topla Antep'i, Çukurova'yı İzmir'i, Urfa'yı, Konya'yı, Haydi ha! Ne durursun Munzur! Engini de deli gön&uum... Devamı

18 07 2011

Sezgin Tanrıkulu CHP'den veto yedi

Sezgin Tanrıkulu CHP'den veto yedi Tanrıkulu'nun 13 şehit sonrası yaptığı kamuoyuna çağrı açıklaması genel merkez tarafından geri çekildi.. 18.07.2011 - 09:11 CHP Genel Başkan Yardımcısı Tanrıkulu'nun, 13 askerin şehit olduğu terör olayı sonrasında, önceki gün yaptığı "Kamuoyuna çağrı" başlıklı açıklaması, Genel Merkez tarafından "veto" yedi. Tanrıkulu, "Kim neden yaptı bilmiyorum, yapanlar herhalde bilgi verecektir" dedi. GENEL MERKEZ TANRIKULU'NUN AÇIKLAMASINI GERİ ÇEKTİ Diyarbakır'dan Perşembe günü gelen 13 şehit haberi, terörü, Türkiye gündeminin ilk sırasına yine oturturken, CHP'de ilginç bir olay yaşandı. Vatan Gazetesi'nin haberine göre, Diyarbakır eski Baro Başkanı olan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, terör konusunda görüşlerinin yer aldığı bir açıklama kaleme aldı. Tanrıkulu'nun, Silvan' da PKK' lılarla girdikleri silahlı çatışmada şehit düşen 13 askerin arkasından yayımladığı ve "Tanrıkulu'ndan kamuoyuna çağrı" başlıklı açıklaması, CHP muhabirlerine mail yoluyla gönderildi. Bu mailden yaklaşık 10 dakika sonra CHP Genel Merkezi Basın Bürosundan aynı gazetecilere bir mail daha geldi. Genel Merkez'den gönderilen mailde, "Kısa süre önce bu mailden Sezgin Tanrıkulu adına yollanan mail iptal edilmiştir. Lütfen dikkate almayın" uyarısı yer aldı. NEDENİNİ BİLMİYORUM Konuya ilişkin soruları yanıtlayan Sezgin Tanrıkulu, yazısının neden geri çekildiğine ilişkin bilgisi olmadığını, nedenini öğrenmek için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşeceğini belirtti. Tanrıkulu, "Olayın üzerine gitmedim. Kim, neden yaptı bilmiyorum. Yapanlar herhalde bana bilgi verecektir&qu... Devamı

17 07 2011

Türkiye'nin en güzel küfür eden adamı...

Türkiye'nin en güzel küfür eden adamı...  Ruhuna ŞARAP yağsın Can Baba!...   Yıllar önce ODTÜ'de yaptığı bir konuşma... Üç bin kişilik mimarlık amfisi tıklık tıklım dolu, hatta onu dinlemek için ayakta kalan onlarca kişi var...  Can Yücel konuşmaya şöyle başlar:  - Biz hiç bi bok olamadık!  Salondakiler bir anda neye uğradıklarını şaşırırlar. derin bir sessizlik kaplar ortalığı...  Salona gelmeden önce 3 bira ve yarım votka içmesine rağmen muhteşem bir konuşma yapar. Hiç şüphesiz bol küfürlü bir konuşma...  Söyleşinin soru-cevap kısmında ön sıralarda oturan hanım hanımcık bir kız öğrenci parmak kaldırıp can yücel'e şöyle sorar:  - Can bey, bizler şiirlerinizi ve düşüncelerinizi çok beğeniyoruz,size büyük bir saygı duyuyoruz ama konuşmalarınızda çok fazla küfüre ve argoya yer veriyorsunuz, küfürlü konuşmasanız olmaz mı?  Can yücel önce susar, sonra yavaşça doğrulur, o kocaman ellerini kürsünün üzerine koyup:  - Küfür, burjuvazinin ağzında bir lağım çukurudur... küfür, işçi sınıfının ağzında bir çiçektir!.. deyince salonda müthiş bir alkış kopar.  Sonra tamamen ayağa kalkıp şöyle bitirir konuşmasını:  - Arkadaşlar bugün de çok kafa s*ktim!!!  xxxx  Can Yücel, vakt-i zamanda bir yazısında adamın birisine 'göt' dediği için dava açılmış.  Mahkemede Can Yücel şunu anlatmış:  Bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabaya doktora getirir hastayı k&... Devamı

22 04 2011

İzmir kitap Fuarı'nın onur konuğu Refik Durbaş

İzmir kitap Fuarı'nın onur konuğu Refik Durbaş TÜYAP İzmir Kitap Fuarı, bugün kapılarını 16. kez açıyor. TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım Anonim Şirketi ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliğiyle gerçekleştirilen etkinlik, 24 Nisan'a dek Uluslararası İzmir Fuar Alan'nda okuyucularla yazarları bir araya getirecek. Cumhuriyet   İzmir Büro- 340 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımının olacağı fuarda, konferans, söyleşi, panel, şiir dinletisi gibi 130 farklı etkinlik yapılacak. Yüzlerce yazar okurlarıyla imza günlerinde buluşacak. Etkinliğin onur konuğu şair-yazar Refik Durbaş olacak. Etkinlikler kapsamında Ara Güler’in 60 yıllık sanat yaşamından seçkilerin yer aldığı “Eller ve Yüzler” başlıklı fotoğraf sergisi açılacak. Bu yıl 100. yaşı kutlanan Rıfat Ilgaz’ın yaşamının çeşitli dönemlerine ait fotoğrafları, kitap kapakları ve el yazılarının bulunduğu “Rıfat Ilgaz 100 Yaşında” sergisi de fuar katılımcılarına sunulacak. Fuarda ayrıca, Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarım Fakültesi öğrencilerince “TÜYAP Kitap Fuarı Sergileme Sistemleri”, Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği-Homur Mizah ve Karikatür Grubu tarafından 12 Eylül askeri darbesinin 30. yılında “Besleyenler ve Beslenenler” karikatür ve Heyamola Yayınları tarafından “İzmir’im” sergileri açılacak. Fuara ilişkin açıklamada bulunan Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Metin Celal, “Ahmet Şık’ın kitabının basılmadan yok edilmesine yönelik tepkilerimizi koyduk. Konunun uluslararası alanda duyulması için verdiğimiz çaba sonuç buldu” dedi.   Diziler okutuyor 2000’li yıllardan itibaren kitap üretiminin arttığına dikkat çeken... Devamı

20 04 2011

GENÇ OSMAN OYUNU NE ANLATIYOR

TİYATRO DEDİĞİN NEDİR Kİ SÜMEYYE ERDOĞAN  Sümeyye Erdoğan'ın Ankara'da izlemeye gittiği "Genç Osman" oyununda ve oyun sonrasında yaşananlar ilk bakışta odatv'nin sayfalarında yer almaya yakışmayacak bir kişisel olay gibi göründü. Bu konuda çekimser kaldık. Ancak Erdoğan'ın internet sitelerine düşen açıklamasını okuyunca yanıldığımızı anladık. Sümeyye Erdoğan'ın "alınganlık"ı, öyle kişisel bir alınganlık değil, tarihsel bir alınganlıktır! İnsanın insanlaşma tarihini oluştururken sürdürdüğü mücadelede önemli bir çatışma noktasıdır! "Aydınlanma" diye bir zorunlu tarihsel süreci, hepsi dinsel gücün karşısında olmuş ve milyonlarca insanının acılarıyla kanı pahasına yapılmış (1789,1848,1917,1923 vs) devrimleri yaşamış insanlığın bu gelişiminin sonuçlarını kavrayamamış ve buna ayak uyduramamış, ama bu karşıkonulmaz tarihin karşısında, "simge"lerden güç alarak ve de "modern" bir olgu olan sakızıyla (Alınganlık 1: "...sahnenin önüne gelerek 'pardon ben anlayamadım da sormak istiyorum, bu nedir??' diyerek sakız çiğneme hareketi yaptı!.. Seyirciden birinin ufacık bir ağız hareketinden dolayı!.. -Sessiz ve gayet sıradan bir şekilde- sakız çiğnediği için!..") bu gerçek karşısında denge sağlamaya çalışmış bir insanın ruh halini görüyoruz. (Psikolojik bir inceleme için iyi bir veri olacağına inandığım "twitter" mektubunu psikoloji bilimiyle uğraşanlara havale ediyorum.) * Sümeyye Erdoğan, niçin "Genç Osman" oyununa gitmeyi tercih etti? 10 yıllık devr-i iktidarında ne "baba" Erdoğan'ı, ne Cumhurbaşkanını, ne de AKP'den bir bakanı, (belki milletvekilini de) tek bir tiyatro oyununda, operada, müzikal... Devamı

17 04 2011

Bugün böyle görünüyor ama...

Bugün böyle görünüyor ama... MURAT YETKİN 17/04/2011 Mevcut kamuoyu araştırmalarından da ilham alarak, seçim sonrasında ortaya çıkabilecek siyasi ortamla ilgili bazı senaryoları şimdiden üretmek mümkün.  12 Haziran seçimleri için senaryo çalışması yapmak için doğrusu vakit biraz erken. Ancak yine de mevcut kamuoyu araştırmalarından ilham alarak bazı tabloları şimdiden tahmin etmek mümkün olabilir. Bu amaçla önce bazı bilgileri hatırlamak ve bazı kabuller yapmamız gerekir. Bilgiler şunlar: 550 sandalyeli Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir hükümetin güvenoyu alması için en az 276 oy gerekir. Anayasa değişikliğini Meclis’te oylamak için en az 367 oy, anayasa değişikliğini halkoylamasına sunmak için ise en az 330 oy gerekir. Baraj ve sandalye sayısı Yüzde 10 seçim barajının da etkisiyle, partilerin aldıkları oy ile kazanacakları sandalye arasında doğrudan bir ilişki yok; bu kaç partinin barajı aştığına bağlı. Örneğin 2002 seçimlerinde yalnızca AK Parti ve CHP barajı aşabildiği için, AK Parti yüzde 34 ile tek başına iktidar olabilmişti. Ama üç partinin Meclis’e girmesine ve aldığı oylara bağlı olarak aynı oranın hükümet kurmaya yetmemesi de mümkün. AK Parti de CHP de 2007’de 2002’den daha yüksek oy almasına rağmen daha az sayıda vekil çıkarmışlardı; bunun nedeni MHP’nin yüzde 10 barajını aşması ve daha çok bağımsızın Meclis’e girmesi idi. Kabulleri ise mevcut anketler çerçevesinde yapabiliyoruz. Bu tablo bir ay sonra değişebilir, ama bugün itibariyle hem İbrahim Uslu yönetimindeki ANAR hem de Adil Gür yönetimindeki A-G anketlerine baktığımızda, 12 Haziran&rsquo... Devamı

08 04 2011

Hukuka bir 'Haller' olunca

Hukuka bir 'Haller' olunca 01/04/2011 Çok satan bir romanın sinema uyarlaması olan 'Güneşin Karanlığında', eski zaman polisiyelerinin tadını 'janti' ve işini bilir bir avukat olan Mick Haller vasıtasıyla yeniden yaratıyor Matthew McConaughey, kendisine atfedilen Yeni Paul Newman unvanını hak ettiğini bu filmle gösteriyor.   <_script /> document.write(); <_script /> UĞUR VARDANArşivi GÜNEŞİN KARANLIĞINDA Orijinal Adı: The Lincoln Lawyer Yönetmen: Brad Furman Senaryo: John Romano Oyuncular: Matthew McConaughey, Marisa Tomei, Ryan Phillipe Not: İşbu yazı filmdeki bazı gelişmelerden haberdar etmektedir, gerçi film de bu gelişmeleri saklamakta ısrarcı olmayıp meselesine ilk yarım saat civarında ortaya koymaktadır ama yine de “Konuyu fazlaca bahsederek ortamın tadını kaçırmışsın” diyecekleri, girişte uyarayım dedim, bilginize… Çok sevdiğim bir tanımlamadır ve daha önce de kullanmıştım. Kaynağı ise bir İngiliz futbol dergisine (sonradan kapanan ‘Total Football’du galiba) dayanıyor. ‘Evet, pis bir iş ama biri yapmalı’ başlığını atmışlar ve kaleciliğe dair bir dosya hazırlamışlardı. Amerikan sinemasının genel çerçevesi içinde perdeye gölgesini düşüren ‘Avukatlar’ı görünce, bu başlığı hatırlarım çoğu kez. Ne kadar pis iş varsa ilgilenirler ve ‘eşyanın tabiatı’ gereği, kendileri de temiz kalamaz bir şekilde pisliğe bulaşırlar. Bu haftanın mönüsünde yer alan en dikkat çekici Hollywood yapımı ‘Güneşin Karanlığında’nın (yine zorlama bir Türkçe isim, orijinali ‘The Lincoln Lawyer), ana karakteri olan avukat Mick Haller i... Devamı

08 04 2011

Böcekler dahil tüm canlılar öldü

Böcekler dahil tüm canlılar öldü 04/07/2008 Yıl 1993. Hakkâri?de bir kış mevsimi. Aladağ?da düşen çığ yolları kesmiş, yollar açıldığında mezradaki köylülerin hepsinin katledildiği anlaşılmıştır. Cesetler dağın yamacında bir krater gölü olan Alacagöl?ün kıyısındaki köye taşınır   <_script /> document.write(); <_script /> A.ÖMER TÜRKEŞArşivi allowtransparency="" frameborder="0" scrolling="no" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=tr_TR&href=http%3A%2F/www.radikal.com.tr/Radikal.aspx%3faType%3DRadikalEklerDetayV3%26ArticleID=886366%26Date=08.04.2011%26CategoryID=40&layout=standard&show_faces=true&width=450&action=like&colorscheme=light&height=80" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; width: 450px; height: 80px; overflow: hidden; border-top: medium none; border-right: medium none">> Levent Şenyürek, Alacagöl Efsanesi’nde, Hakkâri dağlarında geçen dört gizemli ve gerilimli günün hikâyesini anlatıyor. Yıl 1993. Hakkâri’de bir kış mevsimi. Aladağ’da düşen bir çığ yolları kesmiş, yollar açıldığında mezradaki köylülerin hepsinin katledildiği anlaşılmıştır. Cesetler dağın yamacında bir krater gölü olan Alacagöl’ün kıyısındaki köye taşınır. Alacagöl’de meydana gelen esrarengiz ölümlerin sebebini araştırması için Asteğmen Haluk Günay görevlendirilir. Roman kahramanı Asteğmen Haluk, yirmi beş yaşında, yaşadıklarıyla daha da olgunlaşmış, hayata eleştirel bir pencereden bakan eğitimli bir genç. Ne var ki hem kriminal olayları çözmek gibi ... Devamı

08 04 2011

Örgütsel bozulmanın anatomisi

Örgütsel bozulmanın anatomisi 01/04/2011 Aytekin Yılmaz, daha önce 'İçimizdeki Hapishane'yle açtığı bir mecrayı bu kez 'Dağbozumu'yla deşelemiş, iyi de yapmış. Örgütlerinden geçmişe ilişkin dürüst bir muhasebe bekleyenlere tavsiyem bu romanı okumalarıdır   <_script /> document.write(); <_script /> GÜN ZİLELİArşivi allowtransparency="" frameborder="0" scrolling="no" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?locale=tr_TR&href=http%3A%2F/www.radikal.com.tr/Radikal.aspx%3faType%3DRadikalEklerDetayV3%26ArticleID=1044728%26Date=08.04.2011%26CategoryID=40&layout=standard&show_faces=true&width=450&action=like&colorscheme=light&height=80" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; width: 450px; height: 80px; overflow: hidden; border-top: medium none; border-right: medium none">> Bazı eserler, insanlığın önündeki büyük bir sorunu çözerler ve o alandaki temel taşı oluştururlar. Kendilerinden sonra gelenler hep onları referans alır. Darwin, ‘Türlerin Kökeni’ eseriyle türlerin anatomisini yapmış ve türlerin evrimini temel noktalarıyla açıklamıştır. Marx, Kapital adlı eseriyle kapitalizmin anatomisini yapmış ve kapitalizmin temellerini ortaya koymuştur. Bu büyük eserlerin ardından yapılan analiz ve katkılar sadece bunlara ilişkin kısmi düzeltmeler veya sonraki gelişmelere bağlı olarak yapılan ekler anlamını taşır. Aytekin Yılmaz’ın romanı ‘Dağbozumu’ da, kesinlikle tek bir örgütün anatomisi değil, özel ideolojili tüm örgütlerin anatomisi niteliğindedir.  Devrime âşık olmak Genç bir ra... Devamı

07 04 2011

'Bugünkü genç kuşaklardan da nice 68'li çıkacak'

'Bugünkü genç kuşaklardan da nice 68'li çıkacak' Sönmez Targan, Cumhuriyet gazetesindeki yazılarının bir bölümünü Mıntıka Temizliği adlı kitabında topladı. Kitapta, son altmış yılda Türkiye'deki karşıdevrimci dönüşüm ve buna direnen devrimci birikim irdeleniyor. Targan'la kitabına dair bir söyleşi gerçekleştirdik. Ali Işık Cumhuriyet Kitap- -Hürriyet'te 14 Şubat 2011 günü Fatih Çekirge, Mıntıka Temizliği başlıklı yazısında ABD'nin Soğuk Savaş boyunca Yeşil Kuşak stratejisiyle Afganistan ve Pakistan'dan Fas'a kadar büyük Ortadoğu'da uyguladığı mıntıka temizliği politikalarının son örneği olarak Mısır'ı vurguladıktan sonra dönüp Kenan Evren'e soruyor: 'Komünizmle mücadele adı altında ülkeniz insanlarına ettiğiniz zulmü kendinize hiç soruyor musunuz?' Siz, Mıntıka Temizliği kitabınızda, Türkiye'nin son altmış yılını masaya yatırıyor ve durmaksızın sorguluyorsunuz. Sondan başlayalım: Mıntıka Temizliği'ndeki yaklaşım ışığında Mısır'daki halk ayaklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir devrimden söz etmek olanaklı mı? - Bir toplumsal olayı bilimsel anlamda devrim olarak niteleyebilmek için o devinmeye hangi sınıf önderlik ediyor, önce buna bakmak gerekir ve yine bu toplumsal devinme içinde yaşanan düzeni, üretim biçimi açısından, bir üst üretim düzeyine taşıyor mu, taşımıyor mu, bunu da iyi gözlemek gerekiyor. Mısır'da yaşanan toplumsal kalkışmayı böylesi bir bakış açısından değerlendirdiğimizde verili düzeni değiştiren yapısal bir dönüşüm göremiyoruz. Sadece düzenin yönetimini elinde tutan aktörlerin değiştiğini ve böylesi bir değişimin de arkasında yine Amerikan emperyalizminin varl... Devamı

03 04 2011

Çocuk Edebiyatı/ Derya ÖZTÜRK

  Arşiv 17/2/2006: BİR "ÇOCUK EDEBİYATI" SİTESİ 8/2/2006: Türkiye'de Çocuk Kitaplarının Gelişimi/ Hulusi Geçgel 2/2/2006: Ali ŞAHİN (alsah) ve Siteleri/ "Çocuk ve Edebiyatı" 2009 February 2009 2008 May 2008 2007 December 2007 July 2007 2006 October 2006 July 2006 June 2006 May 2006 April 2006 March 2006 February 2006 January 2006 Çocuk Edebiyatı/ Derya ÖZTÜRK       Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları  alsah / blog yazıları İndexi     Çocuk Edebiyatı Derya ÖZTÜRK * Henüz yetişkin olmayan ve eğitilmesi gereken toplumumuzun en genç üyelerinin düşünce dünyasına seslenebilecek sözlü ve yazılı ürünlerin tümüne ‘çocuk edebiyatı’ adı verilir. Çocuk Edebiyatı’nın amacı: Bilgilendirme, Zevk verme, Çocuğa yaşamı tanıtmadır. Önemi: ... Devamı

03 04 2011

Çocuk Öykü Yarışması (2006)/ ÖZGÜR PENCERE

  Barış Çocuk/ Tülay ÇELLEK     Mavi bir günaydın yolluyorum sabahına Yüreğimin sıcaklığını da gününe...  Tülay ÇELLEK Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları  alsah / blog yazıları İndexi     BARIŞ ÇOCUK   Adına BARIŞ koydular Yaşamla BARIŞIK olsun diye… Adına Barış koydular Savaşa karşı dursun diye… Adına Barış koydular Barışta çiçeklensin, Yazsın, çizsin diye… Adına Barış koydular Savaşta ölmesin diye… Adına Barış koydular Dünyaya barışı yaysın diye… Ben Barış’ım dedi, Savaşı durdurmaya gitti. Barış çocuk Savaşın kurşunlarıyla Dünyayı savaşsız göremeden Toprağa düştü... Devamı

03 04 2011

Havva Sena Yaman: Bizde Bir Çocuk Edebiyatı Var mı?

Havva Sena Yaman: Bizde Bir Çocuk Edebiyatı Var mı?   Bizde Bir Çocuk Edebiyatı Var mı?   Havva Sena Yaman, Yeni Türk Edebiyatı araştırmacısı. İlgi alanlarından biri de çocuk edebiyatı... Kendisiyle, başta çocuk edebiyatı olmak üzere çeşitli konularda söyleştik. İlgiyle okuyacağınızı umarız. Öncelikle okuma ve yazma serüveninizden bahsedelim istiyorum. Edebiyat sizin için ne ifade ediyor? Bir meslek olmanın ötesinde? Okumayla ve yazmayla ilişkinizin akademisyenliğinizden önceki/dışındaki yeri... (Çünkü bana, edebiyat-bilimcilerinin içinde hep gizli bir yazar yaşıyor gibi gelir. Mehmet Tekin'le yapığım söyleşi de delilim.) Edebiyat kültüre dahil bir olgudur ve edebiyatta bir üretim söz konusu ise de, bu, edebiyatın temelde meslek olarak alınmasını haklı gösterecek bir üretim değildir. Yani edebiyatla ve güzel sanatların diğer dallarıyla bilinçli olarak uğraşan bir kimsenin ilk kaygısı meslek edinmek değildir. Edebiyat, kısaca söylemek gerekirse; dünyayı, olayları ve davranışları algılayışı farklılaştırır ve bu yönüyle insanın kendini tanımasına, keşfetmesine yardımcı olur. Okumak sayesinde edebiyatın gücünü kavrayan bir beynin, "el"i harekete geçirmemesi mümkün değildir. Fakat edebiyat, şu anda kimliğini hatırlayamadığım bir edebiyatçının dediği gibi, şairin en kıskanç sevgilisidir, kendisinden başka bir gözdeyi asla kabullenmez. Yalnızca kendisi için yaşanmasını ister, hatta diretir. Kendisini edebiyata adayamayanlar için amatör bir uğraş olmanın ötesine geçemez. Böyleleri için yapılacak en iyi şey, ortaya konan güzel eserleri fark etmek ve alkışlamaktır. Bizde bir çocuk edebiyatınd... Devamı

03 04 2011

XIX. Yüzyıl Çocuk Dergiciliği ve Eğitsel İşlevleri Üzerine

      Çocuk dergiciliğinin ortaya çıkışı, basın tarihçesi içerisinde ele alınabilir. Genel olarak "basın" kavramıyla ifade edilen kitle iletişim araçlarının, insanlar arasında bilgi akışını , (Information) düşüncenin, yorumların ve fikirlerin toplum içerisinde dolaşımını sağlamak gibi temel işlevleri bulunmaktadır. Bu temel işlevlerin yanında basının,  insanları eğitmek ve eğlendirmek, bireysel ve toplumsal sorunlara ilgi çekmek, yaşam koşullarının iyileştirilme çabalarına katkıda bulunmak gibi  yararlarından da söz edilebilir. Kitle iletişim araçları, toplumsal yaşamın belirli  alanlarında olduğu gibi, eğitim alanında da çok önemli bir işleve sahiptir. Dünyada 17. yüzyılda ortaya çıkan basın (1), Osmanlı İmparatorluğunda yaklaşık iki yüzyıllık gecikmeyle gündeme gelmiştir. Osmanlı basını, ilk önce yabancıların çıkardıkları gazetelerle başlamıştır. Ancak Türk basının (gazete ve dergiciliğinin) gelişmesi ve yaygınlaşması, 19. yüzyılın ikinci yarısında Şinasi ile Agah Efendi’nin birlikte çıkardıkları ilk özel gazete Tercüman-i Ahval (1860) ile mümkün olabilmiştir. Matbaanın kullanımında olduğu gibi basının gelişmesinde de Avrupa’nın öncülüğü yine karşımıza çıkmaktadır. Basının önemli bir bölümünü oluşturan dergiciliğin  ortaya çıkışı ve gelişmesi, sosyal bilimlerin doğuşuyla yakından ilgilidir. Sosyal bilimlerin ortaya çıkışı ve bilginin topluma arzı, bilgiyi aktaracak araçların doğuşunu hazırlamıştır. Bu araçlar içerisinde en etkili ve kalıcı olanları, uzun... Devamı